İsrail Savaş Kabinesi'nin feshedilmesi kimin işine yarar: Gazze’nin mi, Netanyahu’nun mu?

Araştırmacılar, Ben-Gvir, Smotrich ve diğer aşırı sağcı isimlerin Başbakan Netanyahu’nun savaşı sona erdirmeyi istediğini vurgulamasıyla, Gazze Şeridi'nin daha yoğun çatışmalara sahne olacağını düşünüyor

İsrail basınında yer alan haberlere göre Netanyahu, kendisini sürekli olarak hükümetten çekilmekle tehdit eden Ben-Gvir ve Smotrich tarafından rehin alınmış durumda (AFP)
İsrail basınında yer alan haberlere göre Netanyahu, kendisini sürekli olarak hükümetten çekilmekle tehdit eden Ben-Gvir ve Smotrich tarafından rehin alınmış durumda (AFP)
TT

İsrail Savaş Kabinesi'nin feshedilmesi kimin işine yarar: Gazze’nin mi, Netanyahu’nun mu?

İsrail basınında yer alan haberlere göre Netanyahu, kendisini sürekli olarak hükümetten çekilmekle tehdit eden Ben-Gvir ve Smotrich tarafından rehin alınmış durumda (AFP)
İsrail basınında yer alan haberlere göre Netanyahu, kendisini sürekli olarak hükümetten çekilmekle tehdit eden Ben-Gvir ve Smotrich tarafından rehin alınmış durumda (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 11 Ekim 2023 tarihinde İsrail'in Hamas'a karşı yürüttüğü savaşı yönetmek üzere kurulan Savaş Kabinesi'ni dramatik bir şekilde feshetti. Peki, bu kararın Gazze Şeridi'ndeki olaylar üzerindeki etkileri neler? Bu hamle bir ateşkes kararı alınmasını mı kolaylaştıracak, yoksa şiddetin artmasına zemin mi hazırlayacak?

İsrail Savaş Kabinesi, Netanyahu’nun mevcut hükümetinden farklı bir yapı. Çünkü Savaş Kabinesi’nin İsrail'de yasal bir statüsü yok ve feshedilmesi Tel Aviv'deki genel durumu etkilemez. Ancak bu gelişme, İsrailli taraflar arasındaki anlaşmazlıkların boyutunu açıkça yansıtıyor.

Savaş Kabinesi’nin İsrail'de birliği temsil etmesi gerekiyordu ama öyle olmadı. Savaş Kabinesi üyeleri arasında, özellikle de üyelerinden biri olan Benny Gantz'ın istifasının ortaya koyduğu üzere derin anlaşmazlıklar olduğu anlaşıldı. Gantz, Netanyahu'nun görevde kalmak gibi kendi siyasi çıkarlarına hizmet eden politikalar izlediğini ve Gazze'de yürütülen savaşın hedeflerini yerine getiremediğini, rehinelerin kurtarılması için yapılan müzakerelere ilişkin bir planı olmadığını ve Gazze'deki savaşın ertesi gününe dair bir plan geliştiremediğini söyledi.

Karar mercii Bakanlar Kurulu

Nihayetinde, özellikle Gazze'deki savaşı yönetmek üzere kurulan İsrail Savaş Kabinesi feshedildi. Ancak Gazze Şeridi’ndeki savaş sona ermedi. Gazzeliler, ‘olağanüstü hal (OHAL) hükümeti’ olarak kurulan Savaş Kabinesi'nin feshedilmesi kararından cesaret aldı. Bazıları bunun askeri operasyonların yürütülmesini bir şekilde etkileyeceğine inanıyordu.

Savaş Kabinesi’nin feshedilmesi, Netanyahu'nun, özellikle aşırı sağcı kanattan gelen baskı altında değilmiş gibi görünmeye çalıştığı anlamına geliyor. Yeni danışmanlara sahip olacağı için Netayanhu, savaşı bu kez daha akıllıca sürdürecektir. ABD Başkanı Joe Biden, yeni danışmanlarının Netanyahu’ya savaşı durdurma konusunda anayasa çerçevesinde olmak kaydıyla yeni tavsiyelerde bulunmalarını umuyor.

