Cumhurbaşkanı Erdoğan: Millî iradeyi gasbetmeye yönelik gizli, açık nice girişimle karşılaştık

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Millî iradeyi gasbetmeye yönelik gizli, açık nice girişimle karşılaştık
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Millî iradeyi gasbetmeye yönelik gizli, açık nice girişimle karşılaştık

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Millî iradeyi gasbetmeye yönelik gizli, açık nice girişimle karşılaştık

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “Siyasette rotamızı bugüne kadar hep milletimiz çizdi. Biz de milletin belirlediği yoldan hiçbir zaman sapmadık. İstişarelerimizi milletimizle yaptık” dedi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Merkezi’nde düzenlenen Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’na katılarak bir konuşma yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yılın ilk toplantısında dava ve yol arkadaşlarıyla birlikte olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyduğunu belirtti.

İl başkanları toplantısının sonuncusunu 30 Kasım'da yaptıklarını, 31 Mart seçimleriyle ilgili ön hazırlıklarını değerlendirdiklerini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, kampanya döneminde il ziyaretleri vesilesiyle il başkanlarıyla görüştüğünü, yakın istişare hâlinde olduklarını söyledi.

“TÜRKİYE'NİN DEMOKRASİ STANDARDININ NEREDEN NEREYE GELDİĞİNİ TÜM DÜNYAYA BİR KEZ DAHA GÖSTERDİK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ziyaret ettikleri 52 ilde halkın nabzını tutmanın yanı sıra seçim çalışmalarını da sahada bizzat görme fırsatı bulduklarını, yine bu ara dönemde Seçim İşleri Başkanlıkları ve Seçim Koordinasyon Merkezi temsilcileriyle münhasıran bir araya geldiklerini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "31 Mart seçim çalışmalarımızı çok yoğun bir şekilde devam ettirirken teşkilatlarımızla irtibatımızı daima en üst seviyede tuttuk. 31 Mart Mahallî İdareler Seçimleri rekabet seviyesi yüksek bir atmosferde, demokrasi şöleni havasında gerçekleşti. Bölücü örgüt uzantılarının seçmeni baskı altına alma girişimleri dışında ülkemiz genelinde sandığa gölge düşürecek hiçbir olay yaşanmadı. Seçim öncesinde hatırlayacağınız üzere çok farklı kampanyalar vardı. Bu son seçim olacak kehanetinden ekonomiyle ilgili piyasaya sürülen tezvirata kadar pek çok algı operasyonuna maruz kaldık. Bunların hepsini boşa çıkardık.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemiz aleyhine yürütülen onca propagandaya rağmen 85 milyon olarak sandığın gücünü ortaya koyduk. Türkiye'nin demokrasi standardının nereden nereye geldiğini tüm dünyaya bir kez daha gösterdik. Burada öncelikle bir hususun altını çizerek ifade etmek istiyorum. Demokrasi, asla ve asla sıfır toplamlı bir oyun değildir. Demokrasinin kazandığı bir yerde kaybeden olmaz. Sandığın itibarının arttığı bir denklemde galip 85 milyonun tamamıdır. Sivil siyaseti güçlendiren her sonuç, Türk demokrasisinin istikbali adına eşsiz bir başarıdır” diye ekledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 75 yıllık çok partili demokrasi hayatına iki darbe, iki muhtıra, iki darbe girişimi sığdırmış bir millet odluklarını dile getirdi.

Neredeyse her on yılda bir demokrasinin vesayet odaklarının saldırısına uğradığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: "En son 15 Temmuz'da 253 insanımızın canı pahasına tarihimizin en alçak darbe teşebbüsünü püskürttük. Bunların haricinde millî iradeyi gasbetmeye yönelik gizli, açık daha nice girişimle karşılaştık. Vesayet odaklarının asla uyumadığını, asla pes etmediğini, uygun ortam ve fırsat kolladığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Son yıllarda FETÖ'cülerin ve marjinal yapıların da propagandasıyla bazı toplum kesimlerinde çok partili demokrasiye ve sandığa karşı istifhamların zemin bulmaya başladığını görüyorduk. Gerek 14 Mayıs seçimleri, gerekse 31 Mart Mahallî İdareler Seçimleri, demokrasi düşmanları tarafından körüklenen bu algıyı yerle bir etmiştir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “14 Mayıs seçimlerinde, Cumhurbaşkanı seçimi yüzde 0,5 farkla ikinci tura kalırken, 31 Mart seçimlerinde millî irade farklı şekilde tecelli etmiştir. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak her iki seçim sonucunu da büyük bir olgunlukla karşıladık, milletin iradesini öpüp başımızın üstüne koyduk. Sandık sonuçlarından dolayı milleti suçlama, kabahati millete atma gibi yollara tevessül etmedik. Nitekim 14 Mayıs ile ortaya çıkan belirsizlik 28 Mayıs seçimleriyle giderildi, millet yasamada olduğu gibi ülke idaresinde de mührü bize takdim etti, Cumhur İttifakı'nı açık ara lider yaptı” değerlendirmesinde bulundu.

“BİZİM İÇİN ÖNEMLİ OLAN TÜRKİYE'NİN VE TÜRK DEMOKRASİSİNİN KAZANMASIDIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 31 Mart yerel yönetimler seçimlerinde yine milletin takdiriyle Türkiye haritasının daha fazla renge boyandığını, 2019 seçimlerine göre daha çok sayıda siyasi partinin il, ilçe ve belde düzeyinde belediye başkanlığı kazandığını hatırlattı.

