İran’ın nükleer doktrinini değiştirme tehdidi ve nükleer bomba yapma kararı

İran geçtiğimiz nisan ayında İsrail ile yaşanan gerilimin ardından nükleer doktrinini değiştirmekle tehdit etti

Tahran'da İran-Irak Savaşı ile ilgili kurulan bir müzede sergilenen İran füzeleri, 7 Şubat 2024 (AFP)
Tahran'da İran-Irak Savaşı ile ilgili kurulan bir müzede sergilenen İran füzeleri, 7 Şubat 2024 (AFP)
TT

İran’ın nükleer doktrinini değiştirme tehdidi ve nükleer bomba yapma kararı

Tahran'da İran-Irak Savaşı ile ilgili kurulan bir müzede sergilenen İran füzeleri, 7 Şubat 2024 (AFP)
Tahran'da İran-Irak Savaşı ile ilgili kurulan bir müzede sergilenen İran füzeleri, 7 Şubat 2024 (AFP)

Hanan Azizi

İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in Dış Politika Danışmanı ve İran Dış İlişkiler Stratejik Konseyi Başkanı Kemal Harrazi, İsrail'in İran’ın bekasını tehdit etmesi halinde Tahran'ın nükleer doktrinini değiştirebileceğini söyledi.

Harrazi, bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, “İran henüz nükleer bomba yapmaya karar vermedi, ama eğer bekası tehdit edilirse askeri doktrinini değiştirmekten başka çaresi kalmaz. Siyonist oluşum (İsrail) nükleer tesislerimize saldırırsa caydırıcılığımız değişir. İran nükleer silah üretebilecek teknik kapasiteye sahip” ifadelerini kullandı.

Harrazi’nin bu açıklamasından kısa bir süre önce Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Mariano Grossi, İran'a yaptığı son ziyaret sırasında Tahran'ı UAEA müfettişleriyle iş birliği yapmadığı ve çözüm bekleyen sorunları masaya yatırmadığı için eleştirmişti.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Nükleer Merkezleri Koruma Birlikleri Komutanı Tuğgeneral Ahmad Haktaleb, geçtiğimiz nisan ayında İsrail'in nükleer tesisleri vurmakla tehdit ederek İran üzerinde baskı kurmaya çalışması halinde İran'ın nükleer politikalarını gözden geçirebileceğini açıklamıştı.

İran Meclisi Ulusal Güvenlik Konseyi Üyesi Cevad Kerimi Kuddusi, iznin çıkarılmasıyla ilk nükleer silah denemesinin yapılması arasındaki sürenin bir hafta olduğunu söyledi.

Civan gazetesinde Hamid Habiri imzasıyla yayınlanan ‘(İsrail ile İran arasındaki) gerilim nisan ayında artarken İran nükleer doktrinini değiştiriyor’ başlıklı makalede şu ifadeler yer aldı:

“İsrail'in İran'ın Şam’daki konsolosluğuna düzenlediği hava saldırısından İran’ın İsrail’e düzenlediği el-Vaat es-Sadık Operasyonu arasında geçen 18 gün içinde İran ile Siyonist oluşum arasında eşi ve benzeri görülmemiş bir gerilim yaşanırken birçok şey de değişti. Artık daha büyük gelişmeler ve değişimler de olacak. Dış İlişkiler Stratejik Konseyi Başkanı Kemal Harrazi’nin de belirttiği gibi, bu saldırılardan sonra değişebilecek şeylerden biri de İran'ın nükleer programının yönüdür.”

Hamid Habiri: İsrail'in İran'ın Şam’daki konsolosluğuna düzenlediği hava saldırısından 18 gün sonra İran ile Siyonist oluşum arasında eşi ve benzeri görülmemiş bir gerilim sırasında birçok şey de değişti.

Bu değişimin nedeninin temelde Tahran ve Tel Aviv arasındaki eşi ve benzeri görülmemiş gerginlik döneminden kaynaklandığını belirten Habiri, “Bu gerginlik dönemi bir ölçüde ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki 1962 Küba Füze Krizi benzetilebilir” yazdı.