İsrail yasalarına göre savaş ya da askeri operasyonlarla ilgili her türlü karar, hükümetin güvenlik kabinesi tarafından alınmalı. Buna ‘Mini Bakanlar Kurulu’ ya da ‘Kabinet’ deniyor ve İsrail parlamentosu Knesset’ten temelde farklılık gösteriyor.

Knesset, yasama organını yönetmek ve cumhurbaşkanı ile başbakanı seçmek gibi en önemli görevlere sahip iken, Kabinet, savaşla ilgili kararlar almaktan ve İsrail'in ulusal güvenliği ile ilgili politikaları uygulamaktan sorumludur. Başbakanın yanı sıra dışişleri, savunma, ulusal güvenlik, maliye ve adalet bakanları olmak üzere daimî üyelerden oluşur.

Netanyahu hükümetindeki aşırı sağcı isimler olan Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich de Kabinet üyeleridir. ABD Başkanı Joe Biden daha önce Netanyahu'ya bu isimleri görevlerinden alması çağrısında bulunmuştu.

İsrail basınında yer alan haberlere göre Netanyahu, kendisini sürekli olarak hükümetten çekilmekle tehdit eden Ben-Gvir ve Smotrich tarafından esir alınmış durumda. Böylece Gazze’deki savaşın gidişatına ilişkin karar alma sürecinin ortağı oldular ve bunun ciddi yansımaları olacağı şüphesiz.

İsrail'de durumun normale döndüğünü belirten siyasi analist Ragıb Sayfi, Kabinet’in savaş operasyonları ve savaş sırasında hükümetin genel çalışmalarıyla ilgili kararlar alacağını, bunun da tüm sorumluluğun İsrail Başbakanı Netanyahu'ya ait olacağı anlamına geldiğini söyledi. Bu yeni değişikliğe göre Ben-Gvir ve Smotrich’in Gazze'de yürütülen savaşın gidişatında söz sahibi olacağını ifade eden Sayfi, Netanyahu’nun isterse onları dinleyip fikirlerini uygulayabileceğini isterse tüm yetkiler artık kendi elinde olduğu için onları görmezden gelip uygun gördüğü kararı alabileceğini vurguladı.

Bir sonraki büyük adım

Sayfi, Ben-Gvir ve Smotrich gibi Hamas ile anlaşma yapılmasına ve çatışmaların durdurulmasına defalarca karşı çıkan aşırı sağcı isimlerin Kabinet’te yer aldığını ve bu isimlerin Gazze Şeridi'ndeki çalışmalara ilişkin önemli kararların alınmasında rol oynayabileceğini belirtti.

İsrail’deki hükümet sistemine göre savaş kararlarının tüm sorumluluğu başbakana aittir. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Başbakan, ordunun ve istihbaratın başındaki yetkililer, Savunma Bakanı ve Ulusal Güvenlik Bakanı ile Maliye Bakanı da dahil olmak üzere kabinenin geri kalanına danışır, ancak nihai kararı her zaman o alır.

Sayfi’ye göre İsrail'de Ben-Gvir'in esiri olarak tanımlanan Netanyahu, aşırı sağcı kanat tarafından kendisine dikte edilenleri uygulayacak. Bu ise Gazze’deki savaşta şiddetin dozunun artacağı ve Gazze’nin daha korkunç katliamlara sahne olacağı anlamına geliyor, çünkü Ulusal Güvenlik Bakanı bunu istiyor.

Netanyahu'nun mevcut hükümetinin savaşı durdurmayacağını, herhangi bir esir takası anlaşmasını reddedeceğini ve savaşın ertesi günü için bir plan geliştirmeyeceğini düşünen Sayfi, İsrail’deki mevcut hükümetin Gazze'yi yeniden sömürgeleştireceğini ve Batı Şeria'daki ordu yönetimine benzer şekilde, Gazze Şeridi'nde askeri ve sivil yönetimi onaylayacağını belirtti.

