Gazze’deki savaşta teknoloji devleri ve İsrail arasındaki ilişki

Çifte standartlar, son derece taraflı algoritmalar ve ortaklıklar

Eduardo Ramon/Getty Images
Eduardo Ramon/Getty Images
TT

Gazze’deki savaşta teknoloji devleri ve İsrail arasındaki ilişki

Eduardo Ramon/Getty Images
Eduardo Ramon/Getty Images

Marco Mossad

İsrail, Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaşta başta ABD olmak üzere birçok ülkeden askeri ve siyasi olarak büyük destek alıyor. İsrail, bu büyük desteğin yanında Amazon, Google ve Meta gibi dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden teknolojik olarak da destek görüyor. Bunlar Facebook, Instagram ve mesajlaşma uygulaması WhatsApp'a sahibi olan şirketler.

Bu destek İsrail'in, aralarında The Gospel ve Lavender gibi iki önemli sistemin de bulunduğu yapay zeka (AI) tabanlı savaş teknolojisi sistemlerini beslemek için büyük miktarda bilgi kullanmasına olanak sağladı. Bu sistemler İsrail ordusuna hedefleme verileri gönderirken İsrail ordusu da bu verilere dayanarak sivil ya da savaşçı ayrımı yapmaksızın evlere baskınlar düzenliyor.

Teknoloji devlerinin İsrail'e yardımları bu şirketlerin çalışanlarını kızdırdı. Bu yüzden şirket yönetimlerini İsrail'i desteklemekten vazgeçirmek için çeşitli protestolar düzenlendi. Son olarak Google’da Nimbus Projesi’nin durdurulması talebiyle protesto gösterileri yapıldı.

Devasa Nimbus Projesi, 2021 yılında İsrail ile Google ve Amazon arasında yaklaşık 1,23 milyar dolarlık bir iş birliği anlaşmasıyla başlatıldı.

Konu öyle bir noktaya geldi ki Google bu çalışanların işlerini aksattıkları ve diğer çalışanları tehlikeye attıkları gerekçesiyle işten çıkarılmalarına karar verdi. Nimbus Projesi, teknoloji şirketlerinin İsrail'i kayırmalarına iyi bir örnek teşkil ediyor. İsrail’in iç yasalarına uygun olarak İsrail'de veri depolama merkezleri inşa etmek için hizmetlerinin sağlanmasını kolaylaştırıyor.

Nimbus Projesi

Devasa Nimbus projesi, İsrail ile bulut hizmetleri şirketleri Google ve Amazon arasında 2021 yılında tahmini 1,23 milyar dolar karşılığında yapılan bir iş birliği anlaşmasının sonucu olarak başlatıldı. Proje, yapay zeka sistemlerini beslemek için büyük miktarda veriyi büyük bir hızla işleyebilecek ve kaydedebilecek bir bulut bilişim sistemine ihtiyaç duyan İsrail'deki en büyük teknoloji projelerinden biri.

İsrail'in bu sistemleri geliştirmedeki başarısı, Nimbus Projesi ve teknoloji devi iki şirketin sağladığı olanaklar olmadan mümkün olamazdı. Google, İsrail hükümeti için yüzde 15'e kadar indirim sağladı.

İsrail hükümetiyle yapılan anlaşma aynı zamanda İsrail'in teknoloji şirketlerinin yerel yasalarına uymasını sağlamak için veri merkezlerinin İrlanda, Almanya ve Hollanda yerine İsrail'de bulunmasını öngörüyordu. Google ve Amazon da İsrail'in ‘Landing Zone’ (Bulut Temeli de denilen iş yüklerini bulut sisteminde güvenli bir şekilde dağıtmak için kullanılan önceden yapılandırılmış) ortamından uluslararası şirketler yerine yerel şirketlerin sorumlu olması yönündeki taleplerine boyun eğdi. Nimbus Projesi için veri merkezleri tahsis edilmesinin yanında genel olarak eri talebi ya da veri işleme talebi arttığında verileri korumak ve altyapı kaynaklarını en üst düzeye çıkarmak, yanıt verme hızını ve karar alma sürecindeki etkinliği de artırır. Bunun da İsrail için veri mevcudiyetine ve yüksek hızda işlemeye dayanan programların geliştirilmesinde önemli bir avantaj sağladığı şüphesiz.

İsrail, söz konusu şirketlerin insani ve etik kaygıları gözetmeksizin bu teknolojiyi kullanmaları nedeniyle hizmetlerini durdurabileceklerinden korkuyordu, ancak böyle bir şey olmadı.

