Çin-İran ortaklığını güçlendiren ne?

Tahran ile Pekin arsındaki ilişkilerin temeli üzerine bir okuma

İllüstrasyon: Edward Ramon/Al Majalla
İllüstrasyon: Edward Ramon/Al Majalla
TT

Çin-İran ortaklığını güçlendiren ne?

İllüstrasyon: Edward Ramon/Al Majalla
İllüstrasyon: Edward Ramon/Al Majalla

Shirley Ze Yu

*Al Majalla dergisinin nisan sayısının Riyad ve Washington arasındaki olası savunma anlaşmasına ilişkin kapak haberlerinden biri olan ve İsrail'in İran’ın Şam'daki konsolosluğunu bombalaması ve Tahran'ın ‘misilleme’ tehditleri ile askeri adımlarından ve açıklamalarından önce kaleme alınan bu makale, Tahran ve Pekin arasındaki ilişkilere dair derin bir okuma sunuyor.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Kızıldeniz’deki krizi yatıştırmak amacıyla Çin’e, Husilerin Batılı ülkelere ait ticaret gemilerine yönelik saldırılarını durdurması için İran üzerindeki nüfuzunu kullanması yönünde baskı yaptı. Bu diplomatik hamleye göre ABD, Çin'in İran ve Husiler üzerinde mutlak bir nüfuza sahip olduğunu varsayıyor.

ABD’nin hesaplamalarına göre Çin, ticari çıkarlarını Gazze’ye manevi desteğinden daha fazla önceliyor. Ancak ikisi de doğru değil. Çin’in İran'ın başlıca ekonomik ortağı olduğuna şüphe yok. Ancak iki ülkeyi birbirine bağlayan çıkarlar öncelikle ekonomik değil, jeostratejiktir. Her iki ülkenin izlediği jeostratejik hedefler, ticari çıkarlar güçlü olsa da olmasa da ortaklığın devam edeceği anlamına geliyor.

Çin ve İran arasındaki ticaret hacmi

Çin, geçtiğimiz on yılda İran’ın en büyük ticaret ortağı oldu. İran, Çin'in en büyük ticaret ortakları arasında 50’nci sırada yer alıyor. İran petrol ihracatının yüzde 90'ını Çin'e yapıyor. Ancak bu oran Çin'in toplam petrol ithalatının sadece yüzde 10'unu oluşturuyor. İran'a 2012 yılında büyük yaptırımlar uygulanmaya başlamasından bu yana, Çin ve İran arasındaki ticaret hacmi, zaman zaman önemli düşüşlerin kaydedildiği dönemlerle birlikte sabit kalabildi.

Çin'in 2020 yılında İran ile ticareti son 15 yılın en düşük seviyesine 14 milyar dolara gerilerken, Suudi Arabistan ile arasındaki ticaret İran ile olan ticaret hacminin yedi katına çıkarak 106 milyar dolara ulaştı.

İran, geçtiğimiz ocak ayında Çin'e ham petrol sevkiyatını durdurarak Pekin’e yaptığı önemli miktardaki indirimleri sonlandırmak istedi. İran’ın Çin üzerinde ekonomik bir baskı unsuru olduğu doğru, fakat Çin'in küresel petrol piyasasında başka alternatifleri olması sebebiyle bu baskı büyük bir önem arz etmiyor.

Çin'in 2023 yılında İran'a yatırımlarının değeri 50 milyon dolara geriledi.

Çin ile İran arasında doğrudan yatırım

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping 2020 yılında Tahran’a ziyareti sırasında iki ülke arasında Çin'in 2045 yılına kadar İran’a 400 milyar dolar yatırım yapmasını öngören bir yatırım anlaşması imzalandı. Anlaşma 25 yıllık uzun bir vadeye sahip olsa da anlaşmanın ilk üç yılında herhangi bir ilerleme kaydedilmedi.

