Netanyahu ve Sinvar’ın Gazze'nin enkazı üzerinde ete kemiğe bürünen egoları

Hem İsrail Başbakanı hem de Hamas’ın Gazze’deki lideri, sadece kendi hayallerinde var olan bir zafer anlatısına kendilerini kaptırmış haldeler

İllüstrasyon: Marco Lawrence/Al Majalla
İllüstrasyon: Marco Lawrence/Al Majalla
TT

Netanyahu ve Sinvar’ın Gazze'nin enkazı üzerinde ete kemiğe bürünen egoları

İllüstrasyon: Marco Lawrence/Al Majalla
İllüstrasyon: Marco Lawrence/Al Majalla

 Ahmed Mahir

İsrail'in Gazze'ye karşı başlattığı savaş, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Hamas Hareketi’nin Gazze Şeridi’ndeki lideri Yahya Sinvar'ın isimleriyle özdeşleşirken Gazze’nin tamamının çehresini değiştiren büyük yıkıma rağmen iktidarda kalmalarına yardımcı oldu. Netanyahu’nun iktidarına düzenlenen halk protestolarıyla muhalefet edilirken, Sinvar’ın liderliğine Gazze'deki Hamas'a bağlı bakanlıkların çalışanları da dahil olmak üzere, Sinvar’ı kendilerini Aksa Tufanı Operasyonu’na karıştırmakla suçlayan Filistinliler tarafından hem özelde hem de kamusal alanda yapılan eleştirilerle muhalefet ediliyordu.

Netanyahu ve Sinvar savaşı kendileriyle özdeşleştirdiler. Dolayısıyla bu, bir devlet olarak İsrail'in, bir hareket olarak Hamas'ın ya da İsrail işgaline direnen diğer gruplara karşı bir eleştiri değil, Netanyahu ve Sinvar’a yönelik bir eleştiridir. Bu, aynı zamanda radikal biçimde farklı geçmişleri olan iki adam arasında bir karşılaştırma da değil, daha ziyade mevcut krizin siyasi yönetimine yapılan bir eleştiridir. Netanyahu, kesin bir vizyon ortaya koyamadan duygusal konuşmalarıyla Hamas'ı yok etmek için savaşın devam etmesi gerektiğini savunurken, merkez sağı ve aşırı sağı harekete geçirip ülkesinin siyasi ve stratejik çıkarları pahasına egosunu tatmin ediyor. Buna karşın Sinvar, ürkütücü sessizliğini sürdürüyor. Sinvar, Netanyahu’nun aksine 7 Ekim’den bu yana sessizliğini hiç bozmadı. Bu sessizlik, sözsüz medya iletişim stratejisinin önemli bir parçası gibi görünüyor. Çünkü sessizlik suikast korkusunun yanı sıra karşı tarafı küçümsemenin de ifadesidir. Sinvar’ın siyasi tutumunu psikolojik bir perspektiften analiz edecek olursak, Fransız filozof Michel de Certeau'nun “Siyasi eylem seçeneği olarak sessizlik taktiksel olabilir, yani zayıf tarafın sanatıdır” şeklindeki tanımını kullanabiliriz.

Ancak Sinvar, zayıf olduğu için sessiz kaldığı yönündeki şüpheleri savuşturmak amacıyla, askeri ve siyasi sözcülerini savaşı kendi perspektifinden çerçevelemeleri için görevlendirdi. Tıpkı Netanyahu ve İsrail sözcülerinin yaptığı gibi.

Netanyahu, duygusal konuşmalarıyla Hamas'ı yok etmek için savaşın devam etmesi gerektiğini savunurken, Sinvar ürkütücü sessizliğini sürdürüyor.

Her birinin kendi söylemi ve basına yaptıkları açıklamalarda kullandıkları bir dil var. Bu söylemler nihayetinde sadece kendilerini ve tutumlarını haklı çıkarmaya hizmet ediyor. İkisi de hem Netanyahu'ya çatışmaları durdurması için Hamas ile bir anlaşma yapması yönünde baskı yapan İsraillilerin hem de Sinvar'ın İsrail gibi bir ülkeye saldırma kararı nedeniyle, sevdiklerinin ölümüne ve Gazze'deki büyük yıkıma üzülen Filistinlilerin çoğunluğu için hiçbir önemi olmayan şeylere önem veriyorlar. Savaştan zaferle çıkmak ikisinin de siyasi çıkarına. Çünkü ikisinin de halklarının belleğinde şekillendirmeye çalıştıkları bu zafer, öncelikle iktidarı ellerinde tutmalarında, ikinci olarak da hatalı politikalardan kaynaklanan sosyal ve ekonomik başarısızlıkları meşrulaştırma konusunda yardımcı olabilir. Ayrıca Netanyahu, yolsuzluk, rüşvet ve görevi kötüye kullanma suçlamalarıyla karşı karşıya olduğundan, İsraillilerin kendisine yönelttiği eleştirileri hafifletmek ve itibarını kurtarmak amacıyla ilk aylarından beri savaştan faydalanmaya çalışıyor.

