İran içinde ve dışında uzlaşıya karşı Hamaney'i destekleyen grup: Paydari Cephesi

İsrail'e karşı saldırıyı destekleyen ve savaş hasreti çeken milis grup

DMO’nun İsrail'e düzenlediği saldırı sonrası düzenlenen kutlamalar sırasında füze maketi taşıyan bir İranlı (Reuters)
DMO’nun İsrail'e düzenlediği saldırı sonrası düzenlenen kutlamalar sırasında füze maketi taşıyan bir İranlı (Reuters)
TT

İran içinde ve dışında uzlaşıya karşı Hamaney'i destekleyen grup: Paydari Cephesi

DMO’nun İsrail'e düzenlediği saldırı sonrası düzenlenen kutlamalar sırasında füze maketi taşıyan bir İranlı (Reuters)
DMO’nun İsrail'e düzenlediği saldırı sonrası düzenlenen kutlamalar sırasında füze maketi taşıyan bir İranlı (Reuters)

The Economist

İran, ‘Küçük Şeytan’ olarak tanımladığı İsrail’e karşı 45 yıldır sürdürdüğü ısrarlı düşmanlığa rağmen bugüne kadar kendi topraklarından ona tek bir kurşun bile sıkmadı. Bunun yerine İran İslam Cumhuriyeti'nin kurucusu Ayetullah Ruhullah Humeyni'nin ifadesiyle ‘Kudüs'e giden yol, Irak’ın Şiiler için önemli bir şehri olan Kerbela'dan geçtiği’ için Irak'la savaşmayı seçti.İran'ın 1989 yılından beri dini lideri (rehber) olan" Humeyni’nin halefi Ayetullah Ali Hamaney de İsrail’e ait hedefleri vurmak için Lübnan’daki Hizbullah ve Şii milis güçlerin yanı sıra, Hamas ve İslami Cihad Hareketi gibi Filistinli silahlı grupları kullanarak onunla doğrudan çatışmaya girmekten kaçındı. İsrail son yıllarda İran'ın nükleer tesislerine saldırılar düzenlediğinde ve nükleer programda görevli bilim insanlarına başkent Tahran'ın göbeğinde suikastlar gerçekleştirdiğinde Hamaney'in danışmanları ‘stratejik sabır’ çağrısında bulundular.

Ancak tüm bu tablo artık değişti. İran'ın 13 Nisan'da İsrail'e 300'den fazla insansız hava aracı (İHA), kruz (seyir) füzesi ve balistik füzelerle saldırması, İran'ın eski Beyrut Büyükelçisi Ahmed Destmalçiyan’ın da dediği gibi, bir paradigma değişikliğinin habercisiydi. ABD’nin 2020 yılının başlarında İran’ın en üst düzey askeri komutanı Kasım Süleymani'yi öldürmesine yapılan misillemenin çok ötesinde olan bu saldırıdaki ateş gücü, İranlıların çoğunu hayrete düşürdü. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanı General Hüseyin Selami bu gelişmeyi, rejimin artık ‘yeni bir denkleme’ göre hareket ettiğini söyleyerek açıkladı. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin danışmanlarından biri de 14 Nisan'da X hesabından yaptığı paylaşımda ‘stratejik sabır döneminin sona erdiğini’ belirtti.

Dışarıdan gelen baskılar bu politika değişikliğinin kısmi olarak açıklaması olabilir. İsrail, geçtiğimiz ekim ayında Gazze'ye savaşın başlamasından bu yana İran’ın Ortadoğu'daki hedeflerine karşı saldırılarını yoğunlaştırırken, Suriye’de ve Lübnan'da gerçekleşen saldırılarda 18 DMO komutanı ve yaklaşık 250 Hizbullah üyesini öldürdü. İran'ın uluslararası hukuka göre egemenlik alanı olduğunda ısrar ettiği Şam'daki diplomatik yerleşkesine İsrail tarafından nisan ayında düzenlenen hava saldırısı, İran'ın uzun süredir vekilleri aracılığıyla sağladığını düşündüğü caydırıcılığının artık geçerli olmadığını kanıtladı.

Paydari Cephesi’nin aşırı muhafazakâr üyeleri, askeri hırslarıyla ilgili söylemlerinde manevi terimler kullanıyorlar.

