Gazze Şeridi'nde ateşkesin ardından geçici uluslararası bir yönetimin kurulması

Bölgenin güvenliğine yönelik tehdit nedeniyle tüm taraflar olağanüstü çaba göstermeli

Görsel: Axel Rangel Garcia
Görsel: Axel Rangel Garcia
TT

Gazze Şeridi'nde ateşkesin ardından geçici uluslararası bir yönetimin kurulması

Görsel: Axel Rangel Garcia
Görsel: Axel Rangel Garcia

James Jeffrey

ABD Başkanı Joe Biden'ın 31 Mayıs'ta İsrail'in yeni ateşkes planını onaylaması, Gazze'deki savaşın tüm dinamiğini değiştirdi. O tarihten bu yana yapılan yorumların çoğu, İsrail'in Gazze Şeridi’ne yönelik stratejisinde algılanan değişimden ziyade Hamas Hareketi’nin kısa süre önce açıkladığı yanıta ve önerinin ayrıntılarına yönelikti. Biden tarafından açıklanan ve İsrail'in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini ve kalıcı ateşkes yapılmasını öngören teklif, 'ertesi gün' için kapsamlı bir planlama yapılması ihtiyacını daha da belirgin hale getirdi. Ancak ertesi gün ile ilgili ne İsrail'de ne de Washington'da henüz detaylı bir planlama yapılmış değil.

Birkaç aydır, düşünce kuruluşları ve medyadan meslektaşlarla birlikte Gazze'de savaş sonrası uluslararası bir yapının oluşturulmasına ilişkin bir plan üzerinde çalışıyorum. Bu plan, yerel yetkililer belirli düzenlemeler altında yeni bir hükümet ve hem Gazzelilere hem de İsraillilere barış getirecek umut verici bir güvenlik yapısı kurmadan önce, Gazze'nin yeniden ayağa kalkmasına yardımcı olunması gerektiğine dikkati çekmeyi amaçlıyor. Geçtiğimiz mayıs ayında Wilson Centre Forumu'nda tartışılan ve resmi internet sitesinde yer alan plan, İsrailli ve Amerikalı hükümet yetkilileri ve çeşitli Arap taraflarla görüşülerek hazırlandı. Planın göze çarpan unsurlarına geçmeden önce İsrail'in ateşkes önerisinde nelerin yeni olduğuna ve bu planın buna nasıl uyduğuna bir göz atalım.

İsrail, ateşkesle ilgili düşüncesinin detaylarını şimdiye kadar kamuoyuna açıklamadı. Bu yüzden (dört buçuk sayfa olduğu söylenen) teklifin yapısal çerçevesini anlamamız için Başkan Biden'ın açıklamalarını ve İsrail'in farklı ve bazen de çelişkili tepkilerini masaya yatırmalıyız. İsrail'in öncelikle, müzakerelerin başarılı olması halinde, teklifin ikinci aşamasının sonunda İsrail Savunma Kuvvetlerinin Gazze'den tamamen çekilmesini kabul ettiği açıkça görülüyor.

Plan, ilk etapta Gazze'yi yönetecek çok uluslu bir idarenin kurulmasını ve bu idarenin Uluslararası Temas Grubu’na rapor vermesine odaklanıyor.

İkinci olarak, İsrail, Gazze Şeridi için daha sonra gelecek üçüncü aşamada kapsamlı bir yeniden inşa planını kabul etmeye hazır görünüyor. Bu önemli bir gelişme, zira Başkan Biden'ın da kabul ettiği üzere İsrail'de bazıları halen Gazze Şeridi'nin İsrail’in yarı kalıcı işgali altında olmasını bekliyor. Üstelik, herhangi bir büyük yeniden inşa planı, güvenlik kaygıları, birçok kilit öneme sahip sınır kapısını kontrol etmesi ve su, elektrik, iletişim gibi temel hizmetleri sağlaması göz önünde bulundurulduğunda İsrail'in desteğinin alınması gerekiyor. Senatör Lindsey Graham da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşmesinin hemen ardından 9 Haziran'da Face the Nation adlı televizyon programında, İsrail'in ateşkes önerisi doğrultusunda Gazze'nin yeniden inşasına ve yönetimine ilişkin bir planı olduğunu ifade etmişti. Bu, edindiğim başka bilgilerle de tutarlı.

