Mukteda es-Sadr Irak’ın siyaset sahnesine geri mi dönüyor?

Sadr Hareketi yerine Şii Ulusal Hareketi

Necef kentinde geçtiğimiz yıl düzenlenen yerel seçimlerin boykot edilmesi çağrısıyla düzenlenen gösterilerde Sadr'ın portreleriyle yürüyen Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, 14 Aralık 2023 (AFP)
Necef kentinde geçtiğimiz yıl düzenlenen yerel seçimlerin boykot edilmesi çağrısıyla düzenlenen gösterilerde Sadr'ın portreleriyle yürüyen Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, 14 Aralık 2023 (AFP)
TT

Mukteda es-Sadr Irak’ın siyaset sahnesine geri mi dönüyor?

Necef kentinde geçtiğimiz yıl düzenlenen yerel seçimlerin boykot edilmesi çağrısıyla düzenlenen gösterilerde Sadr'ın portreleriyle yürüyen Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, 14 Aralık 2023 (AFP)
Necef kentinde geçtiğimiz yıl düzenlenen yerel seçimlerin boykot edilmesi çağrısıyla düzenlenen gösterilerde Sadr'ın portreleriyle yürüyen Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, 14 Aralık 2023 (AFP)

İyad el-Anberi

Sadr Hareketi, genellikle sosyal olarak aktif olan, ancak siyasi karar alma süreçlerinde etkili olmayan bölgedeki etkili ve nüfuzlu siyasal İslamcı hareket modellerinden farklı olmasını sağlayan benzersiz özelliklere sahip. Şii toplumunda önemli bir yeri olan Sadr Hareketi, aynı zamanda tüm devlet kurumlarına nüfuz eden bir kitle hareketidir. Bu yüzden her zaman güç ve sosyal etki çemberleri içinde kalmaya gayret etti. Hareketin sosyal ve siyasi ortamda ve denklemle yönetilen bir ülkede güçlü kalmasına katkıda bulunan en önemli noktalardan biri belki de budur. Bununla birlikte toplumdaki nüfuz ancak siyasi nüfuz kapısından geçerek elde edilebilir.

Mukteda es-Sadr'ın Sadr Hareketi'ne liderlik etmesi bu dini-siyasi hareketin en önemli özelliklerinden biri. Halkıyla ilişkilerini düzenlemek için dini sembolizme odaklanan hareket, liderini dinleme ve itaat etme ilkesine bağlı. Bu yüzden partizan başlıklarla ve liderliğine olan güveni tazeleyen mitinglerle halkı kandırmak istemiyor. Harekette ilk ve son karar, Mukteda es-Sadr tarafından veriliyor. Örgütsel meseleler Sadr'ın güvenilir bulduğu kişileri seçtiği organlarca ele alınıyor.

Siyasi söylemini ulusal meselelere dönüştürmesiyle bilinen Sadr Hareketi, ABD’nin Irak’taki askeri varlığına karşı direniş bayrağını taşıyan ve kitlesinin bulunduğu coğrafyaya kendi nüfuzunu kabul ettirmeye çalışan bir hareket olarak ortaya çıktı. Ardından mezhepsel aidiyetini paylaşsa bile yabancıların nüfuzunu reddeden bir harekete dönüştü. Son olarak da uzlaşı hükümetini bozma ve ulusal çoğunluk yönetimine doğru ilerleme girişiminde bulundu.

Sadr Hareketi, kuruluşundan 2021 seçimlerinden sonra parlamentodan çekilmesine kadar, diğer Şii siyasi güçlere karşı her zaman tek başına hareket etti. Dolayısıyla her zaman Şii siyasi muhaliflerin uzlaşısına karşı isyancı bir tutum benimsedi. Bunun sebebi, Sadr Hareketi’nin 2003 yılından sonra ortaya çıktığı siyasi ortam olabilir. İslami Davet Partisi ve Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi'nden bağımsız olarak, Irak dışındaki Iraklı Şiilerin siyasi hareketinden uzak bir şekilde ortaya çıktı ve giderek büyüdü.

Yeni isim

Sadr Hareketi'nin adını ‘Şii Ulusal Hareketi’ olarak değiştirdiğinin duyurulması, hareketin siyaset sahnesine dönüşünün de habercisiydi.

Sadr Hareketi’nin siyaset tarihindeki en önemli an, 2022 yılının haziran ayında Sadr Grubu milletvekillerini Irak Temsilciler Meclisi’nden çekme kararıydı. Çekilme kararı, Sadrcıların 2003 yılında siyaset sahnesine girişlerinden itibaren siyasi karar alma süreçlerinde ve devlet kurumlarında elde etmeye ve güçlendirmeye çalıştıkları siyasi nüfuzu kaybettirecek bir meydan okumaydı. Bununla birlikte Mukteda es-Sadr’ın daha önceki ‘siyaseti bıraktım’ açıklamaları ve siyasi bir tutumu sürdürememesi sonucu klişeleşen imajını değiştirmek için bir kazanımdı.

Bu kez bir uzlaşı hükümetine katılmayı reddederek takdire şayan bir tutum sergileyen Sadr, 2021 yılındaki seçimlerden sonra hükümeti kurma görevinden çekilme kararını, siyasi reforma yönelik söylemine şüpheyle yaklaşanlara yanıt vermek ve yaşanan yıkım, yolsuzluk ve kaostan sorumlu tuttuğu siyasi uzlaşı ilkesine karşı çıkarak bu tutumunu sağlamlaştırmak için kullandı.