Aynı zamanda İran’ın Dini Lideri Hamaney’in dış politika danışmanı olan Harrazi'nin sözlerinin nedenlerini sorgulayan Habiri, “Harrazi’nin sözlerinin nedenleri konusunda, (ABD Başkanı Joe) Biden yönetimini İran'la müzakere masasına oturmaya zorlamak için tehditkâr bir tutum olduğunu söyleyenlerin yanı sıra bunun İran'ın nükleer bombaya yaklaştığına dair bir tehdit olduğunu düşünenler de olduğundan farklı analizler ve görüşler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Bazı uzmanların Harrazi’nin sözlerini 7 Ekim'den sonraki gelişmelerin bir parçası olduğunu düşündükleri belirtilen makalede, “Gazze’deki savaş devam ederken İran, UAEA ile iş birliğini azaltmış ve UAEA Başkanı Raphael Grossi'nin İran'ın nükleer bomba yapmaya yaklaştığından bahsetmesine yol açmıştı” denildi.

xcvfgb
İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney Tahran'da düzenlenen bir toplantıda İranlı din adamlarına hitap ederken, 16 Ocak 2024 (AFP)

Uluslararası Kriz Grubu (Crisis Group) İran Program Direktörü Ali Vaez, Gazze’deki savaşın koşullarının İran'ı nükleer bir güç olmaya doğru ittiğini ve Tahran'ın Gazze’deki savaştan sonra daha güçlü olduğunu, ancak kendisini her zamankinden daha savunmasız hissettiğini değerlendirdi.

Mevcut şartların durumu Tahran ve Tel Aviv arasında nisan ayında yaşanan gerginlikten daha fazla kötüleşmesine yol açtığını söyleyen Vaez, “Çünkü Tahran, İsrail'in nükleer tehdidine maruz kalabileceğini düşünüyor. Askeri liderler kriz zamanlarında en kötüsünü beklerler. Bu yüzden Tahran ve İsrail arasında nisan ayında yaşanan gerilimin ardından İran rejiminin üst düzey yetkililerinin gerilimin tırmanması halinde nükleer bir devletle nasıl baş edebileceklerini düşünmeye başlamış olabilirler” ifadelerini kullandı.

Harrazi’nin sözleriyle ilgili olarak BBC Farsça'ya konuşan Uluslararası ilişkiler uzmanı Sina Hadadi, “Harrazi'nin tehdidini dikkate almalıyız. Çünkü İran nükleer silah yapabilecek kapasiteye, teknolojiye, bilime ve kapsamlı bilgiye sahip bir ülke. İran şu an tarihi bir dönüm noktasında. Nükleer doktrinini yeniden gözden geçirebilir. Harrazi'nin sözleri, ABD ve İsrail'e yönelik doğrudan bir tehdit ve uyarı niteliği taşıyor” yorumunda bulundu.

İran Şura Meclisi Ulusal Güvenlik Komitesi eski üyesi Ahmed Ardestani, Ham-Mihan gazetesi tarafından aktarılan açıklamasında “İran'ın nükleer bombayı çoktan yaptığını ve Harrazi'nin sözlerinin Tahran'ın nükleer silah elde ettiğinin duyurulmasının bir başlangıcı olduğunu düşünüyorum” dedi. Ham-Mihan gazetesi tarafından Ardestani'nin açıklamalarına dair “Bu açıklamalar pek inandırıcı olmayabilir, ancak gerçek şu ki nisan ayında İran ve İsrail arasında yaşanan askeri gerilim İran'ın nükleer programı konusundaki tutumunda radikal bir değişikliğe yol açtı” değerlendirmesi yapıldı.

Tahran, Gazze’deki savaştan sonra daha güçlü, ama kendini her zamankinden daha savunmasız hissediyor.

Resul Salimi, KhabarOnline tarafından yayınlanan ‘İran'ın Nükleer Yaklaşımını Değiştirmek: Tahran tarafından gönderilen önemli mesaj ne?’ başlıklı makalesinde, Dış İlişkiler Stratejik Konseyi Başkanı Kemal Harrazi’nin İran'ın nükleer programının askeri niteliğine değindi.

xcfvgbnth
Arad bölgesinde İran’a ait bir füzenin parçalarını inceleyen İsrail askerleri, 24 Nisan 2024 (AFP)

Makalede eski İran Dışişleri Bakanı ve Atom Enerjisi Kurumu eski Başkanı Ali Ekber Salihi’nin şubat ayında yaptığı bir açıklamada nükleer bombanın bir arabaya benzediğini, İran’ın bu arabanın tüm parçalarına sahip olduğunu, ancak bunları başka amaçlar için kullandığını söylediği hatırlatıldı.

