ABD-İsrail ve ikisinin arasında ‘İran Ortadoğusu’

İki köklü müttefik arasındaki çekim azalıyor mu?

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrailli mevkidaşı Yoav Gallant’ı Pentagon'da ağırladı, 25 Haziran 2024 (AFP)
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrailli mevkidaşı Yoav Gallant’ı Pentagon'da ağırladı, 25 Haziran 2024 (AFP)
TT

ABD-İsrail ve ikisinin arasında ‘İran Ortadoğusu’

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrailli mevkidaşı Yoav Gallant’ı Pentagon'da ağırladı, 25 Haziran 2024 (AFP)
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrailli mevkidaşı Yoav Gallant’ı Pentagon'da ağırladı, 25 Haziran 2024 (AFP)

Elie el-Kasifi

İran, İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaşın başlangıcında ve savaşın sonlarına doğru geri planda kalmaya çalıştı. Bu nedenle, Hamas'ı ve ‘destekçi cepheleri' desteklemekten tamamen kopmuş gibi görünmemek için diplomasi ve medya politikasına yöneldi. Bunun yaparken, vekillerini arka planda yönlendirerek savaşı uzaktan yönetiyor gibi de görünmüyor. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan bu politikayı Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile aynı helikopter kazasında hayatını kaybetmeden önce ifade etmişti.

Ancak Abdullahiyan’ın vefatından önce de özellikle 4 Ocak'ta et-Tanf Askeri Üssüne yapılan saldırı ve ABD'nin bu saldırıya verdiği yanıttan sonra, İran yönetiminin kendisine bağlı Iraklı grupları ‘ABD’nin çıkarlarına’ saldırmaktan vazgeçirmeye zorlamasıyla İran'ın savaşla ilgili kullandığı dil değişmeye başladı. Tahran'ın, vekillerinin ‘destek cephelerini’ yönetmedeki bağımsızlığına yapılan vurgu azaldı. Tahran, Irak’taki vekillerini kontrol edeceğini ve ABD'nin kırmızı çizgilerine uymayı isteğini dile getirmemiş olsaydı, tansiyon daha da tırmanabilirdi.

Hizbullah ve İsrail arasında Lübnan-İsrail sınırında yaşanan çatışmaların artan temposu bu cepheyi neredeyse bölgedeki ana cephe haline getirirken, Iraklı silahlı gruplar için doğru olan, Gazze'ye ‘desteğini’ sürdüren Yemen'deki Ensarullah ya da Güney Lübnan'daki Hizbullah için doğru değildi. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, çarşamba günü yaptığı son konuşmada, bu cephenin bir ‘destek’ ve yıpratma cephesi olmaktan ‘üst sınırı ve kontrolü olmayan’ topyekûn bir savaş cephesine dönüştüğünü söyledi. Ancak ‘destek cepheleri’, özellikle de Güney Lübnan cephesi ile ilgili en önemli değişiklik, İran'ın bu cephelerdeki vekillerinin, özellikle de Hizbullah'ın kararlarını kasıtlı olarak benimsemekten, bu cepheler hakkında sessiz kalmaya ve buradaki milislerinin özerkliğini vurgulamaya doğru kayan politikasıdır.

Aslında bölge, İran’ın Dini Lideri (Rehber) Ali Hamaney’in 3 Haziran'da yaptığı ve Aksa Tufanı Operasyonu'na övgüde bulunup, Hamas'ı ABD Başkanı Joe Biden'ın açıkladığı ateşkes teklifini reddetmeye çağırdığı konuşmasında da görülebileceği üzere İran, Gazze’deki savaşa ve paralel cephelere yönelik farklı bir yaklaşıma sahip.

İran'ın 13 Nisan’ı 14 Nisan’a bağlayan gece İsrail'e düzenlediği saldırı, ‘stratejik sabır’ stratejisinden tam bir sapma teşkil etmese de kuşkusuz İran'ın savaşa yaklaşımındaki en önemli değişiklikti.