Mukteda es-Sadr, Sadrcıların nüfuz alanlarında zorlu bir isim ve bir sonraki adımı asla öngörülemiyor.

Sadr Hareketi’nin Irak Temsilciler Meclisi’nden çekilmesi, Sadrcıların siyasi tutumlarının çelişkili özelliklerini yansıtan tehlikeli bir ikilemi sona erdirdi. Sadrcılar, siyasi çalışmalarda güçlü bir şekilde yer almalarına ve siyasi olayların gelişiminde etkili olmalarına rağmen bir yandan kendilerini mevcut sistemin muhalifleri olarak sunarken diğer yandan önceki hükümetlerin kurulmasına ilişkin tartışmaları çözüme kavuşturan siyasi sistemin en önemli kutuplarından biri oldular.

Tahminlerin çoğunda Sadrcıların hükümetin dışında kalacağı öne sürüldü. Mukteda es-Sadr, onların nüfuz alanlarında zorlu bir isim ve bir sonraki adımı asla öngörülemiyor. Sadr ve ortaklarının kurmak istediği çoğunluk hükümetini engelleyen Koordinasyon Çerçevesi'nin bazı liderlerinin söylemlerinde görülen zafer coşkusuna rağmen herkes, Sadr'ın hükümette ve Temsilciler Meclisi’nde temsil edilmemesinin, Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin kuracakları hükümette elde edebilecekleri geçici kazanımları tehdit edeceğinin ya da belki de sokak hareketliliği kartını kendilerine karşı bir tehdit olarak kullanacağının ve tüm Irak Şii sahnesi için bir tehdit olmaya devam edeceğinin farkındaydı.

scsd
Mukteda es-Sadr'ın destekçileri Bağdat'ın Tahrir Meydanı'nda genel seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından kutlama yaparken, 11 Ekim 2021 (AP)

Öte yandan Sadrcıların siyasi olarak geri çekilmeleri, Irak’taki mevcut yönetim için herhangi bir tehdit oluşturmadı. Bu tutum, Sadrcıların davranış ve düşüncelerinde siyasi eyleme yönelik olumlu bir değişimin işareti olabilir. Sadrcılar, Koordinasyon Çerçevesi destekli hükümetin kurulmasının ardından nüfuzlarını kaybeden seçkinlerle iktidara yükselen seçkinler arasında şiddet yaşanması teorisinin aksine ne şiddete başvurdular ne de Seraya es-Selam gibi silahlı kanatlarının sahip olduğu silahları kullandılar. Daha ziyade kendi faaliyetlerine ve toplum içindeki varlıklarına odaklandılar ve 2023 yılının sonundaki il meclisi seçimlerine bile katılmadılar. Bu tutumun nedeni, bir dış faktör ya da Necef’teki Şii mercii tarafından belirlenen kurallara bağlılık olabilir. Fakat en nihayetinde şiddete başvurma seçeneğinin terk edilmesindeki en önemli faktör, silahlara ve halka sahip olan ancak siyasi eyleme bağlı kalmayı tercih eden Sadrcıların siyasi tutumundaki bir gelişmedir.

Sadrcılar sadece Şii Ulusal Hareketi adı altında geri dönemezler, zira siyaset sahnesi artık onların Temsilciler Meclisi’nden çekilmesi öncesindeki gibi değil.

Sadr Hareketi’nin ‘Şii Ulusal Hareketi’ adını almasının en önemli anlamı, Mukteda es-Sadr'ın Şii siyasi rakiplerine karşı ‘Şii ulusal hareketi’ sloganını kullanmasından kaynaklanıyor. Koordinasyon Çerçevesi güçleri, Sadr Hareketi’nin Muhammed el-Halbusi liderliğindeki Tekaddum Partisi ve Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile yaptığı ittifakın Şiilerin yönetme hakkından taviz vermesine neden olduğu ve Sadr Hareketi’nin tüm Şiileri temsil etmediği yönünde bir siyasi propaganda yürüttüler. Sadr Hareketi ayrıca Şiilere ihanet etmekle ve bir tarafı diğerinin aleyhine destekleyerek Şiilerin siyasi rolünü zayıflatmaya yönelik ABD ve Körfez ülkelerinin gündemlerini uygulamaya çalışmakla suçlandı.

Ancak tüm bu suçlamalar boşa çıktı. Düşmanlar dostlara, müttefiklere ve stratejik ortaklara dönüştü. Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin liderleri tarafından dillendirilen en önemli başarı, Şii bileşenin iktidarı dostla ve düşmanla paylaşma haklarının korunması oldu. Sadr, yapılan tüm suçlamalara mezhepçi bir adım olarak ‘Şii Ulusal Hareketi’ adıyla yeni bir bayrakla siyaset sahnesine geri dönerek yanıt verdi. Belki de Sadr'ın bu seferki hesapları, siyasi hareketinin adında ‘Şii’ ifadesi geçtiğinden Şii siyasi rakiplerini engellemeye yönelik bir hamleye dayanıyordur. Ayrıca bu mezhepçi sıfatı eleştirmeye çalışanlara karşı da ‘ulusal’ ifadesini kullanarak yanıt veriyor. Mukteda Sadr ve hareketi, önümüzdeki günlerde ulusal olan ile mezhepsel olan arasında nasıl uyum sağlanacağı konusunda daha büyük bir meydan okumayla karşı karşıya kalacaklar.