‘Tam Zafer’ ve ‘Neden Aksa Tufanı?’ sloganları

Bir lider, genellikle çevresindeki siyasi ve güvenlik kurumlarının yetkilileri tarafından şekillendirilen anlatısını sağlamlaştırmak için kamuoyunu aynı yöne yönlendirecek büyük bir sloganı benimser. Örneğin Netanyahu, en yakın müttefikleri olan ABD ve İngiltere'nin sert eleştirilerine rağmen, Hamas'ı yok etmek adına savaşı sürdürmenin öneminden bahsederken siyasi dilini güçlendirmek için ‘tam zafer’ ifadesini kullandı. Sinvar ise sessizlik stratejisini ve Hamas tarafından ocak ayında Hamas Hareketi’nin ve hareketin Gazze'deki liderinin (Sinvar) anlatısını çerçevelemek için yayınladığı bildiride kullanılan ‘Neden Aksa Tufanı?’ ifadesini benimsedi. Yani karşımızda, kimileri tarafından İsrail'in ‘soykırımla’ suçlandığı bir savaşı siyasi olarak meşrulaştırmaya çalışan bir adamla, Gazze'de İsrailli sivillerin ve ailelerinin kaçırılmasını ve öldürülmesini siyasi olarak haklı göstermeye çalışan bir başka adam var.

Hem Netanyahu hem de Sinvar, şişirilmiş bir egoya sahipler. Bu onların karakteristik özellikleri ve savaşı yönetirken de bu özellikleri ortaya çıkıyor. Hayranları ise bu özelliklerini siyasi bir karizma olarak görülüyor. Netanyahu merkez sağcı, aşırı sağcı ve yerleşimci hayranları arasında ‘sihirbaz’ olarak biliniyor. Çünkü onları, sözleri ve eylemleriyle uyuşturucu almışlar gibi etkileyebiliyor. Bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını engelleyebilecek ‘tek kişinin’ kendisi olduğunu söyleyen Netanyahu, İsrail'in önde gelen kurucularından biri ve ilk başbakanı olan David Ben-Gurion’ı bile geride bırakarak, İsrail’in en uzun süre görev yapan başbakanı oldu. İsrailliler Netanyahu’nun iktidara özgür ve adil seçimlerle demokratik bir şekilde geldiğini asla unutmazlar.

erfvtvbr
Gazze'deki Şifa Hastanesi çevresinde yıkılan binaların enkazı arasında bisikletini iterek yürüyen bir adam, 3 Nisan 2024 (AFP)

Sinvar'ın ise hayranları için karizmasının iki dayanağı var. Gazze'deki bir Filistinli, Sinvar'ın 2017 yılında Hamas Hareketi’nin Gazze Şeridi'ndeki liderliğini devraldıktan sonra birkaç kez kamuoyu önüne çıktığı sırada ‘öfkeli bakışlarıyla insanların kalbine korku saldığını’ söylüyor.

Gençlik yıllarından beri İsrail'e karşı siyasi ve silahlı mücadele veren Sinvar, İsrail tarafından dört kez müebbet hapis cezasına çarptırıldı. İsrail hapishanelerinde 23 yılını geçiren Sinvar, 2011 yılında bir esir takası anlaşmasıyla serbest bırakıldı. Sinvar, Hamas Hareketi’nin 2006 yılındaki Filistin Yasama Meclisi (PLC) seçimlerini, Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi (El Fetih) karşısında büyük bir çoğunluk elde ederek kazandığı demokratik süreçte de rol aldı.

Bir lider, genellikle çevresindeki siyasi ve güvenlik kurumlarının yetkilileri tarafından şekillendirilen anlatısını sağlamlaştırmak için kamuoyunu aynı yöne yönlendirecek büyük bir sloganı benimser.

Netanyahu ve Sinvar, İsraillilerin ve Filistinlilerin kendilerinden hoşnut olmamalarına rağmen iktidarda kalmaya devam etmelerini meşrulaştırmak için kullandıkları ‘meşruiyet’ kavramı siyasi açıdan önem arz ediyor. Ünlü Alman sosyolog ve tarihçi Max Weber'e göre meşruiyet ‘inanç' seviyesine ulaştığında, yetkililere ve rejime verilen desteğin devam etmesini sağlamak için en etkili unsur haline gelir.

