Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Irak ziyareti: Önce PKK ile mücadele sonra su

PKK ile mücadele iki ülke arasındaki ilişkilerde hassas bir konu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 22 Nisan'da Bağdat'ta iki ülke arasında ikili anlaşmaların imzalandığı bir toplantıya katılımları sırasında (AP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 22 Nisan'da Bağdat'ta iki ülke arasında ikili anlaşmaların imzalandığı bir toplantıya katılımları sırasında (AP)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Irak ziyareti: Önce PKK ile mücadele sonra su

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 22 Nisan'da Bağdat'ta iki ülke arasında ikili anlaşmaların imzalandığı bir toplantıya katılımları sırasında (AP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 22 Nisan'da Bağdat'ta iki ülke arasında ikili anlaşmaların imzalandığı bir toplantıya katılımları sırasında (AP)

İyad el-Anber

Irak-Türkiye ilişkileri, Osmanlı İmparatorluğu döneminde İslam medeniyetinin sembolik bir işareti olarak Türk sultanlarının kahramanlıklarına ve maceralarına ilişkin tarihi anlatılardan esinlenen uzun bir Türk pembe dizisine benziyor. Bu dizilerde büyüleyici manzaralar, lüks kostümler ve yakışıklı oyuncular ekranı doldurur. Söz konusu dizilerin ortak temaları romantizm ve intikamdır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin davetlisi olarak Bağdat'a yaptığı ziyaretin teması da böyleydi. Cumhurbaşkanı'nın Bağdat’ta yaptığı konuşma, Irak-Türkiye ilişkilerini şekillendirebilecek romantizm ve defalarca kez terörist olarak nitelendirdiği Kuzey Irak'ta faaliyet gösteren PKK gruplarından intikam alma konusunda ipuçları verdi.

Irak'ı ‘Türkiye'nin ortak tarihi, beşeri ve kültürel bağları olan önemli bir komşusu’ olarak tanımlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Irak ile ilişkilerimizi, karşılıklı saygı ve iyi komşuluk ilkesi temelinde, ortak çıkarlarımızı gözeterek ilerletme yönünde güçlü siyasi iradeye sahibiz” ifadelerini kullandı.

Erdoğan'ın Irak’ı ilk ziyaretinden 13 yıl sonra gerçekleştirdiği en son ziyareti arasındaki tek fark siyasi pozisyonu oldu. Erdoğan, 2011 yılında Irak’a gerçekleştirdiği ilk ziyaretinde Başbakandı.  Ardından 2017 yılındaki anayasa değişikliğinden sonra tüm yürütme yetkilerini elinde bulunduran cumhurbaşkanı olarak iktidarda kalmaya devam etti. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iki ziyaretini tarihi olarak birbirinden ayıran en önemli nokta Erdoğan'ın siyasi pozisyonundaki değişiklikten ziyade, adımlarının yavaşlamasına ve yüzündeki ifadeye rağmen, iki ülke arasındaki aynı meseleler hakkında konuşmaya devam etmesiydi. Erdoğan, Türkiye'nin ne istediğini ve ulusal güvenliği için neyi gerekli gördüğünü dile getirmeyi sürdürdü.

Yeni başlangıçlar

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak Başbakanı Sudani ile düzenlenen ortak basın toplantısındaki konuşmasını “Bölgesel gelişmeler açısından kritik bir dönemde gerçekleşen ziyaretimin inşallah yeni başlangıçlara vesile olacağına inanıyorum” diyerek sonlandırdı.

Öte yandan ‘Kalkınma Yolu Projesi’ belki de ilk kez üst düzey siyasi bir görüşmede tartışılan yeni başlangıçlardan biri olarak ele alındı. Kalkınma Yolu Projesi, Başbakan Sudani’nin, Irak ile bölgesel komşuları arasındaki ilişkilerin ekonomik ortaklığa dönüşmesinde bir dönüm noktası olacağına inandığı en önemli stratejik proje. Bu yüzden Katar Ulaştırma Bakanı ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Enerji ve Altyapı Bakanı'nın Irak’ı ziyareti ve Irak, Türkiye, Katar ve BAE arasında dörtlü bir mutabakat zaptının imzalanması, bu proje üzerinde anlaşmaya varılması açısından önemli bir adım oldu.

