İsrail’in savunma sistemleri Hizbullah’ın İHA’larıyla baş edemiyor mu?

Tel Aviv, kuzey cephesindeki eşi ve benzeri görülmemiş gerilim ve Hizbullah'ın İHA’ları karşısında tedirgin. İsrail ile Sırbistan arasındaki silah anlaşmaları arttı.

Güney Lübnan'dan fırlatılan roketlerin Yukarı Celile'deki Safed kenti eteklerine düşmesinin ardından çıkan yangını söndürmeye çalışan bir yangın söndürme uçağı (AFP)
Güney Lübnan'dan fırlatılan roketlerin Yukarı Celile'deki Safed kenti eteklerine düşmesinin ardından çıkan yangını söndürmeye çalışan bir yangın söndürme uçağı (AFP)
TT

İsrail’in savunma sistemleri Hizbullah’ın İHA’larıyla baş edemiyor mu?

Güney Lübnan'dan fırlatılan roketlerin Yukarı Celile'deki Safed kenti eteklerine düşmesinin ardından çıkan yangını söndürmeye çalışan bir yangın söndürme uçağı (AFP)
Güney Lübnan'dan fırlatılan roketlerin Yukarı Celile'deki Safed kenti eteklerine düşmesinin ardından çıkan yangını söndürmeye çalışan bir yangın söndürme uçağı (AFP)

Emel Şehade

İsrail, dün kuruluşundan bu yana yaşadığı en uzun savaşın 250’nci gününü geride bırakırken, Lübnan topraklarından fırlatılan 200'den fazla roket ve insansız hava aracı (İHA) ile hedef alındı. İsrail’in kuzeyinde, Lübnan sınırı yakınlarındaki Hayfa şehrine kadar sirenler susmadı.

Bu eşi ve benzeri görülmemiş miktardaki roket ve İHA ile gerçekleştirilen saldırı, Safed, Akka, Nahariya, Tiberya ve Golan Tepeleri’ne kadar geniş bir alanı kapladı. Söz konusu bölgelerin sakinleri olağanüstü hâl kapsamında güvenli yerlere sığınmak zorunda kaldı.

Böylece savaşın 250’nci günü Hizbullah'ın İsrail'in Meron ve Amiad askeri üslerine onlarca roket ve İHA ile saldırmasının ardından, kuzey cephesinin durumunda bir dönüm noktası oldu.

İsrail'in Lübnan'a saldırması ve aralarında Talib Abdullah’ın da bulunduğu dört Hizbullah liderinin öldürülmesine misilleme olarak gerçekleştirilen saldırı, geçtiğimiz yıl ekim ayında kuzey cephesinin her iki tarafında çatışmaların başlamasından bu yana gerçekleşen en şiddetli saldırıydı.

Güvenlik kaosu

İHA’ların yaygınlaşması ve bunların tespit edilip karşı konulamaması, hava savunması da dahil olmak üzere tüm İsrail güvenlik kurumları arasında kaos yarattı. Askeri yetkililer, Tel Aviv'in, Hizbullah'ın cephaneliğine karşı savunmasız olduğunu ve bunlara karşı koyabilecek savunma sistemlerine sahip olmadığını itiraf etti. Uçaksavar füzeleri de dahil olmak üzere gelişmiş füzeler de İsrail için en az İHA’lar kadar büyük bir sorun teşkil ediyor.

İsrailli yedek Tuğgeneral Zvika Haimovich, ‘İHA’lar savaşı’ olarak adlandırdığı bu duruma karşı bir çözüm bulmak için acil ve hızlı adımlar atılması gerektiğini belirterek, “Açıkça söylemek gerekirse, Hizbullah İHA’lar dünyasında çok büyük bir güç. Bunu günlük olarak görüyoruz. Bu saldırılar Hizbullah'ın sahip olduğu İHA’ların miktarını, büyüklüğünü ve kapasitesini yansıtıyor. Gerçek şu ki, böyle bir İHA’lar savaşı ile yüzleşmeye hazır değildik. Hizbullah, bizi bu hazırlıksız halimizde İHA’larla bizi şaşırttı” ifadelerini kullandı.

cfv
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibqin bölgesine düzenlediği hava saldırısı sonrası yükselen dumanlar (AFP)

Hizbullah'ın çeşitli hedefleri olan büyük bir İHA cephaneliğine sahip olduğunu vurgulayan Haimovich, “Tespit edilememeleri nedeniyle şu an için en büyük sorun onlar (İHA’lar). Mevcut durumun devam etmesi Hizbullah'a karşı herhangi bir caydırıcılık yaratmamıza yardımcı olmayacak” diye konuştu.