Geliştirdiğimiz plan, 11 Haziran'da ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan tarafından açıklanan ve Arap devletlerinin ‘Gazze'nin istikrara kavuşturulması ve yeniden inşasında rol oynayacağı geçici bir güvenlik oluşumu ile idari yapı oluşturmasını’ öneren ABD yönetiminin görüşüyle de oldukça uyumlu.

Çok uluslu bir idari yapı

Planımız ilk etapta Gazze'yi yönetecek ve belirli bir ülke veya bölgedeki barış ve güvenlik krizini yönetmek amacıyla uluslararası aktörlerin çabalarını koordine etmek için özel amaçlarla kurulmuş gayri resmi ve daimî olmayan uluslararası bir organ olan Uluslararası Temas Grubu'na (ICG) rapor verecek, çok uluslu bir idari yapı kurulmasını öngörüyor. Bu iki oluşum ABD, İsrail, Mısır, önde gelen diğer Arap ülkeleri ve G7 üyesi ülkeler tarafından ortaklaşa hazırlanan uluslararası bir tüzük çerçevesinde kurulacaktır. Filistin Yönetimi ile istişare için bir mekanizmaya sahip olacak ve mümkünse, 10 Mayıs’taki ateşkes kararını takiben BMGK’da alınacak bir kararla desteklenecektir. İsrail'in önerisinin ikinci aşaması için ateşkes müzakerelerinde başka hukuki temeller de atılabilir.

Bosna deneyiminden çıkarılan bir ders olarak geçici idari yapının resmi yetkiye sahip olması gerekiyor.

Çok uluslu yönetim, üst düzey bir temsilci tarafından yönetilecek ve ICG’ye katılan ülkelerin yanı sıra, diğer ülkelerden gelen bağışlarla finanse edilecek. Finans, güvenlik, ulaşım, bakanlıklarla koordinasyon, kamuoyu yoklaması ve halkla ilişkiler için özel ekipleri olacak ve İsrail, Mısır ve diğer ülkelerden lojistik destek alacak. Kapsamlı yönetim ve güvenlik gözetiminden başlayarak işleyişinde merkezi yetkilere sahip olacak.

ABD ve ICG üyesi ülkeler, Hamas sonrası güvenlikle ilgili sorumlulukları üstlenecek sivil polis ve jandarma güçleri (sivil halk arasında konuşlu hafif silah kolluk kuvveti) eğitilene kadar güvenlik devriyeleri gerçekleştirmek için çok uluslu yönetime bağlı çok uluslu bir polis gücü oluşturacaklar. Aralarında az sayıda da olsa ABD'li sivil ve askeri yetkili de yer alacak. Ateşkesin ikinci aşaması için yapılacak müzakerelerde, özel güvenlik düzenlemeleri üzerinde yeniden çalışılması gerekiyor.

Bu yapı aynı zamanda Gazze'ye insani yardımların ulaştırılması, istikrarın sağlanması, kalkınma, yeniden inşa ve diğer her türlü yardımın erişiminde yer alan uluslararası, hükümet ve hükümet dışı kurum ve kuruluşların faaliyetlerini harekete geçirme, koordine etme ve birleştirme yeteneğine de sahip olacak.