“Ziyarette, iki ülke arasındaki ticareti artırabilecek Kalkınma Yolu Projesi’nin hayati önemine değinildi.

Erdoğan-Sudani görüşmesinde Irak ve Türkiye arasında, tamamı Stratejik Çerçeve Anlaşması başlığı altında olmak üzere enerji, tarım, su, sağlık, eğitim ve güvenlik alanlarında 26 mutabakat zaptı ve anlaşma imzalandı.

Başbakan Sudani anlaşmayı ‘güvenlik, enerji ve ekonomi için sürdürülebilir stratejik bir yol haritası’ olarak tanımlarken Cumhurbaşkan Erdoğan, bunu onaylayarak Başbakan ile imzaladıkları Ortak İşbirliği için Stratejik Çerçeve Anlaşması’nı ‘kendileri için güçlü bir yol haritası’ olarak nitelendirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz yıl yaklaşık 20 milyar dolara ulaşan ticaret hacminin daha yüksek seviyelere çıkarılması için atılması gereken adımları vurguladı. Ziyarette bu hedefe ulaşmak için Kalkınma Yolu Projesi’nin hayati önemine değinilirken projenin iki ülke arasındaki ticaret hacmini arttırmak için yapay engellerin aşılmasına yardımcı olabileceği belirtildi.

Önce terörle mücadele sonra su

Irak ve Türkiye arasında, iki ülkenin ortak yüksek çıkarlarına ilişkin tartışma konularını belirleyen önceliklerde açıkça bir fark vardı. Irak, su dosyasının görüşülmesine öncelik verilmesini isterken Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını, Irak ve Türkiye arasındaki Stratejik Çerçeve Anlaşması'nın dosyalarının takibinden sorumlu ortak komitelerin kurulması kararı aldıklarını söyleyerek tamamladı, ancak iki ülke arasındaki su meselesine değinmedi. Bunun yerine Erdoğan, güvenlikten ticarete, ulaşımdan tarıma kadar pek çok başlıkta akdedilen metinlerin, ilişkilerinin ahdi zeminini güçlendirirken yeni iş birliği imkânlarını da beraberinde getireceğini kaydetti.

Buna karşılık Başbakan Sudani, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ortak basın toplantısında su konusunda iki ülke arasında bir çerçeve anlaşma imzalandığından söz ettiyse de Irak Başbakanlığı Basın Ofisi'nin internet sitesinde söz konusu anlaşma ‘Irak Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Su Alanında İşbirliği Çerçeve Anlaşması Muhtırası’ olarak tanımladı. Anlaşmanın eşitlik, iyi niyet ve iyi komşuluk ilkeleri temelinde su alanında anlayış ve iş birliğinin geliştirilmesini içerecek şekilde detaylandırıldığı bir parafın olduğu açıklamada bu dosya ile ilgili konulara açıklama getirilmekten ziyade çeşitli vizyonlara atıf yapıldı.

“Irak Başbakanlığı Basın Ofisi'nden yapılan açıklamaya göre anlaşmada, Irak'ta su kaynaklarına yönelik altyapı ve yatırım projelerinin uygulanmasına yönelik bir vizyonun geliştirilmesi yer alıyor.

Öte yandan Irak Başbakanlığı Basın Ofisi'nden yapılan açıklamaya göre anlaşmada, Irak'ta su kaynaklarına yönelik altyapı ve yatırım projelerinin uygulanmasına yönelik bir vizyonun geliştirilmesi yer alıyor. Sınırları aşan su kaynaklarının adil ve hakkaniyetli bir şekilde paylaşılmasıyla ilgili olan bu vizyon, suyun akıllıca ve verimli şekilde kullanılmasını öngörüyor. Dicle ve Fırat havzalarında su yönetiminin iyileştirilmesi için ortak projelerle iş birliğine değinilen diğer paraflarda ayrıca Türk şirketlere sulama projeleri için su toplama sistemleri ve barajlar, kanalların kaplanması, filtrasyon ve tuzdan arındırma tesislerinin kurulması ve su arıtma tesisleri gibi altyapının ve uzmanlık ve deneyim alışverişinin yanı sıra modern sulama sistemleri ve teknolojilerini kullanıldığı projelerin hayata geçirilmesi için iş birliği çağrısı yapıldı.

