Cumhurbaşkanı Erdoğan: Hamas Gazze'de Anadolu'nun ileri hat savunmasını yapıyor

Fotoğraf: TCCB
Fotoğraf: TCCB
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Hamas Gazze'de Anadolu'nun ileri hat savunmasını yapıyor

Fotoğraf: TCCB
Fotoğraf: TCCB

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti grup toplantısında konuştu. Hamas hakkında önemli açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şimdi Hamas’ı destekliyoruz diye dışarıda ve içeride bizi eleştiriyorlar. Sizde hiç mi vicdan yok? Sanmayın ki İsrail Gazze’de duracak. Bu azgın devlet, eğer durdurulmazsa 'Vadedilmiş Topraklar' hezeyanıyla gözlerini er ya da geç Anadolu’ya dikecekler. Hamas, Gazze’de Anadolu’nun ileri hat savunmasını yapıyor. Bunu göremeyecek kadar kör müsünüz?" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünya genelindeki Filistinliler ve kendileri için 15 Mayıs'ın anlamlı bir gün olduğunu söyledi.

Bugünün "büyük felaket" anlamındaki Nekbe'nin 76. yıl dönümü olduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, Osmanlı'nın Filistin topraklarından çekilmek zorunda kalmasının ardından İngilizlerin himayesinde siyonistlerin toprakları işgale başladığını anlattı.

Filistin topraklarındaki ilk kitlesel katliamın, 1918'de Osmanlı'nın çekilmesiyle başladığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyonist çetelerin, siyonist terör örgütlerinin, toplu cinayetler işleyerek Filistinlileri topraklarından sürdüğünü ve göç etmek zorunda bıraktığını dile getirdi.

"ER YA DA GEÇ FİLİSTİNLİLER EVLERİNE DÖNECEKLER"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, o dönem yüz binlerce Filistinlinin yanlarına sadece evlerinin anahtarlarını alarak, Lübnan'a, Ürdün'e, Suriye'ye ve diğer bölge ülkelerine gittiğini, mülteci kamplarında zor bir hayata başladığını belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Kalanların durumu gidenlerden daha kötüydü. 14 Mayıs 1948'de İsrail devleti kuruldu ve işgal, soykırım politikaları artık bir devlet politikası olarak sürdürüldü. İşte Filistinliler, İsrail devletinin kurulmasının hemen ertesi günü, 15 Mayıs'ı, 'büyük felaket' yani 'Nekbe' olarak ilan ettiler ve her yıl 15 Mayıs'ta, evlerine, bağımsızlıklarına kavuşma umudunu tazeliyorlar. Bu Nekbe gününde, tüm Filistinli kardeşlerimize kalpten selamlarımızı gönderiyorum. Nekbe'nin acısını en az onlar kadar yüreğimizde hissediyoruz. Nekbe'nin yıl dönümünde, en az onlar kadar umudu muhafaza ediyoruz. Er ya da geç Filistinliler evlerine dönecekler. Er ya da geç Filistinliler, yastıklarının altında muhafaza ettikleri ve nesilden nesile emanet bıraktıkları o anahtarlarını kullanacak ve inşallah kendi evlerine, yuvalarına kavuşacaklardır."

Hitler'in, Yahudi soykırımını yaparken yalnız olmadığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, o dönem Avrupa'daki çok sayıda ülkenin Hitler'i desteklediğini belirtti.

"Hitler, acımasızca katliam yaparken, soykırım yaparken, kendisini çok güçlü, çok kudretli, yenilmez hissediyordu. Ne oldu? Kafasına bir kurşun sıktı, yanmış cesedi Almanya gibi harabeye dönmüş sığınağında bulundu" ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "Aynı şekilde Bosna'da, Bosna Sırplarının lideri Mladic, Karadzic, Bosna'da kıyım yaparlarken Avrupa ve birçok ülke arkalarındaydı. Birleşmiş Milletlerin güya koruması altındaki Srebrenitsa'da soykırım yaparken dünyanın güçlü ülkeleri arkalarındaydı. Dünyanın gözü önünde 8 bin 372 Boşnak kardeşimizi şehit ettiler. Yenileceklerini asla düşünmüyorlardı. Bir gün hesap vereceklerini hiç hesaba katmıyorlardı. Ne oldu? Yakalandılar, mahkemeye çıktılar ve bir zamanların o kudretli politikacıları, o soykırımcı generalleri hesap verdiler, şimdi hapiste ölümü bekliyorlar. Er ya da geç, Gazze Kasabı Netanyahu'yu ve onunla birlikte Gazze'de soykırıma ortak olanları da unutmayın aynı akıbet bekliyor. Göreceksiniz, döktükleri her damla kanın hesabını mutlaka verecekler. Vahşice katlettikleri 35 bin Filistinlinin, yaralanan ve uzvunu kaybeden 80 bini aşkın Gazzelinin ahı bunların peşini asla bırakmayacak. Biz de soykırımcıların hukuka hesap vermesi için enselerinde olacağız."

