Mukteda es-Sadr Irak’ın siyaset sahnesine geri mi dönüyor?

Sadr Hareketi yerine Şii Ulusal Hareketi

Necef kentinde geçtiğimiz yıl düzenlenen yerel seçimlerin boykot edilmesi çağrısıyla düzenlenen gösterilerde Sadr'ın portreleriyle yürüyen Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, 14 Aralık 2023 (AFP)
Necef kentinde geçtiğimiz yıl düzenlenen yerel seçimlerin boykot edilmesi çağrısıyla düzenlenen gösterilerde Sadr'ın portreleriyle yürüyen Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, 14 Aralık 2023 (AFP)
TT

Mukteda es-Sadr Irak’ın siyaset sahnesine geri mi dönüyor?

Necef kentinde geçtiğimiz yıl düzenlenen yerel seçimlerin boykot edilmesi çağrısıyla düzenlenen gösterilerde Sadr'ın portreleriyle yürüyen Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, 14 Aralık 2023 (AFP)
Necef kentinde geçtiğimiz yıl düzenlenen yerel seçimlerin boykot edilmesi çağrısıyla düzenlenen gösterilerde Sadr'ın portreleriyle yürüyen Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, 14 Aralık 2023 (AFP)

İyad el-Anberi

Sadr Hareketi, genellikle sosyal olarak aktif olan, ancak siyasi karar alma süreçlerinde etkili olmayan bölgedeki etkili ve nüfuzlu siyasal İslamcı hareket modellerinden farklı olmasını sağlayan benzersiz özelliklere sahip. Şii toplumunda önemli bir yeri olan Sadr Hareketi, aynı zamanda tüm devlet kurumlarına nüfuz eden bir kitle hareketidir. Bu yüzden her zaman güç ve sosyal etki çemberleri içinde kalmaya gayret etti. Hareketin sosyal ve siyasi ortamda ve denklemle yönetilen bir ülkede güçlü kalmasına katkıda bulunan en önemli noktalardan biri belki de budur. Bununla birlikte toplumdaki nüfuz ancak siyasi nüfuz kapısından geçerek elde edilebilir.

Mukteda es-Sadr'ın Sadr Hareketi'ne liderlik etmesi bu dini-siyasi hareketin en önemli özelliklerinden biri. Halkıyla ilişkilerini düzenlemek için dini sembolizme odaklanan hareket, liderini dinleme ve itaat etme ilkesine bağlı. Bu yüzden partizan başlıklarla ve liderliğine olan güveni tazeleyen mitinglerle halkı kandırmak istemiyor. Harekette ilk ve son karar, Mukteda es-Sadr tarafından veriliyor. Örgütsel meseleler Sadr'ın güvenilir bulduğu kişileri seçtiği organlarca ele alınıyor.

Siyasi söylemini ulusal meselelere dönüştürmesiyle bilinen Sadr Hareketi, ABD’nin Irak’taki askeri varlığına karşı direniş bayrağını taşıyan ve kitlesinin bulunduğu coğrafyaya kendi nüfuzunu kabul ettirmeye çalışan bir hareket olarak ortaya çıktı. Ardından mezhepsel aidiyetini paylaşsa bile yabancıların nüfuzunu reddeden bir harekete dönüştü. Son olarak da uzlaşı hükümetini bozma ve ulusal çoğunluk yönetimine doğru ilerleme girişiminde bulundu.

Sadr Hareketi, kuruluşundan 2021 seçimlerinden sonra parlamentodan çekilmesine kadar, diğer Şii siyasi güçlere karşı her zaman tek başına hareket etti. Dolayısıyla her zaman Şii siyasi muhaliflerin uzlaşısına karşı isyancı bir tutum benimsedi. Bunun sebebi, Sadr Hareketi’nin 2003 yılından sonra ortaya çıktığı siyasi ortam olabilir. İslami Davet Partisi ve Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi'nden bağımsız olarak, Irak dışındaki Iraklı Şiilerin siyasi hareketinden uzak bir şekilde ortaya çıktı ve giderek büyüdü.