Güçlü başlangıçlar ve öngörülebilir sonlar

Sadr Grubu milletvekillerinin istifa ederek Temsilciler Meclisi’nden çekilmesi, Sadr'ın tüm tahminleri ters köşe yapan ilk tutumu oldu. Mukteda es-Sadr, mevcut hükümete ve onun uzlaşılarına karşı hissedilen bir şoku ifade eden sloganlar kullanır, ardından Sadrcılar geri döner, diyalog masasına oturur ve aleyhtarlığını yaptıkları siyasi partilerle bir anlaşmaya vararak protesto hareketlerini sonlandırırlardı. Ancak bu kez öyle olmadı.

Sadr Hareketi’nin muhalifleri şimdiye kadar onun siyaset sahnesinden çekilmesinden bir tür memnuniyet duydular. Bazıları bunu iktidar çevrelerindeki kazanımlarını genişletmek için bir fırsat olarak görürken söylemlerinde Şii siyaset sahnesinde yeni ve daha etkili bir aktörün ortaya çıkışına işaret ettiler. Bazıları ise Sadrcıların siyaset sahnesindeki yokluğundan dolayı rahatlamış olsalar da bu yokluğun faydadan çok zarar getirdiğine inanıyorlar. Çünkü onlara göre Sadrcıların yokluktan faydalanan yeni güçler, Şiilerin nüfuz alanlarında geleneksel güçlerle rekabet etmeye başladılar. Bu da Şii siyasi kutuplar arasındaki güç dengesini bozabilir. Bu noktada, ortaklığın belirli sınırları olduğuna inanan Sadrcılarla anlaşmanın, devletin tamamını ve eklemlerini ele geçirmeyi nasıl planlayacaklarını bilmeyen yeni siyasi güçlerden daha iyi olabileceğini düşünüyorlar.

Diğer taraftan Mukteda es-Sadr, eğer önümüzdeki seçimlere katılmaya karar verirse kitlesinin dışından halkın destek kazanmak ve rakiplerini utandırmak için yeni olarak neler yapabileceğiyle ilgili zorlukla karşı karşıya.

Sadrcılar sadece Şii Ulusal Hareketi adı altında geri dönemezler, zira siyaset sahnesi artık onların Temsilciler Meclisi’nden çekilmesi öncesindeki gibi değil. Sadrcıların şimdi iki önemli deneyimi hatırlamaları gerekiyor. Bunlardan birincisi, 2018 seçimlerinde sivil güçlerle yaptıkları ittifakı değerlendirmek ve bu ittifakın kusurlarını ele alıp çözmek. İkincisi ise çoğunluk hükümetinin söylemini gözden geçirmek ve bunun sorunlu doğasıyla nasıl hayata geçirilebileceği üzerine düşünmek.

Sadr Hareketi’nin şimdi mevcut durumu değerlendirmesi ve halkı kutuplaştırmak için açık bir strateji formüle etmesi gerekiyor.

Ulusalcılık sloganı atan Sadrcıların şimdi yol haritası çizilmiş bir ulusal projeye ihtiyaçları var. Böylece Şii siyasi güçlerden ve onların dışından bu ulusal projeye inanan herkes için bir kutuplaşma noktası olabilsin. Bu proje net özelliklere sahip olmalı ve her seçimde ortaya atılan ve tüm siyasi güçler tarafından tekrarlanan eskimiş sloganlardan uzaklaşmalı.

Sadrcıların bir slogan olarak kullandıkları siyasi reformun bile açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Çünkü siyasi sistem sadece reform sloganıyla reforme edilemez ve isteksiz bir halkı kutuplaştıramaz. Irak'ta belki de reform için en güçlü slogan anayasanın değiştirilmesi ya da hükümet şeklinin değiştirilmesi sloganlarından biri olacaktır.

zsxsc
Bağdat'ın Tahrir Meydanı'nda toplanarak İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesini suç sayan yasa tasarısının kabul edilmesini kutlayan Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, 26 Mayıs 2022 (AFP)

Çoğunluk hükümetle ilgili olarak şu an Sadrcıların önündeki en büyük zorluk çoğunluk hükümetini desteklemekten geri çekilmek yerine içinde bulundukları kırılgan durumu iyi değerlendirmek olacaktır. Çoğunluk hükümetinin temeli siyasi süreçteki başlıca aktörlerin ortaklığına dayanabilir. Bu ortaklığın temeli ise liderlerin hegemonyasına değil, devletin iyileştirilmesine öncelik veren açık ve net bir siyasi programa dayanmalı.

Sadr Hareketi’nin şimdi mevcut durumu değerlendirmesi ve halkı kutuplaştırmak için açık bir strateji formüle etmesi gerekiyor. Bunu yaparken de Şii siyasi güçlerin siyasi nüfuz denklemini, yükselen güçlerle geleneksel güçler arasındaki rekabetten faydalanan bir mantıkla ele alması ve siyasi liderlik denklemini sıfırlaması gerekiyor. Önümüzdeki seçimlerden sonra Sadrcıların önerdikleriyle uyumlu yeni bir ittifaklar haritası çizmek, seçimlere katılma ve hükümet kurma kararında belki de en önemli konu olacak.

