Filistinli kadınlar gözaltı deneyimlerini anlatıyor: 'Başımıza anlatamayacağımız şeyler geldi'

Sözlü-fiziksel şiddet ve cinsel taciz

İllüstrasyon: Sara Gironi Carnevale
İllüstrasyon: Sara Gironi Carnevale
TT

Filistinli kadınlar gözaltı deneyimlerini anlatıyor: 'Başımıza anlatamayacağımız şeyler geldi'

İllüstrasyon: Sara Gironi Carnevale
İllüstrasyon: Sara Gironi Carnevale

Hüsam Maruf

Gazze’deki Filistinli kadınların trajedisi ve işgal, 1948 yılındaki Nekbe'den günümüze kadar durmak bilmiyor. Bu yolculuk sırasında kadınlar; cinayet, aile kaybı, tutuklanma, korku ve açlığa maruz kalma gibi çeşitli acılar yaşadı. Mevcut Gazze savaşı sırasında Filistinli kadınlar baskı ve istismarın en sert biçimlerine maruz kaldılar ve halen de kalmaya devam ediyorlar. Bu da işgal güçlerinin tüm Filistinliler gibi onları da kasıtlı olarak hedef alma niyetinin altını çiziyor.

Altıncı ayına giren Gazze savaşında İsrail ordusu, yüzlerce Filistinli kadını tutukladı ve onları işkence gördükleri, dövüldükleri, sözlü olarak aşağılandıkları, hatta birçoğunun cinsel tacize ve saldırıya uğradığı utanç verici gözaltı koşulları ve sorgulamalara maruz bıraktı.

“Onurumu kaybetmeden önce”

29 yaşındaki E.T., yaşadığı gözaltı deneyimi sırasında başına gelenleri Al Majalla’ye anlattı: “Kelimenin tam anlamıyla, ölümü birden fazla kez dilediğim noktaya kadar varan zor günler yaşadım. Bu, onurumu kaybetmeden önceydi. İnsanlığa değer vermeyen, bana hiçbir ahlaki kaygı duymadan davranan canavarlarla karşı karşıyaydım.”

E.T. sözlerini şöyle sürdürdü: “Başından beri gözlerindeki vahşeti gördüm. Gazze'nin doğusunda, ez-Zeytun bölgesindeki evimize girdiler. Biz kadınlardan, ağır şekilde dövülen ve kötü muamele gören erkeklerin çığlıkları arasında evden çıkmamızı istediler. Annem, iki kız kardeşim ve erkek kardeşimin eşi bana eşlik ediyordu. Bizi bir grup kadınla birlikte kamyona bindirdiler. Bazıları mahalleden kadınlardı, hepsinin gözleri bağlı ve elleri kelepçeliydi. Askerlerin vahşetinden korktuğumuz için hiçbirimiz diğerleriyle konuşmaya cesaret edemiyorduk.”

Eski tutuklu

Askerlerden biri yanıma gelip vücudumu ellemeye başladı. Direndiğimde bütün askerler tarafından feci şekilde dövüldüm.

O anlar güvenlik duygusunu yok eder, yerini dehşet duygusuna bırakır ve beden, elekteki un tozu gibi titremeye devam eder. E.T. gözaltı sırasında yaşadıklarını anlatırken şu ifadeleri kullandı: “Sabah çok soğuk olmasına rağmen soğuktan değil, korkudan titrerdim. Korkum daha da artmasın diye gözlerimi açmaya korkuyordum.”

Ölüme doğru

E.T. şöyle devam etti: “Yolculuk sırasında kendimi ölüme sürükleniyormuş gibi hissettim ve dehşet düşünceleri peşimi hiç bırakmadı. Askeri kamyonun tekerleklerinin üzerinden geçtiği tümseklerin kalbimi parçaladığını ve dehşetimi artırdığını hissettim. Bazı anlarda tüm vücudumu uyuşukluk kapladı, belki de korkunun yoğunluğundan dolayı sinirlerim yolculuk sırasında iki saatten fazla hissettiklerimi yorumlamayı bıraktı.”

(foto altı) Gazze Şeridi'ndeki savaşta yerinden edilen Filistinli bir kadın (AFP)
Gazze Şeridi'ndeki savaşta yerinden edilen Filistinli bir kadın (AFP)

E.T. sözlerini şöyle sürdürdü: “Tutuklama yerine vardığımızda, bizi kesime giden sığırlar gibi kelepçeleyerek sürüklediler. Bizi karanlık bir yere attılar, gözlerimdeki sıkı bağ nedeniyle karanlık daha da arttı. Ellerim de kelepçeli olduğu için hiçbir yere dokunamadım.”

Yeni serbest bırakılan mahkûmun bileklerinde kelepçelerin etkileri açıkça görülüyor ve sanki bıçakla oyulmuş gibi izler taşıyordu.

Genç kadın bu şekilde götürüldü ve her iki cinsiyetten askerlerin önünde bir sandalyeye oturtuldu. Bize anlattığına göre, bu korktuğu yüzleşme anıydı: “Kendimi bir dağın tepesindeymişim ve birazdan aşağı itilecekmişim gibi hissettim ama başıma gelenler daha da korkunçtu. Ertesi gün ellerimi çözdükten sonra Arapça konuşan bir kadın asker benden soyunmamı istedi. Bunu reddettiğimde dövüldüm ve yüzüme, ağzıma ve başıma yumruklar yedim. Kimseyi göremiyordum ama yüzümden ve ağzımdan boynuma doğru kan aktığını hissettim.”

İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu öldürülen Filistinli bir gencin cenaze törenini izleyen Filistinli kadınlar. (Alamy)
İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu öldürülen Filistinli bir gencin cenaze törenini izleyen Filistinli kadınlar. (Alamy)

E.T. konuşmasını şöyle sürdürdü: "Kadın asker, diğer askerlere odadan çıkmalarını söylediğinde hepsi güldü. Askerlerden biri yanıma yaklaşıp vücudumu ellemeye başladı. Ben direnince, bütün askerler tarafından feci şekilde dövüldüm. Beni yere attılar ve dövdüler. Bazen de taciz edip vücudumun hassas yerlerine dokundular. Ben çığlık atarken ve ağlarken, onlar bir yandan bana en ağır hakaret edici sözleri savurup, bir yandan elbiselerimi yırtıp beni tamamen soydular. Ben onların tek istediklerinin bedenimi önlerine sermek olduğunu hissettim. Belki de amaç kuzey Gazze'de kalmaya kararlı olan aileleri cezalandırmaktı.”

Tarifsiz sahneler

Bu baskı deneyimi, Filistinli kadın H.M. gibi kaçmayı reddeden veya kaçamayanlarla sınırlı kalmıyor. Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı habere göre çocukları ve ailesiyle birlikte çıktığı göç yolculuğu sırasında işgal askerlerinin konuşlandığı Kuveyt Kavşağı'nda tutuklanan 38 yaşındaki H.M. yaşadıklarını şöyle anlattı: “O zor zamanlarda maruz kaldıklarımızın dehşetini tarif edemem. Asker adı altında hiçbir insani ve ahlaki vicdan taşımayan gerçek bir çetenin eline düştüm. Hayatta kalmamın gerçek bir mucize olduğunu hissediyorum.”

Eski tutuklu

Elbiselerimi çıkarmamı emrettiler. Eğer bunu ben yapmazsam kendilerinin yapacaklarını, sonra da bana tecavüz edeceklerini söyleyerek tehdit ettiler.

H.M. sorgulama deneyimi hakkında şunları söyledi: “Gözümdeki bağı çıkarıp sonra ellerimi bağlamalarına önce şaşırdım. Bir kadın askerin önümde oturduğunu ve bana sert bir şekilde baktığını gördüm. Üç gün boyunca yattığım karanlığın etkisiyle gözlerimdeki karartı ortadan kaybolunca, askerlerden oluşan bir çemberin ortasında olduğumu fark ettim. Hepsi çıplaktı ve gülüyorlardı. Gördüklerim karşısında ağlamaya ve gözlerimi kapatmaya başladım. Bana en ağır sözleri söylemeye başladılar ve elleri kıyafetlerimi çıkarmak için uzandı.”

İki seçenek arasında seçim

35 yaşındaki S.M., Cibaliye Mülteci Kampı'ndaki İbn Sina Okulu sığınağında tutuklandığını, askerlerin kendisini ve bir grup kadını Damon gözaltı merkezine götürdüğünü anlattı. Burada 54 gün göz altında tutulduğunu, serbest bırakıldığında ise kız kardeşiyle birlikte gözleri bağlı ve elleri kelepçeli olarak gece Kerem Şalom Sınır Kapısı’na atıldıklarını söyledi.

(foto altı) Filistin'in El Halil kentinde İsrail ordusunun kontrol noktasından geçen Filistinli bir kadın (Alamy)
 Filistin'in El Halil kentinde İsrail ordusunun kontrol noktasından geçen Filistinli bir kadın (Alamy)

S.M. sözlerini şöyle sürdürdü: “Gözaltı koşullarına karşı gelerek sorgucuların karşısında elimden geldiğince dik durmaya kararlıydım. Onlar bendeki dayanma gücünü görünce, üzerimdeki baskıyı artırdılar. Kaşıkları ateşte ısıttılar ve sonra beni onları ellerimde tutmaya zorladılar. Ne zaman onlara boyun eğmeyi reddetsem, beni fiziksel olarak taciz ettiler. İki asker etrafımı sardı ve ellerini elbisemin altına sokup vücudumun hassas bölgelerine dokunarak beni fiziksel olarak taciz ettiler. Bu süre zarfında bana ağır cinsel söylemlerde bulunuyorlardı ve bu muameleye karşı bağırdığımda, sözlerin kabalığını ve fiziksel tacizi artırıyorlardı. Benden ne istediklerini anlayamadım. Sorular, arandıklarını söyledikleri aile üyeleri, hakkında hiçbir şey bilmediğim ve hatta hiç tanışmadığım insanlar hakkında genel sorulardı.”

S.M. şöyle devam etti: “Elbiselerimi çıkarmamı emrettiler. Eğer bunu ben yapmazsam kendilerinin yapacaklarını, sonra da bana tecavüz edeceklerini söyleyerek tehdit ettiler. Böylece iki seçenekle karşı karşıya kaldım. Ya kendi isteğimle kıyafetlerimi çıkaracaktım ya da zorla çıkaracaktım, sonra da bana cinsel saldırıda bulunacaklardı. Dolayısıyla iki seçenek arasında bir seçim yapmak zorundaydım.”

Filistinli kadınlar bu gerçekleri anlatırken bu zalim sahnelere siyah bir perde çekiyor ve daha sonra olanları ifade etmede dil onlara yardımcı olmuyor. Filistinli kadınların gözaltı ve sorgulama yolculuğunda maruz kaldıkları o acı deneyimlerin anlamını çözmek için belki de susmakla yetinmeli ve acının bilinmesini sağlamalıyız.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.