Yeni izleyiciler ve geçmişle şimdi arasında değişen yıldız algısı

Dev şirketler tarafından üretilen bir ast-üst ilişkisi

Mısırlı sanatçı Amr Diab’ın getiğimiz yaz Beyrut'ta verdiği konserden bir kare (AFP)
Mısırlı sanatçı Amr Diab’ın getiğimiz yaz Beyrut'ta verdiği konserden bir kare (AFP)
TT

Yeni izleyiciler ve geçmişle şimdi arasında değişen yıldız algısı

Mısırlı sanatçı Amr Diab’ın getiğimiz yaz Beyrut'ta verdiği konserden bir kare (AFP)
Mısırlı sanatçı Amr Diab’ın getiğimiz yaz Beyrut'ta verdiği konserden bir kare (AFP)

Şadi Alaaddin

Abdulhalim Hafız, kendi döneminin yıldızıydı. O kadar seviliyordu ki ölüm haberini duyan 21 yaşındaki Umeyme Abdulvahhab üzüntüden intihar etti.

Star olmanın getirdiği büyük etki çemberi, popülerliği ve prestiji ne olursa olsun her sanatçıyı bir kitle endüstrisi haline getirirken kağıda dökülmemiş bir sözleşme gibi bunun dışına çıkmasını engelledi. Bu çember örneğin, ünlü sanatçı Kareat el-Fengan’ın konserinde bazı holiganların ıslık çalarak kendisini kasıtlı olarak rahatsız etmesine aynı şekilde karşılık vermesini kısıtlıyordu. Ancak Fengan, kendisini ıslıklayanları azarladı. Bu hamle, affedilmez bir günah olarak değerlendirildi ve sanatçı eleştiri oklarının hedefi oldu. Özür dilemek zorunda kalan Fengan, öfkesnin seyirciye değil, seyircilerin arasına gizlenmiş bir grup holigana yönelik olduğunu açıkladı.

Geçtiğimiz günlerde bir düğünde sahne alan Mısırlı sanatçı Amr Diab’ın bir hayranını tokatladığı görüntüler sızdı. Video kaydı çok sayıda kişi tarafından sosyal medya platformlarında paylaşıldı. İlginç olan Diab'ı bunu yapmaya iten nedenler ne olursa olsun, bu hareketin kabul edilebilir bulunmasıydı. Birçok kişi genç adamın kasıtlı olarak yıldızı kızdırmaya çalıştığını iddia ederek Diab’ı savundu. Bu tepki, meşrulaştırılıp normalleştirildi. Elbette yıldızlar ve insanlar arasındaki bu tür bir ilişki Amr Diab ile sınırlı değil. Farklı düzeylerde birçok yıldızı da kapsıyor ve yıldızlar ile hayranları arasında yeni bir ilişki biçiminin ortaya çıkışını yansıtıyor.

Sanatçıların hayran kitleleri artık eskisi ya da Abdülhalim zamanında oldukları gibi değil.

Yıldızların davranışlarının genel olarak normalleşmesi, bildiğimiz anlamda izleyici kavramının sonuna işaret ediyor. Çünkü yıldız artık şöhretini izleyiciye borçlu değil. Yeni hayran modeli, dev şirketler, sosyal medya ve diğerleri gibi zorba otoriteler tarafından üretilen yıldızlarla bir ast-üst ilişkisinin sonucu olarak ortaya çıktı.

Sanatçıların hayran kitleleri artık eskisi ya da Abdülhalim zamanında oldukları gibi değil. Daha ziyade katı, hoşgörüsüz ve kapalı fikirli akımlara daha yakın bir hayran modeli söz konusu. Bu model, yıldıza yanılabilir bir insan niteliği veren, hiçbir eleştiriyi kabul etmeyen, başkasını dinlemeyen, kendi zevksizliği ve saçma görüşleri için başkalarını suçlayan fanatik bir yapıyı temsil ediyor.

sdfvbgdsvf
Abdel Halim Hafez, 1960'lı yılların sonları (AFP)