Görsel kaldırıldı.
IKBY Başbakanı Mesrur Barzani (solda) Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (ortada) ve IKBY Başkanı Neçirvan Barzani (sağda) Erbil'de bir araya geldiler (AFP)

Irak hükümetinin 10 yıl sürecek ve her iki tarafın da kabul etmesiyle otomatik olarak birer yıl uzatılacak bir anlaşmadan bahsetmesine rağmen yukarıdaki paragrafları bir anlaşma olarak tanımlaması yanlış. Çünkü böyle bir anlaşmanın açık olması, Irak Temsilciler Meclisi’ne sunulması ve egemen bir anlaşma olarak milletvekillerinin üçte ikisi tarafından oylanması gerekiyor.

Teknik açıdan bakıldığında da Türkiye ve Irak arasındaki su krizinin tekrarlanması durumunda başvurulabilecek, şartları açık bir anlaşma olarak değerlendirilemez. Çünkü metinde açık ve spesifik detaylar ve paragraflar yer almıyor.

“Sudani hükümeti PKK'nın Irak'taki varlığını ele alma konusunda halen açık bir vizyona sahip değil.

Irak Cumhurbaşkanı ve Başbakanı ile yaptığı görüşmenin ana gündem maddesinin güvenlik dosyası olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘güvenlik ve terörle mücadelede iş birliğinin en önemli gündem maddeleri arasında yer aldığını’ ifade etti. PKK'nın bir ‘terörist örgütü’ olduğunu bir kez daha ifade eden Erdoğan, ‘Irak'ta yasaklı örgüt’ olarak ilan edilmesinden duyduğu memnuniyeti ifade etti. Irak topraklarından Türkiye'yi hedef alan PKK ve uzantılarına karşı atılabilecek ortak adımların ele alındığı görüşmenin ardından Erdoğan, bu vesileyle, PKK’nın Irak’ta ‘terör örgütü’ olarak ilan edilmesinin, Irak topraklarındaki varlığının bir an önce sona ermesine katkıda bulunacağına dair güçlü inancını muhataplarıyla paylaştığını belirterek “Bu aynı zamanda iyi komşuluğumuzun ve kardeşliğimizin de bir gereğidir” dedi.

Irak ve Türkiye arasındaki kuzey sınır bölgelerindeki PKK meselesinin karmaşıklığı, Türkiye’nin IKBY topraklarına askeri müdahalede bulunması, Irak sınırı içinde 22 askeri üs kurması ve Türkiye sınırındaki köylere ve kırsal alanlara füzeli saldırılar gerçekleştirmesi için bir bahane oluşturuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bağdat ve IKBY’ye yaptığı ziyarette bu meseleler ele alınmazken iki ülke arasındaki ticaret hacminin artırılmasından bahsedilerek Kalkınma Yolu Projesi’ne öncelik verildi.

Öte yandan Sudani hükümetinin PKK'nın Irak'taki varlığını ele alma konusunda halen açık bir vizyona sahip olmaması, Irak ile Türkiye arasındaki Stratejik Çerçeve Anlaşması'nın uygulanmasında ilerleme kaydedilmesi noktasında sorun teşkil edebilir. Türkiye, PKK'nın ‘terör örgütü’ olarak tanımlanmasında ısrar ederken, Irak sadece ‘yasaklı örgüt’ olarak tanımlamakla yetinmek istiyor.

PKK'nın Irak'taki faaliyetlerinin engellenmesi meselesi, özellikle PKK dahil tüm silahlı örgütlerin Sincar bölgesinin tamamından çıkarılmasını ve güvenlik dosyasının Irak polisine ve ordusuna devredilmesini öngören Sincar Anlaşması'nın uygulanması konusunda anlaşmazlık yaşanmasından sonra artık Türkiye ile Irak arasındaki ilişkilerle sınırlı kalmayıp Iraklı taraflar arasında da bir anlaşmazlığa dönüştüğünden iyice karmaşık bir hal aldı.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)

Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Pol Antras, Suudi Arabistan’ın küresel ticaretteki dönüşüm sahnesinde istisnai bir model sunduğunu ve geleneksel gelişmekte olan piyasa kalıplarından köklü şekilde farklılaştığını belirtti. Antras, küreselleşmenin sona ermediğini, aksine ‘parçalı entegrasyon’ adıyla yeniden şekillendiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Antras, Suudi Arabistan’ın vizyonu ve yapısal reformlarının, ülkeyi dünyadaki bu parçalı entegrasyon sürecinden faydalanabilecek avantajlı bir konuma getirdiğini söyledi. Antras, ülkenin lojistik ve yapay zekâ alanındaki yatırımlarının, küresel krizlerin yarattığı gürültüyü aşan sürdürülebilir büyümenin gerçek motoru olduğunu kaydetti.

