Moskova ve Pyongyang arasında Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalandıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5032571-moskova-ve-pyongyang-aras%C4%B1nda-kapsaml%C4%B1-stratejik-ortakl%C4%B1k-anla%C5%9Fmas%C4%B1-imzaland%C4%B1
Moskova ve Pyongyang arasında Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalandı
Putin ve Kim dün Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması’nın imza törenine katıldılar (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kore lideri Kim Jong-un arasında dün yapılan görüşmeler, ilişkilerde kapsamlı bir müttefiklik düzeyine yaklaşan niteliksel olarak yeni bir aşamanın başlangıcı oldu.
İki ülke arasında imzalanan Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması, Rusya ya da Kuzey Kore’ye karşı herhangi bir ‘saldırganlık’ durumunda ‘karşılıklı savunmaya’ ilişkin bir maddeyi içermesi nedeniyle bir ilki teşkil ediyordu. Anlaşmayla Rusya'nın çağdaş tarihinde ilk kez eski Sovyetler Birliği ülkeleri dışındaki bir ülkeyle doğrudan bir askeri ittifakın yasal temelleri atılmış oldu.
Kim, iki ülke arasındaki ortaklığın Asya-Pasifik bölgesinde ‘barışı ve istikrarı’ desteklediğini vurgularken Putin, Moskova ve Pyongyang'ın ‘ABD’nin hegemonyasıyla’ mücadele ettiğinin altını çizdi.
Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması’nı Moskova ve Pyongyang arasında uzun yıllar sürecek ilişkilerin temeli olarak nitelendiren Putin, Kuzey Kore ile askeri-teknik ortaklığın geliştirilmesinin iki ülke arasındaki anlaşmaya uygun olarak yürütüleceğini vurguladı. Putin, yurtdışı turuna ülkesinin bir başka müttefiki olan Vietnam'la devam ediyor.
Tek bayrak altında dökülen kan: Afrika'da DEAŞ ve el-Kaide arasındaki ideolojik çatışma kızışıyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5336800-tek-bayrak-alt%C4%B1nda-d%C3%B6k%C3%BClen-kan-afrikada-dea%C5%9F-ve-el-kaide-aras%C4%B1ndaki-ideolojik-%C3%A7at%C4%B1%C5%9Fma
Tek bayrak altında dökülen kan: Afrika'da DEAŞ ve el-Kaide arasındaki ideolojik çatışma kızışıyor
Batı Afrika Birlik ve Cihad Hareketi (MUJAO) savaşçıları, Mali'nin kuzeydoğusunda Gao'daki İslami polis karakolunun avlusunda (AFP)
Mahir Fergali
DEAŞ ve el-Kaide arasındaki güç mücadelesi, örgütsel ve kişisel çıkarların çatışması, biat dayatma rekabeti, cihatçı projenin temsilini tekeline alma ve tedarik yollarının, adam devşirme alanlarının ve mali kaynaklarının kontrolü, yüzlerce can alan kanlı, sistematik ve ideolojik savaşlara dönüştü. Bu durum bilhassa Afrika'nın Sahel bölgesinde, özellikle de Mali, Burkina Faso ve Nijer'de belirginleşti. Ardından Afrika Boynuzu da iki taraf arasında şiddetli çatışmalara sahne oldu.
Daha yakın bir zamanda, 10 Ekim 2026'da yayınlanan yerel haberler, 9 Ekim'de Mali'nin Burkina Faso sınırına yakın Tessit bölgesinde meydana gelen çatışmalardan bahsetti. DEAŞ, komutanlar da dahil olmak üzere 400 el-Nusra savaşçısını öldürdüğünü, 300 motosikleti imha ettiğini ve bir araç, 460'tan fazla makineli tüfek, 13 roketatar ve 104 motosiklet ele geçirdiğini iddia etti. Bunun aksine, el-Nusra'nın DEAŞ’ın beş komutanı da dahil olmak üzere 200'den fazla savaşçısını öldürdüğünü iddia eden bir karşı anlatı da mevcut.
Önce savaş, sonra ideoloji
Afrika'daki çatışma, ideolojik ayrılıkların hayatta kalma, genişleme ve silahlı örgütler içindeki güç dağılımı hesaplarıyla iç içe geçtiği birçok biçim aldı. Her iki tarafın ideolojik ayırt edici özellikleri forumlarda, sosyal medyada ve haber ajanslarında defalarca sunuldu. İki taraf arasındaki farklılıklar ve karşılıklı tekfir suçlamaları yayınlandı.