"GAZZE SOYKIRIMININ HESABINI SORMADAN, DÜNYA HUZURA KAVUŞAMAZ"

Gazze soykırımın hesabı sorulmadan dünyanın huzura kavuşamayacağını ve temiz kalamayacağını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm dünyanın bu hakikati kabullenmesi gerektiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kimse bizden susmamızı, sözümüzü yumuşatmamızı beklemesin. Bunlar cani oldukları kadar küstahlar, barbar oldukları kadar da şımarıklar" dedi.

Filistin'de bombalarla mermilerle en ölümcül silahlarla keskin nişancılarla açlıkla susuzlukla insanların öldürüldüğüne işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'in hastaneleri ve ambulansları hedef aldığını anımsatarak, "İnsanları evlerinden çıkarıp güya güvenli bölgelere yönlendirdiler, güvenli bölgelerde sivil katlettiler. Yardım için, bir parça ekmek için koşuşan insanları öldürdüler. Annelerine, evlatlarının parçalarını toplattılar. Tarihte bunun örneği yok" şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze'de saldırılarını sürdüren İsrail'i eleştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hitler bile, tarihe kara bir leke olarak geçen o insanlık dışı Holokost'u yaparken bu kadar aleni yapmadı, bu kadar cüretkâr değildi. Bunlar o kadar pervasız ki kameralar önünde, canlı yayınlarda gazetecileri, doktorları, sivilleri, daha kundaktaki bebekleri katlettiler; camileri, okulları, kiliseleri bombaladılar. Bundan kaçamazlar, kaçamayacaklar. Mahkeme-i Kübra'ya çıkmadan önce, inşallah dünyada bunun hesabını verecek, cezasını çekecekler" diye konuştu.

Uluslararası mahkemenin baskı altına alınmaya çalışıldığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Birlemiş Milletler kürsüsünden Birleşmiş Milletler Şartı'nı parçalayarak güya dünyaya meydan okuyorlar. Nesin sen ya? Orada o ufak kâğıt makinesinin içerisinde onu parçalamak suretiyle bu işten yırtacağını mı zannediyorsun? Bunun bedelini ödeyeceksiniz. Filistin'e destek veren profesörleri, öğrencileri açıkça tehdit ediyorlar. Ellerindeki devasa medya ve lobi gücünü kullanarak herkesi susturmaya teşebbüs ediyorlar. Antisemitizm yaftası vurduklarında, insanların korkacağını, geri adım atacağını zannediyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, insanlık bu katillerin yakasını bırakmayacak. İnsanlık bıraksa dahi biz bu katillerin, bu soykırımcıların, bu gözü dönmüş cinayet şebekesinin peşini bırakmayacağız" değerlendirmesinde bulundu.

"HAMAS, GAZZE'DE ANADOLU'NUN İLERİ HAT SAVUNMASINI YAPIYOR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti: "Şimdi Hamas'ı destekliyoruz diye, Hamas'a sahip çıkıyoruz diye dışarıda ve içeride bizi eleştiriyorlar. Yahu sizde hiç mi vicdan yok, hiç mi insafınız kalmadı? Gazze'de açlıktan ölmek üzere olan masum yavrulara yardım götüren tırlara bile tahammül edemeyenleri savunacak kadar, bu terörü, bu terör devletini savunacak kadar mı ruhunuzu, kimliğinizi, kişiliğinizi kaybettiniz? Sanmayın ki İsrail Gazze’de duracak. Sanmayın ki Ramallah güvenlik içinde olacak. Bu azgın devlet, bu terör devleti, eğer durdurulmazsa 'vadedilmiş topraklar' hezeyanıyla gözünü er ya da geç Anadolu'ya dikecek. İsrail, Gazze'de sadece Filistinlilere saldırmıyor; bize saldırıyor bize. Hamas, Gazze'de, Anadolu'nun ileri hat savunmasını yapıyor. Bunu göremeyecek kadar kör müsünüz? Bunu anlamayacak kadar mı idrakiniz kapandı? Ben Hamas'ı Kuvayımilliye'ye benzetince rahatsız olanlar var. Neden rahatsız oldunuz? Kuvayımilliye'ye de affedersiniz, eşkıya demediler mi, asi demediler mi, isyancı demediler mi, hain demediler mi, şaki demediler mi? Bugün Hamas'a terör örgütü diyenler, 100 yıl önce olsa, inanın, Kuvayımilliye'ye de terör örgütü diyecekler, asi, şaki, hain diyeceklerdi."

Türk milletinin her zaman mazlumun, mağdurun, garibin, gurebanın yanında durduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle de istiklali için, özgürlüğü için, vatanlarını korumak için mücadele edenlerin yanında durduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hem kendi topraklarının istiklali için savaşan hem de Anadolu'yu savunan Hamas'ın yanında durmaya devam edeceğiz. Ruhunu, aklını ve vicdanını siyonist katillere kiraya verenlere asla itibar etmeyeceğiz" dedi.