Çin'in 2023 yılında İran’a yaptığı yatırımları 50 milyon dolar ile asgari düzeyde kaldı. Çin'in İran'daki yatırımları 3,5 milyar doları buluyor. Rusya, 2022 yılında 2,7 milyar dolarlık yatırım yaparak İran'daki en büyük yatırımcı oldu. İran’a yatırım yapan ülkeler arasında ikinci sırada Afganistan yer alırken, onu Irak ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) takip etti. Çin Doğrudan Yabancı Yatırım (DYY) bazında ise ilk beşte yer almadı.

Çin’in yatırımları ve yaptırımlar

Çin’in İran ile ticaret hacmindeki ve yatırımlarındaki gerilme İran'a yönelik yaptırımların bir sonucu mu? Çin'in İran ile ticaret hacminin ve yatırımlarının artmamasının ve gerilemesinin   ABD'nin İran'a uyguladığı yaptırımlardan kaynaklandığını söylemek makul olsa da bu argümanda bulunmak yaptırımların etkisini abartmak olur.

sdfvrb
İllüstrasyon: Edward Ramon/Al Majalla

Peki yaptırımlar birçok kişinin düşündüğü kadar etkili mi? Rusya örneğinde kesinlikle değil. Rusya'nın kişi başına düşen gayri safi yurt içi hasılası (GSYİH) 2020 yılında 10 bin dolarken 2022 yılında 15 bin dolara yükseldi. Rusya’nın GSYİH’sindeki 2022 yılındaki bu yükseliş, petrol gelirlerindeki artıştan kaynaklanıyordu. Rusya’nın GSYİH’si her ne kadar 2023 yılında gerilese de Rusya'nın GSYİH'si Ukrayna'daki savaşın başladığı 2021 yılından daha yüksekti.

Çin, Körfez bölgesinin en büyük ticaret ortağı ve bölgenin limanlarına, sanayi sitelerine, yenilenebilir enerji ve dijital altyapısına istikrarlı bir şekilde yatırım yapıyor.

Peki Rusya Batı'nın uyguladığı yaptırımlara rağmen nasıl ekonomisini büyütmeye devam edebiliyor? Çin'in ekonomik desteği önemli bir değişken. Çin ve Rusya 2018 yılında uzlaşarak aralarındaki ticaret hacmini 2025 yılına kadar 200 milyar dolara çıkarma hedefi koydular. ABD’nin uyguladığı yaptırımlarla hız kazanan ikili ticaret hacmi 2023 yılında 240 milyar dolara ulaştı.

Çin, Rusya ve İran

O halde Çin neden İran'ı değil de Rusya'yı ekonomik olarak destekliyor? Ekonomik açıdan bakıldığında bunun nedeni Çin'in elindeki alternatifler olduğu görülebilir. Bu alternatiflerden biri de Körfez bölgesi. Çin Körfez bölgesinin sadece en büyük ticaret ortağı değil, aynı zamanda bölgenin limanlarında, sanayi sitelerinde, yenilenebilir enerji ve dijital altyapısında düzenli olarak yatırımlar yapan bir yatırımcı. Bununla birlikte Körfez ülkelerinin varlık fonlarının Çin'i de kapsayacak şekilde çeşitlendirilmesinin yanı sıra (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS grubu ülkeleri ve Arjantin, Mısır, Endonezya, Kazakistan, Suudi Arabistan, BAE, Nijerya, Senegal ve Tayland’ın yer aldığı) BRICS Plus platformu aracılığıyla doların hakimiyetini azaltmaya yönelik ortak çabalar da dahil olmak üzere mali alanda da daha fazla iş birliği söz konusu.

Büyük ölçekli yenilenebilir enerji ve dijital altyapı ile teknoloji ve finansal altyapının kurulması gibi büyük ölçekli ekonomik bir vizyon, İran’ın sahip olmadığı açıklık, finansal güç ve elverişli bir küresel ortam gerektiriyor.

Çin, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında stratejik ticaret koridorlarının haritasını çıkarırken uzun süredir Pakistan'ı Ortadoğu, Afrika ve Güney Avrupa ile merkezi bir bağlantı noktası olarak belirlemiş durumda. Hindistan, aynı zamanda Ortadoğu ve Avrupa'yı birbirine bağlayacak bir ekonomi koridoru için ABD destekli son öneride merkez olarak seçildi. Her iki kıtalararası ticaret koridoru da bir zamanlar Asya, Ortadoğu ve Avrupa'yı birbirine bağlayan kadim ekonomi koridoru olan İran'ı saf dışı bırakmayı amaçlıyor.