Ancak İran’ın bu yeni yaklaşımını anlamak için onu savaşa yönelik söylemindeki değişim ya da Gazze Şeridi’nde ve özellikle Güney Lübnan'daki ‘destek cephelerinde’ yaşanan değişimler bağlamında değerlendirmek gerekiyor. “Savaşın İsrail iç siyasetine yansımaları, siyasi ve askeri kurumlar arasındaki gerilim ve anlaşmazlıkların ve İsrail hükümeti ile ABD yönetimi arasındaki ilişkiye yansımaların yanı sıra gerek Batı ülkelerinde sokaklarda ve üniversitelerde olsun, gerek daha fazla ülkenin Filistin Devleti'ni tanıması açısından siyasi düzeyde olsun, gerekse Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından alınan kararlar çerçevesinde hukuki düzeyde olsun, Filistinli sivil can kayıplarının rekor sayılara yükselmesi nedeniyle İsrail'e karşı oluşan küresel tepki açısından da göz ardı edilemez. Tüm bunlar savaşın İsrail'in istediğinden ve büyük olasılıkla ettiğinden farklı yol izlemesine neden oldu. İsrail, Hamas Hareketi’nin 7 Ekim saldırısının ardından kaçınılmaz ve zorunlu bir seçenek olarak ‘Demir Kılıçlar’ adlı operasyonunu başlattığında, özellikle iç dürtüleri tarafından yönlendirilen savaşın uzaması ve aynı zamanda aşırı sağcı hükümetinin ‘mutlak zafere’ ya da savaşın başlıca iki hedefi olan; ‘Hamas'ı ortadan kaldırma ve İsrailli rehineleri kurtarma’ hedeflerine ulaşmasını engelleyen Gazze'deki karmaşık saha gerçekliği gibi zorluklarla aynı anda yüzleşmeyi muhtemelen beklemiyordu.

zasxcdvefrt
Gazze Şeridi açıklarında ABD tarafından inşa edilen yüzer iskelede yürüyen ABD’li bir asker, 25 Haziran 2024 (Reuters)

Savaşın başlarında ‘İsrail'i haritadan silme’ çağrısı yapan devrimci ideolojisi ile doğrudan savaşa girme konusundaki isteksizliği ve yetersizliği, hatta ABD'nin caydırıcılığı nedeniyle gerek Gazze Şeridi’nde gerek ‘destek cephelerinde’ olsun, bölgedeki müttefiklerine ve vekillerine askeri destek beyan edememesi arasındaki derin uçurumdan dolayı geri çekilmek ve karmaşık hesaplar yapmak zorunda kalan İran, şimdi, sanki Gazze'deki ve bölgedeki çatışmanın dengesi kendi lehine değişmiş gibi daha cesur davranıyor.

İran'ın 13 nisanı 14 nisana bağlayan gece İsrail'e düzenlediği saldırının, Tahran'ın 7 Ekim öncesinden beri sürdürdüğü savaşa yaklaşımındaki en belirgin değişim olduğuna şüphe yok. Bu aynı zamanda İran'ın caydırıcılık sistemini güçlendirmek için risk almayı göze aldığını da gösterdi. Ancak bunu büyük bir ihtiyatla, doğuda ve batıda, özellikle de ABD'ye yönelik siyasi ve diplomatik çabalarla yaptı.

Burada Tahran'ın, 2 Haziran'da İsrail'in Halep'in çevresine düzenlediği hava saldırısında İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) bir danışmanının öldürülmesine henüz yanıt vermediği belirtilmeli. Bu da İran'ın stratejik sabır stratejisini katı bir şekilde uyguladığına, ancak 13-14 Nisan gecesinden beri bu stratejinin dinamiklerinin, savunmadan saldırıya doğru evrildiğine işaret ediyor olabilir.

Bu, Lübnan’ın güney cephesi ve bu cephenin Hizbullah tarafından nasıl yönetildiği ile ilgili. Zira bu cephenin de son zamanlarda, özellikle de Hizbullah'ın gerilimi artırma ve saldırıya geçme konusunda daha istekli olması açısından, İran'ın savaşa yaklaşımındaki farklılıkla uyumlu değişimlere tanık olduğu görülüyor. Nasrallah'ın geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı konuşmada Güney Kıbrıs'a yönelik tehdidi, bu bağlamda gözden kaçırılmamalı. Hizbullah'ın bu tehdidi, İranlılarla koordinasyon kurmadan ya da onlardan talimat almadan kendi başına yaptığına inanmak zor. Nasrallah'ın çatışmanın geleneksel coğrafyasından uzaklaşması, İran'ın bölgesel çatışmaya, sınırlarına ve geleceğine yönelik genel stratejisinin dışında olması mümkün değil.

Gazze’deki askeri operasyonların sınırları ve savaşın ‘ertesi günü’ konusunda ABD-İsrail arasında son zamanlarda yaşanan çekişme sona mı eriyor?