Netanyahu ve Sinvar'ın otoriterliği, İsrail sokağındaki büyük öfkeye ve Gazze'deki boğuk kaynamaya aldırmadan Gazze savaşına kendi kişisel perspektiflerinden bakmalarında açıkça görülüyor. Hata yaptığını kabul etmemek ve Netanyahu’nun Hamas’ın tamamen yok edilmesi gerektiği şeklindeki söylemi gibi, savaşla ilgili gerçek olmayan bir medya anlatısı benimsemek otoriter bir yöneticinin karakteristik özelliğidir. Netanyahu, Hamas’ın ancak yerine başka cazip bir ideoloji getirilerek ve -Sinvar’ın da 7 Ekim saldırısının meşrulaştırılmaya çalışıldığı bildiride söylediği gibi- bir Filistin devleti kurularak ortadan kaldırılabilecek bir ideoloji olduğunu gayet iyi biliyor. Ancak İsrail siyaset sahnesinin ve İsrail toplumunun çoğunluğunun, bugün bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasından bahsedilmesini dahi kabul etmediği göz önüne alındığında, böyle bir devletin kurulması daha uzun bir süre ertelenecek gibi görünüyor.

Liderin, Kur’an-ı Kerim’den ve Tevrat'tan alıntılanan dini metinlere ve anlatılara atıfta bulunması da onun halkın gönlünü ve zihin dünyasını kazanmasına, savaşı kişiselleştirmesine yardımcı olur. Çünkü dinin kanıta ihtiyacı yoktur. Hem Netanyahu hem de Sinvar, Gazze’deki savaşta askerlerinin ilahi iradeyi yerine getirdiğine inanıyorlar.

Örneğin Netanyahu, Hamas'a karşı Tevrat'ın Yeşaya kitabındaki ‘kehaneti’ göreceklerini öne sürerek, “Bizler ışığın çocuklarıyız, onlar karanlığın çocukları” ifadelerini kullandı. Yeşaya, Yahudilik inancındaki peygamberlerden biridir. Hamas ise zaferin sadece yaklaşmakla kalmayıp çoktan geldiğine dair açıklamalarında, birçok kez Kur’an-ı Kerim ayetlerine atıfta bulundu.

Her iki taraf için de sanki bu zafer kutsal, ilahi ya da doğaüstü bir şeymiş ve sorgulanamazmış gibi. Ancak sahada sahte bir zafer balonu şişirdikleri kesin. Öyle ki Netanyahu, İsrail için stratejik bir yenilgiye sebep olabilir, Hamas ise ortalık yatıştığında büyük bir siyasi ve askeri yenilgiye uğrayabilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
TT

Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)

Rusya’nın Ermenistan Büyükelçisi Sergey Kuperskin, Rusya’nın Ermenistan ile ABD arasındaki ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ projesini yakından takip ettiğini ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu açıkladı.

Bu açıklama, yüzyıllardır Moskova'nın hayati etki alanı ve Rusya'nın zayıf noktası olarak kabul edilen Güney Kafkasya bölgesinde artan Amerikan faaliyetlerine ilişkin Rusya'nın tutumunda bir değişiklik olduğunu gösterdi. Bu bölge, defalarca dalgalanmalara ve Rusya'nın etkisine yönelik tehditlere tanık oldu.

edrft
Ermenistan ve Azerbaycan arasında anlaşmanın imzalanmasının ardından Beyaz Saray'da Donald Trump, İlham Aliyev ve Nikol Paşinyan tokalaşırken, 8 Ağustos 2025 (Reuters)

Azerbaycan'ı güney Ermenistan üzerinden Nahçıvan bölgesine (Ermenistan'ın adlandırmasına göre Nahichevan) bağlayan tartışmalı ‘Zengazur Koridoru’ kara projesine atıfta bulunan Kuperskin, ülkesinin ‘projeyle ilgili gelişmeleri takip ettiğini ve diğer hususların yanı sıra, Ermenistan Cumhuriyeti'ndeki demiryolu sektörünün bakımı ve geliştirilmesinde Rusya ile Ermenistan arasındaki yakın işbirliğini de dikkate alarak, müzakerelere katılmaya ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu’ söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov daha önce bu konuyu belirsiz ifadelerle ele almıştı. Lavrov, “Bu projenin somut pratik detayları henüz şekillenmeye başladı ve projenin başlatılması biraz zaman alacak” dedi.

tvrfv
Soldan sağa: Azerbaycan, Kazakistan, Rusya, Beyaz Rusya, Özbekistan, Tacikistan ve Ermenistan liderleri 10 Ekim'de Duşanbe'deki BDT zirvesinin yapıldığı binaya doğru ilerlerken (EPA)

Rusya Dışişleri Bakanlığı Enformasyon ve Basın Dairesi Başkanı Mariya Zaharova da Rusya'nın, Rusya Demiryollarının benzersiz uzmanlığından yararlanmak da dahil olmak üzere, projeye katılım seçeneklerini araştırmaya hazır olduğunu duyurdu.

