Siyahiler ve Latinler nasıl Trump'ın kozu, Biden'ın kâbusu haline geldi?

Mevcut başkandan duyulan memnuniyetsizlik ve eski başkanın politikalarından faydalanmak savaşın sonucunu belirleyebilir.

ABD Başkanı Joe Biden ve rakibi Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden ve rakibi Donald Trump (AFP)
TT

Siyahiler ve Latinler nasıl Trump'ın kozu, Biden'ın kâbusu haline geldi?

ABD Başkanı Joe Biden ve rakibi Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden ve rakibi Donald Trump (AFP)

Tarık eş-Şami

Joe Biden ve Donald Trump, ABD'de 1892'den bu yana görevdeki bir başkan ile eski bir başkan arasında yapılacak ilk seçimde karşı karşıya gelmeye hazırlanırken, bu süreçte Trump için cesaretlendirici, rakibi için ise endişe verici işaretler görülüyor. Biden'ın tüm seçim kampanyası boyunca Trump'a tercih edildiği 2020'nin aksine, bu kez özellikle Trump'ın politikalarından Biden'a kıyasla kişisel olarak yararlandıklarına inanan siyahi ve Latin seçmenler Biden’ın yolunu zorlaştırıyor. Peki bu ne anlama geliyor ve bu değişimin nedeni nedir?

Güneş kadar parlak

Eğer ABD başkanlık seçimleri bugün yapılsaydı, sonuç eski Başkan Donald Trump'ın lehine olacaktı. Son birkaç hafta içinde The New York Times ile Siena College, CBS News ile YouGov, Fox News ve The Wall Street Journal tarafından yayınlanan ve Trump'a rakibi karşısında iki ila dört puan arasında bir fark veren tüm anketler güneş kadar parlak bir gerçeği gözler önüne seriyor.

Her ne kadar bu sonuçlar resmi olarak kamuoyu yoklamalarında hata payı dahilinde olsa da genel seçimlerde rakibi karşısında kendisini son 75 yılda Beyaz Saray'da oturan herhangi bir başkandan daha kötü bir konumda bulan Biden için kasvetli bir tablo çiziyor. Zira son anketler Biden'ın 2020'deki başarısının ardında yatan tabanını, salıncak eyaletlerde küçük bir farkla kaybetmeye başladığını gösteriyor.

New York Times ve Siena College tarafından kısa süre önce yapılan bir anket, siyahi Amerikalıların eski başkana desteğinin yüzde 23'e yükseldiğini ve Trump'ın Latin kökenliler arasında Biden'a karşı yüzde 46'ya yüzde 40'lık doğrudan bir üstünlüğü olduğunu gösterdi.

Siyahiler ve Latinler

Siyahiler ve Latinler için yapılan anket sonuçları sadece ulusal düzeyde değil, aynı zamanda Seçiciler Kurulu oylamasının galibini belirleyen savaş alanı olarak adlandırılan eyaletlerde de endişe yaratıyor.

Kasım ayında New York Times ve Siena College'in Arizona, Georgia, Michigan, Nevada, Pensilvanya ve Wisconsin olmak üzere altı eyalette yaptıkları anket sonuçları, siyahilerin yüzde 22'sinin, Latinlerin ise yüzde 42'sinin Trump'a oy vereceğini ortaya koydu.

Pew Araştırma Merkezi’ne göre bu eğilimler devam ederse sonuçlar, 2020'deki başarısının temelini siyahi ve Latin oyları oluşturan Biden için felaket olacak. Çünkü Biden, Trump'ın yüzde 8'ine karşılık siyahilerin yüzde 92'sinin ve Trump'ın yüzde 38'ine karşılık Latin oylarının yüzde 59'unu kazandı.

Ekonomik faktörler

ABD'deki liberal medya ve basın, Barack Obama'nın doğum belgesi hakkında komplo teorileri yayan, Meksika vatandaşlarını kötüleyen ve eski Ulaştırma Bakanı Elaine Chao ile Asyalı olduğu için alay eden bir ırkçı olarak tanımladıkları Trump'ı beyaz olmayanların neden desteklediğini anlayamıyor gibi görünse de durum o kadar da karmaşık değil.