Yaşadığımız çağın hızına ve yarattığı yaşam tarzlarına bakıldığında bu anlaşılabilir bir durum olabilir. Ancak mesele yıldız ve müzikle kurulan bu sorunlu ilişkinin kendi standartlarını musiki ve lirik şarkı mirasına da uygulamaya başlaması. Artık sosyal medyada ve bazı internet sitelerinde, musiki ve lirik şarkların ünlü isimlerine atfedilen, bu yeni ilişkiyi onlara yansıtan, hoşgörüsüzlüğü genelleştiren ve üstünlük mücadelelerini canlandıran sayfalar ve makaleler yayınlandığını görüyoruz.

İki müzisyen ve nesillerin müzisyenliği

Son zamanlarda Facebook’ta ‘nesillerin müzisyeni’ unvanıyla tanınan müzisyen Baligh Hamdi adına ‘Baligh Hamdi nesillerin gerçek müzisyeni’ adlı bir hayran sayfası da tartışmaların odak noktalarından biri oldu. Hayran sayfasının adında Baligh Hamdi için ‘nesillerin gerçek müzisyeni’ denilmesi nesillerin müzisyeni unvanlı bir diğer sanatçı Muhammed Abdulvahhab'a karşı bir adım olarak görüldü.

Buradaki komplonun ince düşünceden yoksun olduğunu söylemek doğru olmaz. Hayran sayfalarında yayınlananlar, ne Abdulvahhab ve Hamdi için beste yapmanın sırlarını açığa çıkarmada faydalı olabilecek ufuklar açıyor ne müzikal bir yaklaşım sunuyor ne eserlerini bağlamsallaştırıyor ne de melodilerin sanatsal inşası süreci içinde aralarında hangi farkların olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Paylaşımlarda sadece her iki sanatçı için aynı fanatik görüşler yer alıyor. Ne bir şey keşfediyoruz ne de unuttuklarımızı hatırlıyoruz. Bunun yerine, aşırılığın dilini ve mantığını yeniden benimseyen ve sahipleri müziğin en sevilen yıldızın ölümüyle durduğuna ve aslında onunla sınırlı olduğuna inanan bir hoşgörüsüzlük şölenine dahil oluyoruz.

Arap dünyasının en ünlü bestecisi Muhammed Abdulvahhab'a, farklı nesillerin zevklerini anlamadaki başarısı nedeniyle ‘nesillerin müzisyeni’ unvanı verildi. Hayranları ve fanatikleri hiç de az değil. Öyle ki önde gelen birçok müzisyen onun önemini kabul ediyor ve müzikle uğraşmasının nedenlerini tanımlamaya, bestelerini müzikal ve teknik olarak açıklamaya gayret ediyorlar. Ancak onun hakkında sağlam bir malzeme sunmaya çalışan sayfalar neredeyse hiç yok. Bu sayfaların takipçi sayısı da birkaç kişiyi geçmiyor.

Küratörler (sanatçılarla çalışan kişiler) uzman olmayanlar için materyal sağlamaya istekli olsalar bile, ilgi düşük ve çok sınırlı kalıyor. Milyonlarca takipçisi olan fanatik ve holigan sayfaların çoğu sadece eserleri yeniden paylaşıyor. Hayranlık ifadeleri ve rakiplerin kötülenmesinden ibaret yorumlar yapılıyor.

Baligh Hamdi kendi döneminde olağanüstü bir popülerliğe ulaştı, ancak en önemli etkisi hayran kitlesine ihtiyaç duymayan bir ürün ortaya koyması oldu.

Baligh Hamdi, hayranlarının zihninde en popüler ve kuşaklar arası şarkı yazarı rolünü oynarken başka kimsede olmayan bir yeniliği ve sürekliliği temsil ediyor. Ümmü Gülsüm için beste yapan en genç kişi olarak öne çıkan Hamdi, hızlı ve üretken, rakipsiz bir müzik dehası olarak kabul ediliyor.

Hayalci ve öğretmen

Hamdi’ye duyulan büyük hayranlığın, bestelediği şarkıların çoğunun belirli duygusal durumları ifade etmek için doğrudan kullanılabilir ve kişiselleştirilebilir olmasından kaynaklandığı söylenebilir. Eserlerinin genel formülü genel gerçekliğin ağırlığıyla mücadele ederken bir katarsis ve vaat durumu yaratıyor.

xscdfrgt
Muhammed Abdulvahhab (WikiCommons)

Baligh Hamdi, sevgililerin birbirlerine gönderebilecekleri aşk mektupları besteledi. Vatansever melodilerinde bile nahoşluktan uzak durmaya özen gösterdi. Ritimlerin gücüne dayanan bir tarzda vatana ve davalara duygusal ve romantik bir boyut kazandırdı. Eserlerinin evrensel ve popüler olmasının nedeni çoğunun kişiselleştirilebilir, dans edilebilir ve kutlamalara eşlik edebilir olması. Acıyı, nostaljiyi, yabancılaşmayı ve anavatanı dans ettirerek, sanatsal bütünlük, müzik ve eserin inşası gibi unsurlardan bağımsız olarak, her ağırlığın geçici ve fani görünmesini sağladı. Kaçmak, hayal etmek ve teselli bulmak için alanlar oluşturdu. Sosyo-politik zorunluluklara zamanında yanıt verdi.

Muhammed Abdulvahhab hafifliğe ve dansa düşman değildi. Ancak her zaman bu unsurların şarkının ve müziğin müzikal ve yapısal kompozisyonunun bir parçası olmasını ve dışsal gerekliliklere yanıt olarak üzerlerine düşen bir görev olmamasını sağlamaya çalıştı. Tüm gücün sanata ait olduğuna ve sanatın yalnızca şartlarla ve ruh halleriyle özdeşleşmek yerine o şartları ve ruh hallerini yaratabileceğine inanıyordu. Eserlerinin çoğunda görülen tutarlılık ve uyum, kaçışı savunmayan çağrışımlar açısından eserin kendisine bağlı kalan bir anlam mantığı oluşturdu. Eserleri genellikle hassas ve özenli bir gerçekçiliğe dayanan sürekli, deneysel ve özenli bir yapıda oldu. Abdulvahhab teselli edici ve hayalci rolü oynamayı değil, her zaman bir ikaz edici ve öğretmen rolü oynamayı istedi.

Belki de Baligh Hamdi ile aralarındaki yaklaşım farkı kişiliklerine de yansımıştır. Hamdi bohem, kaotik, spontane ve duygusalken, Abdulvahhab metodik, düzenli, disiplinli ve rasyonel bir kişiliğe sahipti. Hamdi’ye yönelik önyargı, trajik sonuna rağmen hayatının şeklini temsil etme arzusu olabilirken, Abdulvahhab'ın hayatı cazip bir deneyim değildir.

Dinlemenin sona ermesi

Üstünlük savaşlarıyla ilgilenmeden meseleyi analiz etmeye çalışırsak Baligh Hamdi’nin dans ritimlerini şarkılara dahil etme ve bunlarla oynama hevesinin büyüyen, devam eden ve galip gelen bir ekolünü yarattığını söyleyebiliriz. Bununla birlikte şarkının söylenmesi, ağırbaşlı ve sakin dinleme durumundan, müzik eserinin belirli bir ruh halini kışkırtmasını sağlayan şamatacı ve şovcu bir durumuna geçiş yaptı. Eser, artık kendi içinde bir amaç olmaktan çıktı.

dfvgthyju
Baligh Hamdi (WikiCommons)

Baligh Hamdi'nin eserleri, kasıtlı ya da kasıtsız olarak görüntünün sese, melodilere ve diğer müzik eserlerine egemen olduğu bir dönemi başlatmış olabilir. O andan itibaren dinleyici kitleleri tamamen suni bir şekilde tezahürat yapar, çığlık atar ve dans eder hale geldi.

Baligh Hamdi kendi döneminde olağanüstü bir popülerliğe ulaştı, ancak en önemli etkisi hayran kitlesine ihtiyaç duymayan bir ürün ortaya koyması oldu. Hamdi'nin Muhammed Rüşdi ile elde ettiği başarıdan faydalanmak, onun başarısını çalmak ve kendi kitlesini genişletmek için kullanmak isteyen Abdulhalim Hafız, söylediği popüler melodilerin kendisinden ve temsil ettiği durumdan ziyade türün gücünden kaynaklandığını fark etmiş olabilir.

Şarkıcı ile halk arasındaki ilişki, yıldızlığın dinleyici kitlesine karşı herhangi bir borç kabul etmeyen şartlarına tabi hale geldi.

Bu durum Abdulhalim Hafız’ı - Baligh Hamdi'nin popüler şarkılar ve film şarkılarındaki statüsünden en iyi şekilde yararlanmakta ısrar ettikten sonra - dinleyiciyle farklı bir ilişkisinin olduğu, bıraktığı şarkıcı statüsüne geri dönmeye itti. Farklı türden şarkılar söylemeye başladı, ama dinleyicilerini kaybetmişti. Kareat el-Fengan’ın konserindeki holiganlar - her ne kadar kargaşa çıkarmaya hazır olsalar da - davranışlarını genel kalabalığın davranışlarına uydurdular. Bu yüzden ortalık sessizleşip eskisi gibi olunca Fengan’ın tepkisi anlamsızlaştı.

Abdulvahhab'ın sorunu, hatta dans ritimleriyle oynadığı eserlerinde bile kitlelerle dinlemenin ön planda olduğu bir ilişki tarzını savunmakta ısrar etmesiydi. Bu tarzdan hiçbir zaman vazgeçmedi. Baligh Hamdi'nin başlattığı akım karşısında bu ilişki tarzını korumaya çalıştı.

Dolayısıyla, şu anda Baligh Hamdi'ye yönelik hayranlık, onun eserlerini okumak ve analiz etmek yerine ana akımın zaferi ve savunulması üzerine kurulu. Baligh, bu anlamda gerçek bir zafer elde etmiş olsa da ‘nesillerin müzisyeni’ unvanının anlamının bir temsilcisi olmamıştır.  Çünkü sadece o anki başarısına odaklananlar, onun kısa sürede dağılan ve parçalanan, gelişmeyen ve tamamlanmayan bir zirve olduğunu göremezler.

Kahire'deki yeni Müzik Mirası Müzesi'nin açılışından önce ünlü Mısırlı müzisyen Muhamed Abdulvahhab'ın afişinin asılması sırasında, 2 Haziran 2002 (Reuters)

Baligh Hamdi'den sonrası yerine gelenler, bir proje ve metodoloji olmaksızın, sadece gürültü ve ritimle aynı başarıyı elde etmeye çalıştılar. Geriye Hamdi'nin öğrencileri değil, onun sihirli başarı reçetesini uygulamaya çalışan – ve böyle kendilerinin sorumlu tutulamayacağı - bir vasatlık durumuna yol açan ve sürekli bir gerileme halini körükleyen mutasyonlar kaldı.

Abdulvahhab ise talepkar olmaya devam etti ve otoritesini ve dinlemeye dayalı ilişki biçimini korudu. Baligh Hamdi, eserlerinin telif haklarını bir kişiye değil kurumlara ve otoritelere bağlı olan yapımcıya devretti.

Şu an müzikal ve lirik ruh hali, reklam ve prodüksiyon devlerinin ellerine teslim edilmiş durumda. Şarkıcı ile halk arasındaki ilişki, reklam ve üretim piyasasını kontrol eden şirketlerin ve markaların projelerine hitap etme becerisiyle yaşayan ve yıldızlığın dinleyici kitlesine karşı herhangi bir borç kabul etmeyen şartlarına tabi hale geldi.

Baligh Hamdi ve diğerlerinin yeniden gündemde tutanlar ve nesillerin müzisyeni görüşü üzerinde savaşanlar, şimdiki zaman üzerindeki rolünü, statüsünü ve otoritesini kaybetmiş ve bunu geçmişe dayatmaya çalışan bir kesimdir.

Şimdiki zaman, normlarıyla bu restorasyonun gerçekliğine hükmediyor ve onu kendi etki alanına alarak şarkı ve müzik alanında bir büyük kardeşe ait olma yolculuğuna dönüştürüyor. Bu da hiçbir müzisyenin beste yapmadığı ve hiçbir dinleyicinin dinlemediği, dinleme kavramının yapısal olarak bozulduğu bir döneme girmek anlamına geliyor.



Zendaya: Umarım insanlar benden bıkmaz

Zendaya'nın bu yılki ilk filmi, Robert Pattinson'ın da rol aldığı A24 yapımı Drama (A24)
Zendaya'nın bu yılki ilk filmi, Robert Pattinson'ın da rol aldığı A24 yapımı Drama (A24)
TT

Zendaya: Umarım insanlar benden bıkmaz

Zendaya'nın bu yılki ilk filmi, Robert Pattinson'ın da rol aldığı A24 yapımı Drama (A24)
Zendaya'nın bu yılki ilk filmi, Robert Pattinson'ın da rol aldığı A24 yapımı Drama (A24)

Zendaya, 4 film ve büyük bir diziyle alışılmadık derecede yoğun olan 2026 vizyon programının ardından "bir süre ortadan kaybolmayı" planlıyor.

Fandango'nun Big Ticket programının sunucusunun 2026'yı "Z'nin yılı" diye nitelemesine yanıt veren Emmy ödüllü oyuncu şöyle dedi:

Umarım insanlar benden bıkmaz ve bu filmlerin herhangi birini destekleyen, kariyerime herhangi bir şekilde destek veren herkese minnettarım. Derinden minnettarım. Umarım bu yıl benden bıkmazsınız çünkü şunu söyleyeyim; bundan sonra bir süre ortadan kaybolacağım. Sadece kısa bir süreliğine saklanmam gerekecek.

29 yaşındaki oyuncunun bu yılki ilk filmi, Robert Pattinson'la başrolleri paylaştığı A24 yapımı Drama, 3 Nisan'da vizyona girecek.

Bundan bir hafta sonra HBO'nun Euphoria dizisinin üçüncü sezonu gösterime girecek. Zendaya, Drama Dizilerinde En İyi Kadın Oyuncu dalında iki Primetime Emmy ödülü kazandığı Rue rolünü yeniden canlandıracak.

Temmuzda Zendaya, Christopher Nolan'ın The Odyssey ve Marvel'ın Örümcek-Adam: Yepyeni Bir Gün (Spider-Man: Brand New Day) filmleriyle izleyici karşısına çıkacak. Her iki filmde de Tom Holland'la birlikte oynuyor.

Örümcek-Adam: Eve Dönüş (Spider-Man: Homecoming) çekimleri sırasında tanışan Zendaya ve Holland, 2021'de çıkmaya başladı.

Zendaya'nın uzun süredir stilistliğini yapan Law Roach'un geçen ay Access Hollywood'a "Düğün çoktan gerçekleşti" demesinden bu yana, ikilinin 2024'teki nişanlarının ardından gizli bir törenle evlenip evlenmediklerine dair spekülasyonlar yaygınlaştı. Ne Zendaya ne de Holland evlendiklerini kamuoyuna doğruladı.

Zendaya, 18 Aralık'ta vizyona girecek Denis Villeneuve filmi Dune: Çöl Gezegeni Bölüm Üç'le (Dune: Part Three) yılı kapatacak.

Drama, hikayesinin merkezinde yer alan büyük bir itiraf nedeniyle şimdiden eleştirilere maruz kalıyor. Filmde Zendaya'nın canlandırdığı Emma karakteri, Pattinson'ın hayat verdiği nişanlısı Charlie'ye ve arkadaşlarına, bir zamanlar lisede silahlı saldırı yapmayı planladığını ancak bunu asla gerçekleştirmediğini itiraf ediyor.

Columbine Lisesi'nde 1999'da düzenlenen katliamda hayatını kaybeden Daniel Mauser'ın babası Tom Mauser, filmdeki bu sürprizden tiksindiğini TMZ'ye söylemişti.