Bu manada Hizbullah Genel Sekreteri'nin Avrupa Birliği (AB) üyesi olan Güney Kıbrıs’a yönelik tehdidi, İran'ın şimdiye kadar bölgesel oyunun esnek kurallarına bağlı kalmış olsa da bölge ülkelerine ve Batı'ya karşı müttefiklerini ve dolayısıyla bölgedeki nüfuzunu korumak için daha fazla risk almaya istekli olduğu mesajını taşıyor. Ancak bu, doğası gereği değişken olan ve İran tarafından tırmandırılmaya ve saldırıya maruz kalan bir mesajdır. Tahran, topyekûn bir savaşa girmekten kaçınsa da hızla sonuca varmaya yönelik bir çatışmadan ziyade, rakiplerinin gücünü kademeli olarak zayıflatmak için onları yıpratmaya dayanan uzun vadeli bir çatışmayı tercih ediyor. İsrail, Gazze'de ve Lübnan sınırında bir yıpratma savaşına girmesi nedeniyle şu an içinde bulunduğu durum bu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, pazartesi günü İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın Washington ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, bu savaşın devam etmesi halinde, İsrail'in kafasının daha da karışacağını ve zayıflayacağını söyledi. Miller, açıklamasında, “Gazze'de askeri operasyonun devam etmesi İsrail'i daha da zayıflatır. Çünkü bu, kuzeyde (Hizbullah ile) bir çözüme ulaşmayı zorlaştırır ve Batı Şeria'daki istikrarsızlığı arttırır” değerlendirmesinde bulundu. Miller’ın sözleri, Washington'ın Gazze ve Lübnan cepheleri arasında ve buna ek olarak Batı Şeria ile kurmaya başladığı bağlantıyı gösterirken, Biden'ın İsrail'i kuşatan ve onu en başta İran'ın faydalandığı yıpratma döngüsünden çıkarmak için önerdiği Gazze'de ateşkese varma konusundaki ısrarcı tutumunu da açıklıyor.

dvfbg
İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Hiyam beldesine düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar, 25 Haziran 2024 (Reuters)

Dolayısıyla, Gazze Şeridi’nde ve Güney Lübnan'daki gelişmeleri, bölgede ve uluslararası arenadaki çatışmaların dışında, özellikle de İran'ın sadece bölgesel nüfuzunu güçlendirmesi ve sürdürmesi açısından değil, aynı zamanda bir nükleer güce dönüşmesiyle birlikte bu nüfuzu daha da genişletme arzusu açısından okumak artık her zamankinden daha zor. Bu yüzden mevcut gelişmeler, ABD'nin İran'la başa çıkma stratejisine ilişkin eski bir soruyu; ‘Bu bir çevreleme stratejisi mi, yoksa Tahran'ın nüfuzunu arttırma ve başta İsrail olmak üzere ABD’nin bölgedeki müttefiklerini tehdit etme kabiliyetini azaltmaya yönelik bir baskı stratejisi mi?’ sorusunu yeniden gündeme getiriyor.

İsrail'de bazı çevreler ‘İran Ortadoğusu’ tabirini kullanmaya ve bundan bahsetmeye başladı. Hizbullah da mevcut savaştan doğacak yeni bir Ortadoğu'dan bahsediyor.

Şimdi ise ‘son dönemde Gazze'deki askeri operasyonların sınırları ve savaşın ertesi günü konusunda ABD ile İsrail arasında yaşanan çekişme, İran ve müttefiklerinin artan özgüveninin ardından Tel Aviv'i içinde bulunduğu çıkmazdan kurtarmak ve bölgedeki kartları yeniden karmak konusundaki ABD ve İsrail’in ortak çıkarları nedeniyle gerileyecek mi?’ sorusu ortaya çıktı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun bahsettiği savaşın üçüncü aşamasına geçiş, savaşın hızı değişse bile savaşın sonuna doğru atılmış bir adım olmadığı dikkate alındığında, Netanyahu'nun kendisinin de ifade ettiği üzere gerek Yahya es-Sinvar ve/veya Muhammed ed-Deyf'in öldürülmesiyle olsun, gerekse daha az ölçüde Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yaklaşık on gün önce gerçekleştirilen kanlı operasyonun bir tekrarı olarak daha fazla esirin kurtarılmasıyla olsun, ‘zafer imajı’ verilmesine ABD kadar İsrail de ihtiyaç duyuyor. Fakat söz konusu zafer imajı olayların gidişatını değiştirmeye ve İran'ın İsrail'in etrafında oluşturduğu ‘ateş çemberini’ zayıflatmaya yeter mi? Bu soruya belki de 7 Ekim öncesinden beri masada olan ‘ABD’nin bölgedeki çıkarlarının sınırları ne? 7 Ekim saldırısı, ABD’nin bölgedeki varlığını yeniden gözden geçirmesine neden oldu mu, olmadı mı?’ sorularına yanıt verilmesi halinde cevap bulunabilir.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.