Ukrayna'da yeni askeri strateji: Savaşı bitirmek için bir yol haritası var mı?

Ukrayna-Rusya savaşında önemli bir gelişme

Bahmut yakınlarındaki Rus mevzilerine doğru Grad füze sisteminden bir füze ateşleyen Ukraynalı asker (AFP)
Bahmut yakınlarındaki Rus mevzilerine doğru Grad füze sisteminden bir füze ateşleyen Ukraynalı asker (AFP)
TT

Ukrayna'da yeni askeri strateji: Savaşı bitirmek için bir yol haritası var mı?

Bahmut yakınlarındaki Rus mevzilerine doğru Grad füze sisteminden bir füze ateşleyen Ukraynalı asker (AFP)
Bahmut yakınlarındaki Rus mevzilerine doğru Grad füze sisteminden bir füze ateşleyen Ukraynalı asker (AFP)

Ömer Önhon

Rusya-Ukrayna savaşında denge bir nebze Rusya'nın lehine olmak üzere değişmiş gibi görünüyor. Rus ordusu, özellikle Ukrayna'nın doğusundaki kritik öneme sahip temas noktalarında Ukrayna güçlerini geri çekilmeye zorlarken Avdiyivka ile Bahmut'un kontrolünü ele geçirdi.

Rusya 2022 yılının şubat ayında Kiev'de kendisine dost bir hükümet kurmak ve Ukrayna'nın NATO'ya üye olma ihtimalini ortadan kaldıracak idari ve bölgesel düzenlemeler yapmak için Ukrayna'yı işgale başladığında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in hızla zafere ulaşmayı planlamış olduğuna şüphe yok.

Gözlemcilerin çoğu, Putin'i 2022 yılında Ukrayna'ya karşı harekete geçmeye cesaretlendirenin, Rusya'nın 2014 yılında Kırım'ı ilhak etmesinin ardından Batı'dan gelen ılımlı tepki olduğunu düşünüyor.

Bu kez, Ukrayna'nın destekçileri egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmaya kararlı olsa da uzun süren çatışma, Batılı müttefikler arasında askeri yardım ve genel siyasi strateji konusunda giderek çoğalan anlaşmazlıklar olduğunu ortaya koyuyor.

NATO müttefikleri Ukrayna’nın üyeliği konusunda anlaşmış olsalar da üyeliği henüz tamamlanmadı. Çünkü Ukrayna’nın mevcut koşullar altında NATO’ya üye olması NATO ülkelerini savaşa girmeye zorlayan 5’inci maddenin uygulanmasını gerektirecek.

Ukrayna'nın ABD’li ve Avrupalı dostları, geçtiğimiz iki yıl boyunca Rus güçlerine karşı sadece Ukrayna'nın işgal altındaki topraklarında kullanılması şartıyla savunma silahı yardımında bulundular.

Savunma silahı için dış yardıma muhtaç olan Ukrayna’nın silah ihtiyaçlarının neredeyse tamamını NATO üyeleri karşılıyor. NATO'nun açıklamasına göre NATO, ‘yardım taleplerini koordine ederek ve insani ve ölümcül olmayan yardımların ulaştırılmasında müttefiklerini destekleyerek’ Ukrayna'nın kendini savunmasına yardımcı oluyor. NATO üyeleri bireysel olarak Ukrayna'ya silah ve mühimmat gönderirken Ukrayna ordusunu da bu silahların kullanımı konusunda eğitiyor.

Ancak Ukrayna'nın ABD’li ve Avrupalı dostları, Rus güçlerine karşı sadece Ukrayna'nın işgal altındaki topraklarında kullanılması, Rusya'ya kendi topraklarında saldırılmaması şartıyla savunma silahı yardımında bulunuyorlar.

Bu kısıtlayıcı politika Ukrayna'nın savaş çabalarını engelliyor. Çünkü Rus ordusu, Ukrayna topraklarını, özellikle de Harkiv’in çevresini Rusya topraklarından bombalıyor. Rusya ordusunun cephaneliği ve ikmal hatlarının tamamı kendi topraklarında bulunuyor. Rus askerleri çatışmaların ardından yakınlardaki Rus topraklarına geri dönüp yeniden toplanıyor ve toparlanmış olarak savaşa dönüyorlar.

Değişen askeri strateji

Ukrayna, bu gerçeklere dayanarak makul bir argüman ortaya koyabildi ve savaş sahasındaki son gerilemeler de müttefiklerini izledikleri politikayı yeniden gözden geçirmeye itti. Giderek sayıları artan Batılı ülkeler artık politikalarını, bu silahların nerede ve nasıl kullanılacağının askeri ihtiyaçlar temelinde Ukraynalı komutanların takdirine bağlı olacak şekilde düzenliyor.

Bu ülkeler arasında Kanada, Fransa, Almanya, Polonya, Fransa, Fransa, Almanya, Polonya ve Birleşik Krallık yer alırken ABD de onlara katıldı.

ABD Başkanı Joe Biden, Ukrayna'nın Rusya topraklarına yönelik saldırılarda ABD yapımı silahları kullanmasına onay verdi, ancak bu onay tüm silahları kapsamıyor. ABD taktik füzelerin ya da uzun menzilli saldırıların kullanımını kısıtlamaya devam ediyor.