Makalede şöyle deniyordu:

“Yetkililer nükleer silahların İslam hukukunda yer olmadığını altını her zaman çizdiler. Buna Hamaney'in nükleer bomba ve tüm kitle imha silahlarının üretiminin haram olduğuna dair fetvası da dahil. Ancak İran'ın nükleer doktrini Gazze'deki savaş ve İsrail'in artan tehditleri sonrasında taktiksel bir değişim geçirdi. Kemal Harrazi'nin açıklaması, İran'ın nükleer doktrininin yeniden gözden geçirilmesinin İran'ın bekasına yönelik bir tehditle karşı karşıya kalmasına bağlı olduğunu ve ülkenin siyasi ve askeri yetkililerinin İran'ın konvansiyonel silahlarının kullanımını yeniden tanımlayacağı konusunda hemfikir olduklarını gösteriyor. Dolayısıyla siyaset uzmanları, İran'ın nükleer tesislerinin hedef alınmasının, İran için bekasına yönelik bir tehdit oluşturan ülkelere karşı caydırıcılığı arttırmak amacıyla nükleer silah yapımına yönelik ilk adımların başlangıcı olacağını düşünüyorlar. Kemal Harrazi'nin sözleri ve İranlı yetkililerin İran'la gayri resmi olarak savaş halinde olan ülkelere yaptıkları uyarılar, İranlı siyasetçilerin kararlarını öngörülebilir kılmaya çalıştıklarını gösteriyor. Çünkü İran'ın öngörülemeyen eylemlerden uzak durması, uluslararası sahnede bilinçli hareket eden aktif bir devlet olduğunun önemli bir göstergesidir. İran'ın nükleer doktrinini yeniden gözden geçirmesine yol açan faktörlere ABD ve İsrail'in nasıl tepki vereceği ve Batılı ülkelerin sahadan ziyade diplomasiye yönelip yönelmeyeceği ise henüz netleşmiş değil.”

İran'ın yarı resmi ajansı ISNA, ‘İran askeri doktrinini yeniden mi gözden geçiriyor?’ başlıklı bir haber yayınladı. İran’ın nükleer doktrinin değiştirilmesinin çeşitli programların ve projelerin hayata geçirilmesi anlamına geldiği belirtilen haberde, “Ancak bu İranlı yetkililer tarafından yasaklanan ve UAEA tarafından kabul edilmeyen nükleer bir bomba yapılması anlamına gelmiyor” denildi.

Siyaset uzmanları, İran'ın nükleer tesislerinin hedef alınmasının, İran için bekasına yönelik bir tehdit oluşturan ülkelere karşı caydırıcılığı arttırmak amacıyla nükleer silah yapımına yönelik ilk adımların başlangıcı olacağını düşünüyorlar.

Arif Dehgan Dar, İtimad gazetesinde yayınlanan ‘İran ve gizli caydırıcılık stratejisi’ başlıklı makalesinde, Kemal Harrazi'nin sözlerinin, İsrail'in eylemlerini kontrol altına almak için bir baskı aracı olarak kullanılmak istendiğini öne sürdü. DMO Nükleer Merkezleri Koruma Birlikleri Komutanı Tuğgeneral Haktaleb’in İran’n nükleer tesislerinin hedef alınmasının İran'ın nükleer ve savunma doktrininde değişikliğe yol açabileceğini söylediğini hatırlatan Dar, “Bu açıklamaların ardından İran ve İsrail arasındaki gerginliğin büyük ölçüde azaldığını, nükleer ve uranyum zenginleştirme tesislerini hedef alınmadığını gördük” diye yazdı.