Öte yandan İsrail, Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaş ve savaş suçu işlediği suçlamaları nedeniyle bazı ülkelerin silah tedarikini durdurmasının ardından orduya askeri teçhizat ve silah sağlamak için gelişmiş savunma sistemleri edinmenin yollarını arıyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre İsrailli silah şirketleri, Hizbullah'ın İHA’larına karşı koyabilmek için mevcut sistemleri geliştirmeye çalışıyor.

Sihirli bir çözümü yok

İsrail ordusu, kuzey sınırının her iki tarafında da tırmanan gerilimin ardından yayınladığı bir raporda, Hizbullah tarafından kullanılan İHA’lara karşı bir çözümü olmadığını ve mevcut füze sistemlerinin roketleri ve füzeleri engellediği gibi İHA’ları da engelleyemeyeceği belirtildi. Raporda ayrıca, İHA’ların hedeflerine ulaşmalarından önce imha edilmesi için savunma sistemlerini harekete geçirmek amacıyla yapılan dört girişimin de başarısız olduğu itiraf edildi.

Ordu raporunda, İHA’ların küçük boyutu, hedefe ulaşmadan önceki uçuş süresi ve hedeflenen yerlerin arazisi gibi çeşitli faktörlerin İHA’ya karşı koymayı imkânsız hale getirdiği belirtiliyor.

İsrail Ordu Radyosu’nun bildirdiğine göre 120 kilometreden fazla bir alana yayılan kuzey sınır bölgesinin arazi yapısının da bunda etkisi var. Burası hava savunma sistemleri için son derece zor olan karmaşık bir topoğrafyaya sahip. Radyo, Hizbullah’ın İHA’ları araziyi, vadileri ve tepeleri iyi kullanarak tespit edilmesi daha zor güzergahlar üzerinden uçurduğuna dikkati çekti.

Önceki saldırılardan ders çıkarıp buna göre hareket etme çabası

İHA’lar savaşının kapsamı daha da genişlemeden önce acil çözümler bulunana kadar ordu, çeşitli ülkelerdeki İHA saldırılarından çıkarılan derslerden faydalanmaya çalışıyor.

Çözümlerden biri, düşman uçakları durdurmak için kullanılan M61 Vulcan uçak topları. İsrail ordusu, tehditle başa çıkmanın ilave bir yolu olarak kuzey sınırındaki çeşitli yerlere Vulcan bataryaları yerleştirmeye başladı.

İsrail ordusunun silah sıkıntısı, yedek askerlerin ailelerinin savaşa son verilmesi çağrısında bulunduğu ve karar alıcılar üzerinde baskı aracı olarak çocuklarının Gazze'yi terk etmelerini ve savaşmaya devam etmemelerini istediği bir dönemde, Gazze ve Lübnan cephelerinde savaşmaya devam etme kararı konusunda da büyük bir ikilem oluşturuyor. Bu husus, silah sıkıntısı ve ordunun Gazze ve Lübnan'da savaşmaya devam etmek için en az 15 muharip birliğe ihtiyaç duyması çerçevesinde savaşın mevcut durumunun da bir yansıması oldu.

Sırbistan'ın silah desteği

İsrail gazetesi Haaretz’in Balkan Araştırmacı Gazetecilik Ağı (BIRN) ile birlikte yürüttüğü özel bir araştırma, Sırbistan'dan İsrail'e yapılan silah ihracatının Gazze'deki savaşın patlak vermesinden bu yana büyük oranda arttığını ortaya koydu.