Merkezi kontrol

Güvenlik, yeniden yapılanma ve diğer uluslararası destek türlerinin ateşkese uyulmasıyla bağlantılı olmasını sağlamak için merkezi kontrol gerekiyor. Bosna deneyiminden çıkarılan bir ders olarak geçici idari yapının, halk ya da yerel yetkililer güvenliği engellerse yahut radikalleşmenin önlenmesi ve uzun vadeli istikrar için gerekenlerin yapılmasına engel olursa diye, yeniden yapılanma ve diğer hizmetlerin sağlanması için (Dayton Anlaşmalarında öngörüldüğü üzere) resmi yetkiye sahip olması gerekiyor.

Hiçbir uluslararası polis teşkilatı ABD'nin desteği ya da en azından ABD’nin sahada kısmen varlığı olmadan güvenliği etkin bir şekilde sağlayamaz.

Son olarak plan, bunların her biri ve yukarıda belirtilen diğer çeşitli gündemler için ayrıntılı eylemler içeriyor. Bunlar modüler bir temelde düzenlenmiştir ve Gazze için planlamaya dahil olan hükümetler unsurları seçmekte özgürdür.

Bu planla (ya da Gazze'ye yönelik neredeyse tüm diğer planlarla) ilgili akla birtakım sorunlar gelebilir. Bunların başında, Biden yönetiminin ‘sahada Amerikan askeri bulunmayacağı’ açıklaması açısından başta askeri personel olmak üzere ABD’li personelin Gazze’deki varlığı yer alıyor. Ancak bazen Başkan tarafından yapılan açıklamaların yerine getirilmesi gerekir. ABD'nin halihazırda Gazze kıyısında inşa ettiği yüzer iskelede konuşlanmış askerleri var. Washington'ın yaklaşık 25 ülkede konuşlandırılmış askeri birlikleri bulunuyor. Bu birliklerden bazıları son zamanlarda sahillerde ya da suda saldırıya uğradı. Hiçbir uluslararası polis teşkilatı, ABD'nin desteği ya da en azından ABD’nin sahada kısmen varlığı olmadan güvenliği etkin bir şekilde sağlayamaz.

Yönetim ve Hamas

İkinci konu ise Filistin Yönetimi'nin rolü. Plan, yukarıda belirtilen ICG ve Filistin Yönetimi arasındaki koordinasyonun ötesinde, maaşların ödenmesi, yerel hizmetlerin finanse edilmesi ve seyahat belgelerinin verilmesi de dahil olmak üzere Filistin Yönetimi'nin dahil olacağı alanları ortaya koyuyor. Özellikle çok uluslu yönetimin çekilmesinin ardından Filistin Yönetimi'nin Gazze Şeridi’nin yönetimindeki rolüyle ilgili olarak tüm taraflar arasında daha fazla müzakere yapılması gerekecektir.

Siyasi bir çözüm, Hamas'ın geleceğini ve yükümlülüklerini de içerebilir.

Üçüncü konu, Hamas'ın geleceğidir. Planın kendisi Gazze'de kalan Hamas üyelerinin rolünü tartışmıyor. Ancak ne bu planın ne de Gazze'de yönetim, güvenlik ve yeniden yapılanmaya yönelik başka herhangi bir planın, İsrail karşıtı gündemiyle Hamas'ın etkin bir şekilde kontrolü elinde tutması halinde başarılı olamayacağını söyleyebiliriz. İsrail Başbakanı Netanyahu, Başkan Biden’ın İsrail'in önerisini tartışmasına cevaben, bu öneri altında bile Hamas'ın yenilgiye uğratılması gerektiğini vurguladı. Aynı şekilde Başkan Biden da ‘Gazze'nin Hamas'ın iktidarda olmadığı daha güzel günler göreceğinin’ altını çizdi. Siyasi bir çözüm,- Başkan Biden'ın atıfta bulunduğu ateşkes çerçevesinde - Hamas'ın geleceğini ve yükümlülüklerini de içerebilir. Tüm bunlar İsrail'in teklifinin ikinci aşamasının müzakerelerinde ele alınacaktır.