İsrailli yazar Shlomo Ganor ise aksini düşünüyor. Ganor, Savaş Kabinesi'nin feshedilmesinin arkasındaki başlıca nedenin, aşırı sağcı Smotrich ve Ben-Gvir'in İsrail siyaset sahnesini yöneten OHAL hükümetine katılmasını önlemek olduğunu söyledi.

Netanyahu’nun ABD'ye, aşırı sağın nüfuzu olmadan işleri kendi başına yürüttüğü ve artık aşırı sağcı kanattan gelen ek taleplerin içinde boğulmadığı mesajını vermek istediğini düşünen Ganor, “Bu da başbakanın kararları kendisinin vereceği anlamına geliyor ve Hamas'la bir anlaşmaya varması ve ardından savaşın bittiğini duyurmadan önce savaşın ertesi gününe ilişkin planı onaylaması bekleniyor” değerlendirmesinde bulundu.

Gazze’deki savaşın sona ermek üzere olduğuna ve Netanyahu'nun bunu istediğine, ancak hükümetinin çökmemesi ve kendisinin görevde kalması için bunun ABD'nin baskısı altında gerçekleşmiş gibi görünmesini beklediğini vurgulayan Ganor, bunun da ordu, muhalefet ve İsrail halkı tarafından destekleneceğini sözlerine ekledi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



İlham Ahmed: Silahlı mücadeleden Suriye devletine entegrasyonla siyasi aşamaya geçtik

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, 25 Ağustos’ta Şam’daki Halk Sarayı’nda Mustafa Abdi ve İlham Ahmed ile görüşürken (AP)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, 25 Ağustos’ta Şam’daki Halk Sarayı’nda Mustafa Abdi ve İlham Ahmed ile görüşürken (AP)
TT

İlham Ahmed: Silahlı mücadeleden Suriye devletine entegrasyonla siyasi aşamaya geçtik

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, 25 Ağustos’ta Şam’daki Halk Sarayı’nda Mustafa Abdi ve İlham Ahmed ile görüşürken (AP)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, 25 Ağustos’ta Şam’daki Halk Sarayı’nda Mustafa Abdi ve İlham Ahmed ile görüşürken (AP)

Kuzey ve Doğu Suriye’de daha önce “Özerk Yönetim” olarak adlandırılan yapının Dış İlişkiler Komitesi Başkanı İlham Ahmed, 29 Ocak’ta varılan anlaşmanın kalıcı ateşkes için zemin hazırladığını ve devlet kurumlarına entegrasyon sürecinin önünü açtığını belirterek Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ordusuna birlikler halinde dahil edilmesi konusunda ilerleme kaydedildiğini söyledi.

Ahmed ayrıca yeni Suriye Anayasası’nın Kürtlerin dilsel ve kültürel haklarına yönelik güvenceler içermesi gerektiğini vurgulayarak ülkenin farklı bileşenlerinin varlığının tanınmasının Suriye’nin birliğiyle çelişmediğini belirtti.

Kürt siyasetçi, bugün (Salı) İlke televizyona verdiği mülakatta, İç Güvenlik Güçleri mensuplarının devletin güvenlik kurumlarına katılmak üzere kayıt işlemlerinin sürdüğünü söyledi. Ahmed ayrıca Özerk Yönetim’e bağlı kurum ve kuruluşların devlet kurumlarına entegre edilmesi sürecinin de devam ettiğini belirtti.

Ahmed, SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon sürecinin tamamlanmasının Kürt meselesini yeni bir siyasi aşamaya taşıdığını ifade etti. Önümüzdeki dönemde önceliğin Kürtlerin haklarının anayasada güvence altına alınması olacağını belirten Ahmed, bunun yönetim birimleri ile güvenlik güçlerinin devlet kurumlarına entegrasyonunun tamamlanmasıyla eş zamanlı yürütüleceğini kaydetti.

rgbthyju
YPJ merkez karargâhının Kasım 2024’te açılışı

Kürt lider, Suriye’nin kuzeydoğusundaki bölgelerde uygulanan tüm adımların Şam yönetimiyle müzakere ve uzlaşı temelinde atıldığını vurgulayarak, “Ne bizim tarafımızdan ne de devlet tarafından tek taraflı adımlar atılıyor. Her şey müzakere yoluyla yürütülüyor” dedi.