Bu tablo karşısında başkaları gibi 14 Mayıs gecesi sahnelenen "öndeyiz" müsamerelerine başvurmadıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "Parti olarak her ne kadar hedeflerimizin uzağında kalsak da 31 Mart seçim sonuçlarını müspet karşıladık. Bizim için önemli olan Türkiye'nin ve Türk demokrasisinin kazanmasıdır. Biz siyaseti, önce milletim, önce memleketim şiarıyla yapıyoruz. Sandığın itibarına itibar katan her neticeyi, partimizin oyları ne olursa olsun, Türkiye'nin 75 yıllık çok partili demokrasi mücadelesinde aşılmış yeni bir eşik olarak görüyoruz. AK Parti ve Cumhur İttifakı'nın olgun duruşu, 31 Mart sonrasında siyasetin genel havasını da değiştirmiştir. Siyasi atmosferde olan yumuşama ikliminde siyasetçilerin mesajları kadar toplumda siyaset kurumuna yönelik güvenin artmasının da önemli payı vardır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu iklimin geçici bir bahar esintisi değil, Türk siyasetinin hâkim karakteri hâline gelmesini ümit ediyoruz. Samimiyetimizi ve yapıcı tavrımızı bugüne kadar muhafaza ettik. Türkiye'yi partiler arasındaki gerilim hattına mahkûm etmek isteyenlerin başta 1 Mayıs olmak üzere çeşitli oyunlarına gelmedik. Muhalefetteki muhataplarımızın da dirayetli davrandığını görüyor, bundan da ülkemiz siyaseti adına memnuniyet duyuyoruz. Siyasetçilerin sorumluluk bilinciyle hareket ederek bundan sonra sandığın itibarına gölge düşürecek sivil siyasete güveni sarsacak beyanlardan uzak duracaklarına inanıyorum."

“31 MART SEÇİM SONUÇLARINI GÖZ ARDI ETMİYORUZ”

Seçimlerde sandığa giderek oyunu kullanan vatandaşların her birine demokrasiye ve millî iradenin üstünlüğüne olan bağlılıkları sebebiyle teşekkürlerini sunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, parti kurmay kadrosu nezdinde teşkilat mensupları ve dava arkadaşlarına 31 Mart seçimleri döneminde gösterdikleri gayret dolayısıyla şükranlarını sundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "31 Mart seçim sonuçlarını da göz ardı etmiyoruz. Sonuçlara dair kapsamlı iç muhasebemizi partimizin yetkili organlarında yaptık, yapıyoruz ve yapacağız" diye konuştu.

Bugüne kadar Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK), AK Parti Meclis Grubu, fikirlerine kıymet verdikleri dostları, kanaat önderleri, partide daha önce görev almış yol ve dava arkadaşları, siyaset bilimci, akademisyen ve sivil toplum temsilcileriyle farklı vesilelerle bir araya gelip görüştüklerini ve fikirlerini aldıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün de il başkanları ve teşkilat kademelerinin diğer mensuplarıyla bir arada olduklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, istişare halkalarını genişletmeye devam edeceklerini bildirerek, "Son Merkez Yürütme Kurulu toplantımızda geleneksel istişare kampımızı çok yakın bir tarihte toplama kararı aldık. Önce milletvekillerimizle ardından da inşallah belediye başkanlarımızla bir araya geleceğiz" dedi.

“İHTİYAÇ DUYDUĞUMUZDA HER ZAMAN MİLLETİMİZİ YANIMIZDA BULDUK”

Komplekse kapılmadan, eleştirilere kulaklarını asla tıkamadan bu süreci büyük bir öz güven ve şeffaflıkla yönettiklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bir defa şu gerçeğin gayet farkındayız. Hata değil, yanlışta ısrar etmek kaybettirir. Siyasetin inişli çıkışlı serencamında esas mesele hep istikamet üzerinde kalabilmektir. Nereden geldiğinizi unutmazsanız, hedeflerinizden de kopmazsınız. Bakınız, biz siyasi hayatımız boyunca elde ettiğimiz her başarıyı, zaferle bitirdiğimiz her mücadeleyi önce Allah'ın yardımına, sonra da milletimizin desteğine, duasına ve yanımızda olmasına borçluyuz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu açıklamalarda bulundu: “Her zaman söylediğimiz gibi AK Parti, milletin kurduğu, tabelasını milletin astığı, siyaseti daima millet için ve milletle birlikte yapmış bir partidir. Siyasette rotamızı bugüne kadar hep milletimiz çizdi. Biz de milletin belirlediği yoldan hiçbir zaman sapmadık. İstişarelerimizi milletimizle yaptık. Derdimizi milletimize anlattık. Sorunlarımıza milletimizle birlikte çözüm aradık. Başarılarımızın sevincini yine milletimizle paylaştık. İhtiyaç duyduğumuzda her zaman milletimizi yanımızda bulduk. Millet bize bakınca kendini gördü, kendi meselelerini gördü ama aynı zamanda sıkıntılarına çözüm üretecek güçlü bir irade gördü. Toplumumuzun farklı kesimleriyle gönül köprülerimizi sağlam tuttuğumuz için bugünlere kadar alnımızın akıyla gelebildik."

“SİYASET MİLLETİN İÇİNDE MİLLETLE OMUZ OMUZA, SIRT SIRTA VEREREK YAPILIR”

Teşkilatlarını, belediyelerini, gönül kapılarını millete hiçbir zaman kapatmadıklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: "Bugün bir kez daha açık ve net söylemek istiyorum, AK Parti milletin partisidir ve inşallah ebediyen öyle kalacaktır. Biz şafak vakti evine ekmek götürmek için yola koyulan emekçilerin, yazın sıcağına, kışın ayazına aldırmadan rızık peşinde koşan çiftçilerin, helal lokmasına haram bulaştırmayan esnafın, tüccarın, sanayicinin, vatanımız uğruna gözünü kırpmadan şehadete koşan kahramanların, Türkiye'nin aydınlık yarınlarının teminatı olan gençlerimizin, ellerini değdikleri her yeri güzelleştiren, bereketlerinden kadınlarımızın, ülkemizin başarılarını kendi başarıları olarak gören tüm mazlumların, velhasıl hangi kökene, hayat tarzına, görüşe mensup olursa olsun büyük ve güçlü Türkiye sevdalısı her bir yüreğin partisi olmayı sürdüreceğiz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletle kurdukları gönül köprülerini kimsenin yıkamayacağını ifade ederek, "Siyaset milletin içinde milletle omuz omuza, sırt sırta vererek yapılır. Halkla araya mesafe koymanın, duvar örmenin, sokakla, çarşıyla, pazarla, mahalleyle bağı zayıflatmanın bizim siyaset geleneğimizde yeri yoktur. Bu konularda eksiğimiz, hatamız, problemimiz, millete karşı bir kusurumuz varsa çok açık söylüyorum, mutlaka kendimizi düzeltmemiz gerekiyor. Partimizin ve davamızın geleceği her türlü şahsi kaygının, her türlü kişisel hesabın üzerindedir" değerlendirmesini yaptı.