Bu aşamada yukarıda belirtilen hususlar, Gazze Şeridi’nde savaşın ertesi günü için geçici çözüm kapsamında en ciddi olan konulardır. Gazze’deki savaşın, bölgenin güvenliğine yönelik oluşturduğu olağanüstü tehdit, sadece Gazze ve İsrail vatandaşları için değil tüm bölge halkları için daha iyi bir gelecek arayışındaki tüm tarafların olağanüstü çaba sarf etmesini ve büyük riskler almasını gerektiriyor.

*Bu yazı Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



“Batı'nın baskıları” Afrika ülkelerini neden Kremlin'e doğru itiyor?

Tanzanya Cumhurbaşkanı'nın Rusya ziyareti, Batı'nın baskısı arttıkça Afrikalıların Rusya'ya yönelme eğilimini gözler önüne serdi (Reuters)
Tanzanya Cumhurbaşkanı'nın Rusya ziyareti, Batı'nın baskısı arttıkça Afrikalıların Rusya'ya yönelme eğilimini gözler önüne serdi (Reuters)
TT

“Batı'nın baskıları” Afrika ülkelerini neden Kremlin'e doğru itiyor?

Tanzanya Cumhurbaşkanı'nın Rusya ziyareti, Batı'nın baskısı arttıkça Afrikalıların Rusya'ya yönelme eğilimini gözler önüne serdi (Reuters)
Tanzanya Cumhurbaşkanı'nın Rusya ziyareti, Batı'nın baskısı arttıkça Afrikalıların Rusya'ya yönelme eğilimini gözler önüne serdi (Reuters)

Sagir el-Hidri

Tanzanya Cumhurbaşkanı Samia Suluhu Hassan'ın Moskova ile Darusselam arasındaki ilişkileri güçlendirmek amacıyla Rusya'ya yaptığı ziyaret, Batı’nın baskısından kurtulmak için Kremlin'e yaklaşma yolunu seçen Afrikalı liderlerin benimsediği yeni bir eğilimi gözler önüne serdi.

Hassan'ın ziyareti, ABD'nin tanınmış bir Tanzanyalı güvenlik yetkilisine insan hakları ihlalleri gerekçesiyle yaptırım uygulamasından ve Hassan'ın birkaç ay önceki seçimlerde yeniden cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından yaşanan baskı ortamı nedeniyle ilişkileri gözden geçirebileceğini ima etmesinden yalnızca birkaç gün sonra gerçekleşti. Bu ziyaret, eski Cumhurbaşkanı Julius Nyerere'nin 1969 yılında Sovyetler Birliği'ni ziyaretinin ardından bir Tanzanyalı cumhurbaşkanının Rusya'ya yaptığı ilk resmi ziyaret olma özelliği taşıyor. Ziyaret, Batılı güçlerin ülkedeki insan hakları durumu ve siyasi çoğulculuk gerekçesiyle Darusselam üzerindeki baskısıyla ilişkisi ve taşıdığı sembolik anlam bakımından tartışmalara yol açtı.

İç meşruiyet krizi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Tanzanya, Batı’nın demokrasi ve insan hakları baskısından kaçmak için Rusya'ya yönelen tek Afrika ülkesi değil. Son darbenin ardından kurulan askeri konseyin yönetimindeki Madagaskar da Rusya ile nükleer enerji alanında anlaşmalar imzaladı. Öte yandan Batılı güçlerle ilişkileri askeri darbeler nedeniyle ciddi biçimde sarsılan Mali, Nijer ve Burkina Faso, darbe dalgasına öncülük eden Afrikalı liderlere yaptırım uygulayan Batılı başkentlere meydan okuyarak Rusya'dan güvenlik alanında ve askeri olarak destek aldı.

dvrgth
Mali, Nijer, Burkina Faso, Madagaskar ve Ekvator Ginesi gibi ülkeler geleneksel Batı ittifakı yerine Rusya desteğine yöneldi (Reuters)

