Savaştan sonra Gazze: Beş senaryo

Filistin’in aydın ve nüfuz sahibi tarafları çeşitli nedenlerle savaş sonrasına dair tartışmada yer almadı

İllüstrasyon: Nash Weerasekera
İllüstrasyon: Nash Weerasekera
TT

Savaştan sonra Gazze: Beş senaryo

İllüstrasyon: Nash Weerasekera
İllüstrasyon: Nash Weerasekera

Nasır el-Kudva

Sorulması gereken asıl soru ‘savaşın sona ermesinden sonra Gazze Şeridi'ndeki duruma hangi çözüm uygun olur?’ sorusudur. Bu soruya verilecek doğru yanıt, bölgeyi bir bütün olarak doğruya götürecektir. -Allah korusun- yanlış bir cevap verilmesi halinde ise bu sadece Gazze Şeridi ya da Filistin davası için değil, genel olarak bölge ve belki de ötesi için büyük felaketlere yol açacaktır.

Bazı Batılı taraflar Gazze Şeridi'nde savaş sonrasını ‘ertesi gün’ olarak adlandırırken, Filistin’in aydın ve nüfuz sahibi tarafları çeşitli nedenlerle savaş sonrasına dair tartışmada yer almadı. Sorunlardan biri, çok sayıda Batılı düşünce kuruluşunun Filistin'deki ya da Gazze'dekine benzer durumlarla ilgili uzmanlığa ve bilgiye sahip oldukları iddiasıyla bu sorunun cevabın vermeye çalışmalarıdır. Şimdiye kadar bu soruyu cevaplama girişimlerinde kasıtlı bir kafa karışıklığı ya da Filistinlilerin çıkarlarını göz ardı ederek İsrail’in aptalca ve hatta pratik olmayan tutumlarını savunmak için ortak bir çaba nedeniyle umut verici ilerlemeler kaydedilemedi. Tüm bu girişimlerde, bağımsız Filistin devletini desteklemek ve bu devletin İsrail ile istikrarlı bir barışa ulaşması için gerekli olan bir Filistin ekonomik, sosyal ve siyasi yapısının kurulması ihtiyacı görmezden gelindi.

Bu makalenin kaleme alınmasındaki amaç, Gazze Şeridi'nin öncelikle fiziksel ve sosyal olarak yeniden inşa edilmesi gerektiği gibi bariz konulara değinmekten ziyade, başarısız olanlar da dahil olmak üzere çeşitli olasılıkları incelemek ve bu olasılıkların neden başarısız olduklarını göstermektir. Böylece bir dereceye kadar farklılık ve değişiklik olsa da makul ve uygulanabilir bir olasılığın önünü açmaktır. Bu hususta beş temel olasılık söz konusu. Beraberlerinde de türettikleri alt olasılıklar bulunuyor.

“Gazze Şeridi'nin şu ya da bu şekilde işgal edilmesi, sadece zamanın ruhuna ve arzulanan siyasi çözüme aykırı olduğu için değil, aynı zamanda İsrail bunu uygulamaktan aciz olduğu için de son derece aptalcadır.

İlk olasılık, İsrail’in Gazze’de çeşitli şekillerde uzun bir süre daha askeri olarak kalmaya devam etmesi ve potansiyel olarak sivil veya yerel bir Filistin yönetiminin kurulması. Bu senaryo, İsrail'in Batı Şeria'yı işgal etmesini takip eden yıllarda yaptıklarına benziyor ve Batı Şeria’da yerleşim birimleri inşa etme, buraya akın akın yerleşimci taşıma, Oslo Anlaşmalarının uygulanmasını engelleme ve anlaşmayı tam tersine çevirme girimlerini yansıtıyor. Bu çözüm, Gazze Şeridi'nin etrafında bir tampon bölge kurulması, askeri olarak kontrol edilmesini kolaylaştırmak için çapraz yollar inşa edilmesi, nüfusun zorla yerinden edilmesi ve hatta Gazze Şeridi'nde yeniden İsrail yerleşim birimlerinin inşa edilmesi gibi umutsuz ve aşırı sağcı fikirlere hizmet ediyor.

