ABD’nin Ortadoğu politikasının teknolojik ihtiyaçları yenilenmek zorunda

Washington’ın Yabancı Askeri Satışlar sürecinde ciddi reformlar yapması gerekiyor

İllüstrasyon: Ewan White
İllüstrasyon: Ewan White
TT

ABD’nin Ortadoğu politikasının teknolojik ihtiyaçları yenilenmek zorunda

İllüstrasyon: Ewan White
İllüstrasyon: Ewan White

Bilal Saab

Politikada fikir birliğinin, siyasi kararlılığın ve uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi, ABD’nin Ortadoğu’da karşı karşıya olduğu çeşitli güvenlik sorunlarının çözümü için hayati önem taşıyor.

Gelişen güvenlik ortamı karşısında eksikliği açıkça hissedilen bu faktörlerin hayati öneme sahip olmasına rağmen, teknolojinin rolü de halen büyük bir önem taşıyor. Bugün, ABD ve müttefiklerinin güvenlik çıkarlarının karşı karşıya olduğu çeşitli tehditlerle yüzleşilmesi, caydırılması ve etkisiz hale getirilmesi için ABD teknolojisinin kullanımı her zamankinden daha büyük bir önem arz ediyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) bugün Ortadoğu’daki çalışmalarını üç ana tehdit kategorisine dayandırıyor. Bunlar:

1- ABD'nin, askerlerinin ve müttefiklerinin çıkarlarına yönelik İran'ın doğrudan ve dolaylı tehditleri

2- Şiddet yanlısı radikal örgütlerden kaynaklanan tehditler

3- Çin’in ve Rusya'nın nüfuzu

Her ne kadar son iki kategori önemli olsa da CENTCOM, İran rejiminde ya da ABD’nin Ortadoğu politikasında bir değişiklik olmadığı sürece önümüzdeki süreçte İran ve onun vekillerine odaklanmaya devam edecek. Bu karmaşık sorunun çözümünde Amerikan teknolojisinin kullanımı her zamankinden daha büyük bir önem arz ediyor.

İran’ın ilerleyişi

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı habere göre İran, füzelerinin isabetlilik, menzil, fırlatma hızı ve öldürücülüğü konusunda hızlı ve somut bir ilerleme kaydediyor. Bu da İran’ın füzelerinin gelişiminde kaydettiği bu ilerlemenin yakında CENTCOM’un endişe duyduğu konular arasında yer alacağı ve Ortadoğu'daki çalışmalarını karmaşık hale getireceği anlamına geliyor. CENTCOM geçmişte, İran’ın bölgedeki en büyük füze cephaneliğine sahip olması karşısında endişeliydi. Bugün ise Tahran'ın İsrail başta olmak üzere bölgedeki tüm hedeflerini isabetli, hızlı ve öldürücü bir şekilde vurabilme yeteneğine sahip olması karşısında endişelenmesi gerekiyor.

İran, hassas güdümlü mühimmata yatırım yapmayı sürdürebilir

İran tarafından geliştirilen füzeler önceleri terör silahı olarak sınıflandırılıp öncelikle caydırıcılık amaçlarına hizmet ediyordu. Ancak İran'ın ABD’nin ve müttefiklerinin bölgedeki bazı çıkarlarını hedef alan saldırılarının da gösterdiği üzere bunun ötesine geçildi ve füzeler artık saldırı amaçlı savaşta da kullanılıyor.

İran, hassas güdümlü mühimmata yatırım yapmayı sürdürebilir. Bu silahlar, artan isabetlilik ve ölümcüllükleri nedeniyle yalnızca uygun maliyetli olmakla kalmıyor, aynı zamanda ikincil hasarı da azaltarak gerilimin tırmanmasını önlemeye yardımcı oluyor. Ayrıca görev ve lojistikle ilgili maliyetleri de azaltıyor. İran'ın mevcut cephaneliğiyle uyumlu olan bu silahların operatörlerinin ise minimum düzeyde eğitim almaları yeterli oluyor ve silahlara kolayca erişilebiliyor.

İran, yeni nesil hassas güdümlü mühimmatları güvence altına almak için İHA sistemlerine yatırım yapmaya devam etmeyi planlıyor.

Aslında İran’ın Irak, Suriye ve Pakistan’ı hedef alan son saldırıları gelişmiş silah yeteneklerine sahip olduğunu gösterdi. İran, rakiplerinden önce bir güç gösterisi olarak bunlara yatırım yaptı. Bu silahların, Suriye'deki DEAŞ terör örgütünün mevzilerine yapılan saldırılarda kullanıldığı biliniyor. En gelişmiş ve en uzun menzilli füzelerinden biri olarak ‘Hayber Şekan’ adlı orta menzilli balistik füze, İran’ın artan askeri saldırı becerisinin bir örneğiydi.

