Gazze'de ateşkes umutları Refah’ın işgali korkusunu geride bıraktı

Tel Aviv, Doha ve Kahire'ye heyetler gönderiyor. Taraflar ‘savaşın durdurulması’ konusunda ısrarlı.

Refah'ta Mısır sınırı yakınlarında uçurtma uçuran yerinden edilmiş Filistinli bir çocuk (AFP)
Refah'ta Mısır sınırı yakınlarında uçurtma uçuran yerinden edilmiş Filistinli bir çocuk (AFP)
TT

Gazze'de ateşkes umutları Refah’ın işgali korkusunu geride bıraktı

Refah'ta Mısır sınırı yakınlarında uçurtma uçuran yerinden edilmiş Filistinli bir çocuk (AFP)
Refah'ta Mısır sınırı yakınlarında uçurtma uçuran yerinden edilmiş Filistinli bir çocuk (AFP)

İsrail, yaklaşık 1,5 milyon Filistinlinin yaşadığı Mısır sınır kenti Refah'a kara operasyonu düzenlemeye hazırlanırken, ateşkese ulaşma çabalarının hızlandığı bir dönemde Gazze Şeridi'ndeki ateşkes müzakerelerinin Katar ve Mısır'da yeniden başlaması bekleniyor.

İsrail, ABD'nin de katılımıyla yapılacak ateşkes görüşmelerine katılmak üzere Doha ve Kahire'ye heyetler göndereceğini açıkladı. Hamas ve İslami Cihad hareketleri ise İsrail tarafından daha önce reddedilen ve müzakerelerin durmasına yol açarak bugüne kadar bir anlaşmaya varılmasını engelleyen ‘savaşın durdurulması ve İsrail'in Gazze'den tamamen çekilmesi, yerlerinden edilen insanların serbestçe geri dönmesi ve yardımların girmesi’ gerekliliğine dayanan önceki pozisyonlarına bağlı olduklarını ifade etti.

Mısır'a gelince, Şin-Bet, İsrail ordusu ve Mossad temsilcilerinden oluşan bir İsrail heyeti, müzakerelerdeki çıkmazı kırmak amacıyla Mısır istihbaratıyla görüşmelerde bulunmak üzere bugün (pazar) Kahire'ye gidecek. İsrail Savaş Kabinesi de gelişmeleri incelemek, esir konusunu görüşmek ve müzakerelere devam etmek üzere yarın akşam toplanacak.

Yaklaşan dolaylı müzakere toplantıları, geçtiğimiz iki hafta boyunca Mısır ve Katar'ın ev sahipliğinde yapılan ve Katar ve Mısır'ın yanı sıra ABD ve İsrail istihbarat servislerinin başkanları ile Hamas'ın siyasi bürosundan bir heyetin ayrı ayrı katıldığı bir dizi yoğun toplantının ardından geldi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisinden cuma günü yapılan açıklamada şöyle denildi: “Esirlerin serbest bırakılması için yapılan görüşmelere ilişkin haberlere dayanarak, Başbakan'ın Mossad ve Şin-Bet Başkanı ile görüştüğü ve önümüzdeki günlerde Doha ve Kahire'de yapılacak bir sonraki tur görüşmeler için mutabık kaldığı ve görüşmelerin ilerletilmesi talimatını verdiği açıklığa kavuşturulmalıdır.”

Bu arada üst düzey bir İsrail heyetinin Refah'a olası bir askeri operasyonu görüşmek üzere yarın (pazartesi) Washington'a gitmesi bekleniyor.

Alternatif formüller

Kahire Üniversitesi ve Mısır'daki Amerikan Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler profesörü ve Filistin ve İsrail çalışmaları uzmanı olan Dr. Tarık Fehmi, Gazze'deki ateşkesle ilgili yapılacak görüşmelerin Kahire'de ya da Doha'da daha önce yapılan görüşmelerde üzerine inşa edilenlerden başlamasını beklediğini belirtti. Fehmi, Katar'daki son tur görüşmelerde arabulucuların sıfırdan başlamanın değil, bir uzlaşmaya varmak için üzerinde çalışılan bir başlangıç formülü sunmanın önemine vurgu yaptıklarını, müzakerelere katılan teknik ekipler tarafından daha fazla zaman kaybedilmemesini sağlamak ve çıkmaza yol açan ‘boşlukları’ kapatmak için ‘alternatif formüller’ hazırlandığını kaydetti.