Çin ve İran’ın ortak çıkarlarının başında ABD’nin hegemonyasına karşı çıkmak geliyor.

Çin ayrıca Orta Asya ve Kafkasya koridorları üzerinden Avrasya kıtasındaki ticaret alanlarını da genişletiyor. Çin son zamanlarda Stan devletlerinin (Afganistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan, Tacikistan, Türkmenistan) en büyük ticaret ortağı olarak Rusya'nın yerini aldı.

Çin, coğrafi yakınlığa sahip olması, ABD kontrolündeki (Endonezya'ya bağlı Sumatra adası ve Malezya Yarımadası/Batı Malezya arasında bulunan) Malakka Boğazı’ndan geçmekten kaçınması ve Kuzey Buz Denizi'nde açık deniz enerji araştırmalarında ortak çalışmalar yürütmeleri nedeniyle enerji tedariği için Rusya'ya büyük ölçüde bağımlı bir ülke.

Öte yandan Çin, yerli yenilenebilir enerjiye büyük yatırımlar yapıyor ve bu enerji dönüşümünü ekonomik büyümenin yeni ve kritik bir itici gücü olarak kullanıyor. Yenilenebilir enerji kaynakları 2023 yılında Çin'in toplam enerji kapasitesinin yüzde 50,9'unu oluşturarak fosil yakıtları geride bıraktı. Böylece Çin'in petrol ithalatına olan bağımlılığının zaman içinde azalması bekleniyor.

İran ile ilişkilerin temeli

Çin ile İran arasındaki ilişki öncelikle ekonomik değilse nedir? Bu, jeostratejik bir ortaklıktır. Çin ile İran'ı birbirine bağlayan ilk ortak çıkar, ABD hegemonyasına karşı mücadele etmektir. İran Cumhuriyeti bölgesel bir güçtür ve ulaşmaya çalıştığı birçok siyasi hedeften biri de ABD'nin uyguladığı küresel hegemonyaya güçlü bir şekilde karşı durmaktır.

Çin, çok kutuplu bir dünya inşa etme vizyonunu açıkça dile getirirken şu an ABD ve Batı tarafından ekonomik olarak baskılandığını düşünüyor. Çin ister BRICS Plus platformu ister G20 isterse Küresel Güney aracılığıyla olsun, liberal dünya düzeninin kaybolmakta ve çok kutuplu yeni bir dünyanın doğmakta olduğuna, bununla birlikte Batı'nın 20’nci yüzyıldan kalma birkaç uluslararası kurum tarafından yönetilen liberal demokratik değerlerini dünyanın geri kalanına dayattığı dönem, artık gelişmekte olan ülkelerin ahlaki isteklerini ve ekonomik gerçeklerini yansıtmadığına inanıyor. Çin, liberal hegemonyaya karşı Küresel Güney'in ve ‘Küresel Öteki'nin yanında yer alıyor.

Çin, Kızıldeniz'de ABD'nin dikkatini dağıtmak için İran ve 'direniş ekseni’ gruplarını kullanıyor.

Çin'in izlediği jeopolitik çevreleme politikasının İran olmadan daha kötü olacağı gerçeği ikinci faktörü oluşturuyor. Çin'in Ortadoğu'daki konumuna ABD ile olan stratejik rekabeti çerçevesinde daha geniş bağlamda bakılmalı. İran'ın büyük bir bölgesel güç olduğuna şüphe yok. Desteklediği ‘direniş ekseni’ grupları ile birlikte Kızıldeniz'de ABD'nin dikkatini dağıtmaya çalışıyor. Sonuç olarak ABD, aynı anda hem Karadeniz’de hem de Kızıldeniz'de iki ayrı savaşı yönetmek zorunda kaldı. Körfez'e takviye bir uçak gemisi gönderilmesi, Asya-Pasifik bölgesinde bir uçak gemisinin eksilmesi anlamına geliyor.