“KİMSE PARTİMİZE GÖNÜL VERENLERİN FEDAKÂRLIĞINI ŞAHSİ HEVES VE HESAPLARI İÇİN ZAYİ EDEMEZ”

Yerel seçim kampanya döneminde 52 ili ziyaret ettiğini, diğer vilayetlere de farklı vesilelerle defalarca gittiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları dile getirdi: "Bu ziyaretlerimde şahit olduğum değişmez manzara şuydu, AK Parti'nin gerçekten inanmış, kendini adamış milyonlarca neferi var. Hepsi birer özveri abidesi olan bu kardeşlerimizin hakkını ödeyemeyiz. Karşılığını sadece Allah'tan bekleyerek, gece gündüz demeden koşturan samimi AK Parti neferlerinin emeğini kusura bakmayın ama kibirleri boylarını aşan muhterislere kesinlikle kurban edemeyiz. Siyasetçisiyle, kaprisli bürokratıyla, lobisiyle, çıkar gruplarıyla kimse partimize gönül verenlerin fedakârlığını şahsi heves ve hesapları için zayi edemez. Biz buna göz yummayız, rıza göstermeyiz. Bu partinin genel başkanı ve hepsinden öte bir neferi olarak böyle ağır bir vebali biz şahsen taşıyamayız."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 31 Mart seçim sonuçlarını, "Olanda hayır vardır" düsturuyla partileri, hareketleri ve davaları açısından hayra tebdil etmek için ne gerekiyorsa onu yapmaktan kesinlikle çekinmeyeceklerini belirtti.

“KIRARAK, DÖKEREK DEĞİL TAM TERSİNE BİRLEŞTİREREK, KUCAKLAYARAK İLERLEYECEĞİZ”

İstişare ve yenilenme sürecinin sonunda AK Parti olarak yola çok daha güçlü bir şekilde devam etmekte kararlı olduklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "AK Parti'nin alametifarikası kendini daima yenileme, tazeleme, büyütme, geliştirme, yeni şartlara adapte etme kabiliyetine haiz olmasıdır. Başlatmayı kararlaştırdığımız kongre sürecimizi bunun en önemli vesilesi olarak görüyoruz. Sizlerden bu süreci zehirlemek, aramızda nifak tohumları ekmek için pusuda bekleyen fitne tüccarlarına karşı dikkatli olmanızı bekliyorum. Biz 50 yıla varan siyasi mücadelemizde attığımız adımları bugüne kadar dedikodulara göre belirlemedik, bundan sonra da belirleyemeyiz" dedi.

Temel kriterlerinin Hakk'a ve halka hizmet etmek olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Milletimizin nazarında ibra olan, bizim gözümüzde de başarılıdır. Milletin sınıfta bıraktığını biz de baş tacı edemeyiz. İnşallah bu süreci kılı kırk yaran bir kuyumcu titizliğiyle yürüteceğiz" diye konuştu.

AK Parti teşkilatlarına, "Kırarak, dökerek, dağıtarak değil, tam tersine toparlayarak, birleştirerek, bütünleştirerek, kucaklayarak ilerleyeceğiz" diye seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "Saflarımızı genişletecek, sıklaştıracak, partimizi daha da büyütmenin gayretinde olacağız. Yeni isimlerle, yeni değerlerle, yeni hizmet erleriyle kadrolarımızı tahkim ederken, partimizin emektarlarına vefasızlık göstermeyeceğiz. Şunun bilinmesini isterim, bizim AK Parti'den güç devşirecek isimlere değil AK Parti'ye güç katacak, ufuk, vizyon, dinamizm, heyecan katacak şahsiyetlere ihtiyacımız var.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu anlayışla partimizin çatısı altında AK Parti rozetiyle ülkeye ve millete gerçekten hizmet etmek isteyenlere kapımızı kapatmıyoruz. Ama siyaseti kariyer basamağı olarak görenlerle yol yürünemeyeceğini de geçmiş tecrübelerimizin ışığında çok çok iyi biliyoruz. Partimizi zirveye taşıyacak isimlerle kongrelerimizi birer yeniden diriliş, yeniden şahlanış vesilesi haline dönüştürmek arzusundayız. Özünde bir gönül seferberliği olan kongremiz ancak böyle bir vizyon, kuşatıcılık ve hassasiyetle yürütülmesi durumunda bekleneni verebilir” dedi.

“MİLLETİMİZ BİZDEN DAHA ÇOK ÇALIŞMAMIZI BEKLİYOR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti'nin Türk siyasi hayatına damga vurduğunu ve üye sayısı itibarıyla Türkiye'nin en büyük ailesi olduğunu belirterek, "21 yıllık iktidarlarımız bu dönemde bizden önce yapılan hizmet ve eserlerin katbekat fazlasını ülkemize kazandırmış bir hükûmetiz. Nasıl Türkiye'nin son 21 yılına mührümüzü bastıysak inşallah geleceğine de yine biz yön vereceğiz" ifadelerini kullandı.