*Bu makale Şarku’l avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Amerikan bayrağına "hakaret" içeren video, Washington ve Mogadişu arasındaki gerilimi artırdı

Somali Devlet Başkanı Hasan Şeyh Mahmud (Somali Haber Ajansı)
Somali Devlet Başkanı Hasan Şeyh Mahmud (Somali Haber Ajansı)
TT

Amerikan bayrağına "hakaret" içeren video, Washington ve Mogadişu arasındaki gerilimi artırdı

Somali Devlet Başkanı Hasan Şeyh Mahmud (Somali Haber Ajansı)
Somali Devlet Başkanı Hasan Şeyh Mahmud (Somali Haber Ajansı)

Somali yönetimi, ABD bayrağına hakaret ettikleri iddia edilen askerlerle ilgili soruşturma başlattı. Soruşturma, Washington'un Somali'deki Birleşmiş Milletler destekli barış gücü misyonuna sağlanan uluslararası finansmanın sonlandırılmasını gündeme getirdiği hassas bir dönemde, iki ülke arasında kamuoyuna yansımayan gerilim yaşandığı yönündeki değerlendirmelerin ardından geldi.

Şarku'l Avsat'a konuşan Somalili siyaset analisti Abdülveli Cami Bari, ABD'nin BM desteğini azaltmaya yönelik girişimlerinin Washington ile Mogadişu arasındaki gerilimi artırabileceğini belirterek, Somali yönetiminin olası yeni bir krizi diplomatik girişimlerle kontrol altına almaya çalışacağını ifade etti. Bari, görüntülerin doğrulanması halinde hükümetin sorumlu askerleri kınayacağını ve ABD ile stratejik ortaklığa bağlılığını vurgulayacağını söyledi.

Somali Savunma Bakanlığı soruşturma başlattı

Somali Savunma Bakanlığı, cuma günü yaptığı açıklamada, sosyal medyada yayılan ve askeri üniforma giyen kişilerin ABD bayrağına uygunsuz şekilde davrandığını gösteren görüntüleri incelediğini duyurdu. Görüntülerde bazı askerlerin yere serilmiş ABD bayrağını çiğnedikleri görülüyor.

Bakanlık açıklamasında, "Bu tür davranışlar Somali Ulusal Ordusu'nun değerleri, disiplini ve profesyonelliği ile bağdaşmamaktadır. Ayrıca Savunma Bakanlığı'nın ya da Somali Federal Hükümeti'nin görüşlerini yansıtmamaktadır" ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, olaya karıştığı öne sürülen askerlerin gözaltına alındığı, olayın bütün yönleriyle aydınlatılması ve gerekli disiplin ile hukuki işlemlerin uygulanması amacıyla soruşturma başlatıldığı bildirildi.

Soruşturma, Washington'a önemli bir mesaj

Siyaset analisti Bari'ye göre soruşturma kararı, krizi kontrol altına almak açısından önemli bir adım niteliği taşıyor. Bari, bunun Washington'a söz konusu davranışın doğrulanması halinde bile hükümetin resmi politikasını yansıtmadığı, askeri disiplin ve hesap verebilirliğe bağlı kalındığı ve ABD ile güvenlik ortaklığının korunmasına önem verildiği mesajını verdiğini söyledi.

Bari, görüntülerin gerçek olduğunun kanıtlanması halinde olayın, özellikle ABD'nin Afrika Birliği'nin Somali'deki misyonuna sağlanan lojistik desteğin finansmanını sonlandırmayı değerlendirdiğine ilişkin haberlerin ardından, iki ülke arasındaki siyasi ve medya kaynaklı gerilimi artırabileceğini ifade etti.

Analist ayrıca, ABD'nin Somali vatandaşlarına yönelik seyahat yasağı ile Somali hakemi Omar Artan'ın Dünya Kupası'nda görev almasının engellenmesi gibi son gelişmelerin de ilişkilerde hassasiyet yarattığını dile getirdi.

Barış gücü misyonu finansman kriziyle karşı karşıya

Somali'de Eş-Şebab örgütüyle mücadele eden yeni barış gücü misyonu, yaklaşık bir yıl önce kurulmasından bu yana finansman sıkıntıları yaşıyor. Ancak ABD'nin uluslararası desteğin kesilmesi yönündeki girişimleri, misyonun geleceği açısından daha büyük bir tehdit oluşturuyor.

Reuters'ın haberine göre Washington, 1 Temmuz tarihli resmi bir yazıyla Afrika Birliği'ne, yıllık bütçesi yaklaşık 500 milyon dolar olan BM Somali Destek Ofisi'ne (UNSOS) yıl sonundan itibaren destek vermeyeceğini bildirdi.

Somali askerleri (Somali Haber Ajansı)Somali askerleri (Somali Haber Ajansı)

Somali hükümeti, olası finansman kesintisi konusunda henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ancak Savunma Bakanlığı, ABD ile uzun yıllara dayanan güvenlik ortaklığına büyük değer verdiklerini belirterek, bu iş birliğinin Eş-Şebab ve DEAŞ'la mücadelede ve Somali güvenlik kurumlarının güçlendirilmesinde önemli rol oynadığını vurguladı. Açıklamada ayrıca ABD halkına, ABD bayrağına ve iki ülke arasındaki ortaklığa duyulan saygı yinelendi.

