Gazze’deki savaşta teknoloji devleri ve İsrail arasındaki ilişki

Çifte standartlar, son derece taraflı algoritmalar ve ortaklıklar

Eduardo Ramon/Getty Images
Eduardo Ramon/Getty Images
TT

Gazze’deki savaşta teknoloji devleri ve İsrail arasındaki ilişki

Eduardo Ramon/Getty Images
Eduardo Ramon/Getty Images

Marco Mossad

İsrail, Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaşta başta ABD olmak üzere birçok ülkeden askeri ve siyasi olarak büyük destek alıyor. İsrail, bu büyük desteğin yanında Amazon, Google ve Meta gibi dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden teknolojik olarak da destek görüyor. Bunlar Facebook, Instagram ve mesajlaşma uygulaması WhatsApp'a sahibi olan şirketler.

Bu destek İsrail'in, aralarında The Gospel ve Lavender gibi iki önemli sistemin de bulunduğu yapay zeka (AI) tabanlı savaş teknolojisi sistemlerini beslemek için büyük miktarda bilgi kullanmasına olanak sağladı. Bu sistemler İsrail ordusuna hedefleme verileri gönderirken İsrail ordusu da bu verilere dayanarak sivil ya da savaşçı ayrımı yapmaksızın evlere baskınlar düzenliyor.

Teknoloji devlerinin İsrail'e yardımları bu şirketlerin çalışanlarını kızdırdı. Bu yüzden şirket yönetimlerini İsrail'i desteklemekten vazgeçirmek için çeşitli protestolar düzenlendi. Son olarak Google’da Nimbus Projesi’nin durdurulması talebiyle protesto gösterileri yapıldı.

Devasa Nimbus Projesi, 2021 yılında İsrail ile Google ve Amazon arasında yaklaşık 1,23 milyar dolarlık bir iş birliği anlaşmasıyla başlatıldı.

Konu öyle bir noktaya geldi ki Google bu çalışanların işlerini aksattıkları ve diğer çalışanları tehlikeye attıkları gerekçesiyle işten çıkarılmalarına karar verdi. Nimbus Projesi, teknoloji şirketlerinin İsrail'i kayırmalarına iyi bir örnek teşkil ediyor. İsrail’in iç yasalarına uygun olarak İsrail'de veri depolama merkezleri inşa etmek için hizmetlerinin sağlanmasını kolaylaştırıyor.

Nimbus Projesi

Devasa Nimbus projesi, İsrail ile bulut hizmetleri şirketleri Google ve Amazon arasında 2021 yılında tahmini 1,23 milyar dolar karşılığında yapılan bir iş birliği anlaşmasının sonucu olarak başlatıldı. Proje, yapay zeka sistemlerini beslemek için büyük miktarda veriyi büyük bir hızla işleyebilecek ve kaydedebilecek bir bulut bilişim sistemine ihtiyaç duyan İsrail'deki en büyük teknoloji projelerinden biri.

İsrail'in bu sistemleri geliştirmedeki başarısı, Nimbus Projesi ve teknoloji devi iki şirketin sağladığı olanaklar olmadan mümkün olamazdı. Google, İsrail hükümeti için yüzde 15'e kadar indirim sağladı.

İsrail hükümetiyle yapılan anlaşma aynı zamanda İsrail'in teknoloji şirketlerinin yerel yasalarına uymasını sağlamak için veri merkezlerinin İrlanda, Almanya ve Hollanda yerine İsrail'de bulunmasını öngörüyordu. Google ve Amazon da İsrail'in ‘Landing Zone’ (Bulut Temeli de denilen iş yüklerini bulut sisteminde güvenli bir şekilde dağıtmak için kullanılan önceden yapılandırılmış) ortamından uluslararası şirketler yerine yerel şirketlerin sorumlu olması yönündeki taleplerine boyun eğdi. Nimbus Projesi için veri merkezleri tahsis edilmesinin yanında genel olarak eri talebi ya da veri işleme talebi arttığında verileri korumak ve altyapı kaynaklarını en üst düzeye çıkarmak, yanıt verme hızını ve karar alma sürecindeki etkinliği de artırır. Bunun da İsrail için veri mevcudiyetine ve yüksek hızda işlemeye dayanan programların geliştirilmesinde önemli bir avantaj sağladığı şüphesiz.

İsrail, söz konusu şirketlerin insani ve etik kaygıları gözetmeksizin bu teknolojiyi kullanmaları nedeniyle hizmetlerini durdurabileceklerinden korkuyordu, ancak böyle bir şey olmadı.

İsrail, söz konusu şirketlerin insani ve etik kaygıları gözetmeksizin bu teknolojiyi kullanmaları nedeniyle hizmetlerini durdurabileceklerinden ya da birtakım kısıtlamalar getirebileceğinden yahut en azından teknoloji şirketlerinin yönetimlerinin, bu projede çalışan kişilerin, evlerinde ve aileleriyle birlikte olsalar bile hedefleri ve savaşçıları belirlemek ve bombalamak için yapay zeka kullanırken üzerlerine düşen ahlaki sorumluluk nedeniyle buna karşı çıkmalarından etkilenmelerinden korkuyordu, ancak böyle olmadı. Anlaşma imzalandıktan sonra ‘Teknolojide Yahudi Diasporası’ (Jewish Diaspora in Tech) adlı grup Google yönetimine bir mektup göndererek projeyi tamamlamamaları çağrısında bulundu.

Grubun internette yayınlanan mektubunda, Filistinlilerin yıllardır süren askeri işgalin şiddetinden büyük ölçüde etkilendikleri belirtilerek acılarının hafifletilmesi için fondan ayrılması istendi. Projeye, duyurulduğu andan itibaren Google bünyesinde çalışanlardan güçlü bir muhalefet geldi. Gazze Şeridi'nde ölen ve yaralanan sivil sayısının yüksek olması ve insani krizin giderek kötüleşmesi nedeniyle bu projenin tamamlanmasına karşı çıkan Google’ın yaklaşık elli çalışanı işten çıkarıldı.

Google'ın CEO'su Sundar Pichai, Google'ın siyasi tartışmaların yapılacağı bir yer değil bir iş yeri olduğunu söyledi. Ancak işin garip yanı, Google’ın kendisini fikir ve ifade özgürlüğünden yana olarak tanıtıyor ve tüm fikir ve görüşleri barındıran sağlıklı bir çalışma ortamı sunduğunu söylüyor.

Teknoloji kurban sayısını artırıyor

İsrail hükümeti ile Google arasındaki iş birliği bu kadarla sınırlı kalmadı. Google, projenin ikinci aşamasına geçilmesi için İsrail hükümetine danışmanlık hizmeti verilmeyi de kabul etti. Time dergisinin nisan ayında yayınladığı bir belgeye göre Google, İsrail'in projenin Landing Zone’larını otomatikleştirmesine ya da en azından sınırlı insan müdahalesiyle yönetmesine yardımcı olmak için de çalışıyor. Bu sistem, otomatik bilgisayarlar tarafından kendilerine verilen bilgilere dayanarak verilen kararları baz alıyor. Sistem, bombardıman sırasında sivil kayıplardan kaçınmak ya da sadece hedefin çevresini doğru bir şekilde bombalamak için en iyi şekilde eğitilmediğinden genellikle kayıp sayısında artışa yol açıyor. Bu proje, İsrail'in silahlı unsurları kolayca tespit etmesini ve ardından onları ortadan kaldırmak için bombalamasını sağlayan bulut tabanlı projelerinin temel taşını oluşturuyor.

+972 Magazine’nin haberine göre Meta’nın İsrail'e verdiği büyük desteğin kendisini son olarak uygulamanın koruma ve gizlilik iddialarının aksine, WhatsApp'ın Filistinlilerin akrabalarıyla yaptıkları konuşmalardan kaydedilen bilgileri sağlamasında gösterdi.

Meta da diğer şirketler gibi İsrail'e teknolojik destek verme yarışına girdi. 2010 yılında bir grup Filistinli ve İsrailli gazeteci tarafından kurulan ‘+972 Magazine’ adlı derginin WhatsApp'ın İsrail Devletine verdiği destekle ilgili bir haberine göre Meta’nın İsrail'e verdiği büyük destek kendisini son olarak uygulamanın koruma ve gizlilik iddialarının aksine, WhatsApp'ın Filistinlilerin akrabalarıyla yaptıkları konuşmalardan kaydedilen bilgileri sağlamasında gösterdi.

İsrail ile Meta arasındaki iş birliğinin amacının Lavender yapay zeka programını Filistinli silahlı unsurlar hakkında bilgi ile beslemek olduğunu aktaran +972 Magazine, örneğin konumlarını ve ses izlerini takip ederek bir ses kütüphanesi oluşturmak ve bu sayede savaşçıların izlenebileceğini ve koordinatlarının İsrail ordusuna gönderilerek anında bombalanabileceğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın +972 Magazine’den aktardığı habere göre bu bilgiler aynı zamanda Hamas üyeleri tarafından kullanılan sohbet gruplarına ilişkin doğru verileri de içeriyor. İsrail'in Hamas üyelerinin büyük bir kısmının yerlerini rekor denecek kısa bir sürede tespit etmesine yardımcı oluyor.

Guterres öldürmek için teknolojinin kullanılmasını kınadı

+972 Magazine’in aktardıkları uluslararası toplumu şoke etti. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, öldürmek için teknolojinin kullanılmasını kınadı. +972 Magazine, İsrail'in yapay zekayı sadece silahlı unsurları takip etmek ve öldürmek için kullanmadığı, yapay zeka verilerine ve kararlarına dayalı füze saldırılarında sivillerle silahlı unsurları ayırt edemediği ve her saldırıda onlarca masum insanın ölümüne yol açtığını da aktardı.

Meta'nın İsrail'i ilk kez desteklemiyor ve son bulacak gibi de görünmüyor. Meta, İsrail Devleti'ni destekleme konusunda uzun bir geçmişe sahip. 2023 yılında popüler sosyal medya sitesi Facebook'ta hem Arapça hem de İbranice dillerinde, bazıları doğrudan ‘sivillerin öldürülmesi’ çağrısında bulunan şiddet içerikli reklamların tespit edilmesinin ardından Facebook’un algoritmaları Filistinlilere karşı nefret söyleminin yayılmasını sağladı. Söz konusu reklamlar, Facebook'un nefret söylemini, şiddeti ve cinayeti teşvik etmeme kurallarını ihlal ettikleri gerekçesiyle gelen şikayetlerin ardından kaldırıldı.

İsraillilere yönelik aynı nefret söylemi ve şiddetin ‘antisemitizm’ başlığı altında derhal silinmesi algoritmaların tarafsız olmadığını ortaya çıkardı.

İsraillilere yönelik aynı nefret söylemi ve şiddetin ‘antisemitizm’ başlığı altında derhal silinmesi algoritmaların tarafsız olmadığını ortaya çıkardı. İsraillilere yönelik bir nefret söylemi paylaşıldığında, antisemitizm başlığı altında paylaşım derhal siliniyor ve paylaşımı yapan kullanıcının hesabı belirli bir süreliğine ya askıya alınıyor ya da tamamen kaldırılıyor.

HRW Meta'yı ve diğer teknoloji şirketlerini kınadı

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Filistin halkının insan haklarını destekleyen sesleri bastırmaya ve paylaşımları kaldırmaya yönelik yaklaşık bin 50 girişimin izlenmesinin ardından geçtiğimiz aralık ayında ‘Meta'nın tutmadığı sözler’ başlığı altında, Meta'nın Filistinlilere ve onların davasını Facebook ve Instagram'da destekleyenlere karşı tarafsız olmayan uygulamalarına dair bir rapor yayınladı.

Meta'nın Filistin davasıyla ilgili olduğu sürece barışçıl söylemlere karşı olduğunu göstermesi nedeniyle şok etkisi yaratan rapora göre sadece bir vaka şiddete teşvik eden söylemlerle ilgiliyken geriye kalan bin 49 vaka Filistinlilerin acılarını hafifletmeye yönelik barışçıl söylemler barındırıyordu.

Meta, bu yılın ocak ayında Facebook ve Instagram'daki yayın politikasını yeniden yazma niyetinde olduğunu duyurdu. Kamuoyuna açıklanan bu duyurunun ayrıntıları okunduğunda, bu hamlenin temel amacının İsrail'in güvenliği hakkındaki söylemleri çevrimiçi ortamda kısıtlamak olduğu ortaya çıktı.

“Antisemitizm”

Meta ayrıca ‘siyonist’ ifadesinin kullanımını da kısıtlamak istedi. Çünkü Meta’ya göre bu ifade antisemitizmi körükleyebilirdi. Antisemitizm, ABD'deki bazı üniversitelerde düzenlenen gösterilerde gördüğümüz gibi, sadece internet üzerinden değil, başka yollarla da Filistin davasını destekleyen her türlü konuşmaya karşı kullanılabilir hale geldi. Polis, bu gösterilerin Yahudi öğrencilerin güvenliğine karşı tehdit oluşturduğu ve antisemitist mesajlar verdiği gerekçesiyle barışçıl göstericileri dağıtmak için güç kullandı.

Meta ayrıca ‘siyonist’ ifadesinin kullanımını da kısıtlamak istedi. Çünkü Meta’ya göre bu ifade antisemitizmi körükleyebilirdi.

İsrail, ister savaş ister barış zamanlarında olsun, teknoloji şirketlerinin ülke için taşıdığı değeri çok iyi biliyor. Sonuç olarak İsrailli liderler, İsrail hükümeti, başta Google, Amazon, Apple, Intel ve Oracle olmak üzere teknoloji devi küresel şirketler arasındaki iş birliğini güçlendirmek için siyasi bir irade ortaya koydu.

Teknoloji devleri ile yakın iş birliği

İsrail'in çabaları, dünyanın teknoloji devleriyle çeşitli şekillerde yakın iş birliği anlaşmalarıyla sonuçlandı. Bunlardan ilki, Google'ın İsrail’in geliştirdiği sosyal bir trafik durumu/navigasyon uygulaması olan Waze'i satın alması gibi uluslararası şirketler ve İsrailli girişimler arasındaki anlaşmalardır. Anlaşma, uygulamanın dünyanın dört bir yanındaki sürücüler hakkında önemli verileri Google ile paylaşmasını, Google’ında bu verileri popüler Google Map uygulamasını geliştirmek için kullanmasını öngörüyordu.

Facebook ayrıca başta Onavo ve Face.com olmak üzere İsrailli şirketleri de satın alarak hedefli reklamcılık ve interneti herkesin kullanımına sunma konusundaki faaliyetlerini büyük ölçüde destekledi. Facebook'un İsrail'deki Ar-Ge ekibi internet hizmetini geliştirmeye ve herkesin kullanımına sunmaya devam ederken, bu satın almalar gelişmekte olan ülkelere ücretsiz internet sağlanmasına imkan tanıdı. Milyonlarca insanın internete bağlanabilmesi üzerinde büyük bir etkiye sahip olabilecek hızlı Wi-Fi ve Facebook Lite gibi önemli teknik atılımların da önünü açtı. Öte yandan Apple, 3D algılama konusunda uzmanlaşmış bir İsrail şirketi olan PrimeSense'i satın alarak Apple'ın hareket tabanlı saat, telefon ve televizyonlarının geliştirilmesine katkıda bulundu.

Birim 8200 dünyanın en akıllı ve en karmaşık askeri teknolojilerini kullanan birimlerinden biri. Microsoft, Microsoft Office ve Azure Cloud dahil olmak üzere şirketin bulut ürünleri için güvenlik sistemi geliştirmek üzere bu birimle iş birliği yaptı.

Masum insanları gözetleyen Birim 8200

Uluslararası şirketlerle İsrailli kuruluşlar arasındaki iş birliğinin bir başka örneği de Birim 8200 olarak bilinen İsrail sinyal istihbarat teşkilatı ile Microsoft arasında yapılan iş birliği anlaşmasıdır. Dünyanın en akıllı ve en gelişmiş askeri teknolojilerine sahip birimlerinden biri olan Birim 8200 ile Microsoft, Microsoft Office ve Azure Cloud da dahil olmak üzere şirketin bulut ürünlerinin güvenlik sistemini geliştirmek için iş birliği yaptı. Financial Times gazetesi tarafından 2015 yılında yayınlanan bir sızıntıya göre casusluk yapmak ve hedefleri çeşitli şekillerde izlemek için son derece eğitimli ve etkili bir istihbarat servisi olan Birim 8200, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde İsrail işgali altında yaşayan Filistinlileri gözetliyor. Birim 8200, hassas kişisel bilgilerin toplanması da dahil olmak üzere masum Filistinlilere karşı kullanılan zorlayıcı casusluk taktiklerine başvuruyor.

Facebook, Birim 8200'ün eski üyeleri tarafından kurulan ve casus yazılım alanında faaliyet gösteren bir şirket olan Onavo ile de iş birliği yaptı. Facebook, 2013 yılında satın aldığı Onavo'yu Meta için sosyal medya alanındaki rakiplerine karşı casusluk yapması için kullandı. Bu durum 2020 yılında İsrail gazetesi Haaretz'de yayınlanan bir analizde haber yapıldı. ABD Federal Ticaret Komisyonu (FTC), Facebook ve Onavo'nun yasadışı olarak sosyal medya kullanıcılarına karşı casusluk faaliyetlerine karıştığı gerekçesiyle dava açtı.İsrail, bir yandan Ortadoğu'da herhangi bir savaşı kazanmasını ve güvenliğini sağlamasını mümkün kılacak en iyi ve en doğru silah ve teçhizatı edinmeye diğer yandan bölgedeki egemenliğini sürdürmesini sağlayacak tüm yeni ve akıllı teknolojileri elde etmek adına teknoloji şirketleri için cazip bir yer olmaya çalışıyor. Açıkça görülüyor ki İsrail, teknoloji devleriyle kurduğu ortaklıklar ve yaptığı anlaşmalar sayesinde hayallerindeki ölümcül silahı, yani tam da istediği gibi izlemek, hedeflemek ve infaz etmek için ihtiyaç duyduğu bilgileri elde etmeyi başarmış görünüyor.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.