Salonda bulunan partililerin her birinin, Türkiye Yüzyılı'nın inşasına emeğiyle, alın teriyle ve mücadelesiyle katkı sunan millet sevdalıları olduğuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu milletin özü, aslı sizsiniz. Milletimiz, bizden daha çok çalışmamızı güç ve enerji toplamış bir şekilde yeniden yola revan olmamızı bekliyor. Şimdi her zamankinden daha fazla birbirimize tutunacağız, daha fazla sarılacağız, daha fazla kucaklaşacağız. Niyet hayır, akıbet hayır diyoruz. Rabbim birliğimizi beraberliğimizi dayanışmamızı daim eylesin" şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının sonunda, AK Parti Sosyal Politikalar Başkanlığını, Türk Kızılay ile hayata geçirdiği kan bağışı projesi için tebrik ederek, "Kan acil değil, sürekli ihtiyaç prensibiyle, sağlığı elveren tüm dava arkadaşlarımı kan bağışı yapmaya davet ediyorum. Kan bağışı kampanyamıza destek veren tüm kardeşlerimize, vatandaşlarımıza, parti teşkilatımıza, Kızılay çalışanlarına ve teşkilatlarına teşekkür ediyorum" dedi.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, KAN BAĞIŞI KAMPANYASINA KATILANLARI ZİYARET ETTİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı öncesinde AK Parti Sosyal Politikalar Başkanlığı tarafından Genel Merkez’de düzenlenen kan bağışı kampanyasına katılanları ziyaret etti. Kan bağışında bulunanlarla bir süre sohbet eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, vatandaşlarla hatıra fotoğrafı çektirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, burada, İstanbul'da Aralık 2023'te düzenlenen Avrupa Wushu Kungfu Şampiyonası'nda şampiyon olduktan sonra podyumda Filistin bayrağı açarak dabke dansı yatığı için



İran’daki savaşın etkisiyle Kafkasya'da çatlaklar oluşurken yeni bölgesel dengeler kuruluyor

Dağlık Karabağ bölgesinden mülteciler, bir kamyon dorsesinde Ermenistan'ın sınır köyü Kornidzor’a giderken 27 Eylül 2023 (Reuters)
Dağlık Karabağ bölgesinden mülteciler, bir kamyon dorsesinde Ermenistan'ın sınır köyü Kornidzor’a giderken 27 Eylül 2023 (Reuters)
TT

İran’daki savaşın etkisiyle Kafkasya'da çatlaklar oluşurken yeni bölgesel dengeler kuruluyor

Dağlık Karabağ bölgesinden mülteciler, bir kamyon dorsesinde Ermenistan'ın sınır köyü Kornidzor’a giderken 27 Eylül 2023 (Reuters)
Dağlık Karabağ bölgesinden mülteciler, bir kamyon dorsesinde Ermenistan'ın sınır köyü Kornidzor’a giderken 27 Eylül 2023 (Reuters)

Rüstem Mahmud

Geçtiğimiz mart ayı başlarında ABD/İsrail ve İran arasında savaşın patlak vermesiyle birlikte Ermenistan'da ekonomik enflasyon, özellikle neredeyse tamamen İran'dan ithal ettiği enerji, elektrikli ekipman ve temel maddeler sektörlerinde olağandışı bir yükseliş gösterdi. Buna karşın ‘baş düşmanı’ Azerbaycan'ın hazinesi, küresel petrol fiyatlarındaki yükselişin rüzgarıyla dolmaya başladı.

Aynı süreçte Ermeni siyasi çevreleri ve halk, savaşın sonuçlarının Ermenistan'ı sınır komşuluğundaki tek kalan stratejik müttefikten yoksun bırakabileceği kaygısıyla derinden sarsıldı. Azerbaycan çevreleri ise İran'ın kuzey komşusuyla milli bağları bulunan yaklaşık 17 milyon Azeri'nin yaşadığı İran iç coğrafyasında ilerleyen dönemde elde edebilecekleri nüfuz aracılığıyla Kafkasya'daki jeopolitik konumlarını güçlendirme ihtimalini iştahla değerlendirmeye koyuldu.

Tüm bu ayrıntılar ve son savaşın her gün beraberinde getirdiği pek çok siyasi ve sahaya yansıyan gelişme, bir bütün olarak Kafkasya bölgesinin yakın vadede köklü siyasi ve güvenlik dönüşümlerine sahne olabileceğine işaret ediyor. Bu, İran'ın bölgesel tablodaki konumu ve rolünde yaşanabilecek değişimlerin bir yansıması olacak. Nitekim bölgedeki üç ‘küçük’ devlet olan Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan'ın birbiriyle çatışmaya her an hazır, birbiriyle uyumsuz milli ve coğrafi hassasiyetler barındıran ilişkileri, çevrelerindeki büyük devletler İran, Rusya ve Türkiye arasındaki güç dengesi değişimlerinden derinden etkileniyor.

Ermenistan'ın kırılganlığı

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Azerbaycan ordusu 2020 yazında Ermenistan'a bir yıldırım harekatı düzenledi. Yalnızca dört gün içinde geçmişten günümüze iki taraf arasında tartışmalı olan ve Ermeni nüfusun çoğunlukta yaşadığı Dağlık Karabağ'ın tamamını geri aldı. Azerbaycan saldırısı, Türkiye’nin açık askeri ve siyasi desteğiyle gerçekleşti. Ermenistan'ın geleneksel müttefiki Rusya, herhangi bir koruma ya da destek sağlayamazken Ermenistan'ı, savaş öncesi dönemde Azerbaycan'ın taahhüt ettiği gibi tartışmalı bölgedeki Ermeni halkın özerklik yoluyla haklarını güvence altına almaktan çok uzak, fiili durumun koşullarına boyun eğen bir anlaşmayı imzalamaya zorladı. Sonuç olarak yüz binlerce Ermeni, Ermenistan'ın iç bölgelerine göç etmek zorunda kaldı.

Ermenistan, İran'ı güvenilir bir bölgesel müttefik olarak görüyordu; iki ülkeyi Türk bölgesel nüfuzuna ve Azerbaycan'ın artan askeri ve istihbarat ağırlığına karşı duyulan ortak kaygı bir araya getiriyordu.