“Paydari Cephesi” (Cephe-i Paydari/Direniş Cephesi)

Ancak İran’daki karar alma sürecinin şekillenmesinde yerel güçler de rol oynuyor. Hamaney, siyasi kariyerinin büyük bölümünde kendisi gibi açık sözlü muhafazakâr pragmatistlere güvendi. Bu kişilerin çoğu rejimin öne çıkan savaş gücü olan DMO'da komutandı ve rejimi güçlendireceğini düşündükleri takdirde Batı ile çalışmaktan dahi çekinmezlerdi. Ancak son zamanlarda İran’da, İsrail için aşırı sağ neyse İran için de aynısını temsil eden aşırı muhafazakâr bir grup ortaya çıktı.

Bunların arasında gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında herhangi bir tarafla herhangi bir uzlaşıya karşı çıkan radikal ve aşırı muhafazakâr Şiilerden oluşan ‘Paydari Cephesi’ ya da diğer adıyla ‘İslam Devrimi İstikrar Cephesi’ de yer alıyor. Kendilerini eleştirenleri ‘ateist ve devrim düşmanı’ olarak yaftalayıp, Tahran'daki parkları mescitlere çevirmek istiyorlar. Batılı ülkelerle her türlü uzlaşıyı o kadar kötü görüyorlar ki, bazıları Kapsamlı Ortak Eylem Planı (İran'ın nükleer programını frenlemek için 2015 yılında dünya güçleri ile İran arasında imzalanan nükleer anlaşma/KOEP) metnini İran Şura Meclisi’nin çatısı altında yaktılar. İsrail’in saldırıları karşısında ‘stratejik sabır’ ile yatıştırma arasında bir fark görmüyorlar.

Muhalifleri ise Paydari Cephesi'ni, ‘devletin ele geçirilmesi sürecini organize etmekle’ suçluyorlar. Gerçekten de 2021 yılında cumhurbaşkanı seçilen İran'ın katı muhafazakâr çizgideki Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, İran'ın en radikal din adamlarından biri olan kayınpederinin coşkulu vaazlarının da etkisiyle bu gruptan pek çok kişiyi hükümetin önemli makamlarına yerleştirdi.

Paydari Cephesi, çok sayıda kişinin boykot ettiği son parlamento seçimlerinde gücünü daha da pekiştirdi. Hatta aynı seçimlerde Tahran'ın pragmatikligi ile bilinen eski Belediye Başkanı, DMO'nun eski komutanlarından ve Hamaney'in akrabası olan Muhammed Bakır Kalibaf'a karşı ezici bir zafer kazandılar. Şimdi de Kalibaf'ı meclis başkanlığı görevinden uzaklaştırmaya çalışıyorlar.

Son zamanlarda İran’da, İsrail için aşırı sağ neyse İran için de aynısını temsil eden aşırı muhafazakâr bir grup ortaya çıktı.

Realistler

İran ordusu içindeki realistler, İsrail'in teknolojik açıdan üstün olan savaş envanterine kıyasla mühimmatlarının eski olduğunu kabul ediyorlar. İran, Şah döneminde ordusu bakımından rakipsiz bir bölgesel güçtü. Ancak o tarihten bu yana İran Hava Kuvvetleri’nde büyük bir modernizasyon gerçekleşmiş değil. İran Hava Kuvvetleri’nin sahip olduğu 1960'lı yıllardan kalma Amerikan yapımı F-4 savaş uçakları, dünyanın en gelişmiş savaş uçağı olan İsrail'in F-35'lerinin yanında son derece sönük kalıyor. Şarku’l Avsat’ın Majalla dergisinden aktardığı analize göre İran'ın tanklarının çoğu İkinci Dünya Savaşı’ndan kalmadır. Öte yandan DMO’nun aşırı muhafazakârları askeri hırslarını dile getirirken manevi terimler kullanıyorlar. Sık sık Kur’an-ı Kerim ayetlerine atıfta bulunuyorlar. Örneğin, İran’ın İsrail’e saldırısında da “(Oku) attığında da sen atmadın, Allah attı” (Enfal-17) ayetine atıfta bulundular. Hz. Muhammed'in torunu Hz. Hüseyin'in 7. yüzyılda Kerbela'da Müslüman bir lider tarafından öldürüldüğü ve kurban olduğu, Şiiler arasında en saygıdeğer şahsiyet haline geldiği tarihi olaydan ilham alıyorlar.

fdrbgn
İsrail ordusu İran'a ait olduğunu açıkladığı balistik füzenin düşürülmesinden sonra gazetecilere gösterdi (Reuters)

Onlar, Müslüman Şiilerin kıyamet yaklaştığında gelmesini ve yeryüzünde adaleti sağlamasını bekledikleri mesihvari bir figür olan İmam Zaman’ın gelişinin müjdeleyicisi olacağına inandıkları dehşet verici bir olayın yaşanmasını umuyorlar. İran'ın İsrail’e saldırısının ardından kutlama yapmak için sokaklara döküldüler ve şeker dağıttılar. Tahran'daki reklam panolarına, İsraillilere mühimmat stoklayarak yeni saldırılara hazırlanmalarını tavsiye eden İbranice pankartlar astılar.