İsrail, söz konusu şirketlerin insani ve etik kaygıları gözetmeksizin bu teknolojiyi kullanmaları nedeniyle hizmetlerini durdurabileceklerinden ya da birtakım kısıtlamalar getirebileceğinden yahut en azından teknoloji şirketlerinin yönetimlerinin, bu projede çalışan kişilerin, evlerinde ve aileleriyle birlikte olsalar bile hedefleri ve savaşçıları belirlemek ve bombalamak için yapay zeka kullanırken üzerlerine düşen ahlaki sorumluluk nedeniyle buna karşı çıkmalarından etkilenmelerinden korkuyordu, ancak böyle olmadı. Anlaşma imzalandıktan sonra ‘Teknolojide Yahudi Diasporası’ (Jewish Diaspora in Tech) adlı grup Google yönetimine bir mektup göndererek projeyi tamamlamamaları çağrısında bulundu.

Grubun internette yayınlanan mektubunda, Filistinlilerin yıllardır süren askeri işgalin şiddetinden büyük ölçüde etkilendikleri belirtilerek acılarının hafifletilmesi için fondan ayrılması istendi. Projeye, duyurulduğu andan itibaren Google bünyesinde çalışanlardan güçlü bir muhalefet geldi. Gazze Şeridi'nde ölen ve yaralanan sivil sayısının yüksek olması ve insani krizin giderek kötüleşmesi nedeniyle bu projenin tamamlanmasına karşı çıkan Google’ın yaklaşık elli çalışanı işten çıkarıldı.

Google'ın CEO'su Sundar Pichai, Google'ın siyasi tartışmaların yapılacağı bir yer değil bir iş yeri olduğunu söyledi. Ancak işin garip yanı, Google’ın kendisini fikir ve ifade özgürlüğünden yana olarak tanıtıyor ve tüm fikir ve görüşleri barındıran sağlıklı bir çalışma ortamı sunduğunu söylüyor.

Teknoloji kurban sayısını artırıyor

İsrail hükümeti ile Google arasındaki iş birliği bu kadarla sınırlı kalmadı. Google, projenin ikinci aşamasına geçilmesi için İsrail hükümetine danışmanlık hizmeti verilmeyi de kabul etti. Time dergisinin nisan ayında yayınladığı bir belgeye göre Google, İsrail'in projenin Landing Zone’larını otomatikleştirmesine ya da en azından sınırlı insan müdahalesiyle yönetmesine yardımcı olmak için de çalışıyor. Bu sistem, otomatik bilgisayarlar tarafından kendilerine verilen bilgilere dayanarak verilen kararları baz alıyor. Sistem, bombardıman sırasında sivil kayıplardan kaçınmak ya da sadece hedefin çevresini doğru bir şekilde bombalamak için en iyi şekilde eğitilmediğinden genellikle kayıp sayısında artışa yol açıyor. Bu proje, İsrail'in silahlı unsurları kolayca tespit etmesini ve ardından onları ortadan kaldırmak için bombalamasını sağlayan bulut tabanlı projelerinin temel taşını oluşturuyor.

+972 Magazine’nin haberine göre Meta’nın İsrail'e verdiği büyük desteğin kendisini son olarak uygulamanın koruma ve gizlilik iddialarının aksine, WhatsApp'ın Filistinlilerin akrabalarıyla yaptıkları konuşmalardan kaydedilen bilgileri sağlamasında gösterdi.

Meta da diğer şirketler gibi İsrail'e teknolojik destek verme yarışına girdi. 2010 yılında bir grup Filistinli ve İsrailli gazeteci tarafından kurulan ‘+972 Magazine’ adlı derginin WhatsApp'ın İsrail Devletine verdiği destekle ilgili bir haberine göre Meta’nın İsrail'e verdiği büyük destek kendisini son olarak uygulamanın koruma ve gizlilik iddialarının aksine, WhatsApp'ın Filistinlilerin akrabalarıyla yaptıkları konuşmalardan kaydedilen bilgileri sağlamasında gösterdi.

İsrail ile Meta arasındaki iş birliğinin amacının Lavender yapay zeka programını Filistinli silahlı unsurlar hakkında bilgi ile beslemek olduğunu aktaran +972 Magazine, örneğin konumlarını ve ses izlerini takip ederek bir ses kütüphanesi oluşturmak ve bu sayede savaşçıların izlenebileceğini ve koordinatlarının İsrail ordusuna gönderilerek anında bombalanabileceğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın +972 Magazine’den aktardığı habere göre bu bilgiler aynı zamanda Hamas üyeleri tarafından kullanılan sohbet gruplarına ilişkin doğru verileri de içeriyor. İsrail'in Hamas üyelerinin büyük bir kısmının yerlerini rekor denecek kısa bir sürede tespit etmesine yardımcı oluyor.