Arif Dehgan Dar, makalesinde şu ifadelere yer verdi:

Ancak her şey bölgedeki gelişmelere, Gazze'deki savaşın devam etmesine ve İran ile ABD arasında yeni bir müzakere turunun başlamasına bağlı. İranlı yöneticiler, Gazze'de derhal ateşkes talep etmeli ve ABD’lilerle müzakerelerde Gazze'deki savaşın sona ermesini ve İsrail'in ateşkesi kabul etmesini şart koşmalı.



İsrail, İran'la ateşkesin sona ermesinin arifesinde Lübnan ve Hizbullah’a ateşle “mesaj veriyor”

Dün İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Deyr ez-Zehrani köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından enkaz arasında ceset ve sağ kalanları arayan sağlık görevlileri ve bölge halkı (AFP)
Dün İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Deyr ez-Zehrani köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından enkaz arasında ceset ve sağ kalanları arayan sağlık görevlileri ve bölge halkı (AFP)
TT

İsrail, İran'la ateşkesin sona ermesinin arifesinde Lübnan ve Hizbullah’a ateşle “mesaj veriyor”

Dün İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Deyr ez-Zehrani köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından enkaz arasında ceset ve sağ kalanları arayan sağlık görevlileri ve bölge halkı (AFP)
Dün İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Deyr ez-Zehrani köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından enkaz arasında ceset ve sağ kalanları arayan sağlık görevlileri ve bölge halkı (AFP)

İsrail, dün Lübnan'ın güneyinde gerilimi aniden tırmandıran bir adım atarak Lübnan devletine ve Hizbullah’a siyasi ve güvenlik içerikli mesajlar gönderdi. İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamaya göre Hizbullah’ın Lübnan’ın güneyinde görev yapan güçlerine karşı düzenlediği askeri bir operasyona misilleme olarak iki beldeye gerçekleştirilen İsrail hava saldırıları, aralarında bir ailenin tamamının da bulunduğu 11 kişinin ölümüyle sonuçlandı. İsrail ordusu açıklamasında, Hizbullah’a ait bir komuta merkezinin hedef alındığı ve bunun sonucunda örgütün seçkin birimi Rıdvan Gücü’nden bir komutanın öldürüldüğü kaydedildi.

Söz konusu tırmanış, ABD ile İran arasındaki mutabakat zaptında öngörülen 60 günlük sürenin pazartesi günü sona ermesinin arifesinde ve Lübnan ile İsrail arasında ateşkesi kalıcı hale getirmek ve Lübnan'ın güneyindeki model bölgeleri genişletmek amacıyla yürütülen ABD arabuluculuğuyla eş zamanlı olarak gerçekleşti.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn yaptığı açıklamada, İsrail'in gerilimi tırmandıran bu adımının ‘müzakere sürecine ve (çerçeve anlaşmasını) hayata geçirmeyi amaçlayan Amerikan çabalarına yönelik bir mesaj’ olduğunu belirtti. Başbakan Nevvaf Selam ise bu tırmanışın ‘ülkenin güneyinde istikrarı tesis etme çabalarını baltaladığını’ teyit ederek “Lübnan topraklarında bulunması halinde herhangi bir askeri yapıya müdahale etme sorumluluğu yalnız Lübnan devletine aittir. Bu tür yapıların varlığı, İsrail'e Lübnan topraklarını çiğneme veya sivilleri tehlikeye atma hakkı vermez” ifadelerini kullandı.

Hizbullah hiçbir askeri operasyonu üstlenmezken Tel Aviv, Ali et-Tahir Tepeleri’nde kontrolü sağlamaya yönelik İsrail'in hazırlıklarıyla bağlantılı yeni angajman kuralları dayatmaya çalışıyor. Kaynaklar, Hizbullah'a verilen bu mesajdan “Tepelere doğru ilerleyişi püskürtmeye yönelik her türlü girişimin, bombardımanın derinlere doğru genişletilmesiyle karşılık bulacağı” anlamının çıkarıldığını ifade etti.