İster merkezi ister kollarına bağlı olsun DEAŞ’a bağlı medya kuruluşları, neredeyse her hafta örgüte biat etmemiş olanları kafir, pasaport alanları veya kimlik kartı taşıyanları kafir ve genel olarak bütün devlet çalışanlarını hiçbir koşul belirtmeksizin mürted ilan ediyorlar. Ayrıca intihar bombacısından şefaat isteyenleri tekfir ediyor ve şefaat istenen bombacıyı da tağut olarak nitelendiriyorlar. Dahası hem yaşayan hem de ölmüş birçok Müslüman alim, DEAŞ’a biat etmedikleri gerekçesiyle dinden çıkmış sayılıyor.
Başlangıçta, hepsi İslam hukukunun (şeriatın) uygulanmadığı ve bunun insan yapımı yasalarla değiştirilmesinin iman yerine küfrü seçmek anlamına geldiği kuralından yola çıktılar. Bu yargıyı, “diyar” olarak adlandırdıkları bu ülkelerin liderlerine uyguladılar. DEAŞ hareketi burada da diğerlerinden farklılık gösteriyor. Kimileri yöneticileri ve yardımcılarını tekfir ederken, bazıları da bunu hükümete bağlı tüm kurumları, hatta tüm nüfusu kapsayacak şekilde genişletiyor. Bilgisizlik veya yanlış yorumlama nedeniyle halkı mazur görenlerle görmeyenler, ayrıca yöneticinin yardımcılarını kafir olarak tanımlayanlarla, sadece yöneticiyi kafir sayanlar arasındaki ayrım da burada ortaya çıkıyor. Bu ayrım, Şiiler gibi bütün mezhepleri tekfir edenlerle, sadece liderlerini tekfir edenleri, keza mürtedin tövbesini kabul edenlerle etmeyenleri de kapsıyor.
Tuareg isyancıları ve Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin (CNIM) tarafından Mali'deki bazı bölgeleri hedef alan koordineli saldırıların ertesi günü, Mali'nin başkenti Bamako'da, Afrika Kulesi anıtının yakınındaki binaların üzerinde duman yükseliyor, 26 Nisan 2026 (AFP)
Son tweetlere ve haftalık” el-Naba” bülteninin sayfalarına bakıldığında, hem el-Kaide'nin hem de DEAŞ’ın, “cihat” meyvesini koruma bahanesiyle uzak bir şehri ele geçirip İslami bir emirlik ilan etme fikriyle meşgul olduğu görülüyor. Ayrıca “cihat”ın evrenselliği kisvesi altında ayrım gözetmeksizin bombalı saldırı eylemleri gerçekleştiriyorlar ve insanları kalkan olarak kullanmayı ve intihar eylemlerini düzenleyen kuralları hiçe sayıyorlar. Ancak en önemli nokta, sadece el-Kaide’ye mensup olmanın ve isimlerine ve figürlerine körü körüne bağlılığın hiçbir koruma sağlamaması ve hatta Seyfül Adl gibi liderleri veya el-Şebab, el-Nusra Cephesi ve diğer örgütlerin liderlerini sadece örgüte karşı savaştıkları için tekfir edecek kadar ileri gidiyorlar.
Amansız bir tekfir savaşı
İki taraf arasındaki ideolojik ayrışma, 2014 yılında el-Furkan Medya Kurumu’nun sözcüsü Ebu Muhammed el-Adnani'nin fikri metot çerçevelerini özetleyen bir sesli mesaj yayınlamasıyla başladı. Bunu, bir tarafta Ebu Bekir el-Kahtani ve Ebu Müslim el-Mısri, diğer tarafta ise Ahrar-uş Şam hareketinin eski lideri Ebu Yazan el-Şami arasındaki ünlü tartışma izledi. Tartışma, insanların sadakat ve inkâr temelinde nasıl yargılandığını, bilgisizlik ve yanlış yorumlamanın bir mazeret olup olmadığı meselesini, örgütlerine mensup olmayan herkesi nasıl mürted olarak etiketlediklerini ortaya koydu. Bu noktada şu konular açıkça gündeme getirilmeye başlandı; küfür ve şirk konularında bilmeme mazereti, bilgisizliği mazur gösteren (birini tekfir etmekte tereddüt eden) kişinin tekfir edilmesi, müşrikleri tekfir etmekte tereddüt eden kişi hakkındaki hüküm, geçici küfür topraklarında ikamet edenler hakkındaki hükümler ve insanlardan (yaşayan veya ölü) şefaat dilemenin kendisinin şirk mi olduğu, yoksa şirke götüren bir bidat mi olduğu meselesi.