ABD'nin hayati önem taşıyan savunma kaynaklarının çeşitli coğrafyalara dağıtılması ve askeri harcamalarının arttırılması demek, tartışmalı bir mesele olan Tayvan Boğazı aktif olarak kullanıldığı zaman bazı faydalar sağlamak ve daha az askeri kaynak harcamak demektir.

ymj
İllüstrasyon: Edward Ramon/Al Majalla

Gücünün sınırlarının farkında olan ve bölgede bir güç dengesi kurmayı isteyen Çin, 2023 yılının ilk yarısında Suudi Arabistan ve İran arasında arabuluculuk yaparak iki ülke arasında yakınlaşma sağlamayı başardı. Bu yakınlaşma, dikkate değer bir şekilde Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarının test edilmesi temeline dayanıyordu. Eğer bu yakınlaşma geçtiğimiz ekim ayında Gazze'de başlayan savaştan önce sağlanamamış olsaydı, Ortadoğu'daki çatışma muhtemelen daha fazla bölgesel gücü içine alacaktı. Bu açıdan bakıldığında Çin’in bölgesel barışa katkıda bulunan bir ülke olduğu söyleyebiliriz.

ABD, 20’nci yüzyılın sonlarında Ortadoğu’daki büyük güçler arasında bir denge sağlamayı amaçladıysa da Irak’ta Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesi bu dengeyi bozdu. Bu bakımdan Çin’in Ortadoğu’ya müdahil olması, bölgedeki başlıca devletler arasındaki güç dengesini yeniden tesis etme çabalarının bir göstergesidir.

Çin, Ortadoğu’da sınırlı güce sahip olduğunu bildiğinden kısmen müdahaleci olmayan bir tutum sergiliyor.

Dünyanın önde gelen ticaret ülkelerinden biri olan Çin, ihracat pazarının canlanması için büyük ölçüde ticari gemilerinin hayati önem taşıyan deniz yollarından geçişinin devam etmesine bağımlı olsa da ABD liderliğindeki Refah Muhafızı Operasyonu (Operation Prosperity Guardian) girişimine katılmadı. Bunun yerine Kızıldeniz krizini ele almanın birincil yolu olarak iki devletli bir çözümü savunan Çin, barış hedefine ters düştüğü gerekçesiyle ABD liderliğinde Husilere karşı başlatılan askeri operasyonları reddettiğini açıkladı.

Çin, Ortadoğu’da sınırlı güce sahip olduğunu bildiğinden kısmen müdahaleci olmayan bir tutum sergiliyor ve çatışmaya girmektense barış aracısı olarak hareket etmeyi tercih ediyor. Bununla birlikte Çin'in Kızıldeniz'deki durumla ilgili olarak Husileri açıkça kınamaktan kaçınması, uzun vadeli ahlaki vizyonun bir yansıması. Çin'in 1940'lı yıllardan bu yana, hatta Çin Halk Cumhuriyeti kurulmadan önce Filistin davasına verdiği destek, Küresel Güney'deki egemenlik taleplerine uzun süredir verdiği desteğin de bir göstergesi.

Sonuç olarak, uluslararası ticaretin garanti altına alınması ve güvenliğin sağlanması ABD'nin askeri harcamalarına bağlı olduğundan halen Amerikan barışının gölgesinde yaşıyoruz. Çin bir yandan bu durumdan faydalanırken diğer yandan ABD'nin gücünün azalması Çin'in çıkarlarına hizmet edebilir.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
TT

İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD’nin müzakereleri “aldatma, hile ve zaman kazanma aracı” olarak kullanmayı hedeflemesi halinde bunun bir “yanılsama” olacağını söyledi. Ejei, “Müzakerelere dair hiçbir umut ve güven yoktur” dedi.

Washington ile Tahran arasında ilk tur görüşmeler cuma günü Umman’da yapılmış, taraflar görüşmeleri “olumlu” olarak nitelemiş ve yakın zamanda sürdürme niyetlerini açıklamıştı.