Veriler, siyahi ve Latin Amerikalıların yarısından fazlasının mevcut ekonomik koşulları kötü olarak değerlendirdiğini gösterirken, siyahilerin yüzde 26'sı ve Latin Amerikalıların yüzde 37'si Trump'a oy vereceklerini çünkü politikalarının kişisel olarak kendilerine fayda sağladığını belirtiyor.

xsdv fbrt
Biden ve Trump arasındaki ABD seçim kampanyası faaliyetleri (AFP)

Wall Street Journal'a göre Kovid-19 salgınından önce, çoğu siyahi ve Latin kökenli on milyonlarca işçi sınıfı seçmen düşük enflasyon, düşük işsizlik ve artan ücretlerin tadını çıkarıyordu. Azınlıkların daha büyük bir paya sahip olduğu en düşük gelir dilimindeki ABD’lilerin haftalık ücreti, Barack Obama döneminde çeyrek başına ortalama 88 sentlik ücret artışına kıyasla, Trump'ın başkanlığının ilk üç yılında çeyrek başına 4,24 dolar arttı.

Azınlık çatışması

Trump'ın siyahi ve Latin azınlıklar arasındaki gücünün son yirmi yılda hiçbir Cumhuriyetçi başkan adayında görülmeyen bir düzeye ulaşması, Demokratları son yıllarda kazanmak için güvendikleri Latin seçmenlerin büyük çoğunluğunu korumak için savunmaya geçmeye sevk etti. Bu durum, 2024 seçimlerinin çarpıcı gerçeğini gözler önüne seriyor. Beyaz Saray ve ABD Kongresi için mücadele, ırksal olarak farklı eyaletlere kayarken, her iki partinin de siyahi, Asyalı ve Latin seçmenleri içeren koalisyonlara güvenmesi gerektiğinden, hiçbir parti tek başına beyaz seçmenleri kazanamaz.

Bu önem artışının nedeni, Latin kökenli seçmenlerin bu yıl tüm seçmenlerin tahminen yüzde 15'ini oluşturmasıdır. Latin kökenli seçmenler, ABD Temsilciler Meclisi'nin kontrolünü belirlemeye aday birçok kararsız bölgenin bulunduğu Kaliforniya'daki seçmenlerin yüzde 33'ünü oluşturuyor. Bu durum, Latinlerin neredeyse her dört seçmenden birini oluşturduğu Arizona ve Nevada gibi salıncak eyaletlerde de yankı buluyor ve onları hem başkanlık hem de Senato'daki güç dengesini değiştirebilecek bir konuma getiriyor.

Başkan Biden 2020'de Arizona, Georgia ve Nevada'da Trump'a karşı kazandığı zaferlerde bu etnik azınlıklara büyük ölçüde güvendiyse de bu yıl iki parti arasındaki büyük savaş, her iki partinin de çok sayıda Latin seçmeni kendilerine oy vermeye ikna etmek için büyük yatırımlar yaptığı aynı eyaletlerde yaşanacak.

ABD genelinde, hiçbir aday Latin seçmenlerin son 20 yıldaki patlayıcı büyümesini görmezden gelemez. 2020'ye göre yaklaşık dört milyon, 2008'e göre ise iki kattan fazla bir artışla bu yıl 36 milyon Latin seçmenin oy kullanma hakkına sahip olduğu tahmin ediliyor.

Dönüşümün nedenleri

Latinler her ne kadar Demokratlara daha fazla oy verme eğiliminde olsalar da birçoğunun her iki partiye de bağlılığı zayıf. Örneğin 2004 yılında her 10 Latin seçmenden dördü George W. Bush'u seçerek Latinlerin Cumhuriyetçi bir başkan adayına verdiği en büyük desteği gösterdi. Ancak sadece dört yıl sonra Demokratlara verilen destek iki katına çıktı ve 2008 yılında Latin seçmenlerin yaklaşık yüzde 70'i Cumhuriyetçi Senatör John McCain yerine Barack Obama'yı seçti. 2012 ve 2016'da Cumhuriyetçi adaylar Mitt Romney ve Donald Trump'ın her biri başkanlık seçimlerinde Latin oylarının yüzde 29'unu aldı. Ancak bu oran 2020'de yüzde 37'ye yükseldi ve 2022 ara seçimlerinde Cumhuriyetçilere Latin desteği azaldı.