Son 25 yıldır silah reformu için mücadele eden Mauser, bu ciddi konuyu bir romantik komedide hikayeyi ilerletme amacıyla kullanmanın "korkunç" olduğunu dile getirmişti.

Filmi izlemeyen baba, yapımın silahlı saldırganları "insanileştirdiğini" ve okul saldırılarını "normalleştirdiğini" ifade etmişti.

Filmde kitlesel şiddet tasviri yer almıyor.

Independent Türkçe


Türünün ilk örneği araştırma: Uzayda döllenme nasıl olacak?

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP
TT

Türünün ilk örneği araştırma: Uzayda döllenme nasıl olacak?

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

Yeni bir araştırma, spermler yolunu kaybedebileceği için uzayda bebek yapmanın daha zor olabileceği uyarısında bulundu.

Araştırmada, yerçekimi eksikliği nedeniyle spermlerin yön bulma yeteneğinin bozulabileceği ve bu nedenle yumurtaları döllemenin zorlaşabileceği öne sürülüyor.

Bu sonucun elde edildiği çalışmada insanlar da dahil üç memeliden alınan sperm örnekleri, hücrelerin döndürülerek sıfır yerçekimi koşullarının canlandırıldığı bir makineye yerleştirildi. Spermler daha sonra kadın üreme sistemini taklit eden bir labirente sokuldu.

Yolunu kaybetmiş gibi görünen spermler labirentte ilerlemekte zorlandı.

Adelaide Üniversitesi'nden kıdemli yazar Nicole McPherson, "Spermlerin üreme sistemi gibi bir kanaldan geçme yeteneği üzerinde yerçekiminin önemli bir faktör olduğunu ilk kez göstermeyi başardık" diyor.

Normal yerçekimine kıyasla mikro yerçekimi koşullarında labirent odadan başarıyla geçebilen sperm sayısında kayda değer bir azalma gözlemledik. Spermlerin fiziksel hareket biçiminde herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen bu durum tüm modellerde yaşandı. Bu da yön kaybının hareketlilikteki bir değişiklikten değil, diğer unsurlardan kaynaklandığına işaret ediyor.

Bilim insanları cinsiyet hormonu progesteronun eklenmesinin, spermlerin düşük yerçekiminin etkilerini aşmasına katkı sağlayarak örneklerin labirenti geçme olasılığını artırdığını saptadı.

Dr. McPherson, "Bu durumun, yumurtadan da salınan progesteronun, spermi döllenme bölgesine yönlendirebilmesinden kaynaklandığını düşünüyoruz ancak bu muhtemel çözümün daha fazla araştırılması gerekiyor" diyor.

Araştırmacılar, fare yumurtaları sıfır yerçekimine maruz kalınca döllenme oranında yüzde 30'luk bir azalma da tespit etti.

Dr. McPherson, "Mikro yerçekimine 4-6 saat maruz kaldıklarında döllenme oranlarında azalma gözlemledik. Uzun süreli maruz kalma daha da zararlı görünüyor; bu durum gelişimsel gecikmelere ve bazı durumlarda embriyo oluşumunun en erken aşamalarında fetüsü oluşturan hücrelerin azalmasına yol açtı" ifadelerini kullanıyor.

Bu bulgular uzayda üreme başarısının ne kadar karmaşık temellere dayandığını ve gelişimin tüm erken aşamaları üzerine daha fazla araştırmaya duyulan kritik ihtiyacı gösteriyor.

Araştırmayı yürüten bilim insanları, yerçekimindeki değişikliklerin hem döllenmeyi hem de embriyonun gelişimini nasıl etkileyebileceğini anlamada bu çalışmanın kilit öneme sahip olacağını belirtiyor. Bu da Ay ve Mars gibi diğer gökcisimlerinde yaşamaya yönelik planlarımızda hayati önem taşıyacak.

Dr. McPherson, "En son çalışmamızda, bu koşullar altında döllenseler bile birçok sağlıklı embriyo oluştu. Bu da bize uzayda üremenin bir gün mümkün olabileceği umudunu veriyor" diyor.