Anneler Günü'nde 81 ilde Filistinli anneler için "susmayacağız" diyerek örnek bir duruş sergileyen AK Parti Kadın Kollarını tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Gençlik Kolları Üniversiteler Teşkilatını da 60'tan fazla üniversitede gerçekleştirdiği barışçıl Filistin'e destek eylemleri için ayrıca kutladı.

"İNANDIĞIMIZ KUTLU YOLDA AZİMLE VE SABIRLA YÜRÜYECEĞİZ"

Türkiye'nin, mazlum ve mağdurların umudu hâline dönüşmesinden emperyalistlerin rahatsız olmasını anlayabildiklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, insani değerleri ve adaleti merkeze alan politikalarıyla Türkiye'nin, yüzyıllardır devam ettirilen sömürge düzenine çomak soktuğunu söyledi.

"Dünya beşten büyüktür" tespitinin ne kadar doğru olduğunun yaşanan her krizde bir kez daha ortaya çıktığını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu çağrımızın Afrika'dan Asya'ya iradeleri yok sayılan ülkelerde günden güne daha fazla makes bulduğunu görüyoruz. Türkiye, giderek bir cazibe, bir çekim merkezi hâline gelmektedir. Ülkemize yönelik propagandaların artmasının gerisindeki sebeplerden biri de işte budur" ifadelerini kullandı.

Kimin ne yaptığını ve nereye varmak istediğini iyi bildiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bunlara bugüne kadar boyun eğmedik, Allah’ın izniyle, bundan sonra da geri adım atmayacağız. Hak bildiğimiz, inandığımız kutlu yolda azimle ve sabırla yürüyeceğiz" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları kaydetti: "Şunun bilinmesini isterim; Tayyip Erdoğan olarak tek başıma kalsam da Filistinli, Suriyeli, Somalili, Türkistanlı, Sudanlı mazlumların hakkını savunmaya devam edeceğim. Siyonist katillerin ve piyonlarının bizi hedefe koyması; ürkecek, çekinilecek bir şey değil, göğsümüzde gururla taşıyacağımız bir şeref madalyasıdır. Her zaman söylüyorum; korkaklar zafer anıtı dikemez. Ne yarım asrı bulan siyasi hayatımızda ne de 21 yılı aşan iktidarlarımız boyunca korkanlardan, sinenlerden, zoru görünce kaçanlardan olmadık. Gün oldu, vesayetçilere meydan okuduk. Gün oldu, eli kanlı terör örgütlerine meydan okuduk. Gün oldu, emniyet, yargı ve ordu içinde yuvalanmış FETÖ'cü alçaklara meydan okuduk. Vatanımızın bekasına, milletimizin istiklaline kim kast ederse, bundan sonra da karşılarında dimdik durmaya devam edeceğiz. Hükûmetimiz, ittifakımız ve devletimiz her zamankinden daha güçlüdür, daha kararlıdır, hedeflerine daha fazla kilitlenmiştir. Gazze'de soykırım bitinceye ve katiller hukuk önünde hesap verinceye kadar tüm imkânlarımızla Filistin halkına sahip çıkacağız."

"NEKBE, BÜYÜK FELAKET GÜNÜNDE, FİLİSTİN DAVASININ YANINDA OLDUĞUMUZU BURADAN İLAN EDİYORUZ"

"Görüyorum ki; kimi vicdan fukaraları Filistin'den gelen yaralıları Türkiye'de tedavi etmemizden rahatsız olmuş" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Vah zavallılar. İstedikleri kadar rahatsız olsunlar. İstedikleri kadar ortalığı ayağa kaldırsınlar. Bu milletin de bu devletin de hamdolsun, yaralının yarasını saracak gücü ve kudreti ziyadesiyle vardır. Türkiye, bunların muhayyilesinden çok çok büyüktür" değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'nin, kendi vatandaşına da misafire, muhacire, muhtaca, yaralıya da en kaliteli sağlık hizmetini sunabilecek büyük bir ülke olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bunlar bereket kavramını bilmezler. Bunlar şefkat kavramını, merhamet kavramını bilmezler. Bunlar, ensar-muhacir kardeşliğinin ne demek olduğunu bilmezler. Bizim kültürümüzde misafir, bereketiyle gelir. Sen bir hastaya, bir yaralıya kucak açarsın, Allah da onun mükafatını verir" dedi.

Bu milleti de bu devleti de ayakta tutanın; kaybetmediği, kaybetmeyeceği şefkati, merhameti ve misafirperverliği olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dün Gazzeli Çanakkale'de bizim toprağımızı savundu. Mezar taşı orada, Çanakkale'de. Bugün biz de elbette Gazzelinin, Filistinlinin yanında duracağız. Bunu da bir karşılık, bir borç duygusuyla değil, bu milleti millet yapan şefkatle, merhametle, alicenaplıkla yapacağız" ifadelerini kullandı.

Filistin'e selamlarını yollayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Nekbe, büyük felaket gününde, her zerremizle, her imkânımızla, Filistin'in, Filistin davasının yanında olduğumuzu buradan bir kez daha ilan ediyoruz" dedi.

 



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.