Paydari Cephesi’nin aşırı muhafazalar mensupları DMO’ya da sızdılar. Paydari Cephesi'nden din adamları tarafından yönetilen yaz kamplarına katılan yeni bir komutan sınıfı ortaya çıkarken, bu sınıftan birçoğu DMO’nun çeşitli birliklerinin başına atandı. Chattanooga'daki Tennessee Üniversitesi'nde görev yapan ve DMO konusunda uzman olan Said Golkar, bu yeni neslin eski nesillerin aksine daha ideolojik ve nefret dolu, daha deneyimsiz ve daha az gerçekçi oldukları değerlendirmesinde bulundu. 1980'lerdeki İran-Irak savaşını hatırlamadıklarını ve strateji geliştirmek için dini metinleri kullandıklarını belirten Golkar, “Savaşı bilmeyenler savaşmaya en istekli olanlardır” şeklindeki İran atasözünü hatırlattı.

Karar mercii

Ancak DMO saflarındaki bu gençlik coşkusuna rağmen son sözü halen Hamaney söylüyor. DMO’nun üst düzey komutanları, saldırıdan üç gün önce İsrail’e ve müttefiklerine saldırıyı haber verdiklerini ve saldırının ne zaman biteceğini bildirdiklerini açıkladılar. Bazı İranlılar ise şu an 84 yaşında olan Hamaney'in Paydari Cephesi’ne karşı koyabileceğine şüpheyle yaklaşıyorlar. İbrahim Reisi’nin katı muhafazakâr yönetimi, kamudaki reformistleri ve diğer muhalifleri uzaklaştırırken İsrail’in devam eden saldırılarını, rejim içinde itidal çağrısı yapan pragmatistleri marjinalleştirmek için kullandılar. Hatta bazıları, İsrail'in İran topraklarına saldırması ihtimalini memnuniyetle karşılamakta tereddüt dahi etmezken, böyle bir saldırının milliyetleriyle gurur duyan İranlıları birleştireceğine inanıyorlar.

Ancak Paydari Cephesi'nin hatırı sayılır bir nüfuzu olmasına rağmen, yükselişi İran İslam Cumhuriyeti'ni daha da yıpratabilir. Tıpkı İranlı liderlerle vatandaşlar arasındaki uçurumun giderek derinleştiği gibi. İsrail'de Binyamin Netanyahu ne kadar sevilmiyorsa, İran’da da Cumhurbaşkanı Reisi o kadar sevilmiyor. İranlıların çoğu 13 Nisan’daki İsrail’e yönelik saldırının ardından, riyalin dolar karşısında rekor seviyeye gerilemesini gerekçe göstererek, ülke ekonomisinin mahvolmasından Reisi'nin ‘deneyimsiz’ danışmanlarını sorumlu tutuyorlar.

Paydari Cephesi'nin yükselişi İran İslam Cumhuriyeti'ni daha da yıpratabilir.

Hatta bu coşkunun İran'ı istemeden bir savaşa sürükleyebileceğinden korkanların sayısı da az değil. Bu durum, bazı İranlıların rejime muhalif olanları müttefikleri olarak görmeye başlamalarına yol açtı.

İranlılar, İsrail’e düzenlenen füzeli saldırıların ardından, bu saldırıların etkisiz olmasıyla ilgili espriler dahi yaptılar. Bunlardan biri ‘çok sayıda İsraillinin gülerek öldüğü’ esprisiydi.

Sokaklarda duvarlara İsrail'i misilleme yapması için teşvik edici grafitiler çizilip “Vur onları İsrail, İran halkı senin arkanda” yazılırken, İranlı bir gözlemci, İsrail saldırısına İran'ın vereceği yanıtın, rejim için saldırının kendisinden daha büyük bir tehdit oluşturabileceği değerlendirmesinde bulundu.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra Merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

 



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.