Bari, diplomatik açıdan değerlendirildiğinde yalnızca bayrak görüntülerinin iki ülke ilişkilerinde köklü bir değişime yol açmasının beklenmediğini belirterek, ABD ile Somali arasındaki güvenlik iş birliğinin Eş-Şebab ve DEAŞ'la mücadele gibi ortak stratejik çıkarlara dayandığını hatırlattı.

Analiste göre soruşturmanın hızlı ve şeffaf şekilde yürütülmesi, sorumlular hakkında açık disiplin yaptırımlarının uygulanması ve Mogadişu ile Washington arasındaki diplomatik temasların sürdürülmesi halinde kriz kontrol altına alınabilir. Ancak sürecin göstermelik olarak değerlendirilmesi veya tamamlanmaması durumunda olay, Somali'ye yönelik uluslararası desteğin geleceğinin tartışıldığı bir dönemde siyasi ve sembolik bir gerilim unsuru olmaya devam edebilir.


Gazze kaynakları: Hamas ve Fetih seçimler konusunda temas halinde

Batı Şeria’daki Ramallah kentinin kuzeyinde bulunan Filistin kasabası Birzeit’te yerel seçimler için oy kullanan Filistinli bir kadın, 25 Nisan 2026 (AFP)
Batı Şeria’daki Ramallah kentinin kuzeyinde bulunan Filistin kasabası Birzeit’te yerel seçimler için oy kullanan Filistinli bir kadın, 25 Nisan 2026 (AFP)
TT

Gazze kaynakları: Hamas ve Fetih seçimler konusunda temas halinde

Batı Şeria’daki Ramallah kentinin kuzeyinde bulunan Filistin kasabası Birzeit’te yerel seçimler için oy kullanan Filistinli bir kadın, 25 Nisan 2026 (AFP)
Batı Şeria’daki Ramallah kentinin kuzeyinde bulunan Filistin kasabası Birzeit’te yerel seçimler için oy kullanan Filistinli bir kadın, 25 Nisan 2026 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki kaynaklar, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın 28 Kasım’da yapılmasına karar verdiği yasama seçimleri konusunda kapsamlı bir Filistin uzlaşısı sağlanması amacıyla Arap ve uluslararası düzeyde girişimlerin sürdüğünü açıkladı.

Kaynaklara göre, Abbas’ın birkaç gün önce seçim kararını yayımlamasının öncesinde, Fetih ve Hamas hareketlerinin üst düzey yöneticileri arasında karşılıklı temaslar ve mesaj alışverişi gerçekleştirildi.

Söz konusu seçimler, Filistin topraklarında 2006 yılından bu yana düzenlenecek ilk yasama seçimleri olacak. 2006’daki seçimleri Fetih’e karşı Hamas kazanmış, ardından iki hareket arasındaki ilişkiler bozulmuş ve Hamas Gazze Şeridi’nde askeri kontrolü ele geçirmişti. Bu sürecin ardından başlayan ve Filistinlilerin yaşamını derinden etkileyen siyasi bölünme ise günümüze kadar devam etti.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, yerel seçimlerde oy kullanırken… Ramallah, 25 Nisan 2026 (DPA)Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, yerel seçimlerde oy kullanırken… Ramallah, 25 Nisan 2026 (DPA)

Arap desteğiyle uzlaşma

Dört kaynağın bildirdiğine göre, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımlanmadan önce iki hareketin yöneticileri arasında, başta Mısır olmak üzere bazı Arap ülkelerinin gözetiminde mesaj alışverişi yapıldı. Temasların, Filistin topraklarında reform süreci ve demokratik işleyişin yeniden güçlendirilmesi kapsamında önümüzdeki dönemde kapsamlı seçimlerin gerçekleştirilmesine yönelik uzlaşı zemini oluşturmayı amaçladığı belirtildi.

Hamas’ın, cumhurbaşkanlığı kararıyla ilgili şimdiye kadar ne olumlu ne de olumsuz bir açıklama yapmaması dikkat çekti. Oysa hareket, önceki dönemlerde Filistin Yönetimi ve Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı ulusal nitelikteki önemli kararları tek taraflı almakla suçlayarak, benzer kararlara kısa sürede itiraz eden açıklamalar yayımlıyordu.

Cumhurbaşkanlığı kararına ilişkin sessizliğin bazı Arap ve uluslararası tarafların talebi doğrultusunda olup olmadığı sorusuna yanıt veren Hamas kaynaklarından biri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, konuya ilişkin daha sonra bir bildiri yayımlanacağını söyledi ancak ayrıntı vermedi.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) çatısı altındaki gruplardan son dönemde Hamas’a yakın tutumuyla bilinen Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) yanı sıra, FKÖ dışında yer alan İslami Cihad Hareketi de dahil olmak üzere hiçbir Filistinli grup, Abbas’ın kararını destekleyen ya da reddeden bir açıklama yapmadı. Bu durum, Mısır ile Arap ve uluslararası aktörlerin Filistinli taraflar arasında uzlaşı sağlanmasına yönelik girişimlerinin olumlu sonuç verme ihtimalini güçlendiren bir işaret olarak değerlendiriliyor.