Entegrasyon süreciyle bağlantılı olarak kadınların hâlâ karar alma mekanizmalarından uzak olduğunu belirten Ahmed, resmi kurumlarda kadınların varlığının bazı makamların kendilerine açılmış olmasına rağmen sınırlı veya sembolik düzeyde kaldığını söyledi.

Kürt Özerk Yönetimi’ne bağlı Kadın Savunma Birlikleri’nin (YPJ) geleceğine ilişkin Ahmed, başlangıçta bu gücün Suriye ordusuna dahil edilmesini talep ettiklerini belirtti. Ahmed, dünyanın birçok ordusunda kadınların görev yaptığını hatırlatarak bu talebin müzakereler sırasında kabul edilmediğini söyledi. Görüşmelerin şu anda YPJ’nin İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir “özel operasyon birimi” olarak yapılandırılması yönünde ilerlediğini ifade etti.

Türkiye ile ilişkiler

İlham Ahmed, eski SDG Komutanı ve şu anki Suriye Cumhurbaşkanı Danışmanı Mazlum Abdi ile kendisinin Türkiye’yi ziyaret ederek Abdullah Öcalan ile görüşeceği yönündeki iddialara ve planlara ilişkin, bu tür temasların sorunların diyalog yoluyla çözülmesinde belirleyici olduğunu ve bir an önce gerçekleştirilmesinin önemini vurguladı

sdfrgty
İlham Ahmed, İlke TV sunucusu Banu Güven ile röportajı sırasında (Kanalın internet sitesi)

Türkiye’nin Şam ve diğer ülkelerle ilişkilerinde SDG dosyasını öncelikli konuların başında tuttuğunu ifade eden Ahmed, Ankara’nın SDG’nin feshedilmesi ve silahsızlandırılması yönündeki taleplerine dikkat çekti.

Ahmed, Türkiye’nin bu tutumunun Şam ile diyaloğun kurulması ve ateşkesin ilan edilmesinde önemli bir etkisi olduğunu belirterek bunun aynı zamanda kendilerinin Suriye hükümetiyle çatışmaya girmekten kaçınma arzularıyla da örtüştüğünü söyledi.

Rusya ve İran’ın da daha önce Suriye’de bulunduğunu ancak artık ülkede etkilerinin kalmadığını belirten Ahmed, Türkiye’nin ise farklı bir konumda olduğunu ifade etti. Ahmed, Ankara’daki “bürokratik” güvenlik kurumlarıyla temasların bulunduğunu ancak Dışişleri Bakanlığı ile herhangi bir iletişimin olmadığını söyledi.

Bu çerçevede Abdullah Öcalan’ın farklı dönemlerde önemli roller üstlendiğini belirten Ahmed, kendilerine ulaşan mesajların Öcalan’ın uzlaşı sürecini desteklediğini ve bölgede daha geniş çaplı bir savaşın çıkmasını istemediğini gösterdiğini söyledi.

Ahmed, Öcalan’ın Kürt meselesinin “demokratik bir Suriye” içinde çözülmesini istediğini ancak bazı haberlerde yer aldığı şekilde silah bırakma konusunu doğrudan gündeme getirmediğini belirtti. Öcalan’ın silah meselesini çözüm süreci ve Kürtlerin haklarının tanınmasıyla bağlantılı ele aldığını ifade etti.

Görevi için kararname bekliyor

Suriye Halk Meclisi’ne atanması ve görev yapacağı komitelere ilişkin de konuşan Ahmed, Halk Meclisi’nde üstleneceği görevin henüz resmen belirlenmediğini ve kendisiyle ilgili kararnamenin henüz yayımlanmadığını söyledi.

Ahmed, mecliste şu anda Afrin ve Haseke’den iki Kürt kadın milletvekilinin bulunduğunu belirterek kendi görevinin kararnamenin yayımlanmasının ardından netleşeceğini ifade etti. Ahmed, kendisinin Dış İlişkiler Komitesi veya Anayasa Komitesi’nde görev yapmasının gündemde olduğunu söyledi.

