Putin General Dyumin'i halefi olmaya mı hazırlıyor?

Rusya Devlet Başkanı, korumasının 2030'daki başkanlık sonrası dönemde kendisi için ideal bir kalkan olarak hizmet etmesini planlıyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Devlet Konseyi Başkanı Aleksey Dyumin (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Devlet Konseyi Başkanı Aleksey Dyumin (AFP)
TT

Putin General Dyumin'i halefi olmaya mı hazırlıyor?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Devlet Konseyi Başkanı Aleksey Dyumin (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Devlet Konseyi Başkanı Aleksey Dyumin (AFP)

Said Tanyos

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 29 Mayıs'ta halihazırda yardımcısı ve Tula bölgesinin eski valisi Aleksey Dyumin'i Rusya Federasyonu Devlet Konseyi Sekreteri olarak atadığında, basında Kremlin’in efendisine sadık olan bu generalin Rusya'nın gelecekteki başkanı olacağı yönünde haberler yer aldı. Putin’in bilhassa Dyumin’i üst düzey sivil ve askeri pozisyonlara atamasından sonra, kendisi Kremlin tahtına çıkma ihtimali en yüksek halef haline geldi.

Putin'in koruması Aleksey Dyumin’in, Rusya'nın gelecekteki başkanı olacağı haberi 7 yıldır zaman zaman basında yer alıyor. Hatta Putin'in 2016 yılında Dyumin'i Rusya'nın “silah sanayisi” bölgesinin valiliğine atamasından kısa bir süre sonra bu konuda ilk tahminde bulunan ünlü gazeteci Sergey Dorenko oldu.

Dorenko, "Putin'in halefi Aleksey Dyumin" başlıklı sunumunda, daha önce bilinen ve tanınan bir figür olmayan birinin hızlı mesleki yükselişini bu tahminine delil olarak gösterdi. Dorenko bunu, 2017 ve 2018 yıllarında dile getirmişti ve 2021'de Dyumin, yeni bir dönem için tekrarTula bölgesinin valisi olarak seçildi. Böylece gözlemciler o dönemde 2024 başkanlık seçimlerinin ana adayının potansiyel halef değil de Putin olacağından emin oldular. Dyumin'in Kremlin'in başkanı olarak göreve başlamasının zamanı henüz gelmemişti ve gözlemcilere göre en makul ve olası tarih 2030’du.

Başkanlık dağının eteklerine geçiş

14 Mayıs'ta Devlet Başkanı Putin, kabinedeki yeni atamalar ile ilgili bir kararname imzaladı ve bu kararnamede dikkat çeken husus, Putin'in Dyumin'i Tula bölgesi valiliğinden azlederek kendisine yardımcı olarak ataması oldu. Dyumin'in askeri-sanayi kompleksi ve Dışişleri Konseyi’nden sorumlu devlet başkanı yardımcısı görevini üstleneceği bildirildi. Buna ek olarak, kendi ülkelerinin bayrağı altında Olimpiyat Oyunlarına ve uluslararası müsabakalara katılmaları yasaklanan Rus sporculara uygulanan yaptırımlar ortasında spor endüstrisindeki ilerlemeden de sorumlu oldu.

Ancak 29 Mayıs'ta Çar, yardımcısı Aleksey Dyumin'i Devlet Konseyi Sekreteri olarak atayarak yeni bir sürpriz yaptı. İmzaladığı bir başkanlık kararnamesi ile Igor Levitin'i Devlet Konseyi Sekreteri görevinden alarak yerine Dyumin'i atadı.

Aleksey Dyumin kimdir?

Aleksey Gennadyevich Dyumin 28 Ağustos 1972'de doğdu. İstihbarat ve devlet başkanlığı güvenlik servisinde çalışan eski bir subaydır. Acil Durumlar Bakanlığı Bakan Yardımcısı ve 2016 yılından bu yana da Moskova'nın 200 kilometre güneydoğusunda bulunan Tula bölgesinin valisi olarak görev yaptı. Putin geçen Mart ayında beşinci dönem başkanlık için seçildikten sonra başkanlık yönetiminde çalışmaya başladı.

xcsdvfg
Aleksey Gennadyevich Dyumin eski bir subay ve Putin'in yardımcısıdır (Wikipedia)

Dyumin, Putin Kremlin tahtına çıkmadan önce 1990'ların sonlarında istihbarat alanında onun emrinde çalıştığı için Putin'e yakındı ve hâlâ da öyle. Basın onu sık sık "Putin'in halefi" olarak tanımladı. Özel askeri şirket Wagner'in kurucusu Yevgeni Prigojin'in 23 ve 24 Haziran 2023'te gerçekleştirdiği silahlı isyanın ardından bu konu yeniden gündeme geldi.