Washington, özel kuvvetlerin tatbikatlarıyla Asya'daki caydırıcılığını güçlendiriyor

ABD Özel Harekat Komutanlığı (SOCOM) Komutanı Amiral Frank Bradley, Filipinler'in başkenti Manila'da, 13 Ağustos 2026 (AP)
ABD Özel Harekat Komutanlığı (SOCOM) Komutanı Amiral Frank Bradley, Filipinler'in başkenti Manila'da, 13 Ağustos 2026 (AP)
TT

Washington, özel kuvvetlerin tatbikatlarıyla Asya'daki caydırıcılığını güçlendiriyor

ABD Özel Harekat Komutanlığı (SOCOM) Komutanı Amiral Frank Bradley, Filipinler'in başkenti Manila'da, 13 Ağustos 2026 (AP)
ABD Özel Harekat Komutanlığı (SOCOM) Komutanı Amiral Frank Bradley, Filipinler'in başkenti Manila'da, 13 Ağustos 2026 (AP)

ABD Özel Harekat Komutanlığı (SOCOM) Komutanı Amiral Frank Bradley, Çin ile ABD arsında devam eden gerilimlerin gölgesinde bu hafta, güvenlik ittifakını güçlendirmek ve bölgedeki olası büyük bir çatışmayı caydırmaya katkıda bulunmak amacıyla kuvvetlerinin, Filipinler ve diğer Asya ülkelerindeki mevkidaşlarıyla muharebeye hazırlık eğitimlerini yoğunlaştırmaya hazır olduğunu duyurdu.

Filipinler, Güney Kore ve Japonya'yı ziyaret eden Amiral Bradley, ABD’nin İran ile olan savaşıyla meşgul olmasına rağmen bölgeye verdiği sözü tutma konusunda güvence vermek üzere Asya'daki başlıca müttefikleri ziyaret eden ABD Savunma Bakanlığından (Pentagon) son üst düzey yetkili oldu.

Yaklaşık 80 bin personeli bünyesinde barındıran ve Florida eyaletinin Tampa kentindeki MacDill Hava Üssü’nde konuşlu olan Bradley'nin komutasındaki SOCOM, Amerikan ordusundaki en hassas ve tehlikeli gizli operasyonları yürütüyor. Bradley ayrıca, kuvvetlerinin dünya genelinde 80'den fazla ülkede konuşlandırıldığını açıkladı.

Amiral Bradley, Filipinlerin başkenti Manila'da mevkidaşlarıyla yaptığı görüşmelerde, Filipin ordusunu modernize etme, ABD ve müttefikleriyle muharebe eğitimlerini yoğunlaştırma ve Çin'in Güney Çin Denizi'nde giderek artan düşmanca eylemlerini caydırmak için güvenlik ittifaklarının kapsamını genişletme yönünde sürdürdüğü çabaları ele aldı.

Tartışmalı sular, Çin ile aralarında Filipinler, Vietnam, Malezya, Brunei ve Tayvan'ın da bulunduğu daha küçük rakip ülkeler arasında aralıksız bir gerilime sahne oluyor. Gerçekten de bu ülkeler, onlarca yıldır gergin bölgesel çekişmelerin (karşı karşıya gelmelerin) içine çekilmiş durumda. Ancak söz konusu gerilimler, son dönemde özellikle Çin ve Filipin kuvvetleri arasında belirgin bir şekilde tırmanış gösterdi.

ABD'nin taahhüdü

Washington, Asya'daki en eski müttefiki olan Filipinler'in olası bir silahlı saldırıya maruz kalması durumunda, onu savunma taahhüdünü yineledi. Amiral Bradley, her birinin kendi savunmasına yatırım yaptığı ve herhangi bir acil duruma karşı muharebeye hazırlık amacıyla düzenli olarak ortak tatbikatlar gerçekleştirdiği ülkeler arasındaki kenetlenmiş ittifakın, olası büyük bir çatışmaya karşı en iyi caydırıcı güç olduğunu vurguladı.

Amiral Bradley sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir çatışmayı caydırmanın en iyi yolu; onu alevlendirmek isteyebilecek herhangi bir hasma, bu çatışmadan asla galip çıkamayacağını şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlayabilme kapasitesidir. Güçlü ittifak yapılarımızın bulunduğu hiçbir yerde... krizler çatışma boyutuna ulaşmadı. Birlikte daha güçlüyüz ve bu çatışmaların kapımıza dayanmasını ancak birlikte hareket ederek engelleyebiliriz.”