Ancak 2020'den bu yana Cumhuriyetçiler, Latinlere yönelik desteklerini artırdı ve özellikle Florida, Teksas ve New Mexico'nun bazı bölgelerinde daha fazla ilgi çekti. Adaylar seçmenlerle sık sık İspanyolca iletişim kurdular.

Trump, Latin Amerikalı göçmenler de dahil olmak üzere tüm göçmenler hakkında seçimi kazanması halinde kitlesel sınır dışı etme politikaları uygulayacağını vaat ederek kışkırtıcı söylemlerde bulunmuştu. Ancak anketler birçok Latin kökenli seçmenin kendilerini Trump'ın yorumlarının hedefi olarak görmediğini, onun sınırda bir baskıdan bahsetmesini memnuniyetle karşıladıklarını ve bunun iş sahiplerine ve ekonomiye yardımcı olacağını düşündüklerini ortaya koydu.

Biden'dan duyulan memnuniyetsizlik

Bazı anketler Latin seçmenlerin Demokratlara bakışının olumlu olduğunu ve Pew Araştırma Merkezi'nin bir anketine göre yaklaşık yüzde 80'inin Demokrat Parti'nin kendilerini önemsediğine ve oylarını kazanmaya çalıştığına inandığını gösterse de Latin seçmenler arasındaki değişim, Trump'a duyulan heyecan kadar Biden'a duyulan memnuniyetsizlikle de ilgili gibi görünüyor.

Bunun nedeni kısmen, diğer genç seçmenler gibi genç Latin seçmenlerin de ekonomi ve Gazze'deki savaşla ilgili hayal kırıklıkları nedeniyle Başkan Biden'dan uzaklaşmaları. Bu durum, kürtaj haklarının yükseltilmesinin bu sonbaharda seçmenler için merkezi bir mesele olacağına inanan bazı Demokrat stratejistleri endişelendiriyor.

Kuşak sorunu

Buna ilave olarak Biden, sivil haklar mücadelesinden sonra doğan nesillere mensup genç siyahi seçmenlerle gerçek sorunlarla karşı karşıya. Anketler genç siyahi seçmenler arasında Cumhuriyetçi Parti'ye doğru hafif bir kayma olduğunu gösteriyor. 60 yıldır neredeyse tamamen Demokrat olan bir seçmen kitlesinde Demokrat adayların kaybedeceği birkaç puan ölümcül olabilir.

Siyahi seçmenler arasında dört puanlık bir değişim, Pensilvanya, Georgia, Michigan, Kuzey Carolina ve Wisconsin gibi salıncak eyaletlerde Biden ve Demokratların kaderini belirleyebilir. Siyahi seçmenler arasındaki değişimin bir kısmı da yakın tarihin yansımasıdır. On yıllar boyunca Cumhuriyetçi adayların siyahilerden en az yüzde 10 destek alması alışılmadık bir durum değil.

Araştırmalar ayrıca Latin kökenli seçmenlerin 2024 yılında kendilerini ayrı bir sınıf olarak hissetmediklerini ve kendilerini daha çok Amerikan ulusal karakterinin parçası olarak gördüklerini gösteriyor.

Sayıları giderek artan Asya ve Güney Asya kökenli ABD’liler için bu durum iki kat daha fazla. Tarih, geçmişte Asyalı ABD’lilere yönelik korkunç suiistimallerden bahsetse de bugün Asyalı ABD’lilerin hikayesi, kölelik ve ayrımcılığın birçok nesle yayılan dehşetinden çok farklı.

Muhafazakârlar için derin nefes

Bütün bunlarla birlikte muhafazakârlar ve Cumhuriyetçiler derin bir nefes alabilir ve genel politikalarının ABD'deki hızlı demografik değişim korkusuyla bağlantılı kalmasının ardından nispeten rahatlayabilirler. Bu da onları önemli politika konularını etkileyecek kalıcı azınlık haline getirebilir.

Dolayısıyla sağın, kürtaj politikasında devrim yapan ve göçmenlik konusunda daha sağcı hale gelen muhafazakârların değer verdiği her şeyden ödün vermeden ABD'nin değişen demografik ve kültürel yapısına uyum sağlamaktan başka alternatifi yok.

* Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.