Bütüncül bir siyasi yol

Filistinli gruplardan bir kaynağa göre, çok sayıda Arap, İslam ve Avrupa ülkesi, Filistin’de demokratik sürecin yeniden işletilmesi ve ulusal uzlaşının sağlanmasına yönelik girişimlerde rol oynuyor. Söz konusu ülkelerin, Filistin yönetiminin reforme edilerek yakın gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde daha etkin bir rol üstlenmesini desteklediği, böylece İsrail’in Gazze üzerindeki kontrolünü sürdürme girişimlerinin ve Batı Şeria’daki operasyonlarının önüne geçilmesinin hedeflendiği belirtildi. Kaynak, bu ülkelerin ayrıca 4 Haziran 1967 sınırları temelinde bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını öngören kapsamlı bir siyasi süreci desteklediğini ifade etti.

Şarku’l Avsat, birkaç hafta önce Hamas yönetimi ile Fransız yetkililer arasında gerçekleştirilen görüşmeyi özel haber olarak duyurmuştu. Hamas kaynaklarına, bu temasların Filistin iç siyasetinin yeniden yapılandırılmasıyla bağlantılı olup olmadığı sorusu yöneltilse de kaynaklar konu hakkında yorum yapmayı reddetti.

14 Mayıs 2026’da Gazze şehrindeki el-Ezher Üniversitesi’nde düzenlenen hareketin sekizinci kongresine katılan Filistinli bir kadın, Fetih Hareketi bayrağını sallıyor. (Reuters)14 Mayıs 2026’da Gazze şehrindeki el-Ezher Üniversitesi’nde düzenlenen hareketin sekizinci kongresine katılan Filistinli bir kadın, Fetih Hareketi bayrağını sallıyor. (Reuters)

Fransa, Suudi Arabistan ile birlikte bölgedeki Arap ve İslam ülkeleriyle koordinasyon içinde iki devletli çözümün desteklenmesi ve Filistinlilerin Birleşmiş Milletler (BM) kararları çerçevesinde bağımsız devlet kurma hakkının teyit edilmesi yönünde aktif rol üstleniyor.

Bu sürecin, Gazze’deki Filistinli grupların silahlarının sınırlandırılmasına yönelik girişimlerle de bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor. Hamas ise böyle bir adımın, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını güvence altına alacak açık bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesi gerektiğini savunuyor. Bu yaklaşımın, Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un hazırladığı yol haritasında da yer aldığı belirtilirken, bunun Barış Kurulu ile ABD yönetimi tarafından benimsendiğine dikkat çekildi. İsrail basınında yer alan haberlere göre Washington da son dönemde Batı Şeria’da Filistin yönetiminin attığı bazı adımlara destek vermeye başladı.

Uzaktan uyum

Hamas ve diğer Filistinli gruplardan kaynaklar, taraflar arasında uzlaşma sağlanması halinde Mısır’ın davetiyle Kahire’de yakın zamanda ulusal düzeyde bir toplantı düzenlenmesi ihtimalini dışlamadıklarını belirtti. Ancak bazı grupların, böyle bir girişimin başarıya ulaşacağı konusunda kuşkular taşıdığı ifade edildi.

Kaynaklara göre Mısır ve sürece dahil olan diğer ülkeler, Filistinli gruplar arasında doğrudan görüşmeler yapılmasa bile uzlaşı zemini oluşturmayı hedefliyor. Bu çerçevede önce yasama seçimlerinin, ardından Filistin Ulusal Konseyi ve daha sonra da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin gerçekleştirilmesi amaçlanıyor.

Filistinli bir grup yetkilisi, mevcut siyasi krizin aşılması için çeşitli önerilerin masada olduğunu söyledi. Bu önerilerden birinin, yasama seçimlerine tüm siyasi güç ve grupların yer aldığı ortak bir Filistin listesiyle gidilmesi olduğunu belirten kaynak, bu konuda hem gruplar arasında hem de grupların kendi içlerinde görüş ayrılıkları bulunduğunu belirtti. Kaynak, ayrıca farklı önerilerin de değerlendirildiğini, ancak bunların olgunlaşması için daha fazla görüşme, temas ve diplomatik çabaya ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

25 Nisan 2026’da yapılan yerel seçimlerde, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Belah kentinde bir oy verme merkezinin yakınında bulunan Filistinliler (AP)25 Nisan 2026’da yapılan yerel seçimlerde, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Belah kentinde bir oy verme merkezinin yakınında bulunan Filistinliler (AP)

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde, yasama seçimlerine Kudüs, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin katılması çağrısı yapıldı.

Şarku’l Avsat’ın sivil toplum kaynaklarından edindiği bilgilere göre, Filistin yönetimi ile seçimlerin yapılması yönünde baskı uygulayan Batılı taraflar arasında, seçimlerin Gazze Şeridi’nde de gerçekleştirilmesi konusunda uzlaşı sağlandı. İlk aşamada varılan mutabakata göre, seçimlerin altyapısının uygun olması ve savaşta diğer bölgelere kıyasla daha az zarar görmesi nedeniyle Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki mülteci kamplarında düzenlenmesi öngörülüyor.

Filistinli gruplardan bir kaynak ise seçimlerin yalnızca Gazze Şeridi’nin orta kesiminde mi yapılacağı, yoksa üzerinde uzlaşılacak özel düzenlemeler çerçevesinde tüm bölgeleri mi kapsayacağı konusunun henüz netleşmediğini söyledi.