Yeni isim

Sadr Hareketi'nin adını ‘Şii Ulusal Hareketi’ olarak değiştirdiğinin duyurulması, hareketin siyaset sahnesine dönüşünün de habercisiydi.

Sadr Hareketi’nin siyaset tarihindeki en önemli an, 2022 yılının haziran ayında Sadr Grubu milletvekillerini Irak Temsilciler Meclisi’nden çekme kararıydı. Çekilme kararı, Sadrcıların 2003 yılında siyaset sahnesine girişlerinden itibaren siyasi karar alma süreçlerinde ve devlet kurumlarında elde etmeye ve güçlendirmeye çalıştıkları siyasi nüfuzu kaybettirecek bir meydan okumaydı. Bununla birlikte Mukteda es-Sadr’ın daha önceki ‘siyaseti bıraktım’ açıklamaları ve siyasi bir tutumu sürdürememesi sonucu klişeleşen imajını değiştirmek için bir kazanımdı.

Bu kez bir uzlaşı hükümetine katılmayı reddederek takdire şayan bir tutum sergileyen Sadr, 2021 yılındaki seçimlerden sonra hükümeti kurma görevinden çekilme kararını, siyasi reforma yönelik söylemine şüpheyle yaklaşanlara yanıt vermek ve yaşanan yıkım, yolsuzluk ve kaostan sorumlu tuttuğu siyasi uzlaşı ilkesine karşı çıkarak bu tutumunu sağlamlaştırmak için kullandı.

Mukteda es-Sadr, Sadrcıların nüfuz alanlarında zorlu bir isim ve bir sonraki adımı asla öngörülemiyor.

Sadr Hareketi’nin Irak Temsilciler Meclisi’nden çekilmesi, Sadrcıların siyasi tutumlarının çelişkili özelliklerini yansıtan tehlikeli bir ikilemi sona erdirdi. Sadrcılar, siyasi çalışmalarda güçlü bir şekilde yer almalarına ve siyasi olayların gelişiminde etkili olmalarına rağmen bir yandan kendilerini mevcut sistemin muhalifleri olarak sunarken diğer yandan önceki hükümetlerin kurulmasına ilişkin tartışmaları çözüme kavuşturan siyasi sistemin en önemli kutuplarından biri oldular.

Tahminlerin çoğunda Sadrcıların hükümetin dışında kalacağı öne sürüldü. Mukteda es-Sadr, onların nüfuz alanlarında zorlu bir isim ve bir sonraki adımı asla öngörülemiyor. Sadr ve ortaklarının kurmak istediği çoğunluk hükümetini engelleyen Koordinasyon Çerçevesi'nin bazı liderlerinin söylemlerinde görülen zafer coşkusuna rağmen herkes, Sadr'ın hükümette ve Temsilciler Meclisi’nde temsil edilmemesinin, Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin kuracakları hükümette elde edebilecekleri geçici kazanımları tehdit edeceğinin ya da belki de sokak hareketliliği kartını kendilerine karşı bir tehdit olarak kullanacağının ve tüm Irak Şii sahnesi için bir tehdit olmaya devam edeceğinin farkındaydı.

scsd
Mukteda es-Sadr'ın destekçileri Bağdat'ın Tahrir Meydanı'nda genel seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından kutlama yaparken, 11 Ekim 2021 (AP)

Öte yandan Sadrcıların siyasi olarak geri çekilmeleri, Irak’taki mevcut yönetim için herhangi bir tehdit oluşturmadı. Bu tutum, Sadrcıların davranış ve düşüncelerinde siyasi eyleme yönelik olumlu bir değişimin işareti olabilir. Sadrcılar, Koordinasyon Çerçevesi destekli hükümetin kurulmasının ardından nüfuzlarını kaybeden seçkinlerle iktidara yükselen seçkinler arasında şiddet yaşanması teorisinin aksine ne şiddete başvurdular ne de Seraya es-Selam gibi silahlı kanatlarının sahip olduğu silahları kullandılar. Daha ziyade kendi faaliyetlerine ve toplum içindeki varlıklarına odaklandılar ve 2023 yılının sonundaki il meclisi seçimlerine bile katılmadılar. Bu tutumun nedeni, bir dış faktör ya da Necef’teki Şii mercii tarafından belirlenen kurallara bağlılık olabilir. Fakat en nihayetinde şiddete başvurma seçeneğinin terk edilmesindeki en önemli faktör, silahlara ve halka sahip olan ancak siyasi eyleme bağlı kalmayı tercih eden Sadrcıların siyasi tutumundaki bir gelişmedir.