Savaşın ardından geçen dört yıl boyunca Ermenistan, Azerbaycan ile ilişkilerdeki koşulları ve dengeyi iyileştirmek amacıyla Rusya'dan pek çok destek vaadi aldı; ancak somut hiçbir şey elde edemedi. Bunun üzerine 2024 yılı başında, Rusya'nın eski Sovyet coğrafyasındaki Asya ülkelerinde güvenlik ve askeri kolu konumundaki ‘Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’ndeki üyeliğini askıya aldığını açıkladı. Oysa bu örgüt, Ermenistan'ın kendisi için de stratejik bir güvenlik şemsiyesi işlevi görüyordu.

Tam da aynı dönemde Azerbaycan, Türkiye'den her türlü açık desteği alırken İsrail ile pek çok boyutu kamuoyundan gizli tutulan kapsamlı bir güvenlik, askeri ve ekonomik ortaklık kuruyordu. Bu durum, Ermeni gözlemcilerin büyük çoğunluğunu savaşın durdurulması ve Azerbaycan'ın emelleriyle tartışmalı bölgeler sınırında tutulması ihtimalini sorgulamaya itti. Gözlemciler, hedeflerin Azerbaycan'ın Nahçıvan cebini anakarasından ayıran Güney Ermenistan'ın işgalini de kapsayacak biçimde genişleyebileceği yönünde öngörülerde bulundu.

fvbfgrb
İkinci Karabağ Savaşı'nın başlangıcının üçüncü yıl dönümü anısına 27 Eylül 2023'te Bakü'deki bir anıt mezarlıkta, arka planda Azerbaycan bayrakları dalgalanırken bir mezar taşındaki fotoğrafın yanında üzüntülerini ifade eden Azerbaycanlı askerler (AFP)

Bu dönemde Ermenistan, İran'ı güvenilir bir bölgesel müttefik olarak görüyordu. İki ülkeyi Türk bölgesel nüfuzuna ve Azerbaycan'ın artan askeri ve istihbarat ağırlığına karşı duyulan ortak kaygı bir arada tutuyordu. Ermenistan’ın değerlendirmelerine göre 2020 yazında Ermeni ordusunun yenilgisine karşın savaşın yalnızca dört günde sonlanması ve Azerbaycan ordusunun Nahçıvan cebine giden sınırı açmaya girişmemesi, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) birliklerini Azerbaycan sınırına konuşlandıran ve bölgesel dengenin tamamen bozulmasını kabul etmeyeceğini teyit eden İran'ın o dönem gönderdiği açık sinyaller sayesinde gerçekleşti.

Ne var ki bu tablo da çözülme sürecine girmiş görünüyor. İran rejiminin gelecekte iç meselelere yoğun biçimde odaklanmak zorunda kalması ya da bölgesel ve askeri konumunun sarsılması ihtimali Ermenistan’a iki farklı biçimde zarar verecek. Bir yandan Azerbaycan’ın, özellikle iki ülke arasındaki iç içe geçmiş ve gergin coğrafya meselesi söz konusu olduğunda, çözüme kavuşturulamamış sorunları daha fazla saha baskısıyla çözme eğilimini güçlendirecek. Öte yandan Ermenistan'ı, İran ile arasını ayıran ve Rusya'nın İran üzerinden Asya'ya aktardığı devasa mal miktarlarının transit geçiş güzergahı olan ‘Zengezur Koridoru’nun gelirlerinden yoksun bırakabilir. Bu koridor, Ermeni devlet hazinesinin en önemli gelir kaynaklarından biri.

Azerbaycan'ın belirsizliği

Almanya'da ikamet eden Azerbaycanlı araştırmacı Reşad Ali Nergis, Al Majalla’ya verdiği uzun röportajda ‘Azerbaycan'ın uzun vadeli hesapları’ olarak nitelendirdiği konuyu ayrıntılı biçimde ele aldı.

Nergis’e göre Azerbaycan, mevcut savaş sona erdikten sonra bölgesel ve hatta uluslararası tablonun tamamı netlik kazanana dek İran'da yaşananların bölgesel yansımalarını okurken son derece temkinli davranacak ve Ermenistan'a yönelik olası bir yayılma konusunda kalıcı bir bekleme tutumu sergileyecek.

2020-2025 yılları boyunca Azerbaycan ile Ermenistan'ı ‘kırılgan bir barış’ bir arada tuttu. Güvenlik gerilimleri zaman zaman alevlendi ve kimi zaman tehlikeli boyutlara ulaştı.

Nergis görüşünü şöyle açıkladı:

“İran'ın zayıflamasının Ermenistan ile ilişkilere yansımaları açısından Azerbaycan'ın tutumunu değerlendirirsek, mevcut savaş Azerbaycan için istisnai bir stratejik fırsat. Ancak mesele bundan çok daha karmaşık. Savaşın başlamasından yalnızca birkaç gün sonra İran'a ait insansız hava araçları Azerbaycan'ın Nahçıvan cebine düştü; bu durum Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'i orduyu tam alarma geçirmeye itti. Bu olay, bu savaşta İsrail'e açıkça yakın durduğu belli olan Azerbaycan'a yönelik İranlı bir uyarı niteliğindeydi. Azerbaycan ile İran arasındaki soğuk denge, İran ile Türkiye arasındaki denge ve uyumdan kaynaklanan nedenlerle ayakta duruyor; ancak özellikle İran bu savaştan bir ölçüde sürekliliğini koruyarak çıkarsa bu durum uzun süre devam etmeyebilir."