Geçtiğimiz nisan ayında düzenlenen yerel seçimler, Gazze Şeridi’nde yalnızca Deyr el-Belah kentinde gerçekleştirilmiş, bölgenin diğer kesimlerinde ise sandık kurulmamıştı.

Filistin Merkez Seçim Komisyonu da bugün yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nde seçimlerin düzenlenmesine hazır olduğunu bildirdi. Komisyon, nüfusun yerinden edilmesi nedeniyle seçimlerin seçmen kütüğü yerine nüfus kayıtları esas alınarak gerçekleştirileceğini belirtti.

Kahire müzakereleri

Bu gelişmeler, Kahire’de Hamas ile arabulucu taraflar arasında, ABD Başkanı Donald Trump’ın planının ikinci aşamasına geçişi düzenleyen ‘yol haritasında’ yapılan değişiklikler üzerine müzakerelerin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor.

Hamas’ın üst düzey yöneticilerinden bir kaynak Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin olumlu bir atmosferde devam ettiğini, ancak henüz hiçbir konuda nihai uzlaşmaya varılmadığını söyledi. Kaynak, önümüzdeki saatler ve günlerde ilerleme sağlanmasının umut edildiğini belirterek, “Sorun Hamas ve diğer Filistinli grupların tutumu değil; İsrail ile Mladenov’un yaklaşımıdır. Mladenov her defasında işgal hükümeti lehine taraflı bir tutum sergiliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı Hamas kaynağı ile Filistinli gruplardan bir başka kaynağa göre, yol haritasındaki 15 maddeden 13’ünün içeriği üzerinde büyük ölçüde uzlaşı sağlandı ve daha önce varılan mutabakatlar doğrultusunda önemli ölçüde görüş ayrılıkları giderildi. Ancak kamu çalışanlarının statüsü ve haklarını düzenleyen beşinci madde ile silahların tek elde toplanmasını öngören sekizinci madde üzerindeki anlaşmazlık sürüyor. Tarafların, bu iki başlıktaki görüş ayrılıklarını gidermek ve bütün maddeler üzerinde net bir uzlaşıya ulaşarak anlaşmayı tamamlamak amacıyla müzakereleri derinleştireceği belirtildi.

Her iki kaynak da şu ana kadar hiçbir başlıkta kesin mutabakata varılmadığını, bütün görüş ayrılıkları giderilene kadar temasların süreceğini vurguladı.


Suriye’nin birliğinin ötesinde

Fotoğraf: Suriye, bağımsızlık öncesi ve sonrası dönemde sayısız yönetim biçimi, rejim, bölünme ve ilhak yaşamıştır (AFP)
Fotoğraf: Suriye, bağımsızlık öncesi ve sonrası dönemde sayısız yönetim biçimi, rejim, bölünme ve ilhak yaşamıştır (AFP)
TT

Suriye’nin birliğinin ötesinde

Fotoğraf: Suriye, bağımsızlık öncesi ve sonrası dönemde sayısız yönetim biçimi, rejim, bölünme ve ilhak yaşamıştır (AFP)
Fotoğraf: Suriye, bağımsızlık öncesi ve sonrası dönemde sayısız yönetim biçimi, rejim, bölünme ve ilhak yaşamıştır (AFP)

Refik Huri

Suriye, toprak, halk ve kurumlar bakımından birleşmiş, tek bir ülke olmaya mahkumdur. Ancak, halkı ve kurumları kontrol etmek, coğrafi birliği sadece biçimsel hale getiriyor ve kurumları boş yapılara dönüştürüyor. Sorun bir merkezileşme veya ademi merkeziyetçilik değil. Sorun, her ikisinin de doğasıdır. Bütün siyasi yelpazeyi kapsayan bir iktidar paylaşımı olmadan merkezileşme, diktatörlüktür ve patlamaya davettir. Coğrafi olmayan temellere dayalı ademi merkeziyetçilik ise devlet öncesi döneme dönüş demektir. Demokrasi ve vatandaşlık olmadan, her ikisi birlikte, sadece “kabileler” arasında güçlerine göre bölüştürülen veya aralarından en güçlü olanlar tarafından ele geçirilecek “ganimet” için mücadeleden ibarettir.

Suriye, bağımsızlık öncesi ve sonrası dönemde sayısız yönetim biçimi, rejim, bölünme ve ilhak yaşamıştır. İdeolojik düşüncesinde ve siyasi eyleminde temelde milliyetçilik ve etniklik ikiliğine hapsolmuştur. Bir yandan, Arap birliği projesi ve ancak bir Arap ümmeti-devleti kurulmasıyla bir anavatan haline gelecek bir ümmetin “ülkeleri” arasında bir “ülke”dir. Öte yandan, kendisini bu ümmetin eylem merkezi ve Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır'ın dediği gibi “Arapçılığın atan kalbi” olarak görmektedir. İronik bir şekilde, ulus-devlet çağrıları ister Arap ister İslami ister Suriye milliyetçisi olsun, ümmet-devlet çağrılarının yerini alarak günümüzde baskın model haline geldi; oysa Suriye bir ulus-devlet kurmada yetersiz kalmıştır.