Afrika meselelerinde uzman siyaset araştırmacısı Sultan Alban, Rusya ile ilişkilerini en ileri düzeye taşıyan rejimlerin genellikle kronik bir iç meşruiyet kriziyle boğuşan yapılar olduğu değerlendirmesinde bulundu. Alban, bu yapıların askeri darbelerden doğan, Tanzanya’da olduğu gibi iktidarda kalma süresini uzatan ya da muhalefeti bastıran rejimler olduğunu ve bu rejimlerin daima ekonomik yaptırımlar, kınama kararları ya da koşullu yatırımlar biçiminde tezahür eden Batı’nın baskılarından kendilerini koruyacak alternatif bir uluslararası şemsiye arayışında olduklarını belirtti.

Alban sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu noktada demokrasi hem iç hem dış bir koz haline gelir; yani Batı zaten bunalımdaki bir rejim üzerinde baskı uygular, bu rejim de Rusya kartını oynayarak zaman satın alır.”

Moskova'nın Afrika başkentlerine daha az siyasi şart öne sürerek karma bir güvenlik ve askeri destek paketi sunduğuna işaret eden Alban, ayrıca bu rejimlerin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) kınama kararlarını engelleyerek söz konusu ülkelere uluslararası alanda destek verdiğine dikkati çekti. Bununla birlikte Rusya'nın kıtadaki ticaret hacmi ve yatırımlarının Çin, Avrupa Birliği (AB) ve ABD gibi diğer güçlerle kıyaslandığında oldukça sınırlı kaldığını ifade eden Alban, bu yüzden Rusya'nın ekonomik alanda Batı'nın yerini alamayacağını vurguladı.

Alban, "Bu yüzden Rusya bazı Afrika rejimleri için bir manevra sığınağı işlevi görür; Batılı güçlerle bağları koparmanın alternatifi olamaz" diye ekledi.

Emsalsiz bir çöküş

ABD ve AB, Mali, Nijer ve Burkina Faso gibi askeri darbe yaşayan ülkelere verdikleri yardımları askıya almak ve darbelere katılan yetkililere yaptırım uygulamak zorunda kaldı. Bu durum taraflar arasındaki diplomatik gerginliği hızla tırmandırdı.

Afrika ülkeleri ise bunun karşılığında siyasi ya da insan hakları şartları öne sürmeyen ‘eşit ortaklıklar’ arayışında olduklarını ve yabancı güçlerle işbirliğini bu tür şartlara bağlamanın kabul edilemez olduğunu savunuyor.

Nijerli siyaset analisti Muhammed Evvel, Afrika'da Batı nüfuzuna karşı halk ve siyaset çevrelerinde giderek büyüyen bir düşmanlık dalgasının yükseldiğini belirtti. Evvel, ‘bu dalganın, Afrika Saheli gibi bölgelerde görmezden gelinemeyecek güvenlik ve askeri başarısızlıkların ortasında filizlendiğini’ vurguladı.

Evvel, yaptığı özel açıklamaları şöyle sürdürdü:

“Fransa, ‘Barkhane’ gibi pek çok askeri operasyon başlatmasına karşın Sahel bölgesi ülkelerinin güvenliklerini yeniden tesis etmelerine yardımcı olamadı. Bu durum iki taraf arasında emsalsiz bir ilişki çöküşüne yol açtı. Peki çözüm Rusya'ya yaklaşmak mı? Bence hayır; çünkü Rus kuvvetlerinin Mali, Nijer ve Burkina Faso gibi ülkeler için mali ve askeri maliyeti son derece ağır, üstelik bu ülkeler silahlı gruplara karşı somut sonuçlar alamıyor."