ABD ve Filipin orduları arasında gerçekleştirilen geniş çaplı muharebe tatbikatları, son yıllarda Japonya, Avustralya, Kanada ve Fransa gibi daha fazla müttefik ve dost ülkenin katılımına sahne oldu. Söz konusu tatbikatlar, Filipinler'in Güney Çin Denizi'ndeki topraklarının savunulmasına odaklandı.

ABD Özel Kuvvetleri, gerçekleştirilen bu yıllık muharebe tatbikatlarının yanı sıra takımadaların Güney Çin Denizi'ne kıyısı olan batı eyaletlerinde ve ülkenin en kuzeyinde, Tayvan yakınlarında bulunan Batanes eyaletinde Filipinli mevkidaşlarıyla birlikte daha küçük çaplı muharebe tatbikatlarına da katıldı.

Öte yandan ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, geçtiğimiz yıl Manila'ya yaptığı ziyaret sırasında ABD ve Filipin özel kuvvetlerinin Batanes'te ortak tatbikatlar düzenlemesine yönelik bir planı açıklamış; Başkan Donald Trump yönetiminin, Güney Çin Denizi'ndeki Çin saldırganlığı da dahil olmak üzere dünya genelindeki tehditlere karşı caydırıcılığı güçlendirmek için müttefiklerle birlikte çalışacağını vurgulamıştı.

Batanes eyaleti, takımadaların en kuzeyinde, Çin'in kendi eyaleti olarak gördüğü ve gerekirse güç kullanarak ilhak etmekle tehdit ettiği kendi kendini yöneten (özerk) ada Tayvan ile olan deniz sınırında yer alan bir adalar grubunu kapsıyor.

Tatbikatlara katılan ABD Özel Kuvvetler personeli sayısı ve icra edilen tatbikat türleri gibi konulara değinmeyen, ancak tatbikatların devam ettiğini ve genişletilebileceğini belirten Amiral Bradley, “Gelecekte bu tatbikatların kapsamı; Filipinler'in egemenlik ihtiyaçlarına ve Filipin hükümetinin iş birliği yapmak isteyebileceği alanlara göre belirlenecektir; ancak biz daima güçlü bir ortak olma taahhüdümüzü koruyacağız” dedi.

Gümrük vergilerinden “kaçınma”

Öte yandan Beyaz Saray tarafından ‘Büyük Aktarma (Yeniden Yükleme) Dolandırıcılığı Operasyonu’ hakkında hazırlanan bir raporda Çin'in, Başkan Trump'ın 2018'de uyguladığı gümrük tarifelerinden kaçınmak için milyarlarca dolar değerindeki sevkiyatları Meksika ve İsrail'in de aralarında bulunduğu yaklaşık 40 ülke üzerinden yönlendirdiği ortaya çıktı.

Raporda, şu anda Çin'in gümrük tarifelerinden kaçınması için kullanılan gizli bir küresel aktarma (yeniden yükleme) ağından söz edildi. Beyaz Saray, ABD’ye daha düşük gümrük vergisi ödemek amacıyla malların üçüncü bir ülke üzerinden yönlendirilmesine dayanan bu uygulama sonucunda, vergi gelirlerinde yıllık 19 ila 26 milyar dolar arasında kayıp yaşandığını belirtti. Raporda ayrıca, ihracatçıların ürünün kaynağını gizlemek için ürünü yeniden paketledikleri, etiketlerini değiştirdikleri ve ABD’ye göndermeden önce başka bir ülkede sınırlı montaj işlemleri gerçekleştirdikleri vurgulandı.

Beyaz Saray Ticaret Danışmanı Peter Navarro gazetecilere yaptığı açıklamada, "Yıllardır Büyük Aktarma (Yeniden Yükleme) Dolandırıcılığı Operasyonu, komünist Çin'in ihracatını aklamasına olanak tanıdı" dedi.

Raporda ayrıca Kanada, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Japonya ve Güney Kore, Beyaz Saray'ın Çin mallarının yeniden yönlendirilmesi konusunda yüksek riskli olarak değerlendirdiği ülkeler arasında sayıldı. Bununla birlikte, ABD’nin başlıca ticaret ortaklarından olan bu ülkelerin aynı zamanda büyük hacimli meşru (yasal) ticaret yürüttüğü de kabul edildi.