Henüz 2022 yılında tanıtılan Hayber Şekan füzesi, yaklaşık 900 mil menzile sahip, katı yakıtlı, hassas güdümlü bir füzedir. Zarif bir şekilde manevra yapabilen bir savaş başlığına sahip olması ve daha az karmaşık füze savunma sistemlerinin en azından bazılarından kaçmasını sağlayan küçük aerodinamik kanatçıkları onu İran’ın cephaneliğindeki diğer silahlardan ayırıyor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ilinin Rumeylan kırsalında devriye gezen Amerikan askerleri, 7 Haziran 2023 (AFP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ilinin Rumeylan kırsalında devriye gezen Amerikan askerleri, 7 Haziran 2023 (AFP)

İran ayrıca hipersonik hızlara ulaşabildiği ve yaklaşık 900 mil menzile sahip olduğu iddia edilen ‘Fettah’ isimli hassas güdümlü balistik füzeye de sahip. Hipersonik füzeler ses hızından en az beş kat daha hızlı hareket edebiliyor ve karmaşık bir yörünge izleyebiliyor. Bu da onların durdurulmasını zorlaştırıyor. Dolayısıyla ABD, en son füze savunma teknolojisiyle desteklenen etkili karşı önlemler almazsa İran'a karşı caydırıcılığı zayıflayacak.

Ayrıca İran, otonom insansız hava sistemlerinin yanı sıra geleneksel ve insanlı sistemlerle de konuşlandırılabilen yeni nesil hassas güdümlü mühimmatları güvence altına almak için insansız hava aracı (İHA) sistemlerine yatırım yapmaya devam etmeyi planlıyor.

Birçok ülkenin terör örgütü olarak sınıflandırdığı İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), İran'ın İHA sistemlerinde, özellikle de savaş ve keşif yetenekleri açısından önemli bir teknolojik başarı olarak görülen ‘Şahid-129' adlı İHA ile kaydettiği ilerlemeden gurur duyuyor.

Ortadoğu’daki savaş gelecekte ateş gücüne daha az, bilgi gücüne daha çok odaklanabilir.

DMO, gelişmiş muharebe ve keşif görevleri nedeniyle teknolojik bir atılım olarak tanımlanan Şahid-129 da dahil olmak üzere çeşitli hava araçlarına sahip.

Bu arada İran, navigasyon sistemi GPS’e geçerek İHA’larının menzilini artırdı. Teknolojik ilerlemeler ve yapay zeka (AI) uygulamalarının tüm dünyada yayılmasıyla İran'ın yapay zeka destekli İHA hayalinin gerçekleşmesi ise an meselesi. İran bunu yaptığında bölgedeki operasyonel ortam bazı açılardan İran'ın lehine olacak şekilde değişecek.

ABD’nin yeniliklerinden faydalanmak

Elbette tüm bunlar, ABD'nin gelişen güvenlik sorunlarına karşı teknolojik çözümlere sahip olmadığı anlamına gelmiyor. Öncelikle ABD, bu alanda yenilik yapma yeteneğine sahip bir ülke. Bununla birlikte ABD Donanması da denizlerde güvenliği sağlamak amacıyla karasularındaki yeniliklerden yararlanmak için aktif olarak çalışıyor.

Ancak CENTCOM ve diğer bölgesel kuvvet komutanlıkları araştırma, geliştirme, test etme, değerlendirme ve satın alma konularına tek başına yatırım yapamıyorlar. Zira bunun için bağımsız bir bütçeye sahip değiller ve genellikle ihtiyaç duydukları yetenekleri edinmek için askeri eğitim ve teçhizattan sorumlu askeri birimlerle temasa geçiyorlar. İdeal olarak hizmetler daha sonra bu yeteneklere yatırım yapacaktır. Ancak bu sistem, her zaman hızlı eyleme geçmeyi ve yeni zorluklar karşısında istenen hızda hareket etmeyi zorlaştırıyor.

Savaşın geleceği

Rusya'nın Ukrayna'ya açtığı savaş, kitle ve kapasitenin temel faktörler olmaya devam ettiğini gösterdi. Fakat Ortadoğu'daki savaşın geleceği muhtemelen ateş gücüne daha az, bilgi gücüne ve askeri güçlerin komuta, kontrol, iletişim, bilgisayar, istihbarat, gözetleme ve keşif aracılığıyla birbirine bağlanma şekline daha çok odaklanacak gibi görünüyor.