Diğer araştırmalar, spermin uzayda hareket etme biçimlerini incelemişti. Ancak bu çalışma, spermin üreme kanalında bu şekilde nasıl yol alabileceğini inceleyen ilk araştırma.

Çalışmanın bulguları hakemli dergi Communications Biology'de yayımlandı.

Independent Türkçe


2023'te Oscar'a damga vuran ikili, gişeleri sallayan yıldızla anlaştı

Her Şey Her Yerde Aynı Anda'da Michelle Yeoh'un canlandırdığı başkarakter Evelyn, paralel evrenlerde kendisinin tuhaf versiyonlarının bilincine giriyor (A24)
Her Şey Her Yerde Aynı Anda'da Michelle Yeoh'un canlandırdığı başkarakter Evelyn, paralel evrenlerde kendisinin tuhaf versiyonlarının bilincine giriyor (A24)
TT

2023'te Oscar'a damga vuran ikili, gişeleri sallayan yıldızla anlaştı

Her Şey Her Yerde Aynı Anda'da Michelle Yeoh'un canlandırdığı başkarakter Evelyn, paralel evrenlerde kendisinin tuhaf versiyonlarının bilincine giriyor (A24)
Her Şey Her Yerde Aynı Anda'da Michelle Yeoh'un canlandırdığı başkarakter Evelyn, paralel evrenlerde kendisinin tuhaf versiyonlarının bilincine giriyor (A24)

Başrolünde yer aldığı bilimkurgu destanı Kurtuluş Projesi'yle (Project Hail Mary) son günlerde çok konuşulan Ryan Gosling'in yeni projesi de dikkat çekti. 

45 yaşındaki Kanadalı'nın, Her Şey Her Yerde Aynı Anda'yla (Everything Everywhere All At Once) 7 Oscar kazanmayı başaran Daniel Kwan ve Daniel Scheinert'in bilimkurgu ve aksiyon türleri arasında gezinen yeni komedisinde oynayacağı bildirildi. 

Deadline'ın haberine göre, Daniellar olarak da bilinen ikilinin Universal Pictures için çekeceği film, 19 Kasım 2027'de vizyona girecek. 

Prodüksiyonun bu yaz Los Angeles'ta başlaması beklenirken, filmin adı ve senaryosu henüz açıklanmadı.

2023 Oscar Ödülleri'nde en çok heykelciği kazanan Her Şey Her Yerde Aynı Anda, yalnızca 25 milyon dolarlık bütçesine rağmen gişede 143 milyon dolarlık hasılata uzanmıştı. 

Gosling'in 20 Mart'ta vizyona giren Kurtuluş Projesi de açılış haftasında gösterdiği performansla üç büyük gişe rekorunu birden kırdı.

Deadline'ın aktardığına göre film, Amazon MGM için yeni bir açılış rekoru kırdı, Phil Lord ve Chris Miller'ın kariyerindeki en iyi başlangıca imza attı ve martın en güçlü özgün yapım açılışlarından biri oldu.

80,6 milyon dolarlık açılış hasılatıyla film, Oppenheimer'ın 82,4 milyon dolarlık "devam filmi olmayan yapım" rekorunu kıl payı kaçırsa da muazzam bir başarıya imza attı.

248 milyon dolarlık dudak uçuklatan bir prodüksiyon bütçesine sahip olan filmin, pazarlama giderleri de dahil edildiğinde kâra geçebilmesi için 500-600 milyon dolar bandını aşması gerekiyor. 

Filmde Gosling, bir uzay gemisinde kim olduğuna ve oraya nasıl geldiğine dair hiçbir anısı olmadan uyanan fen bilgisi öğretmeni Ryland Grace'i canlandırıyor. 

Hafızası yavaş yavaş yerine gelen Grace, yaklaşan bir buzul çağını durdurmak, insanlığı ve ölmekte olan Güneş'i kurtarmak için kritik bir gizemi çözmesi gerektiğini fark ediyor.

Independent Türkçe, Deadline, Hollywood Reporter