Kahire ve Doha'da yapılacak müzakerelerin yeni konulara değinmeden ya da müzakerelerin kapsamını daha önce ele alınmamış konulara genişletmeden ‘belirli teknik konulara’ odaklanmasını bekleyen Fehmi, arabulucuların ‘zaman zaman tarafların pozisyonlarındaki zorluklara ve katılığa rağmen yakın bir anlaşmaya varmak için güçlü bir iradeye sahip olduklarını’ vurguladı.

gtyn
İsrail'in cuma günü düzenlediği hava saldırısında yıkılan bir binanın enkazında iki kız çocuğu (AP)

İsrail Yayın Kurumu, İsrail hükümetindeki bakanların tutumunda önemli bir değişiklik olduğunu ve bunun Hamas'la esir takası anlaşmasında ilerleme kaydedilmesine olanak sağladığını bildirdi. Perşembe günü yapılan toplantının bu değişikliği gösterdiğini belirten yayın kuruluşu, Savunma Sakanı ve Başbakan dışındaki tüm bakanların ‘Hamas'a esneklik gösterilmesini’ desteklediklerini ifade ettiklerini kaydetti.

Kurum, müzakereleri yürüten Mossad Başkanı David Barnea'nın anlaşmada belirleyici unsurun Gazze Şeridi'nin kuzeyinde yaşayanların yerlerinden edildikleri bölgelere geri dönmeleri konusunda anlaşmaya varılması olduğunu söylediğini aktardı.

Müzakere koşullarının iyileştirilmesi

Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ve İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nahhale'nin Tahran'da bir araya gelmesinin ardından Hamas ve İslami Cihad, herhangi bir müzakerenin başarısının ‘savaşın durdurulmasına, İsrail'in Gazze'den tamamen çekilmesine, yerlerinden edilmiş kişilerin serbestçe geri dönmesine ve yardımların girişine bağlı olduğunu’ yineledi.

Uluslararası ilişkiler profesörü ve Filistinli siyasetçi Dr. Usame Şaas, Netanyahu’nun yaklaşan ateşkes müzakerelerinde ‘daha ciddi’ olmasının muhtemel olduğunu söyledi. Netanyahu'nun son haftalarda yenilmiş görünmemek için müzakerelerin şartlarını iyileştirmeye çalıştığına işaret eden Şaas, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda, İsrail'in Refah saldırısına bağlı kalmasının, Hamas liderlerine suikast düzenlemek için İsrail'in yoğunlaştırılmış saldırılarının devam etmesinin ve yardımların girişi konusundaki belirgin uzlaşmazlığın İsrail Başbakanı’nın müzakere pozisyonunu iyileştirmek için kullandığı araçlar olduğunu vurguladı.

Times of Israel, geçen hafta sonunda Netanyahu’nun Gazze'de esir tutulan askerlerin ailelerine İsrail'in ‘Refah'a girmeye hazırlandığı’ ve hiçbir askerini orada bırakmayacağı konusunda güvence verdiğini bildirdi.

fervg
Gazze sınırında iki İsrail askeri (Reuters)

Times of Israel, Netanyahu'nun ofisinden yapılan bir açıklamaya atıfta bulunarak şu ifadeleri aktardı: “Sadece askeri baskı tutukluların serbest bırakılmasını sağlayacaktır. Uyguladığımız ve uygulamaya devam edeceğimiz sürekli askeri baskı herkesin geri dönmesini garanti altına alacaktır.”

İsrail'in Washington'u kızdırmamak ya da Mısır'la sorun yaşamamak için Refah'a kapsamlı bir saldırı düzenlemeyeceğini düşünen Şaas, çok sayıda askeri harekete geçirmenin zorluğuna ek olarak, işgal güçlerinin ABD ile anlaşmak için sınırlı bir işgal gerçekleştireceğini yahut Refah kentinin mahallelerine kademeli giriş şeklinde aşamalı bir işgal düzenleyeceğini belirtti. Şaas ayrıca, İsrail’in Gazze'deki Hamas siyasi ve askeri liderlerine suikast düzenlemek için odaklanmış operasyon senaryosuna başvuracağını ve bu senaryonun ABD tarafından tercih edildiğini vurguladı.

İsrail'in, çoğu son altı ay içinde evleri bombalandıktan sonra Gazze Şeridi'nin çeşitli bölgelerinden göç etmek zorunda kalan yaklaşık 1,5 milyon Filistinlinin sığındığı Mısır'ın sınır kenti Refah'a kara harekâtı düzenlemesi tehlikesine ilişkin bölgesel ve uluslararası korku ve uyarılar artıyor.

İsrail'in Gazze'deki Filistinlilerin son sığınağı haline gelen kenti işgal etmesinin, ABD, Katar ve Mısır'ın arabuluculuğunda haftalardır devam eden ve yeni bir ateşkes sağlamayı amaçlayan ateşkes görüşmelerini de sekteye uğratmasından endişe ediliyor. Geçen yıl 24 Kasım'da bu arabuluculuk Gazze Şeridi'nde bir hafta süren ilk ateşkesi sağlamayı başarmış ve bu süre zarfında İsrail hapishanelerindeki 240 Filistinli tutukluya karşılık Gazze Şeridi'ndeki 105 esir serbest bırakılmıştı.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.