Söz konusu görüşmeler, İran’da rejim karşıtı geniş çaplı protesto dalgasının zirveye ulaşmasından yaklaşık bir ay sonra gerçekleşti. Protestolar sırasında yürütülen ve insan hakları örgütlerinin “benzeri görülmemiş” olarak nitelediği güvenlik operasyonlarında binlerce kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, başlangıçta protestoların bastırılması nedeniyle Tahran’a karşı askeri seçenekleri gündeme getirmiş, hatta göstericilere “yardım yolda” mesajı vermişti. Ancak Trump’ın son günlerdeki söylemi, İran’ın nükleer programını dizginlemeye odaklandı. Bu çerçevede ABD, başını “USS Abraham Lincoln” uçak gemisinin çektiği bir deniz görev grubunu bölgeye sevk etti. İran yönetimi ise Trump’ın İran’a saldırı tehditlerini hayata geçirme ihtimalinden ciddi endişe duyuyor. Tahran, olası bir saldırı halinde bölgedeki ABD üslerini hedef alacağı ve Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceği uyarısında bulundu.

Yargı Erki Başkanı, müzakere çağrısı yapan taraflara dair “ne umut ne de güven” olduğunu vurgulayarak, ABD’ye bu yolda güvenilemeyeceğini söyledi. Mevcut diyalog çağrılarının, “şiddeti kışkırtan ve sabotajcıları silahlandıran aynı taraflardan” geldiğini ifade etti.

dfwfde
Gösterici kalabalıkları, geçen 8 Ocak’ta başkent Tahran’ın batısındaki bazı yolları kapattı (AP)

Yargı erkinin resmi ajansı Mizan’ın aktardığına göre Ejei, pazar günü yaptığı konuşmada İran’ın hiçbir zaman savaş isteyen taraf olmadığını, ancak her türlü saldırgana karşı tüm gücüyle duracağını belirtti. Bazı ülkelerin geçmişte İran’ın yanında yer alırken, “İslam Cumhuriyeti’nin sonunun geldiğini düşündüklerini” de sözlerine ekledi.

Ejei, geçen yıl haziran ayında yaşanan ve 12 gün süren savaşa atıfta bulunarak, müzakereler sürerken savaşı başlatan tarafların, İran’ın “direncini” gördükten sonra ateşkes talep etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

“İsyan eylemlerini kim başlattı? Provokatörleri kim silahlandırdı?” diye soran Ejei, “Onları silahlandıranlar bugün ‘gelin müzakere edelim’ diyenlerin ta kendileridir” ifadelerini kullandı.

Orta İran’daki Arak kentinde yargı yetkililerine hitap eden Ejei, “aldatılmış bireyler” ile “asıl unsurların” hesabının ayrı olduğunu belirterek, davaların “yargı usullerine uygun ve her vakanın niteliğine göre” ele alınacağını söyledi.

Son protestolardaki şiddetin benzeri görülmemiş boyutlara ulaştığını savunan Ejei, “sokaklarda ve geçiş noktalarında en vahşi suçları işleyenlerin sıradan vatandaşlar değil; ABD ve Siyonist rejim unsurları tarafından eğitilmiş, kalpsiz teröristler olduğunu” ileri sürdü.

Buna karşılık “aldatılmış unsurların” varlığını kabul eden Ejei, bunların “teröristler ve ayaklanmaların ana unsurlarından ayrı değerlendirileceğini” ve suçlamalarının “her birinin koşullarına göre” inceleneceğini söyledi.

ABD merkezli insan hakları örgütü Hrana, protestolar sırasında çoğu gösterici olmak üzere 6 bin 971 kişinin öldüğünü ve 51 binden fazla kişinin gözaltına alındığını belgelediğini açıkladı.

Ejei ayrıca, protestolar sırasında reform çağrısı yapan ve baskıların araştırılması için ulusal bir gerçekleri araştırma komisyonu kurulmasını isteyen bazı iç aktörleri ve kişileri de eleştirdi.

Velayet-i Fakih’in yanında durmamanın, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınanların ve bugün suçlu Siyonistlere yaslananların akıbetiyle sonuçlanacağını savunan Ejei, “Bir zamanlar devrimle birlikte olan, bugün ise bildiri yayımlayan bu kişiler acınacak ve sefil insanlardır” dedi.


İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe