ABD-İsrail ve ikisinin arasında ‘İran Ortadoğusu’

İki köklü müttefik arasındaki çekim azalıyor mu?

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrailli mevkidaşı Yoav Gallant’ı Pentagon'da ağırladı, 25 Haziran 2024 (AFP)
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrailli mevkidaşı Yoav Gallant’ı Pentagon'da ağırladı, 25 Haziran 2024 (AFP)
TT

ABD-İsrail ve ikisinin arasında ‘İran Ortadoğusu’

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrailli mevkidaşı Yoav Gallant’ı Pentagon'da ağırladı, 25 Haziran 2024 (AFP)
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrailli mevkidaşı Yoav Gallant’ı Pentagon'da ağırladı, 25 Haziran 2024 (AFP)

Elie el-Kasifi

İran, İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaşın başlangıcında ve savaşın sonlarına doğru geri planda kalmaya çalıştı. Bu nedenle, Hamas'ı ve ‘destekçi cepheleri' desteklemekten tamamen kopmuş gibi görünmemek için diplomasi ve medya politikasına yöneldi. Bunun yaparken, vekillerini arka planda yönlendirerek savaşı uzaktan yönetiyor gibi de görünmüyor. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan bu politikayı Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile aynı helikopter kazasında hayatını kaybetmeden önce ifade etmişti.

Ancak Abdullahiyan’ın vefatından önce de özellikle 4 Ocak'ta et-Tanf Askeri Üssüne yapılan saldırı ve ABD'nin bu saldırıya verdiği yanıttan sonra, İran yönetiminin kendisine bağlı Iraklı grupları ‘ABD’nin çıkarlarına’ saldırmaktan vazgeçirmeye zorlamasıyla İran'ın savaşla ilgili kullandığı dil değişmeye başladı. Tahran'ın, vekillerinin ‘destek cephelerini’ yönetmedeki bağımsızlığına yapılan vurgu azaldı. Tahran, Irak’taki vekillerini kontrol edeceğini ve ABD'nin kırmızı çizgilerine uymayı isteğini dile getirmemiş olsaydı, tansiyon daha da tırmanabilirdi.

Hizbullah ve İsrail arasında Lübnan-İsrail sınırında yaşanan çatışmaların artan temposu bu cepheyi neredeyse bölgedeki ana cephe haline getirirken, Iraklı silahlı gruplar için doğru olan, Gazze'ye ‘desteğini’ sürdüren Yemen'deki Ensarullah ya da Güney Lübnan'daki Hizbullah için doğru değildi. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, çarşamba günü yaptığı son konuşmada, bu cephenin bir ‘destek’ ve yıpratma cephesi olmaktan ‘üst sınırı ve kontrolü olmayan’ topyekûn bir savaş cephesine dönüştüğünü söyledi. Ancak ‘destek cepheleri’, özellikle de Güney Lübnan cephesi ile ilgili en önemli değişiklik, İran'ın bu cephelerdeki vekillerinin, özellikle de Hizbullah'ın kararlarını kasıtlı olarak benimsemekten, bu cepheler hakkında sessiz kalmaya ve buradaki milislerinin özerkliğini vurgulamaya doğru kayan politikasıdır.

Aslında bölge, İran’ın Dini Lideri (Rehber) Ali Hamaney’in 3 Haziran'da yaptığı ve Aksa Tufanı Operasyonu'na övgüde bulunup, Hamas'ı ABD Başkanı Joe Biden'ın açıkladığı ateşkes teklifini reddetmeye çağırdığı konuşmasında da görülebileceği üzere İran, Gazze’deki savaşa ve paralel cephelere yönelik farklı bir yaklaşıma sahip.

İran'ın 13 Nisan’ı 14 Nisan’a bağlayan gece İsrail'e düzenlediği saldırı, ‘stratejik sabır’ stratejisinden tam bir sapma teşkil etmese de kuşkusuz İran'ın savaşa yaklaşımındaki en önemli değişiklikti.

Ancak İran’ın bu yeni yaklaşımını anlamak için onu savaşa yönelik söylemindeki değişim ya da Gazze Şeridi’nde ve özellikle Güney Lübnan'daki ‘destek cephelerinde’ yaşanan değişimler bağlamında değerlendirmek gerekiyor. “Savaşın İsrail iç siyasetine yansımaları, siyasi ve askeri kurumlar arasındaki gerilim ve anlaşmazlıkların ve İsrail hükümeti ile ABD yönetimi arasındaki ilişkiye yansımaların yanı sıra gerek Batı ülkelerinde sokaklarda ve üniversitelerde olsun, gerek daha fazla ülkenin Filistin Devleti'ni tanıması açısından siyasi düzeyde olsun, gerekse Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından alınan kararlar çerçevesinde hukuki düzeyde olsun, Filistinli sivil can kayıplarının rekor sayılara yükselmesi nedeniyle İsrail'e karşı oluşan küresel tepki açısından da göz ardı edilemez. Tüm bunlar savaşın İsrail'in istediğinden ve büyük olasılıkla ettiğinden farklı yol izlemesine neden oldu. İsrail, Hamas Hareketi’nin 7 Ekim saldırısının ardından kaçınılmaz ve zorunlu bir seçenek olarak ‘Demir Kılıçlar’ adlı operasyonunu başlattığında, özellikle iç dürtüleri tarafından yönlendirilen savaşın uzaması ve aynı zamanda aşırı sağcı hükümetinin ‘mutlak zafere’ ya da savaşın başlıca iki hedefi olan; ‘Hamas'ı ortadan kaldırma ve İsrailli rehineleri kurtarma’ hedeflerine ulaşmasını engelleyen Gazze'deki karmaşık saha gerçekliği gibi zorluklarla aynı anda yüzleşmeyi muhtemelen beklemiyordu.

zasxcdvefrt
Gazze Şeridi açıklarında ABD tarafından inşa edilen yüzer iskelede yürüyen ABD’li bir asker, 25 Haziran 2024 (Reuters)

Savaşın başlarında ‘İsrail'i haritadan silme’ çağrısı yapan devrimci ideolojisi ile doğrudan savaşa girme konusundaki isteksizliği ve yetersizliği, hatta ABD'nin caydırıcılığı nedeniyle gerek Gazze Şeridi’nde gerek ‘destek cephelerinde’ olsun, bölgedeki müttefiklerine ve vekillerine askeri destek beyan edememesi arasındaki derin uçurumdan dolayı geri çekilmek ve karmaşık hesaplar yapmak zorunda kalan İran, şimdi, sanki Gazze'deki ve bölgedeki çatışmanın dengesi kendi lehine değişmiş gibi daha cesur davranıyor.

İran'ın 13 nisanı 14 nisana bağlayan gece İsrail'e düzenlediği saldırının, Tahran'ın 7 Ekim öncesinden beri sürdürdüğü savaşa yaklaşımındaki en belirgin değişim olduğuna şüphe yok. Bu aynı zamanda İran'ın caydırıcılık sistemini güçlendirmek için risk almayı göze aldığını da gösterdi. Ancak bunu büyük bir ihtiyatla, doğuda ve batıda, özellikle de ABD'ye yönelik siyasi ve diplomatik çabalarla yaptı.

Burada Tahran'ın, 2 Haziran'da İsrail'in Halep'in çevresine düzenlediği hava saldırısında İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) bir danışmanının öldürülmesine henüz yanıt vermediği belirtilmeli. Bu da İran'ın stratejik sabır stratejisini katı bir şekilde uyguladığına, ancak 13-14 Nisan gecesinden beri bu stratejinin dinamiklerinin, savunmadan saldırıya doğru evrildiğine işaret ediyor olabilir.

Bu, Lübnan’ın güney cephesi ve bu cephenin Hizbullah tarafından nasıl yönetildiği ile ilgili. Zira bu cephenin de son zamanlarda, özellikle de Hizbullah'ın gerilimi artırma ve saldırıya geçme konusunda daha istekli olması açısından, İran'ın savaşa yaklaşımındaki farklılıkla uyumlu değişimlere tanık olduğu görülüyor. Nasrallah'ın geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı konuşmada Güney Kıbrıs'a yönelik tehdidi, bu bağlamda gözden kaçırılmamalı. Hizbullah'ın bu tehdidi, İranlılarla koordinasyon kurmadan ya da onlardan talimat almadan kendi başına yaptığına inanmak zor. Nasrallah'ın çatışmanın geleneksel coğrafyasından uzaklaşması, İran'ın bölgesel çatışmaya, sınırlarına ve geleceğine yönelik genel stratejisinin dışında olması mümkün değil.

Gazze’deki askeri operasyonların sınırları ve savaşın ‘ertesi günü’ konusunda ABD-İsrail arasında son zamanlarda yaşanan çekişme sona mı eriyor?

Bu manada Hizbullah Genel Sekreteri'nin Avrupa Birliği (AB) üyesi olan Güney Kıbrıs’a yönelik tehdidi, İran'ın şimdiye kadar bölgesel oyunun esnek kurallarına bağlı kalmış olsa da bölge ülkelerine ve Batı'ya karşı müttefiklerini ve dolayısıyla bölgedeki nüfuzunu korumak için daha fazla risk almaya istekli olduğu mesajını taşıyor. Ancak bu, doğası gereği değişken olan ve İran tarafından tırmandırılmaya ve saldırıya maruz kalan bir mesajdır. Tahran, topyekûn bir savaşa girmekten kaçınsa da hızla sonuca varmaya yönelik bir çatışmadan ziyade, rakiplerinin gücünü kademeli olarak zayıflatmak için onları yıpratmaya dayanan uzun vadeli bir çatışmayı tercih ediyor. İsrail, Gazze'de ve Lübnan sınırında bir yıpratma savaşına girmesi nedeniyle şu an içinde bulunduğu durum bu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, pazartesi günü İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın Washington ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, bu savaşın devam etmesi halinde, İsrail'in kafasının daha da karışacağını ve zayıflayacağını söyledi. Miller, açıklamasında, “Gazze'de askeri operasyonun devam etmesi İsrail'i daha da zayıflatır. Çünkü bu, kuzeyde (Hizbullah ile) bir çözüme ulaşmayı zorlaştırır ve Batı Şeria'daki istikrarsızlığı arttırır” değerlendirmesinde bulundu. Miller’ın sözleri, Washington'ın Gazze ve Lübnan cepheleri arasında ve buna ek olarak Batı Şeria ile kurmaya başladığı bağlantıyı gösterirken, Biden'ın İsrail'i kuşatan ve onu en başta İran'ın faydalandığı yıpratma döngüsünden çıkarmak için önerdiği Gazze'de ateşkese varma konusundaki ısrarcı tutumunu da açıklıyor.

dvfbg
İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Hiyam beldesine düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar, 25 Haziran 2024 (Reuters)

Dolayısıyla, Gazze Şeridi’nde ve Güney Lübnan'daki gelişmeleri, bölgede ve uluslararası arenadaki çatışmaların dışında, özellikle de İran'ın sadece bölgesel nüfuzunu güçlendirmesi ve sürdürmesi açısından değil, aynı zamanda bir nükleer güce dönüşmesiyle birlikte bu nüfuzu daha da genişletme arzusu açısından okumak artık her zamankinden daha zor. Bu yüzden mevcut gelişmeler, ABD'nin İran'la başa çıkma stratejisine ilişkin eski bir soruyu; ‘Bu bir çevreleme stratejisi mi, yoksa Tahran'ın nüfuzunu arttırma ve başta İsrail olmak üzere ABD’nin bölgedeki müttefiklerini tehdit etme kabiliyetini azaltmaya yönelik bir baskı stratejisi mi?’ sorusunu yeniden gündeme getiriyor.

İsrail'de bazı çevreler ‘İran Ortadoğusu’ tabirini kullanmaya ve bundan bahsetmeye başladı. Hizbullah da mevcut savaştan doğacak yeni bir Ortadoğu'dan bahsediyor.

Şimdi ise ‘son dönemde Gazze'deki askeri operasyonların sınırları ve savaşın ertesi günü konusunda ABD ile İsrail arasında yaşanan çekişme, İran ve müttefiklerinin artan özgüveninin ardından Tel Aviv'i içinde bulunduğu çıkmazdan kurtarmak ve bölgedeki kartları yeniden karmak konusundaki ABD ve İsrail’in ortak çıkarları nedeniyle gerileyecek mi?’ sorusu ortaya çıktı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun bahsettiği savaşın üçüncü aşamasına geçiş, savaşın hızı değişse bile savaşın sonuna doğru atılmış bir adım olmadığı dikkate alındığında, Netanyahu'nun kendisinin de ifade ettiği üzere gerek Yahya es-Sinvar ve/veya Muhammed ed-Deyf'in öldürülmesiyle olsun, gerekse daha az ölçüde Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yaklaşık on gün önce gerçekleştirilen kanlı operasyonun bir tekrarı olarak daha fazla esirin kurtarılmasıyla olsun, ‘zafer imajı’ verilmesine ABD kadar İsrail de ihtiyaç duyuyor. Fakat söz konusu zafer imajı olayların gidişatını değiştirmeye ve İran'ın İsrail'in etrafında oluşturduğu ‘ateş çemberini’ zayıflatmaya yeter mi? Bu soruya belki de 7 Ekim öncesinden beri masada olan ‘ABD’nin bölgedeki çıkarlarının sınırları ne? 7 Ekim saldırısı, ABD’nin bölgedeki varlığını yeniden gözden geçirmesine neden oldu mu, olmadı mı?’ sorularına yanıt verilmesi halinde cevap bulunabilir.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.