Bu olasılığın temelleri, Gazze Şeridi'nin şu ya da bu şekilde yeniden işgal edilmesine dayanıyor. Sadece zamanın ruhuna ve arzulanan siyasi çözüme aykırı olduğu için değil, aynı zamanda İsrail bunu uygulamaktan aciz olmasının yanında, özellikle savaşın devam etmesine ve işgale karşı direnişin gelişmesine yol açacağı gerçeğinden dolayı da son derece aptalcadır. Direnişin gelişmesi yoğun bir askeri varlık ve büyük bir idari çaba gerektirecektir. Gazze Şeridi'nin tamamen harap olmuş halini düzeltme konusundaki büyük ikilemden bahsetmiyorum bile. İsrail bunu sağlayamaz, zaten hiçbir şekilde yapmak istemez. Bu olasılık, hayata geçirilmesinde iş birliği yapan her Filistinli bir ajan olarak görülecek ve hayatını tehlikeye sokacaktır.

Son olarak, bu olasılık İsrail için daha ciddi iç siyasi sorunlara yol açacaktır. İsrail, Gazze Şeridi’nde sadece sınırlı bir süre kalmak istese bile bu, uluslararası toplumla ek sorunlar yaşamasına neden olacaktır. Burada neredeyse İsrail'in tüm dostlarının, ona bu olasılıktan kaçınmasını tavsiye ettiğini hatırlatmakta fayda var.

İkinci olasılık ise Gazze Şeridi'nde kanun ve düzenin korunmasından sorumlu olacak ve özellikle de Hamas'ın askeri olarak yeniden toparlanmasını engelleyecek, çok uluslu bir gücün konuşlandırılmasıdır. Buna söz konusu çok uluslu güce katılan ülkelerin siyasi hedeflerine hizmet etmesi de eşlik edebilir. Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı analize göre bu çok uluslu güç, bazı Filistinli kuruluşları veya kişileri yerel bir organ oluşturmak amacıyla kullanabilir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden (BMGK) söz konusu güç için karar çıkarma girişiminde bulunulabilir. Ancak bunun gerçekleşmesi pek olası değildir. Zira bu güç, BMGK tarafından yetkilendirilse bile, BM barış gücünden farklı olacaktır, çünkü BM barış gücü muharip bir güç değildir. Bu gücün oluşturulma olasılığı en iyi ihtimalle ABD'nin doğrudan katılma isteğiyle bağlantılı olacaktır ki, ABD yönetimi bunu defalarca kez göz ardı etti. Ayrıca Filistinliler ve Arap ülkeleri halklarının büyük bir kısmı bu gücü, İsrail işgalinin sulandırılmış bir biçimi olarak görecektir. Bu yüzden söz konusu güce karşı silahlı direniş ortaya çıkabilir.

“Genel seçimler yapılana kadar Gazze Şeridi’ni inşa edecek ve yönetecek bir mekanizma oluşturulması gerekiyor. Bu mekanizma Filistin Yönetimi’ne bağlı ancak yetkinlik ve yolsuzluktan arınmışlık açısından ondan farklı olmalı.

Üçüncü olasılık, Hamas’ın Gazze Şeridi'ni kontrol etmeye bir şekilde devam etmesi. Fakat İsrail'in, hatta ABD'nin ve Batılı ülkelerin buna izin vereceğini düşünmek zor. Bazı bölge ülkeleri bile bu fikri kabullenemeyebilir. Dolayısıyla bu ihtimal gerçek bir olasılık olarak görünmüyor.

Dördüncü olasılık, Filistin Yönetimi'nin dışarıdan destek alarak Gazze Şeridi'nin yönetim sorumluluklarını yeniden üstlenmesi. Bazı güvenlik birimlerinde bu olasılığa yönelik birtakım hazırlıklar yapıldığına dair sinyaller görülmeye başladı. Mevcut İsrail hükümeti, Abbas'ı Batı Şeria'da tutsa da İsrailli bazı aşırı sağcı bakanların Filistin Yönetimi’ni devirmek ve Batı Şeria'yı ilhak etmek amacıyla son zamanlarda tutumlarını değiştirmelerine rağmen bu olasılığı reddediyor. Çünkü İsrail hükümeti bunun Filistin’in varlığına ve ulusal bağımsızlık fikrine doğru atılacak büyük bir adım olacağını düşünüyor.

Bu çözüm ve belki de diğer bazı tarafların bu çözüme verdiği destek, yüzeysel olarak mantıklı görünse de iki açıdan sorunlu. Bunlardan birincisi, mevcut yetkililerin Gazze Şeridi'nde gerekli çalışmaları etkili ve kabul edilebilir bir şekilde yürütememesi. İkincisi ve en önemlisi, Hamas ve Gazze Şeridi'ndeki müttefiklerinin bu fikri kabul etmelerini hayal etmenin zor olması. Çünkü bu fikre katı bir bakış açısıyla yaklaşacaklarını ve hedeflerinin siyasi olarak bile olsa Hamas’ı tamamen ortadan kaldırmak olacağını biliyorlar. Buna bir de Ramallah’taki Filistin Yönetimi'nin Filistinlilerin büyük bir kısmı tarafından kabul görmemesi ve hatta önde gelen isimlerinden nefret edilmesi ekleniyor.