Pol Antras, modern dönemin önde gelen ekonomi teorisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Uluslararası ticaret konusundaki araştırmaları, şirketlerin üretim süreçlerini sınırlar ötesinde nasıl organize ettiklerini ve küresel değer zincirlerini anlamada çığır açıcı nitelikte.

Geleneksel ekonomi sınıflandırmalarını eleştirerek konuşmasına başlayan Antras, “Gelişmekte olan piyasaların uluslararası ticaret dönüşümünden nasıl faydalandığı konusunda genel ifadeler kullanmak çok zor. Bunun nedeni, genellikle ülkeleri kıtalarda veya benzer gruplarda toplama eğilimimizdir” dedi. Antras, ‘gelişmekte olan piyasalar’ kavramının altında çok farklı sanayi yapılarının saklı olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan’ın durumunu örnek gösterdi: “Bazı ekonomiler büyük ölçüde imalat ihracatına dayanıyor ve ticari entegrasyon ile pazar erişimi onların hayat damarları. Buna karşılık Suudi Arabistan gibi bir ekonomi, çok fazla ihraç yapmasına rağmen Çin ile temel ürünlerinde çok az rekabetle karşılaşıyor.” Bu durumun Suudi Arabistan için eşsiz bir fırsat yarattığını belirten Antras, “Suudi Arabistan için bu dönem, Çin’den daha düşük maliyetle mal temin etmek veya daha önce yalnızca ABD pazarına giden ürün çeşitlerine erişim sağlamak için büyük bir fırsat” dedi.

Gelişmekte olan piyasaların ‘damping’ ve rekabet baskısıyla nasıl başa çıkması gerektiği sorulduğunda Antras, açık bir tavsiye verdi: “Bence gelişmekte olan piyasalar olabildiğince az korumacı eğilim göstermeli. Bu kolay olmayacak; çünkü Çin’in ihracat artışı bazı yerel üreticileri etkileyecek ve onları koruma yönünde siyasi baskı yaratacak. Ancak geleceğe doğru yol, kendinizi çok taraflı sisteme bağlı bir ekonomi olarak konumlandırmak, yabancı üreticilerin pazara girmesine izin vermek ve aynı zamanda yerli üreticilerin dış pazarlara açılmasını teşvik etmektir. Büyük ülkelerin uygulamalarını taklit etmekten tamamen kaçınmalıyız.”

Yerel sanayilerin korunmasıyla ilgili olarak ise Antras şu ifadeleri kullandı: “Evet, Çin’in damping uygulamaları bazı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor, çünkü bu ülkelerin yerli üretim tabanları Çin ürünleriyle doğrudan rekabet ediyor. Ancak Suudi Arabistan için endişe daha az; çünkü Çin ürünleriyle doğrudan çatışan bir üretim tabanı yok. Aslında ucuz ithalat, Suudi tüketiciye fayda sağlayabilir. Eğer bir sektör zarar görürse, insanları korumanın daha iyi yolları var: kredi planları sağlamak, sübvansiyonlar vermek veya şirketlerin iş modellerini yeniden düşünmelerine ve geliştirmelerine yardımcı olmak gibi.”

Küreselleşme ölmedi... sadece ‘parçalandı’

‘Küreselleşmenin sona erip ermediği’ sorusuna yanıt veren Antras, yeni bir kavram ortaya koyarak şöyle dedi: “Bence küreselleşme bitmedi, ben bunu ‘parçalı entegrasyon’ (Fragmented Integration) olarak adlandırıyorum. Entegrasyon süreci devam edecek, ancak ticaret anlaşmaları farklı yollarla yapılacak. Artık sadece çok taraflı müzakerelere güvenemeyiz; çünkü bu anlaşmalara bağlılık hissi dünya genelinde azaldı. Anlaşmalar imzalanmaya devam edecek, ancak süreç daha karmaşık olacak ve belirsizlik en belirgin özellik olarak kalacak.”