Araştırma, şubat ayında İsrail'in Sırbistan'dan yarım milyon euro (yaklaşık 540 bin 725 dolar) değerinde silah aldığını gösteren, Sırbistan'ın vergi ve ihracat kayıtlarına dayanıyordu. Bir ay sonra 14 milyon euro (yaklaşık 15 bin 140 dolar) değerinde bir anlaşma yapıldı ve 26 Mayıs'ta silahlar İsrail’e ait üç uçakla taşındı.

zxcdvfb
Güney Lübnan'dan atılan roketlerin Golan Tepeleri'nin Banyas bölgesine isabet etmesinin ardından bir tarlada alevler yükselirken, yangını izleyen bölge sakinlerinden Dürzi erkekler, 9 Haziran 2024 (AFP)

Araştırmaya göre Sırbistan'dan yapılan satışlar, dünya genelinde yapılan pek çok çağrıya rağmen arttı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (BMİHYK) başta olmak üzere uluslararası kurumlar ‘uluslararası hukukun ihlal edilmeye devam edilmesine’ yardımcı olan İsrail'e silah ihracatının durdurulması çağrısında bulundular.

Araştırmada Sırp dış politika analisti Bosko Jaksic’in, İsrail’e silah tedarikini Sırbistan için silah ticaretinin ötesinde jeopolitik kazanımları olduğunu söylediği aktarıldı. İsrail’in verileri, son savaşın patlak vermesinden bu yana Hamas ve Hizbullah'a karşı yüz binlerce füze, roket, bomba ve anti-füzenin eşi ve benzeri görülmemiş yoğunlukta kullanılmasından dolayı bu kullanımı telafi etmek için çoğu ABD'nin dünya genelindeki stratejik silah depolarının olduğu konumlardan olmak üzere, çeşitli bölgelerden havalanan 200'den fazla uçağın İsrail Hava Kuvvetleri'nin Nevatim Hava Üssü’ne indiğini gösteriyor.

Mücadeleyi genişletme kararı

Güvenlik yetkililerine göre İsrail ordusunun savaş ekipmanı eksikliği ve giderek artan ağır kayıpları, Tel Aviv'in kuzey cephesindeki savaşı Lübnan'a doğru genişletme kararını belirleyecek.

İsrail’de yayınlanan bir raporda, Lübnan’a karşı bir savaşın, ekonomik faaliyetlerde beklenen önemli düşüş nedeniyle, devlet hazinesine girmeyecek miktarların yanında doğrudan askeri harcamalar ve Hayfa şehrine kadar tüm kuzey nüfusunun tahliyesi de dahil olmak üzere İsrail'e ağır ekonomik kayıplara mal olacağı belirtildi.

İsrail merkezli ekonomi gazetesi TheMarker'a göre kuzey cephesindeki mevcut çatışmaların devam etmesi, özellikle de savaşın sonu görünmediğinden mali açığı daha da artıracak.

Bölgesel bir savaşa dönüşmesi beklenen savaşın Lübnan'a doğru genişleme riski konusunda emniyet yetkililerinin ve askeri yetkililerin uyarılarını aktaran gazete, “Cephanelikler boşalıyor ve kredi notu düşüyor. Ekonomi durgunlaşıyor ve uluslararası arenada zorluklarla karşılaşıyor. Bir sonraki savaşta, savaşın bedeli her İsraillinin yaşam standardına ciddi zarar vereceğinden, hükümetin bu savaşı finanse etmesi daha da zorlaşacak. Bu durum ekonomiyi uzun yıllar sürecek bir durgunluğa ya da yavaş bir toparlanmaya ve İsrail ile Batı ülkelerinin ekonomileri arasındaki uçurumun açılmasına neden olacak” ifadelerine yer verdi.

Reichman Üniversitesi Aaron Enstitüsü'nün tahminlerine göre bu yıl ekonomik büyüme, eksi yüzde iki olarak gerçekleşecek. Bu ise on milyarlarca şekel vergi geliri kaybı anlamına geliyor.



Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.


Irak Kürdistanı, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
TT

Irak Kürdistanı, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)

Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) arasındaki “Kardeşler Savaşı” sırasında bölünmelerinin üzerinden 30 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra, Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesi yönetimi dün, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı. Bu adımın, güvenlik ve siyasi açıdan bölünmüş Kürt cephesinin birliğine katkı sağlaması bekleniyor.

Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreni, bölge başkanı ve aynı zamanda Peşmerge güçlerinin başkomutanı olan Neçirvan Barzani’nin gözetiminde Erbil’de düzenlendi. Törene Başbakan Mesrur Barzani de katıldı. Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ofisi Direktörü Abdülemir eş-Şemri de törende hazır bulundu.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, güçlerin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında birleştirilmesinin tamamlanmasını memnuniyetle karşıladığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Peşmerge saflarındaki bölünmenin kökeni, güçlerin iki ayrı yapıya ayrıldığı 1990’ların ortalarına dayanıyor. Bu yapılardan biri Kürdistan Demokratik Partisi’ne, diğeri ise Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne bağlıydı.


Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir Libyalının yargılanması, Dibeybe’ye karşı öfkeyi körüklüyor

Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
TT

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir Libyalının yargılanması, Dibeybe’ye karşı öfkeyi körüklüyor

Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)

Libya'nın başkenti Trablus’taki cezaevlerinden birinin eski müdürü olan ve halen Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) yargılanan Halid el-Hişri’nin destekçileri, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe’ye yönelik protestolarını artırdı. Destekçiler, başsavcıdan derhal harekete geçerek Hişri’nin Libya’ya geri getirilmesini ve ülkede yargılanmasını talep etti.

‘Ölüm meleği’ lakabıyla anılan 48 yaşındaki Hişri, 2015 yılının Şubat ayı ile 2020’nin başları arasında Trablus’ta yönettiği Mitiga Cezaevi’nde işlendiği öne sürülen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla ilgili 17 suçlamayla karşı karşıya bulunuyor.

fgthy
Savaş suçları işlemekle suçlanan Libyalı Halid el-Hişri (Uluslararası Ceza Mahkemesi)

Hişri’nin yakalanmasından bu yana açılan dava, Dibeybe’yi ‘sanık sandalyesine’ oturttu. Siyasi çekişmelerin yaşandığı süreçte muhalifleri öfkelerini Dibeybe’ye yöneltirken, Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu, Hişri’nin Temmuz 2025’te Almanya’da yakalanmasını ve Lahey’deki UCM’nin gözaltı merkezine nakledilmesini memnuniyetle karşılamıştı.

UCM, 14 Eylül’de aldığı kararla Hişri’nin yargılanmasına gelecek yıl 4 Mayıs’ta başlanmasını kararlaştırdı. Böylece Hişri, Birleşmiş Milletler’in (BM) 2011’de verdiği yetki doğrultusunda Libya’da başlatılan soruşturma kapsamında UCM’de yargılanan ilk Libyalı şüpheli olacak.

Hişri’nin destekçileri pazar akşamı Trablus’un Cuma Pazarı bölgesi ile başkentin çevresindeki bölgelerin sosyal konseyi önünde toplandı. Hişri’nin yargılanmasını protesto eden göstericiler, “Sessiz kalmayacak ve geri adım atmayacağız. Onu Libya’ya geri getirmek ve ülkenin yargısı önünde yargılanmasını sağlamak için tüm hukuki yollara başvuracak ve barışçıl yöntemleri kullanacağız. Ardından onun tutuklanmasına neden olan herkesin hesap vermesini sağlamak için çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Gösteriye Cuma Pazarı ve çevre bölgeler ile Büyük Trablus bölgesindeki çeşitli kesimlerden şeyhler ve gençler katıldı. Göstericilerden biri tarafından okunan bildiride, Hişri’nin UCM’de yargılanmasına tepki gösterilerek, “O bir suçlu değil. Devletin ortadan kaybolduğu ve düzensizliğin yayıldığı dönemde öne çıkan, onurlu insanların çağrısına kulak veren adamlardan biriydi” denildi.

UCM savcıları daha önce mahkeme hakimlerine Hişri’nin ‘merhamet göstermeden işkence yapmasıyla’ tanındığını söylemiş, bu nedenle tutukluların kendisine ‘Azrail’ lakabını taktığını belirtmişti.

UCM’nin 4 Mayıs’ta düzenlediği önceki duruşmada savcılar, Hişri’nin Libya’da Terörizm ve Organize Suçlarla Mücadele Birimi tarafından yönetilen Mitiga Cezaevi’nin kadınlar bölümünden sorumlu olduğunu belirtmişti. Savcılar, “Binlerce mağdur yasal dayanak olmaksızın, insanlık dışı koşullarda gözaltına alındı ve tutuldu; sistematik biçimde kötü muamele ve işkenceye maruz bırakıldı” ifadelerini kullanmıştı.

u
Uluslararası Ceza Mahkemesi (AP)

Terörizm ve Organize Suçlarla Mücadele Birimi’nin kalesi olarak görülen Cuma Pazarı sakinleri, mesajlarını ‘Libya ve dünya kamuoyuna; tüm özgür ve onurlu insanlara’ ileterek, “Uzun süren sessizliğin ve sabrın taşmasının ardından sesimizi yükseltiyor, Trabluslu Halid el-Hişri’nin maruz kaldığı haksız tutuklamayı en güçlü şekilde kınıyor ve reddediyoruz” ifadelerini kullandı.

Toplanan kalabalık, Dibeybe hükümetini, “Bu utanç verici eylemde suç ortaklığı yapmak ve Libya’nın Roma Statüsü’nü imzalamamış veya onaylamamış olmasına rağmen UCM’ye Hişri’yi yakalaması için yeşil ışık yakmakla” suçlayarak ‘tam sorumluluk’ taşıdığını savundu. Göstericiler ayrıca Alman hükümetini, ‘dosyanın tamamen siyasi nitelikte olduğunu bildiği halde’ Hişri’nin teslim edilmesini kolaylaştırmakla suçladı.

Yargıç Althea Windsor 14 Eylül’de yaptığı açıklamada, davanın ‘adil ve hızlı, herhangi bir gerekçesiz gecikme olmaksızın’ yürütülmesini istediğini belirtmişti. Windsor, iddia edilen suçların işlenmesinin üzerinden en az altı yıl geçtiğine dikkat çekmişti. Hişri’nin mağdurları ise yargılamanın mümkün olan en kısa sürede başlamasını talep ediyor.

Bununla birlikte Hişri’nin destekçileri, onun ‘organize suç, DEAŞ ve adam kaçırma ile silahlı soygunlarla mücadelede ön saflarda yer aldığını’ savunuyor. Destekçileri açıklamalarında, “Hişri'nin yaptığı ve gurur duyduğumuz, geri adım atmayacağımız şey bir suç değil, şereftir; suçlama değil, bir onurlandırmadır. Ayrıca tutuklanmasının, Mayıs 2025’te Trablus’ta yaşanan olaylar ve gösterilerin ardından gerçekleşmesi, dosyanın siyasi olduğuna dair hiçbir şüpheye yer bırakmıyor” ifadelerini kullandı.

yujmk
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Kasım 2024’te Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han’ı kabul ederken (Dibeybe’nin ofisi)

Hişri’ye yöneltilen suçlamalar arasında işkence ve öldürme, öldürmeye teşebbüs, kişisel onur ve haysiyete yönelik ağır saldırı, zalimane ve insanlık dışı muamele ile tutuklulara yönelik tecavüz ve diğer cinsel şiddet türleri yer alıyor.

4 Mayıs’ta düzenlenen duruşmada Hişri’nin avukatı, müvekkilinin kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddettiğini belirtti. Avukat ayrıca Hişri’nin, davasının mahkemenin yargı yetkisi kapsamında olmadığı gerekçesiyle yargılanmasına itiraz ettiğini ancak mahkemenin bu itirazı reddettiğini aktardı.

vrgthyju
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Adalet Bakanı Halime İbrahim (Bakanlık Medya Ofisi)

UBH’nin 20 Haziran 2024’te, Adalet Bakanlığı aracılığıyla UCM Savcılığı’na gönderdiği resmi yazıyla, Roma Statüsü’nün 12. maddesinin 3. fıkrası kapsamında mahkemenin yargı yetkisini kabul ettiği belirtiliyor. Söz konusu fıkra, üye olmayan devletlerin kendi topraklarında işlenen suçlarla ilgili olarak mahkemenin yargı yetkisini kabul etmesine veya bu suçları mahkemeye sevk etmesine olanak tanıyor.