Sadrcılar sadece Şii Ulusal Hareketi adı altında geri dönemezler, zira siyaset sahnesi artık onların Temsilciler Meclisi’nden çekilmesi öncesindeki gibi değil.

Sadr Hareketi’nin ‘Şii Ulusal Hareketi’ adını almasının en önemli anlamı, Mukteda es-Sadr'ın Şii siyasi rakiplerine karşı ‘Şii ulusal hareketi’ sloganını kullanmasından kaynaklanıyor. Koordinasyon Çerçevesi güçleri, Sadr Hareketi’nin Muhammed el-Halbusi liderliğindeki Tekaddum Partisi ve Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile yaptığı ittifakın Şiilerin yönetme hakkından taviz vermesine neden olduğu ve Sadr Hareketi’nin tüm Şiileri temsil etmediği yönünde bir siyasi propaganda yürüttüler. Sadr Hareketi ayrıca Şiilere ihanet etmekle ve bir tarafı diğerinin aleyhine destekleyerek Şiilerin siyasi rolünü zayıflatmaya yönelik ABD ve Körfez ülkelerinin gündemlerini uygulamaya çalışmakla suçlandı.

Ancak tüm bu suçlamalar boşa çıktı. Düşmanlar dostlara, müttefiklere ve stratejik ortaklara dönüştü. Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin liderleri tarafından dillendirilen en önemli başarı, Şii bileşenin iktidarı dostla ve düşmanla paylaşma haklarının korunması oldu. Sadr, yapılan tüm suçlamalara mezhepçi bir adım olarak ‘Şii Ulusal Hareketi’ adıyla yeni bir bayrakla siyaset sahnesine geri dönerek yanıt verdi. Belki de Sadr'ın bu seferki hesapları, siyasi hareketinin adında ‘Şii’ ifadesi geçtiğinden Şii siyasi rakiplerini engellemeye yönelik bir hamleye dayanıyordur. Ayrıca bu mezhepçi sıfatı eleştirmeye çalışanlara karşı da ‘ulusal’ ifadesini kullanarak yanıt veriyor. Mukteda Sadr ve hareketi, önümüzdeki günlerde ulusal olan ile mezhepsel olan arasında nasıl uyum sağlanacağı konusunda daha büyük bir meydan okumayla karşı karşıya kalacaklar.

Güçlü başlangıçlar ve öngörülebilir sonlar

Sadr Grubu milletvekillerinin istifa ederek Temsilciler Meclisi’nden çekilmesi, Sadr'ın tüm tahminleri ters köşe yapan ilk tutumu oldu. Mukteda es-Sadr, mevcut hükümete ve onun uzlaşılarına karşı hissedilen bir şoku ifade eden sloganlar kullanır, ardından Sadrcılar geri döner, diyalog masasına oturur ve aleyhtarlığını yaptıkları siyasi partilerle bir anlaşmaya vararak protesto hareketlerini sonlandırırlardı. Ancak bu kez öyle olmadı.