Moskova, geçtiğimiz yıl ağustos ayında Washington'da Ermenistan ve Azerbaycan arasında varılan anlaşmanın bazı ayrıntılarına ilişkin çekincelerini daha önce dile getirmişti. Bakü ve Erivan arasındaki barış çabalarından duydukları memnuniyeti dile getiren Rus yetkililer, ABD'ye bölgede doğrudan varlık gösterme hakkı verilmesine ilişkin ayrıntılara açıkça memnuniyetsizliklerini ifade ettiler.

Azerbaycan ve Ermenistan tarafları, ABD'nin himayesinde düzenlenen ve onlarca yıldır taraflar arasında doğrudan arabuluculuk yapan Moskova'nın davet edilmediği bir toplantıda, barış ve on yıllardır süren çatışmanın sona ermesi için bir ön anlaşma imzaladı. İki ülke arasında barışın tesis edilmesi ve ilişkilerin güçlendirilmesine ilişkin anlaşma, Azerbaycan ile Ermenistan üzerinden Nahçıvan Özerk Bölgesi'ni birbirine bağlayan bir koridorun oluşturulmasına ilişkin bir madde içeriyordu. Bu konu, iki ülke arasında önemli bir anlaşmazlık noktasıydı.

dcfgtyhu
Dağlık Karabağ'daki Azerbaycan kontrol noktası, Ağustos 2023 (AFP)

Erivan, ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ olarak adlandırılan koridorun kurulması için ABD ve üçüncü taraflarla iş birliği yapmayı kabul etti. Bu gelişme, özellikle projeyi uygulamak için Amerikan şirketlerinin davet edilmesi konusundaki tartışmaların artmasıyla, Rusya ve İran’ın bölgedeki çıkarlarına doğrudan bir tehdit oluşturdu ve ABD’nin uzun vadeli ekonomik, ticari ve güvenlik varlığının kurulması anlamına geliyordu. Moskova, Washington'u doğrudan eleştirmekten kaçınırken, bazı yetkililer sadece dolaylı olarak memnuniyetsizliklerini dile getirdiler. İran ise, bu koridorun kendisini Kafkasya'dan izole edeceği ve sınırlarına yabancı bir varlık getireceği endişesiyle, koridorun kurulmasına şiddetle karşı çıktı.

Birkaç gün önce, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ile yaptığı görüşmede, Erivan'ın Washington'a kendi topraklarındaki koridorda bir pay vereceğini doğruladı. ABD Dışişleri Bakanlığı, yüzde 74'ü ABD'ye ait olacak şekilde, bu arazide demiryolu ve karayolu altyapısının inşasından sorumlu olacak bir şirket kurulacağını açıkladı. Dışişleri Bakanlığı'nın çerçeve metninde belirtildiği üzere, projenin ABD'nin yatırımlarına ve ‘kritik ve nadir minerallere’ ABD pazarına erişimine olanak sağlaması bekleniyor. Rubio, toplantı sırasında “Anlaşma, egemenlik ve toprak bütünlüğünden ödün vermeden ekonomik faaliyete ve refaha nasıl açılabileceğimizi gösteren, dünya için bir model olacak” dedi. “Bu, Ermenistan için, ABD için ve ilgili herkes için iyi olacak” diye ekleyen Rubio, Trump yönetiminin artık ‘anlaşmayı uygulamak için’ çalışacağını vurguladı.

sdfrgth
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan (sağda), Erivan'da İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı görüşmede imzalanan anlaşma belgelerini değiş-tokuş ederken (EPA)

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise Azerbaycan'ı Nahçıvan'a bağlayan koridorun güvenliğinin ‘üçüncü bir ülke değil, Ermenistan tarafından’ garanti edileceğini vurguladı.

Rusya'nın projeye ilişkin tutumundaki gelişme ve projeye katılma isteği konusunda görüşmelerin başlamasına, Moskova'nın Avrupa ile daha geniş bir iş birliğine yönelmeden önce Rusya'nın yakın müttefiki olan Ermenistan'a gönderilen mesajlar eşlik etti.

Bakan Lavrov, birkaç gün önce Ermenistan Ulusal Meclisi Başkanı Alen Simonyan ile yaptığı görüşmede şunları söyledi:

"Ermenistan'ın, Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyelerinin Rusya'ya stratejik bir yenilgi yaşatmak amacıyla açıkça savaş ilan ettiği bu durumun arkasındaki nedenleri tam olarak anladığını, şüphe ve hatta yalanlar saçan bir anlatının iki ülkemizin kamuoyunu domine etmemesini içtenlikle umuyorum.”

Ülkesinin ‘hiçbir ortağının herhangi bir yönde dış ilişkiler geliştirmesine asla itiraz etmediğini’ vurgulayan Lavrov, ancak Rusya’nın AB’deki muhataplarının, söz konusu ülkeyi sürekli olarak ‘ya bizimle ya da onlarla’ şeklindeki iki seçenek arasında seçim yapmaya zorladığını belirtti.


Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
TT

Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, Netanyahu'nun çarşamba günü Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelerek İran ile müzakereleri görüşeceği bildirildi.

Reuters'ın aktardığı açıklamada, Netanyahu'nun ‘(İran ile) yapılacak herhangi bir müzakerede balistik füzelerin sınırlandırılması ve İran'ın bölgedeki vekillerine verilen desteğin durdurulmasının yer alması gerektiğine inandığı’ belirtildi.

Reuters'a göre çarşamba gün  yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump’ın geçtiğimiz yıl ocak ayında göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ile Trump arasında yapılacak yedinci görüşme olacak. Öt yandan İsrail basınına göre Netanyahu, Trump'a İsrail'in İran'ın nükleer programını tamamen yok etme kararlılığını vurgulayacak.

İran ile ABD arasında geçtiğimiz cuma günü Umman'da nükleer dosyasına ilişkin görüşmeler gerçekleştirdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi. Ancak Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan görüşmelerin ardından, ‘tehditlerin ve baskının kaldırılması herhangi bir diyalogun başlaması için şart’ olduğunu vurgulayan Arakçi, “(Tahran) sadece nükleer meselesini görüşecek... ABD ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğiz” dedi.

Öte yandan her iki taraf da Tahran ile Batı arasında uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmek için diplomasiye yeni bir şans vermeyi kabul ettiklerini belirtti. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington'ın müzakerelerin İran'ın nükleer programı, balistik füze programı ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteğin yanı sıra ‘kendi halkına davranış biçimini’ de kapsaması istediğini söyledi.

İranlı yetkililer, bölgedeki en büyük füze programlarından biri olan İran'ın füze programını tartışmayacaklarını defalarca kez belirtmiş ve Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını istediğini söylemişlerdi.

Diğer taraftan Washington’a göre nükleer bombaya giden potansiyel bir yol olan İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri kırmızı çizgiyi oluşturuyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtı silah amaçlı kullanma niyetinde olmadığını vurguluyor.


Netanyahu, Trump'a İran nükleer projesinin tamamen ortadan kaldırılmasının gerekliliğini vurgulayacak

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
TT

Netanyahu, Trump'a İran nükleer projesinin tamamen ortadan kaldırılmasının gerekliliğini vurgulayacak

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)

İsrail haber sitesi Ynet dün, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun ABD Başkanı Donald Trump'a İsrail'in İran nükleer projesini tamamen ortadan kaldırma kararlılığını teyit edeceğini bildirdi.

İnternet sitesi, iyi bilgilendirilmiş bir kaynağa atıfta bulunarak, "İsrail'in tutumu, İran nükleer programının tamamen ortadan kaldırılması, uranyum zenginleştirmenin durdurulması, zenginleştirme kapasitesinin durdurulması ve zenginleştirilmiş uranyumun İran topraklarından çıkarılması konusunda ısrar etmek olacaktır" dedi.

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre kaynak, "İsrail, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı müfettişlerinin İran'a geri dönmesini ve şüpheli bölgelere sürpriz ziyaretler yapılmasını talep ediyor" ifadelerini kullandı.

Ynet haber sitesi, kaynağın şu sözlerini aktardı: "İran ile yapılacak herhangi bir anlaşma, İsrail'i tehdit edemeyeceklerinden emin olmak için füze menziline 300 kilometrelik bir sınır getirmelidir."

Ofisi dün yaptığı açıklamada, Netanyahu'nun önümüzdeki çarşamba günü Washington'da Trump ile görüşeceğini duyurdu.