Dyumin’in kariyeri

Aleksey Dyumin,1994 yılında Harp Okulu'ndan mezun olduktan sonra Hava Kuvvetleri'nde görev aldı ve ardından istihbarat servisine geçiş yaptı. Üst düzey devlet yetkililerinin Rusya içindeki ve dışındaki gezileri sırasında iletişimlerinin güvenliğini sağlamakla görevlendirildi. Başbakan Viktor Çernomırdin ile çalıştı ve devlet başkan Boris Yeltsin'e iş gezilerinde birkaç kez eşlik etti, ardından Şahsi Güvenlik Departmanına katıldı.

10 Ağustos 1999'da Dyumin'in hayatı, dönemin yeni Başbakanı Vladimir Putin'in şahsi koruması görevine atanmasının ardından ciddi bir dönüm noktasına girdi. Bununla ilgili olarak Dyumin, ilk kez Putin'in koruması olarak atandığında departmanının üst düzey yetkililerinin Putin'in uzun süre hükümetin başında kalamayacağına inandıklarını söylemişti. Çünkü eski Rusya devlet başkanı Boris Yeltsin gömlek değiştirir gibi kabineyi değiştiriyor, başkanlarını görevden alıyordu ama bu kez işler farklı ilerledi.

Dyumin, birinci (2000 - 2004) ve ikinci (2004 - 2008) devlet başkanlığı döneminde Putin'in şahsi koruması olarak görev yaptı. Aynı şekilde Vladimir Putin'in hükümete başkanlık ettiği yıllarda da (2008-2012) görevine devam etti. Yalnızca  2007 yılında Putin kendisini başbakan Viktor Zubkov'un güvenliğini üstlenmekle görevlendirdiğinde, başkanın şahsi koruması görevinden 9 aylığına uzak kaldı. Dyumin, çevresindeki insanlara nadiren güvenen Rusya Devlet Başkanı'nın şahsi yardımcısı pozisyonuna yükseldi.

Kommersant gazetesine göre Aleksey Dyumin, yıllarca Devlet Başkanlığı Güvenlik Servisi’nde çalıştı ve "zor görevlerde güvenilebilecek" bir kişi olduğunu kanıtladı. Dyumin, 2013 yılında Rusya Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini üstlendi ve Özel Harekat Kuvvetleri Komutanı oldu. 2014 yılında Ukrayna’da gerçekleşen darbenin ardından Kırım Yarımadası'nın ilhakı operasyonuna katıldı ve 2015 yılında Genelkurmay Başkanı (Rus Kara Kuvvetleri Birinci Komutanı Yardımcısı) görevini üstlendi. Birkaç ay sonra da Savunma Bakan Yardımcılığına atandı.

Tula bölgesi valiliği

Şubat 2016'da Rus silah sanayinin başkenti sayılan Tula bölgesinin valisi Vladimir Gruzdev istifa etti. Aynı yılın eylül ayında Dyumin, oyların yüzde 84'ünden fazlasını aldığı seçimleri kazanarak bölgenin valisi olarak atandı. 2021 yılında bölgenin ekonomisinde bir atılım ve tüm sektörlerde büyük ölçekli bir kalkınma gerçekleştirmeye çalışmasından sonra yeniden seçildi.

Aleksey Dyumin Tula bölgesi valiliği görevini üstlendiğinden beri basın pek çok görev üstleneceği yönünde söylentilerle peşini bırakmadı. 2020 yılının başında Dmitry Medvedev hükümeti istifa ettiğinde medyada, onun yeni hükümette görev almasının beklendiği haberleri yer aldı. 2021 yılı sonunda yeniden bölge valisi seçilmesinin ardından medyada Acil Durumlar Bakanlığı görevini devralmasının beklendiği yönünde haberler çıktı ancak kendisi bu iddiayı yalanladı, çünkü zaten kendisine bu görevi üstlenmesi için bir davette bulunulmamıştı. Ocak 2023'te Tula valisi görevine ek olarak Sanayi ve Ticaret Bakanı olarak atanma olasılığı hakkında haberler yayıldı. Başbakan yardımcılığına aday gösterildiği de söylendi ama böyle bir şey de olmadı.

Geçen mayıs ayında Dyumin, Tula bölgesi valiliği görevinden istifa etti ve birkaç gün önce Savunma Bakanı birinci yardımcılığı pozisyonuna getirileceğine dair söylentiler yayılsa da aynı ayın 14'ünde başkanlık yönetiminde devlet başkanı yardımcısı olarak görev yapacağı öğrenildi.

Putin’in halefi

2017 yılında gözlemciler, o dönemde henüz 2018 seçimlerine aday olacağını açıklamamış olduğu için Putin'in olası halefleri listesi hazırlamışlardı. Aleksey Dyumin, dönemin başbakanı ve şu anki Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev ile Moskova Belediye Başkanı Sergey Sobyanin'in ardından üçüncü sırada yer alıyordu.

2020 yılında Liberal Demokrat Parti'nin ölmüş lideri Vladimir Jirinovski, Dyumin'in Rusya'nın mevcut başkanının yerini alacak politikacı olabileceğini öngörmüştü. Putin’in kendisi, halefinin, Dyumin'in de onur derecesiyle mezun olduğu ve “G8 Ülkeleri Arasındaki İşbirliği Çerçevesinde Küresel Organizasyonun Siyasi Yönleri” başlıklı teziyle siyaset bilimi alanında doktorasını yaptığı Rus Akademisi mezunlarından biri olmasını düşündüğünü defalarca ima etti.

Muhtemelen Putin, Dyumin döneminde Devlet Konseyi’nin rolünü ve etkisini güçlendirecek ve Dyumin, Putin'in himayesinde ve rehberliğinde Devlet Konseyi’ne yeni bir soluk getirecek. Böylece bu danışma organı, tüm Rus devlet dairelerinin çalışmaları için merkezi bir koordinatör organ haline gelebilir.

Bölge liderleri, valileri ve yöneticilerini birleştiren bir kurum olarak Devlet Konseyi güçlendiriliyor. Bundan sonraki yeni işlevini henüz bilmesek de Kremlin koridorlarında zaten olgunlaşmış kararları tartışmanın yanı sıra, içerik olarak olmasa da şekil olarak bazı bağımsız kararlar alabilecek hale gelebileceğini tahmin edebiliriz. Şu anda Devlet Konsey’i diğer hükümet organlarına karşı bir denge unsuru olarak görülebilir. Şarku'l Avsat'ın  Independent Arabia'dan  aktardığı analize göre Dyumin'in Devlet Konseyi Sekreteri olarak atanması ve Moskova'ya transfer edilmesi, başkanlık için eğitimine başlandığı anlamına gelip gelmediği konusundaki tartışmaya son noktayı koymalı.

Rus seçkinleri, Dyumin'in Devlet Konseyi Sekreteri olarak atanması nedeni ile coşkulu, zira bu atama onun Putin tarafından seçilen Rusya'nın gelecekteki başkanı olma ihtimalini artırıyor. Uzun süredir devam eden bu tür söylentiler şimdi gerçeğe daha yakın.

İstihbarat görevlisi ve şahsi koruma olarak Putin'in güvenliği için çalışan Dyumin, Tula bölgesinde iyi bir yönetici olduğunu gösterdi. Şimdi de Devlet Konseyi Sekreteri olarak Rusya'nın ana seçkinlerini federal düzeyde denetleyecek. Aleksey Dyumin'in atanmasını, iktidar devir teslimi ve devletin yönetilmesi için yeni bir yapının inşasını amaçlayan geçiş döneminin ana dönüştürücüsü rolüne benzetebiliriz. Bu geçiş döneminden sonra, Putin gelecekte Devlet Konseyi'nin başkanı olup, Rusya Federal Cumhuriyeti'nin siyasi danışmanı olarak görev yaparken, Aleksey Dyumin ise öyle ya da böyle Rusya'nın başkanı olacak.

xscdfvgr
Dyumin elbette Başkan’a çok yakın (Wikipedia)

Başkan Putin'in karşı karşıya olduğu ve yurt içinde ve dışında her geçen gün artan tehlikelerin ortasında Dyumin, 2030'da başkanlığı bırakmasından sonraki dönemde Putin'in etrafında bir güvenlik kalkanı oluşturmak konusunda ideal bir isim. Şüphesiz başkanlık ve yürütme rolünü üstlenecek. Ülke içinde tüm dikey kesimin “yeni Putin”e boyun eğmesini garanti altına alacak, diğer bir deyişle güçlü ve güçlendirilmiş bir Devlet Konseyi için yapısal çerçeveyi sağlayacak.

Yeni Rusya'nın ilk devlet başkanı Boris Yeltsin'in 1999 sonlarında Putin'in velinimeti olabildiğine ve kendisine destek oranı yüzde 6’yı geçmese bile Putin’in Kremlin kulelerine geçiş yapmasına izni verdiğine işaret ediliyor.

Dyumin’in pazarlanması

Dyumin elbette Devlet Başkanı’na çok yakın ve bu da Devlet Konseyi adı verilen koordinatör organının sadece bir danışma organı olmaktan çıkıp, valilerin, bölge yöneticilerinin ve ülkedeki fiili otoritenin kaderini etkileyebileceği anlamına geliyor.

Aslında Dyumin, kendisine Rusya'nın bir sonraki devlet başkanı olmaya hak kazandıran çok sayıda uzmanlığa ve deneyime sahip. Aralarında ikinci ve dördüncü dereceden "Anavatana Liyakat Nişanı", Cesaret Madalyası ve Rusya Kahramanı unvanı da bulunan düzinelerce üst düzey nişan aldı. Devlet Konseyi başkanlığını üstlenmesinin ardından Konsey, Rusya Federasyonu'nda Güvenlik Konseyi ile birlikte hükümet kararlarının gelişiminin tartışıldığı en önemli anayasal organ haline geldi.

Putin, kendisini Kremlin tahtına getiren Yeltsini'nin halef seçme senaryosunu takip etmeyip, kendi halef belirleme senaryosunu icat edecektir. 2030 yılında görev süresi dolmadan istifa etmeyecek, aksine yenilenen mevcut başkanlık döneminin son gününe kadar görevde kalacaktır. Bundan sonra artık yaşlandığını ve seksenli yaşların eşiğinde olduğunu açıklayacak ve bu nedenle 2030 yılında yapılması planlanan başkanlık seçimleri için Dyumin'i adayı olarak gösterdiğini söyleyecektir. Dyumin ve başkanlığını üstleneceği Devlet Konseyi’nin önemini pazarlamak ve propagandasını yapmak için önümüzdeki 6 yıl boyunca bolca vakti olacak.

Anayasal olarak Rusya'da yönetim miras bırakma sistemine dayanmıyor, ancak bu ülkedeki siyasi bilinç, bilinçaltında hâlâ geçmişte çarların yönetimi kendilerinden sonra çocuklarına ve torunlarına miras bırakmaları uygulamasının etkisi altında. Putin de, bir sonraki duyuruya kadar anayasal sıfatı resmi olarak kısaca Rusya Federasyonu Başkanı olsa da çarların sonuncusudur.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.


İran’da reformist aktivistlere yönelik gözaltıların kapsamı genişliyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirirken; yanında Âzer Mansuri yer alıyor, Şekuri Rad görülüyor; arkada İran bayrağı bulunuyor. Kasım 2024 (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirirken; yanında Âzer Mansuri yer alıyor, Şekuri Rad görülüyor; arkada İran bayrağı bulunuyor. Kasım 2024 (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran’da reformist aktivistlere yönelik gözaltıların kapsamı genişliyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirirken; yanında Âzer Mansuri yer alıyor, Şekuri Rad görülüyor; arkada İran bayrağı bulunuyor. Kasım 2024 (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirirken; yanında Âzer Mansuri yer alıyor, Şekuri Rad görülüyor; arkada İran bayrağı bulunuyor. Kasım 2024 (İran Cumhurbaşkanlığı)

İranlı yetkililer, son günlerde reformist akıma mensup siyasetçi ve aktivistlere yönelik gözaltı dalgasını genişletti. Resmî ve reformist medyada yer alan haberlere göre, Ocak ayındaki protestolara ilişkin tutumları gerekçe gösterilerek aralarında parti yöneticileri ve eski milletvekillerinin de bulunduğu çok sayıda isim gözaltına alındı.

Bu adımlar, Tahran’ın içeride güvenlik önlemlerini sıkılaştırdığı bir döneme denk geliyor. Aynı zamanda İran, ABD ile yürütülmesi muhtemel müzakerelerde uranyum zenginleştirmeden vazgeçmeyeceğini ve füze programının hiçbir müzakere sürecine dâhil edilmeyeceğini vurgulayarak Washington’a güvenmediğini yineledi.

Yerel ve reformist basın, son gösteriler sırasında protestoculara destek verdiği belirtilen dört önde gelen reformist ismin güvenlik ve yargı organları tarafından gözaltına alındığını bildirdi. Çeşitli kaynaklara göre operasyonlar pazar günü başladı. Gözaltına alınanlar arasında Reform Cephesi Başkanı ve reformist İran Ulus Birliği Partisi Genel Sekreteri Âzer Mansuri, eski milletvekili İbrahim Asgarzade ile Hatemi döneminde dışişleri bakan yardımcılığı yapan Muhsin Eminzade yer aldı.

dc
İranlılar, 9 Ocak 2026’da Tahran’da hükümet karşıtı gösteri düzenledi (AP)

Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı, “güvenlik ve yargı kurumlarının” söz konusu isimleri gözaltına aldığını, yöneltilen suçlamalar arasında “ulusal bütünlüğü hedef almak, anayasa karşıtı tutum almak, düşman propagandasıyla uyum içinde hareket etmek, teslimiyetçi bir çizgiyi teşvik etmek ve gizli yıkıcı mekanizmalar oluşturmak” bulunduğunu aktardı.

Yargı erkinin yayın organı Mizan Ajansı da isim vermeden “bazı siyasi şahsiyetlerin” gözaltına alındığını ve bu adımların “Siyonist yapı ve ABD’yi destekleyen bazı önemli siyasi unsurların faaliyetlerine ilişkin soruşturmaların tamamlanmasının ardından” atıldığını duyurdu.

Devrim Muhafızları’na bağlı Tesnim Ajansı ise Tahran Savcılığı’nın, Ocak olaylarıyla bağlantılı olarak Siyonist rejim ve ABD’ye destek suçlamasıyla bazı önde gelen siyasi isimler hakkında dava açtığını bildirdi; ancak isim ve parti bilgisi paylaşmadı. Ajans, terör eylemleri olarak nitelediği olayların İsrail ve küresel istikbarla operasyonel bağlar taşıdığını, perde arkasında ve sanal ortamda faaliyet gösteren örgütsel ve medya ağlarıyla güvenliğin hedef alındığını öne sürdü.

Gözaltı çemberi genişliyor

Pazartesi sabahı gözaltılar sürdü. Reform Cephesi Sözcüsü Cevad İmam’ın, pazar günü şafak vakti Devrim Muhafızları İstihbaratı tarafından evine düzenlenen baskınla gözaltına alındığı bildirildi. Reformist Şark gazetesi ve Fars Ajansı bu bilgiyi doğruladı.

dfrgt
Cevad İmam, Kasım 2024’te Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yapılan görüşmede soldan ikinci sırada (İran Cumhurbaşkanlığı)

Ayrıca reformist lider Mehdi Kerrubi’nin oğlu Hüseyin Kerrubi’nin, Kültür ve Medya Savcılığı’na çağrıldıktan sonra gözaltına alındığı aktarıldı. Fars, “darbe yanlısı ve kargaşayı körükleyen halka” karşı yürütülen operasyonlar kapsamında İran Ulus Birliği Partisi Merkez Komitesi üyesi Ali Şekuri Rad’ın da yargı kararıyla tutuklandığını duyurdu.

Bunun yanı sıra Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleri Muhsin Armin, Bedr es-Sadat Mufidi ve Ferac Kemicani hakkında da adli tebligatla ifadeye çağrılma kararı alındı. Bir gün önce ise Mir Hüseyin Musevi’nin danışmanı ve 2009 seçim kampanyasının başkanı Kurban Behzadiyan Nejad’ın gözaltına alındığı açıklanmıştı.