“İlke” televizyonuna verdiği röportajda Ahmed, parlamentodaki üye sayısının tamamlanmasının ve çalışmaların başlamasının ardından Suriye’nin yeni anayasasına ilişkin tartışmaların başlayacağını belirtti. Yeni anayasanın gündeme alınacağını söyleyen Ahmed, “Yeni Suriye’nin demokratik adımlara açık olması gerektiğine inanıyoruz” dedi.

Ahmed, Suriye’deki yönetim modelini de eleştirerek aşırı merkeziyetçiliğin yeni sorunlara yol açabileceğini söyledi. Önümüzdeki anayasa görüşmelerinde vilayetlere kendi işlerini yönetebilmeleri için belirli bir hareket alanı tanınması gerektiğini savundu.

Ahmed, Kürtlerin durumuna ilişkin değerlendirmesinde ise şu ifadeleri kullandı:

“Kürtlere belirli bir özgürlük alanı sağlandı, bazı adımlar atıldı. Kürtlerin ulusal bayramları ve Nevruz resmen tanındı. Kürtler her yerde kendi dillerini konuşabiliyor ve kültürlerini koruyabiliyor. Ancak Kürtçe henüz okullarda resmi bir dil olarak kabul edilmedi. Devletin resmi dili olarak değil, ‘ulusal dil’ olarak kabul edildi. Üzerinde anlaşmaya varılan formül, Kürtçenin haftada 3 saat okutulmasının yanı sıra tarih, coğrafya, felsefe ve etkinlikler gibi bazı derslerin de Kürtçe yürütülmesini öngörüyor.”

Ahmed, mevcut düzenlemeden memnun olmadıklarını belirterek şöyle devam etti:

“Bu sonuçtan memnun değiliz. Mevcut durum öncekinden daha geride. Çünkü bölgedeki (Suriye’nin kuzeydoğusu) okullarda son 15 yıl boyunca derslerin büyük bölümü Kürtçe okutuluyordu. Yıllarca Kürtçe eğitim alan öğrencilerin bir anda Arapçaya geçmesi, eğitim düzeylerinde sorunlara yol açabilir.”


Irak yargı başkanı “silahların kontrol altına alınması” politikasına desteğini teyit etti

Yüksek Yargı Konseyi Başkanı, ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı ile görüşürken (Yargı Basın Birimi)
Yüksek Yargı Konseyi Başkanı, ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı ile görüşürken (Yargı Basın Birimi)
TT

Irak yargı başkanı “silahların kontrol altına alınması” politikasına desteğini teyit etti

Yüksek Yargı Konseyi Başkanı, ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı ile görüşürken (Yargı Basın Birimi)
Yüksek Yargı Konseyi Başkanı, ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı ile görüşürken (Yargı Basın Birimi)

Irak yargısı, “silahların devletin kontrolünde toplanmasına yönelik hükümet adımlarını” desteklediğini açıkladı. Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Yargıç Faik Zeydan, Irak’taki yeni ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Steven Fagin’e, “Yargı, Koordinasyon Çerçevesi’nin benimsediği plan doğrultusunda hükümetin silahları devletin kontrolünde toplama yönündeki adımlarını destekliyor” dedi.

Yargı Basın Birimi tarafından yapılan açıklamada, Zeydan’ın dün Fagin’i kabul ettiği ve görüşmede “yargının, hükümetin silahların devletin kontrolünde toplanması programını hayata geçirmesine verdiği destek kapsamında attığı adımların” ele alındığı belirtildi.

Açıklamada ayrıca, silahların devletin kontrolünde toplanması sürecinin, “Koordinasyon Çerçevesi tarafından benimsenen kapsamlı bir plan doğrultusunda” yürütüleceği ifade edildi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre, Koordinasyon Çerçevesi bünyesinde oluşturulan bir komite planı hazırlayacak; çalışma tamamlandığında ve uygun zamanda kamuoyuna açıklanacak. Bunun, “Irak’ın uluslararası toplumla olumlu ilişkilerini sürdürme ve anayasa ile yasal hükümlerin uygulanmasına bağlılığını güvence altına alma” hedefi doğrultusunda gerçekleştirileceği kaydedildi.


Yemen hükümet güçleri, el-Yeteme’yi kurtararak el-Cevf’teki kazanımlarını genişletti

 Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir araçtan füze fırlatıldığı an (AFP)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir araçtan füze fırlatıldığı an (AFP)
TT

Yemen hükümet güçleri, el-Yeteme’yi kurtararak el-Cevf’teki kazanımlarını genişletti

 Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir araçtan füze fırlatıldığı an (AFP)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir araçtan füze fırlatıldığı an (AFP)

Yemen hükümet güçleri, Husi tırmanışının altıncı gününde; Sana’nın güneydoğusundaki el-Beyda vilayetinde geniş çaplı bir askeri operasyon başlatılması, Batı sahilinde ve Taiz’in batısında çatışmaların sürmesiyle eş zamanlı olarak, bugün birden fazla cephede sahadaki ilerleyişinin kapsamını genişletti. Birlikler, el-Cevf vilayetine bağlı el-Lebnat bölgesinin geri alınmasından bir gün sonra, aynı vilayette yer alan Habb ve eş-Şaaf ilçesindeki el-Yeteme bölgesinde kontrolü sağladı.

Söz konusu ilerleme; hükümet güçlerinin son birkaç gün içinde Husilerin karadaki saldırılarını bastırma aşamasından, örgütün bazı mevzilerdeki geri çekilişinden yararlanarak birden fazla eksende inisiyatifi yeniden ele alma aşamasına geçmesiyle kaydedildi. Ordu, halk direniş güçleri ve el-Amalika birlikleri operasyonlarını birden fazla cephede sürdürüyor.

Hükümet güçleri, el-Cevf’in güneyindeki el-Lebnat bölgesinin kurtarılmasından bir gün sonra, vilayetin kuzeydoğusundaki Habb ve eş-Şaaf ilçesine bağlı el-Yeteme bölgesinin temizlendiğini ve bölgedeki ilerleyişin devam ettiğini duyurdu.

dfvgbhyj
Yemen ordusu, 24 saat içinde el-Cevf vilayetinde hızlı bir ilerleme kaydetti. (Facebook)

İki bölge, Husilerin hareket ve ikmal hatları üzerindeki konumları nedeniyle sahada stratejik önem taşıyor. Söz konusu bölgelerin kontrol altına alınmasının, grubun el-Cevf’in bazı kesimlerindeki ikmal ve iletişim hatlarını daraltması, hükümet güçlerinin ise vilayet merkezi el-Hazm şehrine doğru operasyonlarını sürdürmesinin önünü açması bekleniyor.

Silahlı Kuvvetler Sözcüsü Kurmay Albay Macid en-Nezili, hükümet güçlerinin el-Cevf ve el-Beyda cephelerinde planlı askeri stratejiler doğrultusunda ilerlediğini belirterek, kara harekatlarının hava unsurları ve nitelikli silahlarla desteklendiğini vurguladı.

Nezili, birliklerin ve kabile güçlerinin bölgeye girişi öncesinde el-Yeteme’nin roketatarlarla hedef alındığını kaydetti. Askeri kaynaklar daha sonra bölgenin tamamen kontrol altına alındığını duyurdu. Sözcü ayrıca, birliklerin el-Beyda vilayetindeki Dhi Naim bölgesine girmeye hazırlandığını ve bölgenin sınırlarına ulaşıldığını aktardı.

Husi mensuplarına can güvenliklerini korumak adına ilerleme hatlarını hafif silahlarıyla terk etme çağrısında bulunan Nezili, hükümet güçlerine karşı çatışmayı sürdürmeleri halinde ağır sonuçlarla karşılaşacakları uyarısında bulundu.

El-Beyda’da yeni bir operasyon

El-Beyda’da el-Amalika güçleri Husilere karşı geniş çaplı bir askeri operasyon başlattı. Saha kaynaklarına göre söz konusu operasyonda, grubu geri çekilmeye zorlayan çatışmaların ardından stratejik açıdan kritik öneme sahip ileri mevziler ve bölgeler kontrol altına alındı.

Kaynaklar, en az 23 Husi mensubunun öldüğünü, onlarcasının yaralandığını ve örgüte ait araç ile teçhizatın imha edildiğini bildirdi. Birlikler bir yandan kontrolü sağladığı mevzileri sağlamlaştırırken diğer yandan çatışma hatlarındaki ilerleyişini sürdürüyor.

İlk günlerde çoğunlukla Batı sahili ve Taiz’in batısında yoğunlaşan çatışmaların ardından el-Beyda cephesinin el-Cevf ile eş zamanlı açılması, mevcut aşamada kara operasyonlarının kapsamının genişlediğini gösteriyor.

Taiz’de ise hükümet güçleri ile Husiler arasındaki çatışmalar, kentin doğusundaki el-Kelifat da dahil olmak üzere birden fazla cephede devam etti. Ed-Dali hattında yer alan Mureys cephesinde şiddetli çatışmalar yaşanırken, her türlü silahın kullanıldığı el-Kahre sektöründe Husiler ağır kayıplara uğratıldı.

Taiz’in batısındaki el-Barah hattında, özellikle de el-Kedaha’da çatışmalar sürdü. Operasyona katılan birlikler, hattın diğer sektörlerinde çatışmalar devam ederken Husilere ait üç savunma hattının imha edildiğini duyurdu.

Füze saldırıları

Batı sahilinde çatışmalar el-Cevf ve el-Beyda’daki ilerleyişe paralel olarak sürerken, Husiler sahadaki baskıyı sivil alanları hedef alarak telafi etmeye çalıştı.

Yerel yetkililer ve sağlık görevlilerinden alınan bilgiye göre, pazartesi akşamı el-Muha şehri tıbbi kompleks yerleşkesini hedef alan bir balistik füze saldırısına uğradı. Saldırı, sağlık tesislerine ve doktorlar ile hemşirelere tahsis edilen lojmanlara isabet ederken, sağlık tesislerinin ve çalışanlarının hedef alınmasının doğuracağı sonuçlara ilişkin uyarılara yol açtı.

El-Muha Sağlık Dairesi Müdürü Dr. Şevki el-Mıhlafi, tıbbi kompleksin hedef alınmasının doğrudan bir sağlık tesisine yönelik saldırı olduğunu belirtirken; el-Muha Genel Hastanesi Heyeti Müdürü Dr. Nasr Asker ise sağlık kuruluşlarının, tıbbi personelin ve sivillerin hedef alınmasının taşıdığı tehlikelere dikkat çekti.

Söz konusu bombardıman; Husilerin karadaki saldırılarını genişlettiği perşembe gününden bu yana Batı sahili ve Taiz’in batısındaki cephelerde yaşanan tırmanış kapsamında gerçekleşti. Hükümet güçleri, saldırıların ardından inisiyatifi yeniden ele alarak birden fazla noktada ilerleme kaydetti.

Son günlerde hükümet güçlerinin Hudeyde’nin güneyi ile Taiz’in batısında ilerlemesi ve çeşitli eksenlerdeki mevzileri geri almasıyla çatışmalar, sahil hattından daha geniş bir alana yayıldı. Husi grubu ise bölgeye takviye birlikler sevk ederek ileri mevzilerini korumaya çalıştı.

Yemen Başkanlık Konseyi Üyesi Tarık Salih, el-Muha’daki hastanelerde yatan yaralıları ziyareti sırasında, silahlı kuvvetlerin İran’ın Babu’l Mendeb’i kontrol etme projesini kırmayı başardığını söyledi. Salih, Husilere ve İran’a karşı cephelerin harekete geçmesinin direnişi güçlendireceğini ve Sana’nın kurtarılmasına yol açacağını vurguladı.

Sana’nın ve tüm Yemen topraklarının geri alınması ile İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) projesinin Yemen’deki varlığına son verilmesi hedefini yineleyen Tarık Salih, Batı sahilinde çatışan güçlerin fedakarlıklarını takdirle karşıladığını belirtti.