Rusya bu politika değişikliğine karşılık vereceğini açıklasa da nasıl karşılık vereceğine dair herhangi bir detaya değinmedi. En kötü senaryolardan biri Rusya'nın taktik nükleer silahlara başvurması. Ancak böylesi aşırı bir eylem Rusya'nın zaferini garanti etmeyecek, aksine, dünya genelinde kınamalara yol açacak ve muhtemelen Rusya müttefiki Çin'i kaybedecek.

zxsdcfvrgb
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Herson şehrinde yetkililerle koordinasyon toplantısında (Reuters)

Gerçekçi olsun ya da olmasın taktik nükleer silahlar bir seçenek olmaya devam ederken Putin’in Rusya için ciddi bir sıkıntı olması halinde nasıl tepki vereceğinin bilinmesi imkansız.

Ukraynalı yetkililer sık sık Ukrayna’nın düşmesi halinde Kafkasya ve Orta Asya'nın da bundan zarar göreceğini, tüm Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ile Baltık ülkeleri NATO üyesi olsalar bile sürekli tehdit altında olacaklarını vurguluyorlar.

Ukrayna, neredeyse iki buçuk yıldır Rus güçlerine karşı direnerek büyük bir cesaret ve vatanseverlik örneği gösterdi. On binlerce Rus askeri ortadan kayboldu. Ancak bu yıpratma savaşında denge, insan gücü ve üretim kapasiteleri açısından matematiksel olarak Rusya'nın lehine seyrediyor.

Ukrayna kısa bir süre önce, 15-16 Haziran tarihlerinde İsviçre'de düzenlenecek olan Dünya Barış Zirvesi'nin temasını oluşturacak olan ‘Barış Formülü’ başlıklı diplomatik bir girişim başlattı.

Hem Ukrayna hem de Rusya üst düzey savunma ve güvenlik bürokratlarını izole etmiş durumda. Bu durum her iki tarafın da işlerin gidişatından duyduğu memnuniyetsizliğe bağlanabilir.

Rusya, son iki aydır Ukrayna’nın altyapısına ve konutlar ve pazarlar da dâhil olmak üzere sivil alanlara yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. Rusya, bununla Ukrayna halkının moralini bozmayı ve mümkün olduğunca çok ekonomik altyapıyı yok etmeyi amaçlıyor.

Rusya yaklaşık 38 milyon nüfuslu bir ülkeyi ne yutabilir ne de yeryüzünden silebilir. Ancak yüzölçümünü küçülterek ve belirli bölgelerini kontrolü altına alarak kendisiyle yan yana yaşayabilecek ‘güvenilir bir devlet’ haline getirmeye çalışabilir. Rusya, Ukrayna'nın kuzeydoğusundaki Harkiv'den Kırım Yarımadası’na kadar uzanan ve merkezinde Donbass bölgesinin yer aldığı hilal şeklindeki bir alanı kontrol etmek istiyor.

Diplomatik alana gelince, Rusya bu koşullar altında diplomatik cepheyi iyi yönetti. Çin ile olan önemli ilişkilerini sürdürdü. Savaşın mağdur tarafı olan Ukrayna uluslararası toplumdan geniş çaplı bir destek aldı, ancak bu destek Rusya'ya geri adım atmasını sağlayacak baskıyı yaratmaya yetmedi.

Barış Formülü girişimi

Ukrayna geçtiğimiz günlerde, 15-16 Haziran tarihlerinde İsviçre'de devlet ve hükümet başkanları düzeyinde düzenlenecek Dünya Barış Zirvesi'nin temasını oluşturacak ‘Barış Formülü’ başlıklı diplomatik bir girişim başlattı. Nükleer güvenlik, gıda güvenliği ve insani meselelerin başlıca gündem maddeleri olacağı zirveye 80 ile 100 arasında ülkenin katılması bekleniyor.

Ukraynalı üst düzey bir yetkili, Dünya Barış Zirvesi'nin barış sürecini başlatacak bir toplantı olarak görülebileceğini, ancak çatışmanın tarafları arasındaki müzakerelerden farklı olarak, gelecekteki olası bir çözümün temel ilkelerini ve unsurlarını uluslararası toplumun belirleyeceğini söyledi. Bir sonraki toplantıya Rusya da davet edilecek.

Öte yandan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy Çin'i Rusya adına zirveye karşı lobi yapmakla eleştirdi. Çin'in politikası ve Rusya ile ilişkileri Ukrayna ve müttefikleri tarafından hoş karşılanmıyor. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, NATO üyesi ülkelerin dışişleri bakanlarının Prag'daki gayrı resmi toplantısının ardından yaptığı açıklamada, ‘Çin’in Rusya’nın savaş ekonomisini desteklediğini ve Rusya'nın Çin'in desteği olmadan Ukrayna'ya karşı savaşını yürütemeyeceğini’ belirtti.

Rusya’nın Ukrayna’ya başlattığı savaşın ilk aşamalarında, Ukrayna Rusların hızla yenilgiye uğratılacağını propagandası yaptı. Ancak şimdi durumun böyle olmadığı görülüyor.

İki ülkenin siyaset sahnelerine gelince Rusya’da Putin altı yıllığına bir kez daha devlet başkanı olarak seçilirken, Ukrayna'da seçimler Rus işgali ve sıkıyönetim nedeniyle savaşın bitimine kadar ertelendi. Ancak her iki ülkede de savaş sırasında iktidarda olan üst düzey siyasetçiler, Putin'in tartışmasız otoriter rejimi altında olanlar bile hem yaptıklarından hem de yapmadıklarından sorumlu tutulacaklar.

Tarafların -bu fikirleri akıllarında tutarak ve savaşı kazanmak için planlar yaparak- bu oyuna bir son vermek için çalışmaları ve ‘zaferlerini’ kendi halklarına ve daha geniş çapta bir kamuoyuna açıklamaya hazırlanmaları gerekiyor.

* Bu yazı Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.