Nergis, sözlerine şöyle devam etti:

“Birbiriyle iç içe geçmiş üç dosya Azerbaycan'ı mevcut savaş karşısında son derece temkinli davranmaya itiyor. Türkiye'nin yaşananlara ilişkin tutumu tam olarak netlik kazanmış değil. Zira Türkiye ABD'nin stratejik müttefiki ve İsrail ile diplomatik ve ekonomik ilişkileri bulunan bir ülke olmasına karşın İran rejiminin çöküş ihtimalinden ciddi ölçüde çekiniyor; çünkü bu, Türkiye'nin iç istikrarı üzerinde uzun vadeli stratejik etkilere yol açacak. Azerbaycan da bu bağlamda Türkiye'nin tutumuna uymak zorunda. Öte yandan Azerbaycan, İran'daki olası iç gerilimlerden de kaygı duyuyor. Milyonlarca İranlı Azeri, İran'ın yeni siyasi rejimiyle kıyasıya bir karşı karşıya gelişe girebilir. Bu rejim iç meşruiyetini Azerilerin ayrılık ya da özerklik taleplerini bastırmak üzerine inşa edebilir. Bunun Azerbaycan'ın iç istikrarı üzerinde derin etkileri olacak. Üçüncü mesele ise Azerbaycan'ın yıllardır sürdürdüğü ve bölgesel gücünün başlıca kaynağı saydığı çelişkili ilişkiler ağı üzerinden hareket etme kapasitesinin giderek daralmasıyla ilgili. Savaşın tırmanması ve genişlemesi Bakü'yü bir yanda İran, Türkiye ve Rusya ile öte yanda İsrail ve ABD arasında bir tercih yapmaya zorlayabilir, her iki durumda da güvenliği ve jeopolitik istikrarı açısından ciddi riskler söz konusu."

ABD’nin zayıf koruması

2020-2025 yılları boyunca Azerbaycan ile Ermenistan'ı ‘kırılgan bir barış’ bir arada tuttu. Güvenlik gerilimleri zaman zaman alevlendi ve kimi zaman, 2023 sonbaharında Dağlık Karabağ bölgelerinde yaşandığı gibi, tehlikeli boyutlara ulaştı. Dört günlük savaşın ardından Rusya gözetiminde ilan edilen ateşkes anlaşması, iki tarafın da cevap beklediği temel soruların tamamını yanıtsız bıraktı; özellikle tartışmalı bölgelerde yönetim biçimi, yerinden edilmiş Ermenilerin geri dönüşü ve Azerbaycan'ın Nahçıvan cebine ulaşım mekanizması konuları askıda kaldı.

Bu ani atılım, 8 Ağustos 2025 tarihinde  iki ülkenin liderlerinin ABD Başkanı Donald Trump'ın gözetiminde Beyaz Saray'da gerçekleştirdikleri toplantıda hayata geçti. Liderler, temel maddeleri Azerbaycan'a Ermenistan topraklarından geçen güvenli bir koridor üzerinden Nahçıvan cebi ile kara bağlantısı kurma özgürlüğü tanıyan; bununla birlikte koridorun, Ermenistan topraklarından geçtiği için yargısal, güvenlik ve egemenlik açısından Ermenistan otoritesine bağlı kalmasını şart koşan bir anlaşmayı paraf ettiler. Anlaşma ayrıca söz konusu coğrafyanın bir ekonomik kalkınma merkezine dönüştürülmesini demiryolu hatları, elektrik ve fiber optik kablo taşıma hatları inşasını, ekonomik iş birliğini ve uluslararası alanda tanınan toprakların tamamı üzerinde karşılıklı egemenlik tanımasını da öngörüyordu.

dfgth
ABD Başkanı Donald Trump (ortada) Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan (sağda) ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (solda) ile birlikte Beyaz Saray'ın resmi yemek salonunda düzenlenen törende üçlü anlaşmayı imzalarken, 8 Ağustos 2025 (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in bu yılın başlarında Ermenistan'ı ziyareti sırasındaki açıklamalarına göre ABD’nin ‘Trump Uluslararası Barış ve Refah Yolu Anlaşması’ (TRIPP) çerçevesinde Güney Kafkasya'daki istikrar için  koruma sağlayacağını teyit ettiği doğru olsa da Ermeni gözlemciler bu anlaşmanın yakın geleceğine ilişkin üç süregelen kaygıya dikkati çekiyor.

Her şeyden önce anlaşma yalnızca paraflandı, ancak henüz onaylanmış, tamamlanmış ve gözetim organları ile uluslararası kurumların denetimine alınmış değil. Dolayısıyla her türlü bahaneyle geri adım atılabilir ya da hayata geçirilmeyebilir. Bunun yanı sıra diğer tüm anlaşmalar gibi bu anlaşma da sahada nesnel koşullara bağlı. İran'ın Kafkasya bölgesine ilişkin hesaplarda Ermenistan'ı destekleyen bir güç olarak sahneden çekilmesi ya da anlaşmanın sponsoru ABD ile İran arasındaki kutuplaşmanın derinleşmesi halinde Ermenistan'ın uzun vadeli güvende olma hissi sarsılacak.

Tüm bunlara ek olarak, Ermenistan'da askeri varlığı bulunan tek uluslararası güç olan Rusya'nın Ukrayna dosyasıyla tamamen meşgul olması, Türkiye'ye ve dolayısıyla Azerbaycan'a bu dosyada tavizler verebilme ihtimali de uzun vadeli istikrarı olumsuz etkiliyor. Üstelik ABD'nin Kafkasya'daki varlığını stratejik bir öncelik olarak benimsemediği de göz ardı edilemez.


Tahran: Sonuçlara ulaştık, ancak bu yakın zamanda bir anlaşma yapılacağı anlamına gelmiyor

Umman açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden tekneler (Reuters)
Umman açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden tekneler (Reuters)
TT

Tahran: Sonuçlara ulaştık, ancak bu yakın zamanda bir anlaşma yapılacağı anlamına gelmiyor

Umman açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden tekneler (Reuters)
Umman açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden tekneler (Reuters)

İran Dışişleri Bakanlığı ve Müzakere Heyeti Sözcüsü İsmail Bekayi bugün yaptığı açıklamada, ABD ile olası bir mutabakat zaptı kapsamında ele alınan birçok konuda sonuçlara ulaşıldığını, ancak bunun Tahran’ın anlaşma imzalamaya yakın olduğu anlamına gelmediğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Bekayi, İran’ın müzakereleri savaşı sona erdirmek amacıyla yürüttüğünü ve şu aşamada nükleer meselelerin tartışılmadığını belirtti. ABD’li yetkililerin tutumlarında yaşanan değişimlerin olası bir anlaşmanın önünde engel oluşturduğunu yineledi.