Bunun nedeni, Suriye'nin bölünmeyi ve birliği, parçalanmayı ve başkalarıyla birleşmeyi deneyimlemiş olmasıdır. Fransız Mandası döneminde dört devlete bölünmüştü: Şam Devleti, Halep Devleti, Alevi Devleti ve Dürzi Devleti. Ancak bu bölünme, Suriye halkının iradesi ve o dönemdeki liderlerinin, özellikle Sultan Paşa el-Atraş ile ve Şeyh Salih el-Ali'nin kararlılığı karşısında dayanamadı. Bağımsızlığın ardından Suriye, 1958'de Mısır ile kısa süreli bir birlik kurdu ve bu birlik 1961 sonbaharında sona erdi. Birliğin çöküşü ve hem Irak'ta hem de Suriye'de Baas Partisi'nin iktidara gelmesinin ardından, Mısır, Suriye ve Irak arasında üçlü bir federasyon kurma girişimleri oldu, ancak bu çabalar hayata geçirilmeden başarısız oldu. Suriye ve Irak arasındaki birlik girişimleri bile başarısız oldu ve Suriye ile Irak Baas partileri arasında düşmanlığa dönüştü.

Esed ailesinin uzun süren iktidarı boyunca Suriye, Hama'da görüldüğü gibi korkunç katliamlarla bastırılan kanlı ayaklanmalara karşı şiddet ve baskı yoluyla birliğini korudu. 2011 Suriye İç Savaşı'ndan sonra ülke, dört ordu ve çeşitli milislerin ülkenin farklı bölgelerini kontrol etmesiyle parçalanmaya sürüklendi. Arap Baharı devrimleri olarak adlandırılan olaylar sırasında ortaya çıkan bir teoriye göre, Suriye'de sonuç, eski Cumhurbaşkanı Beşşar Esed'in elde etmeyi umduğunun tam tersi oldu.

Barışçıl göstericilere karşı şiddete başvurmakta aceleci davrandı ve ayaklanmanın militaristleşmesine bel bağladı. Zira militaristleşme kaçınılmaz olarak “radikalizm ve mezhepçiliğe” yol açar, böylece ılımlıları marjinalleştirir ve sertlik yanlıları alanı ele geçirir. Bu da Arapları ve Batı'yı keskin bir seçimle karşı karşıya bıraktı; iktidarda kalma umuduyla rejim veya köktencilik. Ancak oyun, rejimin çöküşü ve Esed'in kaçmasıyla sona erdi. ABD ve Türkiye daha sonra iktidarı, Ebu Muhammed el-Culani (gerçek adı olan Ahmed Şara ortaya çıkmadan önce) liderliğindeki Heyet Tahrir eş-Şam'a devretti. Şara da başkanlığı üstlendi.

Şam'ın Fırat’ın doğusunun kontrolünü yeniden ele geçirmesi ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile bir anlaşmaya varmasının ardından beklenen bir sonraki adım, Suveyda ve batıdaki sahil bölgesi sorunlarına bir çözüm bulmaktır. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Fırat’ın doğusunun kontrolünü yeniden ele geçirmek, ABD ve Türkiye'nin gözetiminde askeri eylem ve siyasi bir anlaşmanın birleşimini gerektirirken, Suveyda ve sahil bölgesinde uzlaşma tamamen siyasi olmalıdır, aksi takdirde hiç gerçekleşmeyecektir.

Uzlaşıdan daha önemli olan sonrasıdır. Cumhurbaşkanı Şara, uzun bir izolasyon ve yaptırım döneminden sonra Suriye'yi dış dünyaya ve dış dünyayı Şam'a açmada olağanüstü bir başarı elde etmiş olsa da şimdi asıl zorluk bu dışa açılımı içe açılımla tamamlamaktır. Konuşmalarla değil, eylemlerle. Vaatlerle değil, geçiş aşamasında gerekli olanı inşa ederek.

Asgari şart, merkezi bir otoritede gerekli ortaklık, merkezi olmayan yönetimde ise esnek bir performanstır. Liberal bir ekonomik sistem için net vizyon, modern yatırım yasaları ve adil, şeffaf ve bağımsız bir yargı gerekiyor; aksi takdirde yatırımlar sadece kağıt üzerinde kalacaktır. En önemlisi, uzun bir durgunluk döneminden sonra siyasi hayatı canlandırmak için bir anayasa ve siyasi partiler yasası hazırlanmalı ki böylece insanlar geçiş aşamasının sonunda onları neyin beklediğini bilebilirler

Daha da önemlisi, demokrasi inşa edilmeden önce “demokrasi” terimini kullanmaktan kaçınılmaya son verilmesidir. Bu, nüfusunun yüzde 90'ının yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir ülkede insanların karşı karşıya kaldığı acil mali, ekonomik ve sosyal sorunları ele almaktır.

Şam Kitap Fuarı'nı ziyaret eden herkes her türden kitabın mevcut olduğunu gördü, ancak ziyaretçilerin yarısından fazlasının kadın olduğunu, buna karşılık personel veya konuşmacılar arasında tek bir kadının bile bulunmadığını fark etti.

Diyalog ve tartışmaya açık olmakla ilgili övgüler, merhum Lübnan başbakanı Dr. Salim el-Hoss'un şu sözünü hatırlatıyor: “Lübnan'da özgürlük çok, demokrasi azdır.”

Suriye'deki denklem ise bir sonraki duyuruya kadar, az özgürlük ve hiç demokrasi şeklindedir ve her iki durumda bu bir sorundur.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.