Faiz ve yapay zekâ: madalyonun diğer yüzü

Yüksek faiz oranlarının gelişmekte olan ülkelerin karmaşık sanayilere geçiş planları üzerindeki etkisine de değinen Antras, “Yüksek faiz oranları, gelişmekte olan piyasaların karşılaştığı risk primiyle birlikte, yatırımları şüphesiz sınırlıyor. İhracat, kredi, yatırım ve kalite iyileştirmesi gerektiriyor. Ancak faizlerin yükselmesinin temel bir nedeni var; bu, yapay zekâ ve teknolojik değişim kaynaklı yüksek büyüme beklentilerini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Antras, bu büyümenin aynı zamanda çözüm sunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Eğer bu büyüme potansiyeli gerçekleşirse, verimlilik önemli ölçüde artacak ve KOBİ’ler talebi daha iyi öngörebilecek, daha önce keşfedilmemiş pazarlara erişim sağlayacak. Dolayısıyla evet, faizler kısa vadede olumsuz bir güç, ancak gerçek bir büyüme potansiyelinden kaynaklanıyorsa durum o kadar da kötü olmayabilir.”

İş kaygısı ve devlet müdahalesi

Antras, işgücü piyasasına ilişkin derin endişelerini de dile getirdi. Önümüzdeki zorlukların çift yönlü ve ciddi olduğunu belirten Antras, Çin’in rekabeti ile yapay zekâ aracılığıyla otomasyonun işgücü üzerindeki etkisinin birleştiğini vurguladı. Antras, “İşgücünün geleceği konusunda ciddi endişelerim var; Çin’den gelen yoğun ihracat rekabeti, yapay zekâ ile işlerin otomatikleşmesiyle birleşirse, özellikle genç işçiler arasında ciddi işgücü piyasası sıkıntılarına yol açabilir” dedi.

Bu durumun piyasaya bırakılmaması gerektiğini söyleyen Antras, “Burada hükümet müdahalesine acil ihtiyaç var; bu müdahale, büyük mali kaynaklar ve yüksek düzeyde hazırlık gerektiriyor” dedi. Tek çözümün ‘verimlilik şartı’ olduğunu belirten Antras sözlerini şöyle noktaladı: “Yeni teknolojiler beklenen ölçüde verimliliği artırırsa, bu büyüme hükümetlere zarar görenleri telafi etmek ve insan kaynaklarını yeniden eğitmek için gerekli mali alanı sağlayacaktır. Başarı, kısa vadeli olumsuz etkileri yönetmek ile uzun vadeli stratejik kazançlara yatırım yapmak arasında hassas bir denge kurmakta yatıyor.”


Afrika'da "hamile bluzu" tartışması

Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)
Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)
TT

Afrika'da "hamile bluzu" tartışması

Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)
Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)

Bu hafta Lusaka'da düzenlenen Gana-Zambiya İş Forumu'na Batı Afrika ülkesinin lideri John Dramani Mahama da katıldı. 

67 yaşındaki Gana Cumhurbaşkanı, Afrika'nın güneyindeki Zambiya'nın başkentine çarşamba günü ulaştığında üstünde "fugu" diye bilinen geleneksel bir kıyafet vardı. 

Üç günlük devlet ziyaretine panço benzeri bu kıyafetle başlayan Mahama'yı, Zambiya Devlet Başkanı Hakainde Hichilema ve beraberindeki yetkililer takım elbiseleriyle karşıladı.

Gana Cumhurbaşkanı, Zambiya'da yaşayan yurttaşlarıyla bir araya geldiğinde de üzerinde aynı kıyafet vardı

Haftanın bir gününü "Fugu Cuması" ilan ederek geleneksel kıyafetlerin giyilmesini teşvik eden Mahama, sosyal medyada alaycı yorumlara konu oldu. 

BBC'nin yorumunu aktardığı Zambiyalılardan Malama Mulenga, "hamile bluzu" derken Master G, meşhur Cazcı Kardeşler (Blues Brothers) filmine gönderme yaparak "Bluz kardeşlerimizi seviyoruz" ifadesini kullandı.