İranlı üst düzey diplomat Hüseyin Nuşabadi ise daha önce ISNA’ya yaptığı açıklamada, Washington’ın müzakere edilen olası mutabakat kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde Tahran’ın nükleer programı ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum konularını ABD ile görüşeceğini söyledi.

Nuşabadi, Reuters’a yaptığı açıklamada, söz konusu başlıkların 60 gün sürecek müzakerelerde ele alınacağını, bunun karşılığında yaptırımların kaldırılması ve yurtdışındaki İran varlıklarının serbest bırakılmasının beklendiğini ifade etti.

Hürmüz Boğazı ile ilgili olarak Bekayi, Tahran’ın stratejik deniz geçidinden geçen gemilerden ‘seyir hizmetleri’ karşılığında ücret aldığını söyledi. Bekayi, “Hürmüz Boğazı, Körfez ve Umman Denizi çevresinin korunmasına yönelik önlemler ile denizcilik hizmetleri belirli ücretlerin tahsil edilmesini gerektiriyor” dedi.

Ancak İran’ın ‘geçiş ücreti alma’ arayışında olmadığını da vurguladı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise bu sabah yaptığı açıklamada, ‘Hürmüz Boğazı’nı açma kapasiteleriyle ilgili masada somut bir teklif bulunduğunu’ söyledi. Rubio, ABD’nin ya İran ile iyi bir anlaşmaya varacağını ya da ‘başka bir yöntemle’ hareket edeceğini ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump da dün yaptığı açıklamada, temsilcilerine anlaşma konusunda acele etmemeleri talimatını verdiğini belirtti. Trump, anlaşmaya varılıp onaylanarak imzalanıncaya kadar İran’a yönelik deniz ablukasının ‘tam anlamıyla’ sürdürüleceğini söyledi.


Kesin bir sonuca varmayan savaşlar (2)

İran insani ve maddi anlamda önemli kayıplar yaşadı ve bölgesel ağlarının gücü azaldı (AFP)
İran insani ve maddi anlamda önemli kayıplar yaşadı ve bölgesel ağlarının gücü azaldı (AFP)
TT

Kesin bir sonuca varmayan savaşlar (2)

İran insani ve maddi anlamda önemli kayıplar yaşadı ve bölgesel ağlarının gücü azaldı (AFP)
İran insani ve maddi anlamda önemli kayıplar yaşadı ve bölgesel ağlarının gücü azaldı (AFP)

Nebil Fehmi

Bu yazı dizisinin ilk makalesinde, askeri gücün muazzam insani, askeri ve ekonomik maliyetlere rağmen net bir siyasi çözüm üretemediği bir savaş modeli olarak Ukrayna'daki savaşa odaklanılmıştı.

İran ile olan savaş farklı jeopolitik ve askeri doğasına rağmen, aynı ikilemi yansıtıyor: Açıklanan hedefler ile gerçek sonuçlar arasında genişleyen uçurum ile “zafer ve sonuca varma” fikrinin, çatışmayı yönetme ve tehlikelerini kontrol altına alma lehine kademeli olarak gerilemesi.

Mayıs 2026'ya kadar, gerek nükleer ve askeri altyapıyı hedef alma, gerekse vekalet savaşları veya karşılıklı füze ve insansız hava araçları saldırıları olsun, İran ile bağlantılı askeri çatışmalar İran'ın bazı kabiliyetlerini zayıflattı, ancak Tahran'ın oluşturduğu stratejik meydan okumayı ortadan kaldırmadı. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, İran'ın nükleer silah gücü kazanmasını engellemeyi, bölgesel etkisini geriletmeyi ve gelecekteki bir yüksek gerilimi önlemek için daha yüksek bir caydırıcılık düzeyi oluşturmayı amaçladı. Buna karşılık, İran insani ve maddi anlamda önemli kayıplar verdi, bölgesel ağları zayıfladı, askeri ve nükleer altyapısının bazı bölümleri hasar gördü. Dolayısıyla, herkes için büyük bir maliyet var, ancak bu savaştan kimse galip çıkmadı.

İran yenilmedi veya siyasi olarak boyun eğdirilmedi, ancak umduğu gibi istikrarlı bir caydırıcılık denklemi kurmayı veya bölgesel nüfuzunu genişletmeyi başaramadı. Belki de en önemli siyasi kaybı, daha önce bazı Körfez Arap devletleri ile başlayan yakınlaşma sürecinin tersine dönmesi, stratejik davranışına ilişkin bölgesel şüphelerin yeniden ortaya çıkması ve bölgesel konumunun gerilemesi oldu.

Burada Ukrayna'da ortaya çıkan aynı paradoks öne çıkıyor; taktiksel başarılar mutlaka sürdürülebilir siyasi sonuçlara dönüşmez. Askeri saldırılar bir nükleer programı geciktirebilir, altyapıyı yok edebilir veya güçlü caydırıcılık mesajları gönderebilir, ancak otomatik olarak istikrarlı bir bölgesel düzen oluşturmazlar. Zayıflamış olsa bile, İran hâlâ etki araçlarına, yaptırımlar ve baskı ile birlikte yaşama yeteneğine sahip. Bu nedenle, “İran sorununun” askeri güç ve rejim değişikliği yoluyla çözülebileceği inancı, gerçekçi bir stratejiden ziyade bir yanılsama gibi görünüyor.

Dolayısıyla en uygulanabilir ve gerçekçi yol, kapsamlı bir anlaşma peşinde koşmak değil, daha geniş bir bölgesel savaşa kaymayı önlemek için kademeli bir gerilim azaltma ve risk yönetimi süreci oluşturmaktır.