Bu yüzden yukarıdaki dört temel olasılığın başarısızlıkla sonuçlanacağı neredeyse kesin olmasından dolayı, gerçekliğe ve başlıca tarafların tutumlarına hitap eden ve Gazze Şeridi'ndeki mevcut zor görevleri tamamladıktan sonra sonraki aşamalara geçmeyi kolaylaştıran beşinci bir çözüm düşünmek gerekiyor. Bu elbette sihirli bir çözüm olmayacak. Ancak bu çözüme ulaşmak için bazı önkoşullar da bulunuyor. Bunların ilki, İsrail'in Gazze Şeridi'nden tamamen çekilmesi. Bu, Gazze Şeridi'nin, uluslararası toplumun ciddi bir katılım göstermesiyle yeniden inşasına olanak sağlayacaktır. Bu geri çekilmenin, rehinelerin serbest bırakılmasına olanak tanıyacak makul bir takas anlaşması gerektirdiği anlaşılıyor. İkinci olarak genel seçimler yapılana kadar Gazze Şeridi’ni inşa edecek ve yönetecek bir mekanizma oluşturulması gerekiyor. Bu mekanizma Filistin Yönetimi’ne bağlı, ancak yetkinlik ve yolsuzluktan arınmışlık açısından ondan farklı olmalı. Aynı zamanda ne Hamas'ın ne de diğer grupların doğrudan dahil olduğu, ancak Hamas'ın kendisine karşı düşmanca bir yapı olarak görmediği, yeni bir Filistin güvenlik yapısının kurulmasına yönelik adımları başlatması gereken bir mekanizma olmalı.

“Binyamin Netanyahu ve hükümetinin bir çözüme izin vermeyeceği açık. Çünkü Netanyahu savaşı kendini kurtarmak için sürdürmek istiyor. Hem o hem de hükümeti mümkün olan tek siyasi çözüme karşılar.

Üçüncü olarak geçici bir güvenlik yapısı oluşturulmalı. Tercihen Araplar yer almalı ve her halükârda geçici olmalı. Bu yapı ne Gazze Şeridi'ni yönetecek ne de idare edecek. Yalnızca Filistin mekanizmasına ve onun güvenlik yapısına yardımcı olmalı. Ön şartlarının başında ise İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi yer almalı. Bu oluşum aynı zamanda 1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını ve belirli bir takvim çerçevesinde, İsrail ile birbirlerini tanımalarını öngören ve taraflarca üzerinde mutabık kalınan bir siyasi çerçeve ile bağlantılıdır.

Başka bir deyişle, bu çözüm Gazze Şeridi’ndeki daha geniş kapsamlı bir çözümle, yani Filistin ve İsrail'den oluşan iki devletin yan yana yaşamasına dayalı siyasi bir çözümle bağlantılıdır. Burada kapsamlı katılımın ve gerçek bir uygulamanın sağlanması için Gazze'nin yeniden inşasına yönelik uluslararası bir bağışçılar konferansının düzenlenmesi gerektiğini, ayrıca uluslararası toplumun, sürecin ulusal niteliğini ortadan kaldırmadan süreci takip etmesine ve incelemesine olanak tanıyacak gerekli mekanizmaları bulabileceğini de not ediyoruz.

Beşinci olasılık, yukarıdaki ilgili tüm bu hususlar, tüm gereklilikleri birbiriyle ilişkilendirme becerisi gerektiriyor. Bu nedenle büyük bir güç, ilgili taraflar arasında geniş anlayış ve tarafların bir dereceye kadar tatmin olması da buna ekleniyor. Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetinin bir çözüme izin vermeyeceği açık. Çünkü Netanyahu savaşı, kendini kurtarmak için sürdürmek istiyor. Hem o hem de hükümeti mümkün olan tek siyasi çözüme karşı çıkıyorlar. Özellikle ABD Başkanı Joe Biden'ın savaşı sona erdirme ve esir takası anlaşmasına ulaşma girişimi için bizzat ağırlığını koymasının ardından neler olacağını hep birlikte göreceğiz.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafında Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.