Guterres öldürmek için teknolojinin kullanılmasını kınadı

+972 Magazine’in aktardıkları uluslararası toplumu şoke etti. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, öldürmek için teknolojinin kullanılmasını kınadı. +972 Magazine, İsrail'in yapay zekayı sadece silahlı unsurları takip etmek ve öldürmek için kullanmadığı, yapay zeka verilerine ve kararlarına dayalı füze saldırılarında sivillerle silahlı unsurları ayırt edemediği ve her saldırıda onlarca masum insanın ölümüne yol açtığını da aktardı.

Meta'nın İsrail'i ilk kez desteklemiyor ve son bulacak gibi de görünmüyor. Meta, İsrail Devleti'ni destekleme konusunda uzun bir geçmişe sahip. 2023 yılında popüler sosyal medya sitesi Facebook'ta hem Arapça hem de İbranice dillerinde, bazıları doğrudan ‘sivillerin öldürülmesi’ çağrısında bulunan şiddet içerikli reklamların tespit edilmesinin ardından Facebook’un algoritmaları Filistinlilere karşı nefret söyleminin yayılmasını sağladı. Söz konusu reklamlar, Facebook'un nefret söylemini, şiddeti ve cinayeti teşvik etmeme kurallarını ihlal ettikleri gerekçesiyle gelen şikayetlerin ardından kaldırıldı.

İsraillilere yönelik aynı nefret söylemi ve şiddetin ‘antisemitizm’ başlığı altında derhal silinmesi algoritmaların tarafsız olmadığını ortaya çıkardı.

İsraillilere yönelik aynı nefret söylemi ve şiddetin ‘antisemitizm’ başlığı altında derhal silinmesi algoritmaların tarafsız olmadığını ortaya çıkardı. İsraillilere yönelik bir nefret söylemi paylaşıldığında, antisemitizm başlığı altında paylaşım derhal siliniyor ve paylaşımı yapan kullanıcının hesabı belirli bir süreliğine ya askıya alınıyor ya da tamamen kaldırılıyor.

HRW Meta'yı ve diğer teknoloji şirketlerini kınadı

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Filistin halkının insan haklarını destekleyen sesleri bastırmaya ve paylaşımları kaldırmaya yönelik yaklaşık bin 50 girişimin izlenmesinin ardından geçtiğimiz aralık ayında ‘Meta'nın tutmadığı sözler’ başlığı altında, Meta'nın Filistinlilere ve onların davasını Facebook ve Instagram'da destekleyenlere karşı tarafsız olmayan uygulamalarına dair bir rapor yayınladı.

Meta'nın Filistin davasıyla ilgili olduğu sürece barışçıl söylemlere karşı olduğunu göstermesi nedeniyle şok etkisi yaratan rapora göre sadece bir vaka şiddete teşvik eden söylemlerle ilgiliyken geriye kalan bin 49 vaka Filistinlilerin acılarını hafifletmeye yönelik barışçıl söylemler barındırıyordu.

Meta, bu yılın ocak ayında Facebook ve Instagram'daki yayın politikasını yeniden yazma niyetinde olduğunu duyurdu. Kamuoyuna açıklanan bu duyurunun ayrıntıları okunduğunda, bu hamlenin temel amacının İsrail'in güvenliği hakkındaki söylemleri çevrimiçi ortamda kısıtlamak olduğu ortaya çıktı.

“Antisemitizm”

Meta ayrıca ‘siyonist’ ifadesinin kullanımını da kısıtlamak istedi. Çünkü Meta’ya göre bu ifade antisemitizmi körükleyebilirdi. Antisemitizm, ABD'deki bazı üniversitelerde düzenlenen gösterilerde gördüğümüz gibi, sadece internet üzerinden değil, başka yollarla da Filistin davasını destekleyen her türlü konuşmaya karşı kullanılabilir hale geldi. Polis, bu gösterilerin Yahudi öğrencilerin güvenliğine karşı tehdit oluşturduğu ve antisemitist mesajlar verdiği gerekçesiyle barışçıl göstericileri dağıtmak için güç kullandı.

Meta ayrıca ‘siyonist’ ifadesinin kullanımını da kısıtlamak istedi. Çünkü Meta’ya göre bu ifade antisemitizmi körükleyebilirdi.

İsrail, ister savaş ister barış zamanlarında olsun, teknoloji şirketlerinin ülke için taşıdığı değeri çok iyi biliyor. Sonuç olarak İsrailli liderler, İsrail hükümeti, başta Google, Amazon, Apple, Intel ve Oracle olmak üzere teknoloji devi küresel şirketler arasındaki iş birliğini güçlendirmek için siyasi bir irade ortaya koydu.

Teknoloji devleri ile yakın iş birliği

İsrail'in çabaları, dünyanın teknoloji devleriyle çeşitli şekillerde yakın iş birliği anlaşmalarıyla sonuçlandı. Bunlardan ilki, Google'ın İsrail’in geliştirdiği sosyal bir trafik durumu/navigasyon uygulaması olan Waze'i satın alması gibi uluslararası şirketler ve İsrailli girişimler arasındaki anlaşmalardır. Anlaşma, uygulamanın dünyanın dört bir yanındaki sürücüler hakkında önemli verileri Google ile paylaşmasını, Google’ında bu verileri popüler Google Map uygulamasını geliştirmek için kullanmasını öngörüyordu.

Facebook ayrıca başta Onavo ve Face.com olmak üzere İsrailli şirketleri de satın alarak hedefli reklamcılık ve interneti herkesin kullanımına sunma konusundaki faaliyetlerini büyük ölçüde destekledi. Facebook'un İsrail'deki Ar-Ge ekibi internet hizmetini geliştirmeye ve herkesin kullanımına sunmaya devam ederken, bu satın almalar gelişmekte olan ülkelere ücretsiz internet sağlanmasına imkan tanıdı. Milyonlarca insanın internete bağlanabilmesi üzerinde büyük bir etkiye sahip olabilecek hızlı Wi-Fi ve Facebook Lite gibi önemli teknik atılımların da önünü açtı. Öte yandan Apple, 3D algılama konusunda uzmanlaşmış bir İsrail şirketi olan PrimeSense'i satın alarak Apple'ın hareket tabanlı saat, telefon ve televizyonlarının geliştirilmesine katkıda bulundu.

Birim 8200 dünyanın en akıllı ve en karmaşık askeri teknolojilerini kullanan birimlerinden biri. Microsoft, Microsoft Office ve Azure Cloud dahil olmak üzere şirketin bulut ürünleri için güvenlik sistemi geliştirmek üzere bu birimle iş birliği yaptı.

Masum insanları gözetleyen Birim 8200

Uluslararası şirketlerle İsrailli kuruluşlar arasındaki iş birliğinin bir başka örneği de Birim 8200 olarak bilinen İsrail sinyal istihbarat teşkilatı ile Microsoft arasında yapılan iş birliği anlaşmasıdır. Dünyanın en akıllı ve en gelişmiş askeri teknolojilerine sahip birimlerinden biri olan Birim 8200 ile Microsoft, Microsoft Office ve Azure Cloud da dahil olmak üzere şirketin bulut ürünlerinin güvenlik sistemini geliştirmek için iş birliği yaptı. Financial Times gazetesi tarafından 2015 yılında yayınlanan bir sızıntıya göre casusluk yapmak ve hedefleri çeşitli şekillerde izlemek için son derece eğitimli ve etkili bir istihbarat servisi olan Birim 8200, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde İsrail işgali altında yaşayan Filistinlileri gözetliyor. Birim 8200, hassas kişisel bilgilerin toplanması da dahil olmak üzere masum Filistinlilere karşı kullanılan zorlayıcı casusluk taktiklerine başvuruyor.

Facebook, Birim 8200'ün eski üyeleri tarafından kurulan ve casus yazılım alanında faaliyet gösteren bir şirket olan Onavo ile de iş birliği yaptı. Facebook, 2013 yılında satın aldığı Onavo'yu Meta için sosyal medya alanındaki rakiplerine karşı casusluk yapması için kullandı. Bu durum 2020 yılında İsrail gazetesi Haaretz'de yayınlanan bir analizde haber yapıldı. ABD Federal Ticaret Komisyonu (FTC), Facebook ve Onavo'nun yasadışı olarak sosyal medya kullanıcılarına karşı casusluk faaliyetlerine karıştığı gerekçesiyle dava açtı.İsrail, bir yandan Ortadoğu'da herhangi bir savaşı kazanmasını ve güvenliğini sağlamasını mümkün kılacak en iyi ve en doğru silah ve teçhizatı edinmeye diğer yandan bölgedeki egemenliğini sürdürmesini sağlayacak tüm yeni ve akıllı teknolojileri elde etmek adına teknoloji şirketleri için cazip bir yer olmaya çalışıyor. Açıkça görülüyor ki İsrail, teknoloji devleriyle kurduğu ortaklıklar ve yaptığı anlaşmalar sayesinde hayallerindeki ölümcül silahı, yani tam da istediği gibi izlemek, hedeflemek ve infaz etmek için ihtiyaç duyduğu bilgileri elde etmeyi başarmış görünüyor.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.