Putin General Dyumin'i halefi olmaya mı hazırlıyor?

Rusya Devlet Başkanı, korumasının 2030'daki başkanlık sonrası dönemde kendisi için ideal bir kalkan olarak hizmet etmesini planlıyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Devlet Konseyi Başkanı Aleksey Dyumin (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Devlet Konseyi Başkanı Aleksey Dyumin (AFP)
TT

Putin General Dyumin'i halefi olmaya mı hazırlıyor?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Devlet Konseyi Başkanı Aleksey Dyumin (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Devlet Konseyi Başkanı Aleksey Dyumin (AFP)

Said Tanyos

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 29 Mayıs'ta halihazırda yardımcısı ve Tula bölgesinin eski valisi Aleksey Dyumin'i Rusya Federasyonu Devlet Konseyi Sekreteri olarak atadığında, basında Kremlin’in efendisine sadık olan bu generalin Rusya'nın gelecekteki başkanı olacağı yönünde haberler yer aldı. Putin’in bilhassa Dyumin’i üst düzey sivil ve askeri pozisyonlara atamasından sonra, kendisi Kremlin tahtına çıkma ihtimali en yüksek halef haline geldi.

Putin'in koruması Aleksey Dyumin’in, Rusya'nın gelecekteki başkanı olacağı haberi 7 yıldır zaman zaman basında yer alıyor. Hatta Putin'in 2016 yılında Dyumin'i Rusya'nın “silah sanayisi” bölgesinin valiliğine atamasından kısa bir süre sonra bu konuda ilk tahminde bulunan ünlü gazeteci Sergey Dorenko oldu.

Dorenko, "Putin'in halefi Aleksey Dyumin" başlıklı sunumunda, daha önce bilinen ve tanınan bir figür olmayan birinin hızlı mesleki yükselişini bu tahminine delil olarak gösterdi. Dorenko bunu, 2017 ve 2018 yıllarında dile getirmişti ve 2021'de Dyumin, yeni bir dönem için tekrarTula bölgesinin valisi olarak seçildi. Böylece gözlemciler o dönemde 2024 başkanlık seçimlerinin ana adayının potansiyel halef değil de Putin olacağından emin oldular. Dyumin'in Kremlin'in başkanı olarak göreve başlamasının zamanı henüz gelmemişti ve gözlemcilere göre en makul ve olası tarih 2030’du.

Başkanlık dağının eteklerine geçiş

14 Mayıs'ta Devlet Başkanı Putin, kabinedeki yeni atamalar ile ilgili bir kararname imzaladı ve bu kararnamede dikkat çeken husus, Putin'in Dyumin'i Tula bölgesi valiliğinden azlederek kendisine yardımcı olarak ataması oldu. Dyumin'in askeri-sanayi kompleksi ve Dışişleri Konseyi’nden sorumlu devlet başkanı yardımcısı görevini üstleneceği bildirildi. Buna ek olarak, kendi ülkelerinin bayrağı altında Olimpiyat Oyunlarına ve uluslararası müsabakalara katılmaları yasaklanan Rus sporculara uygulanan yaptırımlar ortasında spor endüstrisindeki ilerlemeden de sorumlu oldu.

Ancak 29 Mayıs'ta Çar, yardımcısı Aleksey Dyumin'i Devlet Konseyi Sekreteri olarak atayarak yeni bir sürpriz yaptı. İmzaladığı bir başkanlık kararnamesi ile Igor Levitin'i Devlet Konseyi Sekreteri görevinden alarak yerine Dyumin'i atadı.

Aleksey Dyumin kimdir?

Aleksey Gennadyevich Dyumin 28 Ağustos 1972'de doğdu. İstihbarat ve devlet başkanlığı güvenlik servisinde çalışan eski bir subaydır. Acil Durumlar Bakanlığı Bakan Yardımcısı ve 2016 yılından bu yana da Moskova'nın 200 kilometre güneydoğusunda bulunan Tula bölgesinin valisi olarak görev yaptı. Putin geçen Mart ayında beşinci dönem başkanlık için seçildikten sonra başkanlık yönetiminde çalışmaya başladı.

xcsdvfg
Aleksey Gennadyevich Dyumin eski bir subay ve Putin'in yardımcısıdır (Wikipedia)

Dyumin, Putin Kremlin tahtına çıkmadan önce 1990'ların sonlarında istihbarat alanında onun emrinde çalıştığı için Putin'e yakındı ve hâlâ da öyle. Basın onu sık sık "Putin'in halefi" olarak tanımladı. Özel askeri şirket Wagner'in kurucusu Yevgeni Prigojin'in 23 ve 24 Haziran 2023'te gerçekleştirdiği silahlı isyanın ardından bu konu yeniden gündeme geldi.

Dyumin’in kariyeri

Aleksey Dyumin,1994 yılında Harp Okulu'ndan mezun olduktan sonra Hava Kuvvetleri'nde görev aldı ve ardından istihbarat servisine geçiş yaptı. Üst düzey devlet yetkililerinin Rusya içindeki ve dışındaki gezileri sırasında iletişimlerinin güvenliğini sağlamakla görevlendirildi. Başbakan Viktor Çernomırdin ile çalıştı ve devlet başkan Boris Yeltsin'e iş gezilerinde birkaç kez eşlik etti, ardından Şahsi Güvenlik Departmanına katıldı.

10 Ağustos 1999'da Dyumin'in hayatı, dönemin yeni Başbakanı Vladimir Putin'in şahsi koruması görevine atanmasının ardından ciddi bir dönüm noktasına girdi. Bununla ilgili olarak Dyumin, ilk kez Putin'in koruması olarak atandığında departmanının üst düzey yetkililerinin Putin'in uzun süre hükümetin başında kalamayacağına inandıklarını söylemişti. Çünkü eski Rusya devlet başkanı Boris Yeltsin gömlek değiştirir gibi kabineyi değiştiriyor, başkanlarını görevden alıyordu ama bu kez işler farklı ilerledi.

Dyumin, birinci (2000 - 2004) ve ikinci (2004 - 2008) devlet başkanlığı döneminde Putin'in şahsi koruması olarak görev yaptı. Aynı şekilde Vladimir Putin'in hükümete başkanlık ettiği yıllarda da (2008-2012) görevine devam etti. Yalnızca  2007 yılında Putin kendisini başbakan Viktor Zubkov'un güvenliğini üstlenmekle görevlendirdiğinde, başkanın şahsi koruması görevinden 9 aylığına uzak kaldı. Dyumin, çevresindeki insanlara nadiren güvenen Rusya Devlet Başkanı'nın şahsi yardımcısı pozisyonuna yükseldi.

Kommersant gazetesine göre Aleksey Dyumin, yıllarca Devlet Başkanlığı Güvenlik Servisi’nde çalıştı ve "zor görevlerde güvenilebilecek" bir kişi olduğunu kanıtladı. Dyumin, 2013 yılında Rusya Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini üstlendi ve Özel Harekat Kuvvetleri Komutanı oldu. 2014 yılında Ukrayna’da gerçekleşen darbenin ardından Kırım Yarımadası'nın ilhakı operasyonuna katıldı ve 2015 yılında Genelkurmay Başkanı (Rus Kara Kuvvetleri Birinci Komutanı Yardımcısı) görevini üstlendi. Birkaç ay sonra da Savunma Bakan Yardımcılığına atandı.

Tula bölgesi valiliği

Şubat 2016'da Rus silah sanayinin başkenti sayılan Tula bölgesinin valisi Vladimir Gruzdev istifa etti. Aynı yılın eylül ayında Dyumin, oyların yüzde 84'ünden fazlasını aldığı seçimleri kazanarak bölgenin valisi olarak atandı. 2021 yılında bölgenin ekonomisinde bir atılım ve tüm sektörlerde büyük ölçekli bir kalkınma gerçekleştirmeye çalışmasından sonra yeniden seçildi.

Aleksey Dyumin Tula bölgesi valiliği görevini üstlendiğinden beri basın pek çok görev üstleneceği yönünde söylentilerle peşini bırakmadı. 2020 yılının başında Dmitry Medvedev hükümeti istifa ettiğinde medyada, onun yeni hükümette görev almasının beklendiği haberleri yer aldı. 2021 yılı sonunda yeniden bölge valisi seçilmesinin ardından medyada Acil Durumlar Bakanlığı görevini devralmasının beklendiği yönünde haberler çıktı ancak kendisi bu iddiayı yalanladı, çünkü zaten kendisine bu görevi üstlenmesi için bir davette bulunulmamıştı. Ocak 2023'te Tula valisi görevine ek olarak Sanayi ve Ticaret Bakanı olarak atanma olasılığı hakkında haberler yayıldı. Başbakan yardımcılığına aday gösterildiği de söylendi ama böyle bir şey de olmadı.

Geçen mayıs ayında Dyumin, Tula bölgesi valiliği görevinden istifa etti ve birkaç gün önce Savunma Bakanı birinci yardımcılığı pozisyonuna getirileceğine dair söylentiler yayılsa da aynı ayın 14'ünde başkanlık yönetiminde devlet başkanı yardımcısı olarak görev yapacağı öğrenildi.

Putin’in halefi

2017 yılında gözlemciler, o dönemde henüz 2018 seçimlerine aday olacağını açıklamamış olduğu için Putin'in olası halefleri listesi hazırlamışlardı. Aleksey Dyumin, dönemin başbakanı ve şu anki Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev ile Moskova Belediye Başkanı Sergey Sobyanin'in ardından üçüncü sırada yer alıyordu.

2020 yılında Liberal Demokrat Parti'nin ölmüş lideri Vladimir Jirinovski, Dyumin'in Rusya'nın mevcut başkanının yerini alacak politikacı olabileceğini öngörmüştü. Putin’in kendisi, halefinin, Dyumin'in de onur derecesiyle mezun olduğu ve “G8 Ülkeleri Arasındaki İşbirliği Çerçevesinde Küresel Organizasyonun Siyasi Yönleri” başlıklı teziyle siyaset bilimi alanında doktorasını yaptığı Rus Akademisi mezunlarından biri olmasını düşündüğünü defalarca ima etti.

Muhtemelen Putin, Dyumin döneminde Devlet Konseyi’nin rolünü ve etkisini güçlendirecek ve Dyumin, Putin'in himayesinde ve rehberliğinde Devlet Konseyi’ne yeni bir soluk getirecek. Böylece bu danışma organı, tüm Rus devlet dairelerinin çalışmaları için merkezi bir koordinatör organ haline gelebilir.

Bölge liderleri, valileri ve yöneticilerini birleştiren bir kurum olarak Devlet Konseyi güçlendiriliyor. Bundan sonraki yeni işlevini henüz bilmesek de Kremlin koridorlarında zaten olgunlaşmış kararları tartışmanın yanı sıra, içerik olarak olmasa da şekil olarak bazı bağımsız kararlar alabilecek hale gelebileceğini tahmin edebiliriz. Şu anda Devlet Konsey’i diğer hükümet organlarına karşı bir denge unsuru olarak görülebilir. Şarku'l Avsat'ın  Independent Arabia'dan  aktardığı analize göre Dyumin'in Devlet Konseyi Sekreteri olarak atanması ve Moskova'ya transfer edilmesi, başkanlık için eğitimine başlandığı anlamına gelip gelmediği konusundaki tartışmaya son noktayı koymalı.

Rus seçkinleri, Dyumin'in Devlet Konseyi Sekreteri olarak atanması nedeni ile coşkulu, zira bu atama onun Putin tarafından seçilen Rusya'nın gelecekteki başkanı olma ihtimalini artırıyor. Uzun süredir devam eden bu tür söylentiler şimdi gerçeğe daha yakın.

İstihbarat görevlisi ve şahsi koruma olarak Putin'in güvenliği için çalışan Dyumin, Tula bölgesinde iyi bir yönetici olduğunu gösterdi. Şimdi de Devlet Konseyi Sekreteri olarak Rusya'nın ana seçkinlerini federal düzeyde denetleyecek. Aleksey Dyumin'in atanmasını, iktidar devir teslimi ve devletin yönetilmesi için yeni bir yapının inşasını amaçlayan geçiş döneminin ana dönüştürücüsü rolüne benzetebiliriz. Bu geçiş döneminden sonra, Putin gelecekte Devlet Konseyi'nin başkanı olup, Rusya Federal Cumhuriyeti'nin siyasi danışmanı olarak görev yaparken, Aleksey Dyumin ise öyle ya da böyle Rusya'nın başkanı olacak.

xscdfvgr
Dyumin elbette Başkan’a çok yakın (Wikipedia)

Başkan Putin'in karşı karşıya olduğu ve yurt içinde ve dışında her geçen gün artan tehlikelerin ortasında Dyumin, 2030'da başkanlığı bırakmasından sonraki dönemde Putin'in etrafında bir güvenlik kalkanı oluşturmak konusunda ideal bir isim. Şüphesiz başkanlık ve yürütme rolünü üstlenecek. Ülke içinde tüm dikey kesimin “yeni Putin”e boyun eğmesini garanti altına alacak, diğer bir deyişle güçlü ve güçlendirilmiş bir Devlet Konseyi için yapısal çerçeveyi sağlayacak.

Yeni Rusya'nın ilk devlet başkanı Boris Yeltsin'in 1999 sonlarında Putin'in velinimeti olabildiğine ve kendisine destek oranı yüzde 6’yı geçmese bile Putin’in Kremlin kulelerine geçiş yapmasına izni verdiğine işaret ediliyor.

Dyumin’in pazarlanması

Dyumin elbette Devlet Başkanı’na çok yakın ve bu da Devlet Konseyi adı verilen koordinatör organının sadece bir danışma organı olmaktan çıkıp, valilerin, bölge yöneticilerinin ve ülkedeki fiili otoritenin kaderini etkileyebileceği anlamına geliyor.

Aslında Dyumin, kendisine Rusya'nın bir sonraki devlet başkanı olmaya hak kazandıran çok sayıda uzmanlığa ve deneyime sahip. Aralarında ikinci ve dördüncü dereceden "Anavatana Liyakat Nişanı", Cesaret Madalyası ve Rusya Kahramanı unvanı da bulunan düzinelerce üst düzey nişan aldı. Devlet Konseyi başkanlığını üstlenmesinin ardından Konsey, Rusya Federasyonu'nda Güvenlik Konseyi ile birlikte hükümet kararlarının gelişiminin tartışıldığı en önemli anayasal organ haline geldi.

Putin, kendisini Kremlin tahtına getiren Yeltsini'nin halef seçme senaryosunu takip etmeyip, kendi halef belirleme senaryosunu icat edecektir. 2030 yılında görev süresi dolmadan istifa etmeyecek, aksine yenilenen mevcut başkanlık döneminin son gününe kadar görevde kalacaktır. Bundan sonra artık yaşlandığını ve seksenli yaşların eşiğinde olduğunu açıklayacak ve bu nedenle 2030 yılında yapılması planlanan başkanlık seçimleri için Dyumin'i adayı olarak gösterdiğini söyleyecektir. Dyumin ve başkanlığını üstleneceği Devlet Konseyi’nin önemini pazarlamak ve propagandasını yapmak için önümüzdeki 6 yıl boyunca bolca vakti olacak.

Anayasal olarak Rusya'da yönetim miras bırakma sistemine dayanmıyor, ancak bu ülkedeki siyasi bilinç, bilinçaltında hâlâ geçmişte çarların yönetimi kendilerinden sonra çocuklarına ve torunlarına miras bırakmaları uygulamasının etkisi altında. Putin de, bir sonraki duyuruya kadar anayasal sıfatı resmi olarak kısaca Rusya Federasyonu Başkanı olsa da çarların sonuncusudur.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.