Suriye devriminin patlak vermesinden DEAŞ'ın 2014'te bölgesel halifeliğini deklare etmesine kadar geçen dönemde, bu tartışmalı konular çok az gündeme getirildi. Bunların en önemlisi elbette bilgisizliği mazur gösteren kişinin tekfir edilmesi meselesi, tekfirin tüm sufiler ve Şiiler için genelleştirilmesi ve asıl meselenin iman değil, küfür olduğu görüşüydü. İki düşünce ekolü vardı: Biri, Ebu Hamza el-Muhacir tarafından temsil ediliyor ve ilk el-Kaide liderlerinin bir uzantısıdır. Diğeri ise Ebu Musab el-Zerkavi tarafından temsil ediliyor. El-Hattab, el-Tunisi, Hüseyin Rıza Lari, Ebu Ahmed el-Dağıstani, Ebu Müslim el-Mısri, Ebu el-Havra el-Cezairi, Ebu Halid el-Şarki ve diğerleri her ayrıntısıyla Ebu Musab el-Zerkavi'nin ekolünü takip ettiler. Hatta selefleri tarafından gündeme getirilen meselelerde o kadar aşırıya kaçtılar ki; el-Zevahiri'yi, Taliban'a biat ettiği için keza Ebu Atiye el-Libi'yi ve Suriye'deki tüm savaşçı örgütleri mürted saydılar. Daha sonra, ardıllık (teselsül) ve çıkarımlara dayalı tekfir ilkesini uygulayarak, Ebu Bekir el-Bağdadi ve sözcüsü Ebu Muhammed el-Adnani'yi mürted ilan ettiler.
Savaşlar ve katliamlar, Bağdadi'nin Ebu Ahmed el-Kuveyti'nin yanı sıra Ebu Müslim el-Mısri ve Ebu Ömer el-Hattab'ın öldürülmesini emretmesiyle başladı. Hattab, el-Kevaşif el-Celiyye ala anna el-uzr bi-elcehl akidat el-Eş'ariyye ve'l-Cehmiyye , Es-Semr el-dani fi er-redd ala el-Haduşi ve el-Kettani, Mezheb İbni Teymiyye fi't-tekfir, Bay'at el-Amsar li-el-İmam el-Muhtar kitaplarının yazarıydı.
Bin Ladin ve Süleyman Ebu Gays’a ilave olarak aralarında Ebu Ubeyde el-Benşiri ve Ebu Hafs’ın olduğu Mısırlıların kurucularından olduğu göz önüne alındığında, el-Kaide'nin ideolojisini başlangıçta tam olarak isim belirtmeden genel olarak yöneticiyi ve destekçilerini tekfir etmekle sınırladığını belirtmek gerekiyor. Bu durum, Seyyid İmam'ın ortaya çıkması ve bu sınırların ötesine geçen teoriler ortaya atmasıyla değişti. Daha sonra, DEAŞ’a bağlı Selefi cihatçılar aynı argümanları benimsediler; bunların en önemlisi, belirli şartlar var olmadıkça ve engeller ortadan kalkmadıkça belirli bir kişiyi tekfir etmenin caiz olmadığıdır. Ayrıca, küfür diyarında yaşayanların asıl olarak mümin oldukları, Müslüman olmayanlara tabi oldukları için tekfir edilmeleri hükmünün askıya alınması gerektiği ve mürtedlik hükümlerinin doğrusal bir şekilde uygulanmaması gerektiği görüşünü savunmaktadırlar.
DEAŞ, savaşını ideoloji çerçevesinde yürütmekte ısrar ederken, el-Kaide daha pragmatik bir yol, yerel toplulukları yatıştırmak ve iç cepheler ve ittifaklar kurma politikası izledi
2016 yılından itibaren yaşanan iç gelişmeler, örgütü yöneten ve en yüksek otoritesi sayılan 15 üyeli Delegasyon Komitesi üzerinde, Mısırlı “Şaker Na’am Allah” (Hilmi Haşim veya Şakir Na'imullah) olarak bilinen Hilmi Haşim'e sadık fraksiyonun hakimiyetine neden oldu. Bu fraksiyon, temel dini bilgiler konusunda bilgisizliğin mazeret olmadığını ve Şiilerin genel olarak mürted olduğunu düşünüyor. Ayrıca demokrasiyi küfür olarak görüyorlar, ancak demokrasiyi uygulayanları genel olarak kafir olarak görmüyorlar. Bununla birlikte, yöneticinin yardımcılarını ve temel dini bilgileri bilmeyenleri kafir olarak görüyorlar.