Söz konusu raporda bu uygulamanın boyutuna dair çeşitli tahminlere atıfta bulunuldu. ABD Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan ayrı bir analizde ise geçtiğimiz yıl yaklaşık 67 milyar dolar değerindeki malın Çin'den Meksika, Hindistan ve Vietnam üzerinden yeniden sevk edildiği ve bunun da gümrük vergisi gelirlerinde yaklaşık 28 milyar dolarlık bir kayba yol açtığı tahmin edildi.


Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Putin’e iki ülke arasındaki güçlü ilişkilerden “gurur duyduğunu” söyledi

Putin, 2019'daki görüşme sırasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile el sıkışıyor (AP)
Putin, 2019'daki görüşme sırasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile el sıkışıyor (AP)
TT

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Putin’e iki ülke arasındaki güçlü ilişkilerden “gurur duyduğunu” söyledi

Putin, 2019'daki görüşme sırasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile el sıkışıyor (AP)
Putin, 2019'daki görüşme sırasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile el sıkışıyor (AP)

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e iki ülke arasındaki güçlü ilişkilerden “gurur duyduğunu” söyledi. Kuzey Kore devlet medyasında bugün yer alan açıklamaya göre, Pyongyang'ın Rusya'nın Ukrayna savaşındaki en önemli destekçilerinden biri haline geldiği dönemde Kim, Moskova ile ilişkilerin daha da geliştirilmesini istedi.

Analistler, Rusya'nın 2022'de komşusu Ukrayna'yı işgal etmesinden sonra Kuzey Kore'nin Kremlin'in başlıca müttefiklerinden biri haline geldiğini belirtiyor. Pyongyang'ın Rusya'ya asker ve mühimmat sağladığı, bunun karşılığında ekonomik avantajlar ve askeri teknoloji elde ettiği ifade ediliyor.

Şarku’l Avsat’ın Kore Merkezi Haber Ajansı KCNA’dan aktardığına göre Kim, Putin'e gönderdiği mesajında, “Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ile Rusya arasında ortak mücadele tarihinin şekillendirdiği ilişkilerin geleceğine sizinle birlikte liderlik ederek, ikili ilişkiler açısından daha seçkin bir gelecek öngörebilmekten her zaman gurur duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Kuzey Kore lideri ayrıca, Rusya'nın Putin'in “bilge liderliği” altında gelişeceğine ve “toprak bütünlüğünü” koruyacağına dair “sarsılmaz bir inanca” sahip olduğunu belirtti.

Putin ise cuma günü, II. Dünya Savaşı'nın sonunda Kore'nin Japon sömürge yönetiminden kurtuluşunun yıl dönümü dolayısıyla Kim'e bir mesaj göndermişti. Rusya Devlet Başkanı mesajında iki ülke arasındaki ilişkilerin “yüksek ve eşi benzeri görülmemiş bir kapsamlı stratejik ortaklık seviyesine” ulaştığını ifade etmişti.

Putin, “Ülkelerimiz, bölgesel güvenlik ve istikrarın sağlanması amacıyla ortak çaba gösterirken bütün alanlarda etkin bir iş birliği yürütüyor” demişti.

Ukrayna'dan Kuzey Kore suçlaması

İki lider arasındaki mesajlaşma, Ukrayna'nın bu ay Moskova'yı en az 9 Ukraynalının hayatını kaybettiği ve onlarca kişinin yaralandığı bir saldırıda Kuzey Kore yapımı balistik füzeler kullanmakla suçlamasının ardından gerçekleşti.

Kiev ayrıca kısa süre önce 50 bine kadar Kuzey Kore askerinin Rusya'ya konuşlandırılmasının planlandığını öne sürdü. Ancak Ukrayna, bu iddiasını destekleyecek herhangi bir kanıt sunmadı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy de bu iddia kapsamında Güney Kore'den, Rusya'nın füze saldırılarına karşı ülkesini korumak amacıyla hava savunma sistemleri sağlamasını istedi. Seul ise henüz bu talebe cevap vermedi.