Ukrayna'daki savaş, savaşlarda kitle ve yeteneklerin öneminin her zaman geçerli olduğunu vurgularken Ortadoğu'daki askeri angajmanların geleceğinin, odak noktasını saf ateş gücünden bilginin stratejik kullanımına kaydırması, komuta ve kontrolün, iletişimin, bilgisayarların, istihbaratın, gözetim ve keşiflerin önemine dikkati çekmesi bekleniyor.

ABD’nin mevcut savunma bürokrasisi, Ortadoğu'da ve dünyada değişen tehditle yüzleşmeye hazırlıklı değil

Kontrolün anahtarının, önemli istihbarat bilgileri toplama, bunları doğru ve hızlı bir şekilde analiz etme ve ardından güvenli bir şekilde paylaşma becerisinde yattığı artık her zamankinden daha açık.

ABD, İran'a karşı kendisine önemli bir avantaj sağlayan benzersiz uluslararası gözetleme yeteneklerine sahip. Buna karşın İran'ın saklanma ve aldatma stratejileri, ABD'yi istihbarat bilgilerini gerçek zamanlı olarak işleme ve analiz etme bakımından zorluyor. Bu da İran'a taktiksel bir avantaj sağlıyor.

İran Ordusu Genel Komutanı Tümgeneral Abdurrahim Musevi ve Savunma Bakanı Tuğgeneral Muhammed Rıza Aştiyani, askeri amaçla kullanılan İHA’ların önünden geçerken, 22 Ocak 2024 (Reuters)
İran Ordusu Genel Komutanı Tümgeneral Abdurrahim Musevi ve Savunma Bakanı Tuğgeneral Muhammed Rıza Aştiyani, askeri amaçla kullanılan İHA’ların önünden geçerken, 22 Ocak 2024 (Reuters)

Ancak ABD’nin mevcut savunma bürokrasisinin hem Ortadoğu’da hem de küresel olarak değişen tehditlerle yüzleşmeye hazırlıklı olmaması, İran ve müttefikleri gibi ABD’nin düşmanlarının yeni askeri yeteneklerini ABD'nin karşılık verebileceğinden daha hızlı ve esnek bir şekilde geliştirmesini, elde etmesini, konuşlandırmasını ve kullanmasını kolaylaştırıyor.

Bu yüzden, Washington'ın hantal ve yavaş ilerleyen Yabancı Askeri Satışlar (FMS) sürecine yönelik ciddi reformları derhal gerçekleştirmesi gerekiyor. Çünkü bu reformlar, ABD savunma endüstrisinin ve bölgesel müttefiklerinin, İran'ın sebep olduğu gelişen stratejik zorluklara karşı iş birliği yaparak etkili yetenekler geliştirmesine olanak sağlamak açısından kritik öneme sahip.



Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!
TT

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Grönland'a hastane gemisi göndereceğini duyurdu (Reuters)

Ancak adanın neden böyle bir gemiye ihtiyaç duyduğu, Trump'ın hangi gemiyi ne zaman göndereceği belirsiz.

Başkan, duyurusunu cumartesi akşamı, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Truth Social hesabından paylaştı. Trump, geçen yılın sonlarında Grönland'a ABD özel elçisi olarak atadığı Louisiana'nın Cumhuriyetçi valisi Jeff Landry'yle birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazdı:

Louisiana'nın harika valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insanın bakımını üstlenecek büyük bir hastane gemisini Grönland'a göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşımında, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi de vardı. Geminin ne zaman varacağı veya ne kadar süre kalacağı konusunda bilgi vermedi. Trump'ın bu kararına neyin sebep olduğu da belirsiz. Grönland hükümeti sakinlerine ücretsiz sağlık hizmeti sağlıyor.
 

Görsel kaldırıldı.
Başkan Donald Trump'ın Truth Social'daki duyurusunda, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi yer aldı (Donald Trump/Truth Social)

Donanma takip sistemlerine göre USNS Mercy ve kardeş gemisi USNS Comfort, Alabama eyaletinin Mobile kentinde demirli durumda.

The Independent, Beyaz Saray, ABD Savunma Bakanlığı ve Landry'nin ofisinden daha fazla bilgi talep etti.

Reuters'a göre, duyuru ayrıca Danimarka'nın Ortak Arktik Komutanlığı'nın Grönland sularında ABD denizaltısından bir mürettebat üyesini tahliye etmesinden saatler sonra geldi. Yetkililer, mürettebat üyesinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

ABD Donanması denizcisi, görevinden ayrılan ve Grönland'ın Nuuk kentinden yaklaşık 13 km açıkta yüzeye çıkan nükleer denizaltıdan tıbbi sebeple tahliye edilmek zorunda kaldı.

Landry, Trump'ın duyurusunu X'te yeniden paylaşarak, "Teşekkürler Başkan @realDonaldTrump! Bu önemli konuda sizinle çalışmaktan gurur duyuyorum!" diye yazdı.

Önde gelen Grönlandlı aktivist Orla Joelsen, Trump'ın duyurusuna X'te "Hayır teşekkürler!!!" diye tepki gösterdi.

"Biz Grönlandlılar sağlıklı ve iyi durumdayız, nesillerdir nüfusumuzu güçlü tutan vitamin ve besin açısından zengin fok yağı da dahil kendi geleneksel yiyeceklerimizle besleniyoruz" dedi.

Trump ve müttefikleri, ulusal güvenlik amacıyla ABD'nin Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı satın alması gerektiğini defalarca savundu. Öte yandan Grönlandlı yetkililer adanın satılık olmadığını ve Danimarka'nın bir bölgesi olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor.

Geçen ayın sonlarında Trump, Grönland konusunda "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" duyurmuştu.

Truth Social'da, "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle yaptığım çok verimli görüşmeye dayanarak, Grönland ve aslında tüm Arktik Bölgesi'yle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk" diye yazmıştı.

Trump'ın Grönland'a yönelik çabalarının birçok Amerikalı arasında popüler olmadığı anlaşılıyor. Bu ay yayımlanan AP-NORC anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 72'si Trump'ın Grönland'ı ele alma biçimini onaylamazken, sadece yüzde 24'ü onaylıyor.

Independent Türkçe


Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
TT

Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Busaidi, nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla “ilave çaba gösterilmesi için olumlu bir ivme” bulunduğunu belirtti.

Umman’dan gelen bu teyit, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün (Pazar) yaptığı açıklamanın ardından geldi. Arakçi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Perşembe günü Cenevre’de görüşmesinin muhtemel olduğunu söyledi ve Tahran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik bir çözüme ulaşılması için hâlâ “iyi bir fırsat” bulunduğunu ifade etti.

Arakçi bu açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde, CBS News kanalına verdiği mülakatta yaptı.

Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ise, İran’ın bugüne kadar neden “teslim olmadığını” ya da nükleer programını sınırlamayı kabul etmediğini başkanın sorguladığını söyledi. Washington’ın Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmayı sürdürdüğü bir süreçte bu değerlendirmelerin yapıldığını kaydetti.

Witkoff, dün (Cumartesi) , Fox News’te yayımlanan ve başkanın gelini tarafından sunulan “My View with Lara Trump” programında şu ifadeleri kullandı: “Onu (Trump’ı) ‘hayal kırıklığına uğramış’ olarak tanımlamak istemem; çünkü önünde çok sayıda seçenek olduğunu biliyor. Ancak neden onların... ‘teslim oldular’ kelimesini kullanmak istemem ama neden teslim olmadıklarını soruyor. Bu baskılar altında ve orada bu kadar büyük bir deniz gücü varken neden bize gelip ‘Nükleer silah istemediğimizi ilan ediyoruz ve atmaya hazır olduğumuz adımlar şunlardır’ demediler?... Buna rağmen onları o aşamaya getirmek bir şekilde zor.”

Trump, Orta Doğu’da büyük çaplı bir askeri yığınak talimatı vermiş ve haftalar sürebilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı hazırlık yapılmasını istemişti. Tahran ise saldırıya uğraması hâlinde bölgedeki Amerikan üslerini vurmakla tehdit etmişti.

Tekrarlanan yalanlama

ABD, İran’dan Washington’a göre bomba yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini kabul etmesini talep ediyor.

Tahran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte, mali yaptırımların kaldırılması karşılığında programa bazı kısıtlamalar getirilmesini kabul edebileceğini belirtiyor; ancak nükleer dosyanın füze programı ya da silahlı gruplara destek gibi diğer başlıklarla ilişkilendirilmesini reddediyor.

Witkoff, “Uranyumu sivil nükleer enerji için gerekli seviyenin çok üzerinde zenginleştirdiler. Saflık oranı yüzde 60’a ulaşıyor... ve muhtemelen bomba yapımına uygun endüstriyel düzeyde malzemeye sahip olmaya sadece bir hafta uzaktalar. Bu gerçekten tehlikeli” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir İranlı yetkili bugün (Pazar) Reuters ajansına yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında yaptırımların hafifletilmesinin mekanizması ve kapsamı konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü söyledi.


Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.