Delegasyon Komitesi, bu fikirleri yaymaya ve örgütün medya emiri Ebu Muhammed el-Furkan'ın başkanlığında Sistematik Gözetim ve Değerlendirme Komitesi adını verdikleri bir komite kurmaya karar verdi. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre garip bir şekilde bu komite tıpkı ilk Hariciler gibi, örgüt üyelerinin inançlarını test ediyordu ve örgüte göre tövbe etmeyenlerin öldürülmesi ile ilgili bir kitaba göre 3 bin kişi öldürüldü.
Azavad Kurtuluş Cephesi üyeleri, Cephe’nin Mali'nin kuzeyindeki Kidal şehrini kontrol altına aldığını duyurmasından iki gün sonra askeri bir geçit töreninde, 27 Nisan 2026 (Reuters)
Bu dönemde, mürted topraklarında yargılananlar hakkındaki hükümle ilgili ideolojik bir sorun ortaya çıktı. Bu sorun büyük bir ayrılığa yol açtı ve el-Bin’ali ile el-Kahtani arasında bu meseleyi müzakere etmek için yapılan görüşme sorunu çözmedi. Bu noktada, Komite, Hacı Faysal (Ebu Muhammed el-Furkan) tarafından Maşrık'taki (Levant) şeriat dosyasının izlenmesinden sonra bir açıklama yayınladı.
“Tağutların mahkemelerine başvurmanın ve ölülerden şefaat dilemenin caizliği” de dahil olmak üzere bazı konularda belirli sonuçlara ulaşmak için din alimleri arasında çok sayıda toplantı yapıldı. Açıklama, kamplardaki Şeriat Dairesi Başkanı Ebu Zeyd el-Iraki, Şeriat Mahkemeleri Merkez Dairesi Başkanı ve şu anda Musul kadısı olan Ebu Bekir el-Kahtani, Araştırma Dairesi Başkanı Ebu Humam el-Asari, Şikayetler Mahkemesi Başkanı Ebu Müslim el-Mısri, Askeri Mahkeme Şeriat Dairesi Başkanı Ebu Velid el-Sinavi, Güvenlik hâkimi ve Rakka kadısı Evs el-Cezarevi, Davet ve Mescitler Başkanı Ebu Hasan el-Cezarevi’nin katılımıyla yayınlandı.
Bu isimler, tekfirin dinin görünür bir temel ilkesi olduğu ve müşrikleri (kendilerini Müslüman olarak tanımlayanları) tekfir etmekte tereddüt eden herkesin de kafir olduğu sonucuna vardılar. Bu, fiilen diğer örgütleri tekfir etmekte tereddüt eden herkesi de tekfir etmek anlamına geliyor.
Afrika'da ve özellikle de Sahel ve Batı Afrika'da ise bu sistematik düşünsel algıların ve teorilerin örgüte mensup olanları yaşadıkları toplumdan ayırmayı garanti etmesi için eski meseleler yeniden gündeme getirildi. Bu da örgütün bütünlüğünü ve el-Kaide ile çatışmaya hazırlık olarak savaş doktrininin oluşturulmasını sağladı.
DEAŞ savaşını ideoloji çerçevesinde yürütmekte ısrar ederken, el-Kaide daha pragmatik bir yol, yerel toplulukları yatıştırma ve iç cepheler ve ittifaklar kurma politikasını izledi. Bu fikirler hâlâ çok sayıda lider tarafından benimseniyor. Bu durum, el-Kaide'nin küreselleşmiş kanadı olan ve Seyful Adl ile örgütün alimleri Ebu Katada ve Ebu Muhammed el-Makdisi gibi isimlerin önderliğindeki kesimle, “küresel el-Kaide şemsiyesi” ile “yerel şemsiye” konusunda derin bir çatışmaya yol açtı.
2019 yılına kadar iki örgüt Afrika Sahel'inde nispeten birlikte yaşadılar, ancak 2020'den 2026'ya kadar aralarında silahlı çatışmalar çıktı ve Mali, Burkina Faso ve Nijer arasındaki sınır bölgesinde kaynaklar, finansman, kaçakçılık yolları, geleneksel altın madenciliği bölgeleri, yerel halka ve ticaret konvoylarına mali koruma için dayatılan “vergiler” ve fidye talepleri konusunda kapsamlı ve uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüştü. Tüm bunlar tekfirci ideoloji ile kamufle edildi.
*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."
ABD ara seçimleri neden önemli?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5336793-abd-ara-se%C3%A7imleri-neden-%C3%B6nemli
Kansas eyaletinin Wichita kentindeki 18. Yargı Bölgesi Mahkemesi binasının dışında, oy pusulalarının atılması için hazırlanmış bir sandık (AFP)
Yaklaşık 100 milyon Amerikalı seçmenin yarınki Kongre ara seçimlerinde oy kullanması bekleniyor. Bu seçmenlerin yaklaşık yarısı erken oy verme sürecinde sandığa gitti. Göstergeler, Demokrat Partili seçmenlerin katılımının yüksek olduğuna işaret ederken Cumhuriyetçi Parti destekçileri arasında heyecan eksikliğinden şikâyet ediliyor.
Kongre ara seçimleri esas olarak Kongre üyelerinin belirlenmesiyle ilgili. Genel başkanlık seçimleri dört yılda bir yapılırken ara seçimler bu sürenin ortasında, yani iki yılın ardından gerçekleştiriliyor. ‘Genel’ ifadesi, seçimlerin tüm eyalet ve bölgelerde aynı anda düzenlenmesini ifade ediyor. Yılın başlarında adayları belirlemek amacıyla ön seçimler yapılırken genel ara seçimler, dört yılda bir düzenlenen başkanlık seçimlerinde olduğu gibi kasım ayının ikinci salı günü gerçekleştiriliyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Mississippi eyaletinde düzenlenen ara seçim kampanyası kapsamında düzenlenen bir mitingde destekçilerine hitap ediyor. (Reuters)
Kongre, yönetim sisteminin yasama organını temsil ediyor ve 435 üyeli Temsilciler Meclisi ile 100 üyeli Senato’dan oluşuyor. Kongre, başkan ve başkan yardımcısının başında bulunduğu yürütme organı üzerinde denetim ve denge mekanizması işlevi görüyor. Bu nedenle Kongre’nin yapısındaki herhangi bir değişiklik, güç dengelerinde köklü bir dönüşüme yol açabilir ve iktidardaki yönetimin performansını önemli ölçüde etkileyebilir.
Ara seçimler neden önemli?
Ara seçimler, seçmenlere hem Temsilciler Meclisi’ni hem de Senato’yu hangi partinin kontrol edeceğine karar verme fırsatı sunuyor.
Başkanlık döneminin ortasında yapılan bu seçimler, seçmenlerin mevcut yönetimin ülkeyi yönetme biçimine yönelik desteklerini veya memnuniyetsizliklerini ifade etmelerine olanak tanıyor.
Ara seçimler, ülkenin iki büyük partisi olan Demokrat Parti ile Cumhuriyetçi Parti arasında bir mücadele niteliği taşıyor. Söz konusu seçimler, risklerin büyüklüğü nedeniyle başkanlık yarışı kadar çekişmeli geçebiliyor. Zira seçimi kazanan parti, yasaları çıkarma, savaş ilan etme ve daha pek çok yetkiye sahip olan yasama organını kontrol etme imkânı elde ediyor.
Başkanın mensubu olduğu parti, ara seçimlerde hem Senato’da hem de Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu sağlamayı hedefliyor. Bu durum, başkanın yasama gündeminin Kongre’den geçirilmesinin önünü açıyor.
Ara seçim rakamlarına hızlı bir bakış
Temsilciler Meclisi: 435 üyeden oluşur. Eyaletler, nüfuslarına göre temsil edilir. Üyelerin görev süresi iki yıldır ve tüm koltuklar iki yılda bir seçimlere açılır.
Senato: 100 üyeden oluşur. Her eyalet iki senatörle temsil edilir. Senatörlerin görev süresi altı yıldır ve seçimler kademeli olarak yapılır. Her iki yılda bir koltukların üçte biri (33 veya 34 koltuk) için seçim düzenlenir.
Bu seçimdeki adaylar kimler?
Senato’daki 100 sandalyeden 35’i için altı yıllık görev süresini kapsayan seçimler yapılacak. Cumhuriyetçiler hâlihazırda Senato’da çok az bir farkla çoğunluğu elinde bulunduruyor. Ülke genelinde Senato için 35 seçim yarışının yapılacak olması, meclisteki güç dengelerinin değişmesi ihtimalini gündeme getiriyor.
Her eyaletin Senato’da iki üyesi bulunuyor. Görev süreleri farklı dönemlere yayıldığı için aynı eyaleti temsil eden iki senatör aynı yıl seçimlere girmiyor.
Temsilciler Meclisi’ndeki 435 sandalyenin tamamı ise seçime açılacak. Meclis üyelerinin görev süresi iki yıl. Her eyalete tahsis edilen temsilci sayısı, eyaletin nüfusuna göre belirleniyor.
Paylaştırma süreci
‘Paylaştırma’ (Apportionment) olarak bilinen süreç aracılığıyla eyaletlerin haritaları seçim bölgelerine ayrılıyor ve her bölgeye Temsilciler Meclisi’nde bir sandalye tahsis ediliyor. Bu yıl Kongre seçim bölgelerinin her biri yaklaşık 761 bin kişiyi temsil ediyor.
Genel seçimlerde oy pusulasında başka yarışlar da yer alıyor. ABD’deki 50 eyaletten 36’sında ve 3 bölgede valilik seçimleri yapılacak. ‘Eyalet valisi’ makamı, ABD eyaletlerinin yarısından fazlasında en üst düzey yürütme makamı olarak kabul ediliyor.
Eyalet valisinin yetkileri
Eyalet valileri, yeni politika ve programlar oluşturma veya mevcut olanları değiştirme konusunda geniş yetkilere sahip. Bu yetkiler arasında yürütme emirleri yayımlamak, yürütme bütçelerini hazırlamak, yasama teklifleri sunmak ve yasaları veto etmek de bulunuyor. Valiler ayrıca, genellikle devlet daireleri ve kurumlarının başındaki yöneticileri atama yetkisine sahip olmanın yanı sıra eyalet mahkemelerine hâkim atayabiliyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın ara seçimler öncesinde düzenlediği seçim mitingine katılanlar (Reuters)
Valilik seçimlerinin yapılacağı eyaletlerde seçmenler, valinin gözetimi altında görev yapan eyalet düzeyindeki diğer yetkilileri de belirlemek üzere oy kullanacak. Bu makamlar arasında eyalet sekreteri (Secretary of State), başsavcı (Attorney General) ve vali yardımcısı (Lieutenant Governor) gibi görevler bulunuyor. Ayrıca eyalet ve ilçe düzeyindeki hâkimlerin belirlenmesi için de oy kullanılacak.
Etiyopya-Rusya silah anlaşması... Afrika Boynuzu’ndaki güç dengeleri nasıl değişecek?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5336568-etiyopya-rusya-silah-anla%C5%9Fmas%C4%B1-afrika-boynuzu%E2%80%99ndaki-g%C3%BC%C3%A7-dengeleri-nas%C4%B1l-de%C4%9Fi%C5%9Fecek
(foto altı) Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, dördüncü nesil Su-35 savaş uçaklarının teslim töreni sırasında (Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in X hesabı)
Kahire:Muhammed Mahmud
TT
Kahire:Muhammed Mahmud
TT
Etiyopya-Rusya silah anlaşması... Afrika Boynuzu’ndaki güç dengeleri nasıl değişecek?
(foto altı) Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, dördüncü nesil Su-35 savaş uçaklarının teslim töreni sırasında (Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in X hesabı)
Etiyopya’nın Rusya’dan bir silah anlaşması kapsamında aldığı askeri teçhizat, Addis Ababa ile Asmara arasında yakın zamanda çıkması muhtemel bir savaşın eşiğine gelen Afrika Boynuzu’ndaki gerilimin arttığı bir döneme denk geldi. Geçtiğimiz ekim ayının başından itibaren diplomatik ilişkilerin kesilmesinin ardından belirgin biçimde artan gerilim, Etiyopya’nın denize açılan bir limana ulaşma konusundaki ısrarı ve Nil sularına ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle Mısır’la yaşadığı sorunlarla birlikte bölgedeki tansiyonu yükseltiyor.
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in açıklaması da bu gerilim ortamında spekülasyonları artırdı. Abiy Ahmed, geçtiğimiz ekim ayının sonunda, 4++ sınıfı 12 adet Su-35 savaş uçağını içeren teslimatın ardından yaptığı açıklamada, anlaşmanın ‘Etiyopya’nın stratejik caydırıcılık kapasitesini güçlendirdiğini’ söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar ise bu adımın bölgedeki güç dengelerine ilişkin hesaplamaları değiştirdiğini ve silahlanma yarışını hızlandırdığını, olası bir çatışma ihtimalinin de göz ardı edilemeyeceğini belirtti.
Su-35S, 4++ nesil, üstün manevra kabiliyetine sahip bir savaş uçağı olarak biliniyor ve üretiminde beşinci nesil teknolojilerin bir bölümünden yararlanıldı. Russia Today’in kısa süre önce yayımladığı güncel bilgilere göre uçak, 20 kilometreye kadar irtifada saatte 2 bin 500 kilometre hıza ulaşabiliyor. Ayrıca havadan havaya ve havadan karaya füzelerin yanı sıra serbest düşüşlü ve güdümlü bombalardan oluşan toplam 8 ton mühimmat taşıyabiliyor.
Etiyopya ilk partiyi teslim aldı
Abiy Ahmed, 28 Ekim’de Rusya-Afrika Zirvesi’ne katılmak üzere Moskova’ya gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yaptığı açıklamada, ülkesinin dördüncü nesil geliştirilmiş 4++ sınıfı 12 adet Su-35 savaş uçağından oluşan ilk partiyi teslim aldığını ve S-400 hava savunma sistemlerinden oluşan dört bataryanın da teslim edilmesinin planlandığını söyledi.
Abiy Ahmed, “Bu kritik ekipmanların planlanan tarihten önce hızlandırılmış şekilde teslim edilmesi, Etiyopya’nın savunma sisteminin geliştirilmesi açısından önemli bir başarıdır” dedi. Etiyopya savunma güçlerinin hazırlık seviyesindeki artışın, ülkenin olası her türlü saldırıyı caydırma kapasitesini güçlendirdiğini de vurguladı.
Bu yaklaşım, Etiyopya ordusunun değerlendirmeleriyle de örtüşüyor. Etiyopya Hava Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Meseret Getachew, geçtiğimiz ağustos ayında yaptığı açıklamada, “Etiyopya Hava Kuvvetleri’nin operasyonel ve savunma kapasitesindeki artış, ülkenin caydırıcılık gücünü artırıyor ve ulusal çıkarlara karşı harekete geçmeyi düşünen tarafları adımlarını yeniden değerlendirmeye sevk ediyor” ifadesini kullanmıştı.
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, savaş uçaklarının teslimatı sırasında (Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in X hesabı)
Kriz yönetimi ve müzakere alanında uzmanlaşmış Sudanlı askeri uzman Emin İsmail Meczup, Etiyopya ordusunun Rusya’dan gelişmiş silah sistemleri temin etmek amacıyla doğuya yönelmesiyle askeri modernizasyon planlarında niteliksel bir stratejik dönüşüm yaşadığını belirtti.
Meczup, “Bu anlaşmaların tamamlanması, bölgede son 20 yıldır devam eden stratejik dengeleri bozan büyük bir askeri sıçrama anlamına geliyor. Bu durum, bölgede silahlanma yarışının ve istikrarsızlığın habercisi olduğu gibi Rönesans Barajı meselesi ve Addis Ababa’nın gerekirse güç kullanarak Kızıldeniz’e ulaşma girişimleri açısından da sonuçlar doğurabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Askeri kapasitenin güçlendirilmesi
Mısırlı askeri uzman Semir Ragıb da Abiy Ahmed yönetiminin bu anlaşmayı, Afrika Boynuzu’nda kendisini çevreleyen askeri güç ve teçhizat bakımından daha zayıf ülkelere kıyasla askeri kapasitesini artıran bir adım olarak gördüğünü belirtti. Ragıb’a göre Etiyopya yönetimi ayrıca, ülke içindeki varlığını sağlamlaştırmayı, bunun yanı sıra Eritre üzerindeki emellerini gerçekleştirmeyi hedefliyor. Bu hedefler yalnızca bir limana veya denize açılan bir kapıya ulaşma arzusuyla sınırlı değil.
Ragıb, Addis Ababa yönetiminin Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) destek vermek, ülkedeki altyapıyı ve askeri kampları hedef almak amacıyla askeri kapasitesini modernize etmeye çalıştığını da belirtti. Bunun Mısır’la doğrudan bir çatışmaya yol açmadan, ülkenin güney sınırları açısından dolaylı bir tehdit oluşturduğunu ifade etti.
Gözlemciler, söz konusu anlaşmanın Etiyopya’nın Afrika Boynuzu’ndaki doğrudan komşuları Somali, Eritre ve Cibuti karşısında insan gücü ile hava ve kara askeri teçhizatı bakımından üstünlüğünü artırdığını değerlendiriyor. Ancak Etiyopya, Eritre’nin 1993’te bağımsızlığını kazanmasının ardından denize kıyısı olmayan ve deniz kuvvetlerinden yoksun bir ülke konumunda bulunuyor. Abiy Ahmed’in 2018’de iktidara gelmesinden bu yana Etiyopya, Mısır ve Eritre’nin açık ve tekrarlanan itirazlarına rağmen denize açılan bir limana ulaşma talebini sık sık gündeme getiriyor.
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Moskova’da dördüncü nesil Su-35 savaş uçaklarını teslim alırken (Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in X hesabı)
Global Firepower internet sitesinin yayımladığı son sıralamada Etiyopya, 145 ülke arasında askeri kapasite bakımından dünya genelinde 47’nci sırada yer alırken Eritre 119’uncu sırada bulunuyor. İki ülke, 1998-2000 yılları arasında yıkıcı bir savaş yaşamıştı. Etiyopya, ekim ayının başından bu yana komşusu Eritre’yi ülkenin kuzeyindeki isyancılara destek vermekle suçluyor. Eritre ise bu suçlamayı reddederek söz konusu iddiayı ‘savaş ilanı’ olarak nitelendiriyor.
Gelecek senaryoları
Etiyopya’nın yeni silahlanma hamleleri ışığında Afrika Boynuzu’nda yakın gelecekte yaşanabilecek gelişmelere ilişkin senaryoları değerlendiren Meczup, üç olasılığa dikkat çekti. İlk senaryonun, Rönesans Barajı gibi stratejik tesislerin ve sınırların güvence altına alınması yoluyla caydırıcılığın sağlanması olduğunu belirten Meczup, ikinci senaryonun Addis Ababa yönetiminin yeni silah envanterini denizden veya karadan yürütülecek çatışmalarda kullanarak bir deniz limanının kontrolünü ele geçirmeye çalışması olduğunu ifade etti. Üçüncü senaryonun ise bölge ülkelerinin de modern askeri teknolojilere ve karşı koyabilecekleri yeni nesil savaş uçaklarına yönelmesiyle bölgesel güç dengesinin oluşması ve karşılıklı caydırıcılığın sağlanması olduğunu kaydetti.
Meczup, Afrika Boynuzu’nun yakın gelecekte geniş çaplı istikrarsızlık dalgalarına ve bölgesel bir savaşa yol açabilecek gerilimlere sahne olabileceği uyarısında bulundu. Özellikle Etiyopya ile Eritre arasında bir savaş çıkma ihtimaline dikkat çeken Meczup, Etiyopya’nın Mısır ve Sudan’la yaptığı bağlayıcı anlaşmalara uymaması durumunda uzun vadede bir su savaşının da yaşanabileceğini belirtti.
Ragıb ise Addis Ababa yönetiminin Eritre veya ayrılıkçı Somaliland bölgesi üzerinden güç kullanarak Kızıldeniz’e ulaşma hedefinin doğurabileceği sonuçlara dikkat çekti. Etiyopya’ya bir deniz kapısı açılmasının İsrail ve Rusya gibi uluslararası ve bölgesel güçlerin Kızıldeniz’de varlık göstermesinin önünü açacağını belirten Ragıb, bunun Afrika Boynuzu’nda deniz ulaşımının güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit edeceğini vurguladı.
Ragıb ayrıca, Rusya’nın silah anlaşmalarındaki yaklaşımının, Mısır gibi ortak ülkelerle arasındaki siyasi dengeleri dikkate almaksızın, arz ve talebe dayalı doğrudan ticari bir mantık üzerine kurulu olduğunu düşünüyor.
Uluslararası ilişkiler ve Rusya uzmanı Dmitry Bridzhe, söz konusu anlaşmanın Rusya ile Mısır arasındaki ilişkileri etkilemesini beklemiyor. Bridzhe, Rusya yönetiminin Arap dünyası ve Afrika’daki karmaşık ve iç içe geçmiş çıkarlarını koruyacak dengeli ortaklıklar kurmaya özen gösterdiğini belirtti.
Bridzhe, Moskova ile Addis Ababa arasındaki askeri iş birliğinin, bölgede yaşanan dönüşümler ve Rusya’nın mevcut karmaşık koşullara rağmen Afrika’daki rolünü güçlendirme ve kıtada stratejik bir dayanak noktası oluşturma isteği çerçevesinde doğal bir süreç olduğunu ifade etti.
Bridzhe, Rusya’nın silah anlaşmasının güç dengelerini değiştirmek ve yeniden şekillendirmek amacı taşımadığını, Batı’nın güçlü rekabeti karşısında Rusya’nın bölgedeki rolünü güçlendirmeye yönelik mutabakat ve anlaşmalar kapsamında değerlendirilebileceğini belirtti. Bridzhe’e göre bu adım, aynı zamanda Rus silahlarının etkinliğini sınamak ve sahadaki performanslarını geliştirmek için bir fırsat niteliği taşıyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة