Portekiz erken seçim için pazar günü sandık başına gidiyor

Anketler çok az farkla da olsa sağ ittifakın seçimlerden birinci parti çıkacağını ve aşırı sağın yükselişe geçeceğini iddia etse de azınlık veya koalisyon hükümeti kaçınılmaz görünüyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Portekiz erken seçim için pazar günü sandık başına gidiyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Portekiz, eski Başbakan Antonio Costa'nın yakın çevresinde çıkan yolsuzluk iddiaları nedeniyle Kasım 2023'te istifa etmesinin ardından 10 Mart Pazar günü erken genel seçime gidiyor.

Son 5 yılda üçüncü kez genel seçim için sandık başına gidecek olan Portekizliler, ülkede diktatörlüğün son bulduğu, 24 Nisan 1974 tarihli Karanfil Devrimi'nin 50. yılında siyasi istikrar arasa da anketler, azınlık veya koalisyon hükümetini kaçınılmaz gösteriyor.

Anketler, ülkede 9 yıldır ana muhalefette olan sağ görüşlü Sosyal Demokrat Partinin (PSD), Hristiyan Demokratlar (CSD) ile kurduğu Demokratik İttifakın (AD) seçimlerden birinci çıkacağını, mevcut durumda tek başına iktidarda olan Sosyalist Partinin (PS) de az bir farkla ikinci sırada yer alacağını belirtiyor.

Ancak 230 sandalyeli Portekiz Meclisi'nde AD'nin en fazla 100 milletvekiline sahip olması beklendiğinden ve 116 olan mutlak çoğunluğu elde edemeyeceğinden hükümeti kurmak için dışarıdan destek almasının zorunlu olacağı görüşü ağırlık basıyor.

- Aşırı sağcı Chega'nın büyük bir yükselişe geçmesi bekleniyor

Anketlere göre, ülkede normal şartlarda gelecek 4 yıl için iktidarı belirlemede kilit rol oynaması öngörülen aşırı sağın ise yükselişe geçeceği tahmin ediliyor.

Eski bir futbol yorumcusu olan Andre Ventura'nın liderliğini yaptığı aşırı sağcı Chega'nın, 2019'da sadece 1 olan milletvekili sayısını 2022'deki seçimlerde 12'ye çıkardıktan sonra pazar günü 35'e kadar yükseltmesi bekleniyor.

sdvdw
Fotoğraf: AA

Portekiz siyasetinde son iki yıldır üçüncü büyük siyasi parti konumunda olan Chega'nın bu seçimlerde konumunu daha da güçlendirmesi ve belirleyici olması görüşü ağırlık kazanıyor.

Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde mevcut durumda beş ülkede (İtalya, Macaristan, Polonya, Finlandiya ve Letonya) iktidarda, İsveç'te de hükümete dışarıdan destekle aşırı sağcı partiler bulunurken, Portekiz'in de bu listeye girmesi kuvvetle muhtemel gözüküyor.

Anketlerde, AD yüzde 28-32, PS yüzde 24-29, Chega yüzde 15-20 aralığında oy alabilecek kapasitede bulunurken, seçimlere katılan siyasi partiler arasında sağ blokun oylarının yüzde 50-51, sol blokun oylarının da yüzde 46-48 aralığında olacağı iddia ediliyor.

Portekiz'in yeni başbakanı ise PSD ve aynı zamanda AD'nin lideri olan Luis Montenegro ya da 2015'ten bu yana başbakanlık yaptıktan sonra istifa eden Costa'nın yerine Aralık 2023'te PS'nin genel sekreterliğine seçilen, eski Altyapı ve Konut Bakanı Pedro Nuno Santos olacak.

PS, 2022'deki son seçimlerde Costa ile yüzde 41,37'lik oy oranına sahip olarak rekor kırsa da yolsuzluk soruşturmalarından, güven eksikliğinden ve ülkedeki siyasi istikrarı bozmasından dolayı büyük zarar gördü.

- Seçimlere ilgi göstermeyen Portekizlilerin öncelikli sorunu yolsuzluk, konut ve sağlık

Son olarak 30 Ocak 2022'de seçimin yapıldığı ve yüzde 3,6'lık bir artış olmasına rağmen katılımın sadece yüzde 52 olduğu Portekiz'de, kayıtlı 10,8 milyon seçmenin bu kez de sandığa ilgi göstermesi beklenmiyor.

Portekiz Cumhurbaşkanı Marcelo Rebelo de Sousa da bu soruna dikkati çekerek, "50 yaşına giren bir demokraside, giderek yaşlanan demokrasilerin evrimini takip etmememiz çok önemlidir. Oy verebilen herkesin sandığa gitmesi önemlidir." çağrısında bulundu.

Anketlere göre Portekizliler son dönemde oldukça gündemde olduğu için yolsuzluk başta olmak üzere, konut, sağlık ve göçmen sorunlarına öncelik gösteriyor.

Siyasetçilerin kamu ihalelerinde komisyon ya da nüfuzunu kullanarak haksız kazanç sağladığına ilişkin iddialar sadece kasım ayında olduğu gibi eski Başbakan Costa'nın özel kalem müdürü ve bir danışmanının da aralarında olduğu 5 kişinin gözaltına alınmasıyla sınırlı kalmamış, geçmişte farklı siyasi partilerdeki belediyelerde de benzer yolsuzluklar gündeme gelmişti.

Ülkedeki en büyük sosyal kriz ise konut sorunu olarak biliniyor.

Özellikle gençleri ve yaşlıları etkileyen konut sorunu yüzünden iki yıldır sürekli sokaklara dökülüp gösteri yapan Portekizliler, son 30 yılın en yüksek seviyesinde olan kira ve ev fiyatlarındaki artışın yanı sıra Lizbon ve Porto gibi büyük şehirlerde oldukça sık kullanılan sadece turistlere yönelik ev kiralanmasına ve boş tutulan dairelere de karşı çıkıyor.

AB ülkeleri arasında asgari ücrete ödediği 886 avro ile 10. sırada olan Portekiz'de büyük şehirlerde sadece bir odanın kirası aylık ortalama 500 avro olarak belirtilirken, idealista.pt emlak sitesine göre ev fiyatlarının da son bir yılda yüzde 26,3 arttığı ifade ediliyor.

Sağlık sektörü de toplum içinde en fazla tartışılan konuların başında gelirken, geç verilen ameliyat tarihleri, uzun bekleme sıraları ve personel yetersizliği sivil toplum kuruluşlarınca eleştiriliyor.

- Ekonomik istikrarın bu yıl devam etmesi bekleniyor

Bu arada 2011 yılında yaşadığı ekonomik krizi başarılı bir şekilde atlatan ve ekonomik açıdan istikrarlı bir dönemde olan Portekiz, 2009'dan bu yana ilk defa yüzde 100'ün altına düşürdüğü kamu borç oranını 2023'te gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 98,7'sine kadar çekmeyi başardı.

Mevcut sol iktidarının 2024 yılı bütçesini Meclis'ten rahat bir şekilde geçirmesinden dolayı bu yıl için istikrarını koruması beklenen Portekiz ekonomisi, aynı zamanda uzun vadeli borçlanma maliyetlerinin yüzde 3 civarında olmasından İspanya, İtalya ve Yunanistan'a göre daha avantajlı konumda bulunuyor.

İstatistiklere göre 2023'te yüzde 2,3'lük ekonomik büyüme kaydeden Portekiz'de, kişi başına düşen milli gelir 25 bin 760 avro, işsizlik oranı ise yüzde 6,5 seviyesinde.

- Ülke nüfusunun yüzde 10'una yakını göçmen

Diğer yandan özellikle aşırı sağın söylemlerinde alet ettiği göçmenler konusu da Portekiz'de yavaş yavaş siyasi sorunlar arasında yer almaya başladı.

Son istatistiklere göre Portekiz'de kayıtlı göçmen sayısı, ülke nüfusunun yüzde 10'una yaklaşarak 1 milyonun üzerine çıkarken, 10 yıl öncesine göre iki kata varan artış olması dikkati çekiyor.

Portekiz'de yaşayan Türk nüfusu da benzer şekilde son yıllarda 3 kata yakın bir artışla 1900'ler civarında bulunuyor.

- Portekiz-Türkiye ilişkileri

Türkiye ile Portekiz arasında 1843 yılına kadar uzanan siyasi ilişkiler, 1957'den itibaren karşılıklı atamalarla büyükelçilik seviyesine çıkarıldı.

İki ülke arasında şimdiye kadar bir kez, o da 2015 yılında hükümetlerarası zirve yapıldı.

THY, 2012'den bu yana Lizbon-İstanbul arasında günlük seferlere başlarken, mevcut durumda Lizbon’a günde iki olmak üzere haftada 14 ve Porto’ya günde 1 olmak üzere haftada 7 uçuş düzenleniyor.

- Meclis'in mevcut dağılımı

Portekiz'de 230 sandalyeli Meclis'in mevcut dağılımı ise şöyle:

PS 120, PSD 77, Chega 12, Liberal Girişim (IL) 8, Sol Blok (BE) 5, Portekiz Komünist Partisi (PCP) 6, Portekiz Doğa ve Hayvan Korumacı Parti (PAN) 1, Özgür 1.

Ipespe adlı şirketin 6 Mart'ta yayınladığı anket sonuçları:

PSD'nin en büyük ortağı olduğu sağ ittifak AD 98, PS 74, Chega 35, IL 9, BE 6, Özgür 4, Üniter Demokratik Koalisyon (CDU) 4.



Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’nin 19 Şubat’ta yapılması planlanan ilk toplantısına bir dizi dünya lideri davet edildi.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıya katılmayı kabul ederken, Fransa, İtalya, Norveç, Çekya ve Hırvatistan liderleri daveti reddetti.

Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan dün Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini duyurdu. Dan, ülkesinin Barış Konseyi’nin ilk oturumuna katılıp katılmama konusunda henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Dan, kararın ‘Romanya gibi fiilen konsey üyesi olmayan ancak tüzüğünün gözden geçirilmesi şartıyla katılmak isteyen ülkeler açısından toplantının formatına ilişkin Amerikalı ortaklarla yürütülecek görüşmelere’ bağlı olduğunu belirtti.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini ve katılmayı planladığını duyurdu.

Buna karşılık Çekya Başbakanı Andrej Babis, cumartesi günü Barış Konseyi toplantısına katılmayı düşünmediğini açıkladı. Babis, TV Nova’ya yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği’ne (AB) üye diğer ülkelerle istişare içinde hareket edeceğiz. Bu ülkelerden bazıları konseye katılmayacaklarını ifade etti” dedi.

ABD Başkanı’nın Gazze savaşını sona erdirmeye yönelik planı uyarınca, Gazze Şeridi’nin yönetiminin, Donald Trump’ın başkanlığını yaptığı Barış Konseyi’ne bağlı olarak kurulacak Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından geçici olarak üstlenilmesi öngörülüyor.

Ancak konseyin tüzüğünde Gazze’ye açık bir atıf yer almıyor. Metin, konseye daha geniş bir misyon yükleyerek, dünyadaki silahlı çatışmaların çözümüne katkı sunmayı hedef olarak tanımlıyor.

Konseyin önsözünde ise Barış Konseyi’nin, ‘çoğu zaman başarısız olmuş yaklaşımları ve kurumları terk etme cesaretine sahip olması gerektiği’ vurgulanarak, Birleşmiş Milletler’e (BM) örtük bir eleştiri yöneltiliyor.

Bu durum, başta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva olmak üzere bazı liderlerin tepkisini çekti. Macron ve Lula da Silva, geçtiğimiz haftanın başlarında yaptıkları açıklamalarda, ABD Başkanı’nın çağrısına karşılık olarak BM’nin güçlendirilmesi gerektiğini savunmuştu.

Hoşnutsuzluk

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise ülkesinin anayasal engeller nedeniyle Barış Konseyi’ne katılmayacağını yineledi.

Tajani cumartesi günü İtalyan haber ajansı ANSA’ya yaptığı açıklamada, “Anayasal kısıtlamalar nedeniyle Barış Konseyi’ne katılamıyoruz” dedi ve İtalya Anayasası’nın, tek bir liderin yönetiminde bir kuruluşa katılmayı öngörmediğini hatırlattı.

Geçtiğimiz cuma günü Brezilya Devlet Başkanı, 79 yaşındaki ABD Başkanı Donald Trump’ı, ‘yeni bir milletler topluluğunun efendisi’ olmaya çalışmakla suçladı.

Lula da Silva tek taraflılığa karşı çoğulculuğu savundu ve BM tüzüğünün adeta parçalanmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Donald Trump, Barış Konseyi’ni geçtiğimiz ocak ayında Davos’ta düzenlenen forumda ilan etmişti.

Tüzüğe göre, Cumhuriyetçi Başkan Trump her şeye tam hâkim; yalnızca o diğer liderleri davet edebiliyor ve katılımlarını iptal edebiliyor. Sadece ‘üye devletlerin üçte ikisinin veto hakkını kullanması’ durumunda bu yetkisi sınırlanabiliyor.

Diğer liderlerin tepkisini çeken noktalar arasında, metinde Gazze’ye açık bir atıf bulunmaması ve üyelik maliyetlerinin yüksekliği yer alıyor. Konseyde kalıcı bir sandalye almak isteyen ülkelerin 1 milyar dolar ödemesi gerekiyor.


Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.


Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.