Gana Dışişleri Bakanı Samuel Okudzeto Ablakwa bu kıyafetin sosyal medyada ses getirmesinin gençlerin kültürel miraslarına sahip çıkmaya niyetli olduğunun göstergesi olduğunu savundu. 

45 yaşındaki siyasetçi, fuguyu bir kıyafetten ibaret görmediklerini, Afrika kimliği, onuru ve mirasının bir sembolü olarak saydıklarını söyledi:

Sosyal medyada bu elbiseyi merak eden gençlere: Bu kıyafeti 6 Mart 1957'de ülkenin bağımsızlığını ilan eden, Gana'nın kurucusu Osagyefo Kwame Nkrumah giyiyordu.

63 yaşındaki Zambiya lideri de mevkidaşının kıyafet tercihini destekledi. Hichilema cuma günü yaptığı açıklamada Mahama'nın kendisine bir adet fugu hediye ettiğini hatırlattı. Ancak daha fazlasını almaya niyetli olduğunu da sözlerine ekledi: 

Sosyal medyadaki yorumlardan sonra Gana'dan daha fazla fugu isteyeceğiz.

Independent Türkçe, BBC, News Ghana


David Beckham'dan arasının açık olduğu oğlu Brooklyn'e gönderme

Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)
Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)
TT

David Beckham'dan arasının açık olduğu oğlu Brooklyn'e gönderme

Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)
Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)

David Beckham, Brooklyn'in ailesiyle barışma planı olmadığını açıklamasından sadece birkaç hafta sonra, en büyük oğlu hakkında düşük profilli bir gönderme paylaşmış gibi görünüyor.

26 yaşındaki Brooklyn, ocak ayında Instagram'da yayımladığı bomba etkisi yaratan açıklamada, babası David ve annesi Victoria'yı, oyuncu ve mirasyedi eşi Nicola Peltz Beckham'la ilişkisini "durmaksızın sabote etmeye" çalışmakla suçlamıştı.

"Tüm hayatım boyunca, ebeveynlerim basında ailemiz hakkındaki anlatıları kontrol etti" iddiasında bulunmuştu.

Yapmacık sosyal medya paylaşımları, aile etkinlikleri ve sahte ilişkiler, içine doğduğum hayatın değişmez bir parçası oldu.

Beckham ailesi henüz Brooklyn'in açıklamasına doğrudan yorumda bulunmadı ancak 50 yaşındaki eski futbolcu, son sosyal medya paylaşımında oğluna ince bir gönderme yaptı.

İngiltere milli takımının eski kaptanı, kariyeri boyunca kullandığı kramponların "arşivinin" fotoğrafını paylaştı; bazılarının üzerinde Brooklyn'in adı yazılmıştı.

Kramponların çoğunda Brooklyn'in küçük kardeşleri 23 yaşındaki Romeo, 20 yaşındaki Cruz ve 14 yaşındaki Harper'ın da adları yazıyordu.

sdfv
David Beckham, kişiselleştirilmiş krampon "arşivinin" fotoğrafını paylaştı (Instagram/Davidbeckham)

David, futbol kariyerine 1992'de Manchester United'da başlamış, 2003'te Real Madrid'e transfer olmuş ve daha sonra LA Galaxy'de oynamak için Atlantik'in ötesine geçmişti.

Bu hafta, Brooklyn'in babasına adanmış bir dövmesini kapattırdığı iddia edildi.

Gelecek vaat eden aşçı Brooklyn'in kolunda daha önce "Baba" kelimesi yazılmış bir çapa dövmesi vardı.

Ancak Brooklyn'in yakın zamanda çekilen bir fotoğrafında, yazının soyut şekillerle kapatıldığı anlaşılıyordu.

Brooklyn'in kayınpederi milyarder Nelson Peltz, yakın zamanda bir soru-cevap etkinliğinde aile dramasına değinerek, izleyicilere "uzun ve mutlu bir evlilikleri olmasını" umduğunu söyledi.

"Kızım ve Beckham ailesi bambaşka bir konu ve bugün burada bunun hakkında konuşmayacağız" dedi.

Şunu söyleyeyim, kızım harika, damadım Brooklyn harika ve onların uzun ve mutlu bir evlilik geçirmesini çok istiyorum.

Independent Türkçe