İran’da 28 Aralık’ta yaşam koşulları ve artan hayat pahalılığına karşı başlayan protestolar kısa sürede siyasi talepler içeren geniş çaplı bir harekete dönüşmüş, bazı sloganlar rejimin devrilmesi çağrılarına kadar varmıştı. Yetkililere göre barışçıl gösteriler zamanla “isyan ve vandalizme” dönüştü; olaylardan ABD ve İsrail sorumlu tutuldu.

Takip eden sert güvenlik müdahaleleriyle protestolar sona erdirildi. Resmî söylemde bu süreç, 1979’dan bu yana İslam Cumhuriyeti’nin karşılaştığı “en büyük siyasi meydan okuma” olarak tanımlandı. ABD merkezli insan hakları örgütü HRANA’ya göre olaylarda çoğu protestocu olmak üzere 6 bin 971 kişi hayatını kaybetti, 51 binden fazla kişi gözaltına alındı.

Yargıdan sert uyarılar

Gözaltıların genişlemesinden kısa süre önce Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, protestolar sırasında reform çağrısı yapan ve ulusal bir gerçekleri araştırma komisyonu kurulmasını isteyen iç aktörleri sert sözlerle eleştirdi. Ejei, “İslam Cumhuriyeti aleyhine içeriden bildiriler yayımlayanlar Siyonist rejim ve ABD’nin yankısıdır” diyerek, “Velâyet-i Fakih’in yanında durmayanların sonunun, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınanlarla aynı olacağını” söyledi.

Reformistlardan tepki

İran Ulus Birliği Partisi, Âzer Mansuri ve diğer reformist isimlerin tutuklanmasını “stratejik bir hata” olarak niteledi ve bunun krizleri derinleştireceğini savundu. Parti, tüm siyasi tutukluların koşulsuz serbest bırakılmasını istedi ve barışçıl siyasi güçlere karşı “güvenlikçi yaklaşımı” eleştirdi.

Reform Cephesi de yayımladığı bildiride, İran toplumunun geniş kesimlerinin kendilerini temsil etmesi gereken kurumlara olan güvenini kaybettiğini belirterek bağımsız bir soruşturma komisyonu kurulmasını ve şeffaf bir rapor hazırlanmasını talep etti.

Güvenlik güçlerine yönelik suçlamalar

Gözaltılar, eski Reform Cephesi Başkanı ve eski milletvekili Ali Şekuri Rad’ın güvenlik güçlerini protestolar sırasında “kendi unsurları içinden öldürmeler tertiplemek” ve “camileri ateşe vermekle” suçlayan açıklamalarıyla eş zamanlı olarak gündeme geldi. Bu sözler, muhafazakâr milletvekilleri arasında sert tepkiye yol açtı. Bazı isimler, Şekuri Rad’ın delil sunmaması hâlinde yargılanması gerektiğini savundu.

c78k
Mansuri, geçen temmuz ayında düzenlenen bir toplantıda İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı Muhsin Mirzayi’nin yanında otururken (İran Cumhurbaşkanlığı)

Şekuri Rad, geçen hafta yayımlanan bir ses kaydında 8–9 Ocak olaylarına ilişkin ayrıntılı bir anlatım yaparak, resmî anlatıyı reddetti; protestocuların “eşkıya” olarak tanımlanmasını eleştirdi ve “orta yolcu gücün” kriz dönemlerinde temel bir toplumsal sermaye olduğunu vurguladı.

‘İran’ı Kurtarma Cephesi’ tartışması

Mir Hüseyin Musevi’ye yakın Kelime sitesi, son gözaltıların Musevi’nin önerdiği “İran’ı Kurtarma Cephesi” fikrini destekleyen isimleri hedef aldığını yazdı. Musevi’nin danışmanı Emir Ercumend, rejimin muhalefetin ağırlığının ülke içine kaymasını ve ulusal bir muhalefetin şekillenmesini “varoluşsal bir tehdit” olarak gördüğünü söyledi.

Reformist analist Ahmed Zeydabadi ise bu dönemde reform cephesine yönelik tutuklama ve çağrıların “derin bir üzüntü verici” olduğunu belirterek, kısa vadede psikolojik gerilimi artıracağını, uzun vadede ise siyasi kamplaşmayı derinleştireceğini ifade etti. Buna rağmen İran’ın krizleri çöküşe sürüklenmeden aşabileceğine dair “küçük de olsa bir umut” bulunduğunu dile getirdi.