İran'ın uranyum zenginleştirme seviyelerine net sınırlar koymanın yanı sıra, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun (UAEK) rolünü güçlendirmek, denetim ve doğrulama mekanizmalarını genişletmek bunun ilk adımı olabilir. Bu süreç ayrıca, İran'ın sorumsuz ve uluslararası alanda kınanan nükleer ve sivil tesisleri hedef alma eylemlerinden tamamen ve kararlı bir şekilde vazgeçmesinin yanı sıra, sivil gemi taşımacılığı veya petrol tesislerinin korunması da dahil olmak üzere karşılıklı saldırılarda bulunmama uzlaşılarını da içermelidir. Buna ilave olarak, krizler sırasında yanlış anlamaları önlemek için doğrudan veya dolaylı iletişim kanalları kurulması da çok önemlidir.

Yaptırımların kademeli ve geri döndürülebilir şekilde hafifletilmesi, açık uyum mekanizmalarına bağlanması, siyasi ufuktan yoksun, ucu açık baskı politikalarından daha pratik bir teşvik sağlayabilir. Bu tür gergin ortamlarda, insani önlemler ve rehine takasları, krizin kök nedenlerini ele aldıkları için değil, iletişim kanallarının tamamen kopmasını önlemeye yardımcı oldukları için önemli siyasi araçlar haline gelir.

Bölgesel boyut, gerçekçi yaklaşımda hayati bir unsur olmaya devam ediyor. Arap Körfez ülkeleri İran’ın saldırılarına maruz kaldılar ve iç güvenliklerini veya enerji piyasalarının istikrarını korumak, ekonomik kalkınma süreçlerini sürdürmek için gerilimin tırmanmasını önlemek onların doğrudan çıkarınadır. Başkan Trump yakın zamanda, birkaç Arap ve Körfez ülkesinin talebi üzerine İran'a karşı yeni bir saldırıyı ertelediğini vurguladı. Ayrıca, ABD Başkanı ile İsrail Başbakanı arasında, ikincisinin askeri tırmandırmayı sürdürme konusundaki ısrarı sebebiyle sert bir telefon görüşmesi yapıldığına dair haberler de yayınlandı.

Türkiye ve Irak’a gelince hem İran hem de Batı ile karmaşık dengeleri yönetiyorlar ve bu da onları gelecekteki herhangi bir bölgesel denklemin parçası haline getiriyor. Bu nedenle, ciddi bir gerilimi azaltma süreci yalnızca ABD-İran kanalıyla sınırlı kalamaz; daha geniş bir bölgesel çerçeve gerektiriyor.

Bu bağlamda, Arap ve Körfez ülkelerinin rolü, herhangi bir tarafın açıkça büyük bir siyasi taviz vermesini gerektirmeden gerilimlerin azaltılmasına olanak tanıyan sınırlı teknik anlaşmaları kolaylaştırabileceği için göründüğünden daha önemli hale gelmiştir. Benzer şekilde, Yemen, Lübnan ve Irak gibi arenalarda deniz güvenliği veya angajman kurallarıyla ilgili kısmi anlaşmalar somut pratik sonuçlar doğurabilir ve daha geniş bir çatışmaya kaymayı önleyebilir.

Ancak, en kesin teknik düzenlemeler bile genellikle göz ardı edilen bir faktöre, iç politikaya bağlı kalacaktır. İran liderlerinin herhangi bir anlaşmayı baskıya boyun eğme olarak değil, ulusal onurun ve stratejik direncin korunması olarak sunmaları gerekir. Karşı tarafta, ABD yönetimi de zayıf görünmeyi göze alamaz. Arap devletlerine gelince, İran'a ilave nüfuz sağlamadan güvenliklerini artıracak düzenlemelere ihtiyaçları var.

İşte tam da bu noktada, bütün taraflara iç manevralar için siyasi alan tanıyan sınırlı, kademeli anlaşmaların önemi ortaya çıkıyor. Diplomasi, rekabet eden ulusal anlatıları göz ardı edemeyen devletler arasındaki bir müzakeredir. Son saatlerde, İran ve Amerika Birleşik Devletleri'nin savaşı sona erdirmek ve aynı zamanda kapsamlı, ayrıntılı bir anlaşmaya varmak için ek süre sunacak bir plan üzerinde uzlaşıya varabileceğine dair haberler gelmeye başladı.

Ukrayna ile benzerlik açıkça ortada. Her iki durumda da askeri güce aşırı güvenmek, nihai çözümler dayatmak yerine siyasi kimlikleri derinleştirdi ve pozisyonları sertleştirdi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre iki kriz de savaş alanındaki kazanımları uzun vadeli siyasi kabule dönüştürmede askeri gücün sınırlılıklarını ortaya çıkardı.

İran örneğinde bu, stratejik rekabet devam ederken, acil riskleri azaltan sınırlı nükleer ve bölgesel uzlaşılar anlamına gelebilir. Her iki durumda da çatışmaların tekrarını önlemek ve sorunlara kapsamlı çözümler bulma yolunda ilerlemeye devam etmek için zaman alsa bile, bu adımları bölgesel ve uluslararası düzeyde birbirine bağlamak ve geliştirmek çok önemli.

Bu gerçeklik, aşırı görüşlere sahip olanları veya tam zafer savunucularını tatmin etmeyebilir, ancak alternatiflerin çok daha tehlikeli olması nedeniyle çoğu zaman eksik uzlaşılarla sonuçlanan modern savaşın doğasıyla örtüşüyor. Ateşkes barış değildir ve sınırlı bir anlaşma uzlaşma değildir, ancak daha geniş kaosa sürüklenmeyi önlemenin tek yolu olabilirler.

Sonuç olarak, Ukrayna ve İran'daki savaşlar, çağdaş uluslararası sistem hakkında temel bir gerçeği ortaya koyuyor: Savaşları sona erdirmek artık dramatik, belirleyici bir an değil, aksine savaşı devam ettirmenin maliyetini artırmaya, kendine hâkim olmak ve anlaşmazlıklarla birlikte yaşamak için kademeli süreçler inşa etmeye dayalı uzun bir yoldur. Yavaş ve çok da ideal olmayan bu yaklaşım, bu çalkantılı dönemde dünyanın sahip olduğu tek gerçekçi seçenek olabilir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.