Sadr Hareketi’nin muhalifleri şimdiye kadar onun siyaset sahnesinden çekilmesinden bir tür memnuniyet duydular. Bazıları bunu iktidar çevrelerindeki kazanımlarını genişletmek için bir fırsat olarak görürken söylemlerinde Şii siyaset sahnesinde yeni ve daha etkili bir aktörün ortaya çıkışına işaret ettiler. Bazıları ise Sadrcıların siyaset sahnesindeki yokluğundan dolayı rahatlamış olsalar da bu yokluğun faydadan çok zarar getirdiğine inanıyorlar. Çünkü onlara göre Sadrcıların yokluktan faydalanan yeni güçler, Şiilerin nüfuz alanlarında geleneksel güçlerle rekabet etmeye başladılar. Bu da Şii siyasi kutuplar arasındaki güç dengesini bozabilir. Bu noktada, ortaklığın belirli sınırları olduğuna inanan Sadrcılarla anlaşmanın, devletin tamamını ve eklemlerini ele geçirmeyi nasıl planlayacaklarını bilmeyen yeni siyasi güçlerden daha iyi olabileceğini düşünüyorlar.

Diğer taraftan Mukteda es-Sadr, eğer önümüzdeki seçimlere katılmaya karar verirse kitlesinin dışından halkın destek kazanmak ve rakiplerini utandırmak için yeni olarak neler yapabileceğiyle ilgili zorlukla karşı karşıya.

Sadrcılar sadece Şii Ulusal Hareketi adı altında geri dönemezler, zira siyaset sahnesi artık onların Temsilciler Meclisi’nden çekilmesi öncesindeki gibi değil. Sadrcıların şimdi iki önemli deneyimi hatırlamaları gerekiyor. Bunlardan birincisi, 2018 seçimlerinde sivil güçlerle yaptıkları ittifakı değerlendirmek ve bu ittifakın kusurlarını ele alıp çözmek. İkincisi ise çoğunluk hükümetinin söylemini gözden geçirmek ve bunun sorunlu doğasıyla nasıl hayata geçirilebileceği üzerine düşünmek.

Sadr Hareketi’nin şimdi mevcut durumu değerlendirmesi ve halkı kutuplaştırmak için açık bir strateji formüle etmesi gerekiyor.

Ulusalcılık sloganı atan Sadrcıların şimdi yol haritası çizilmiş bir ulusal projeye ihtiyaçları var. Böylece Şii siyasi güçlerden ve onların dışından bu ulusal projeye inanan herkes için bir kutuplaşma noktası olabilsin. Bu proje net özelliklere sahip olmalı ve her seçimde ortaya atılan ve tüm siyasi güçler tarafından tekrarlanan eskimiş sloganlardan uzaklaşmalı.

Sadrcıların bir slogan olarak kullandıkları siyasi reformun bile açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Çünkü siyasi sistem sadece reform sloganıyla reforme edilemez ve isteksiz bir halkı kutuplaştıramaz. Irak'ta belki de reform için en güçlü slogan anayasanın değiştirilmesi ya da hükümet şeklinin değiştirilmesi sloganlarından biri olacaktır.

zsxsc
Bağdat'ın Tahrir Meydanı'nda toplanarak İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesini suç sayan yasa tasarısının kabul edilmesini kutlayan Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, 26 Mayıs 2022 (AFP)

Çoğunluk hükümetle ilgili olarak şu an Sadrcıların önündeki en büyük zorluk çoğunluk hükümetini desteklemekten geri çekilmek yerine içinde bulundukları kırılgan durumu iyi değerlendirmek olacaktır. Çoğunluk hükümetinin temeli siyasi süreçteki başlıca aktörlerin ortaklığına dayanabilir. Bu ortaklığın temeli ise liderlerin hegemonyasına değil, devletin iyileştirilmesine öncelik veren açık ve net bir siyasi programa dayanmalı.

Sadr Hareketi’nin şimdi mevcut durumu değerlendirmesi ve halkı kutuplaştırmak için açık bir strateji formüle etmesi gerekiyor. Bunu yaparken de Şii siyasi güçlerin siyasi nüfuz denklemini, yükselen güçlerle geleneksel güçler arasındaki rekabetten faydalanan bir mantıkla ele alması ve siyasi liderlik denklemini sıfırlaması gerekiyor. Önümüzdeki seçimlerden sonra Sadrcıların önerdikleriyle uyumlu yeni bir ittifaklar haritası çizmek, seçimlere katılma ve hükümet kurma kararında belki de en önemli konu olacak.

*Bu makale Şarku’l avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.