Siyasi bağımlılık

Demokrasi dosyası nedeniyle Batı’nın baskısıyla karşı karşıya kalan Afrika ülkelerinin Rusya ile ittifak kurmakla tehdit etmesi, güvenlik kaosunun ve ekonomik ile siyasi krizlerin pençesindeki kıtada nüfuzunu giderek pekiştirmeye çalışan Moskova'ya yeni bir bağımlılık biçiminin doğabileceğine ilişkin kaygıları artırıyor.

Alban, Rusya ile ilişki kurmanın genellikle siyasi çatışma ve silahlı isyanların sert güvenlik yaklaşımıyla yönetilmesiyle birlikte yürüdüğünü ve Batı’nın yardımlarına son yirmi yılda eşlik eden seçimsel ve kurumsal reformlara dönük teşvikleri zayıflattığını vurguladı.

Alban, sözlerine şöyle devam etti:

“Rusya'nın enerji ve madencilik gibi alanlardaki sözleşmeleri ülkelere hızlı kazanımlar sağlıyor; ancak bu sözleşmeler seçici nitelikte ve ekonomik çeşitlendirme yerine stratejik sektörlere odaklı.”

Rusya'nın sınırlı kalkınma kapasitesi nedeniyle bu projelerin Çin ve Batılı yatırımlarla kıyaslandığında ölçek bakımından küçük kaldığına dikkati çeken Alban, diplomatik boyutta ise Afrika liderlerinin uluslararası platformlarda belirli bir saflaşmaya gidebileceklerini ima ederek daha az bağımlı bir konumdan Batı ile müzakere etme ve yaptırımlar ile finansman koşullarında taviz koparmalarını sağlayacak daha büyük bir manevra alanı kazandığına işaret etti.

Alban, değerlendirmesinin sonunda Afrikalı liderlerin Rusya gibi tek bir BMGK üyesine bağımlı hale gelmesinin yeni bir siyasi esaret kalıbı oluşturduğunu belirtti.


ABD, Mısır'ın Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katıldığını doğrularken gücün Gazze Şeridi’ne konuşlanması için beklenti sürüyor

ABD ordusu mensubuyla tokalaşan Mısırlı bir asker (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD ordusu mensubuyla tokalaşan Mısırlı bir asker (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD, Mısır'ın Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katıldığını doğrularken gücün Gazze Şeridi’ne konuşlanması için beklenti sürüyor

ABD ordusu mensubuyla tokalaşan Mısırlı bir asker (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD ordusu mensubuyla tokalaşan Mısırlı bir asker (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD'nin Mısır'ın ‘Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katıldığını duyurması, Mısır ordusunun şimdiye dek konuşlandırılamayan bu gücün çözüme kavuşturulmasına ne ölçüde katkı sağlayacağı ve ateşkes anlaşmasının uygulanmasını izlemek amacıyla kurulan uluslararası gücün oluşturulmasındaki zorlukların nasıl aşılacağı sorularını gündeme getirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, resmi sosyal medya hesabından Mısır'ın Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılımını resmen duyurarak Mısırlı askerlerin katılım anına ait fotoğraflar paylaştı. Bakanlık, ‘Gazze Şeridi’nde komşu bir ülke olarak Mısır'ın katkısının büyük önem taşıdığını’ vurguladı.

Şarku’l Avsat'a konuşan Mısırlı askeri ve diplomatik kaynaklar, Mısır'ın bu güce katılımının önemli bir adım olduğunu, çünkü uluslararası gücün sınır kapılarındaki hareketleri ve insani yardım girişlerini denetleme, İsrail'in Gazze'den çekilmesini gözetleme ile Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve erken toparlanma sürecini koordine etme gibi kritik görevler üstlendiğini ifade etti.

Gazze Uluslararası İstikrar Gücü, geçtiğimiz ekim ayında Mısır'ın Şarm eş-Şeyh kentinde düzenlenen ‘Barış Zirvesi’nde imzalanan Gazze Ateşkes Anlaşması’nın ikinci aşamasının en önemli maddelerinden biriydi. Ancak ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlığını üstlendiği ‘Dünya Barış Kurulu’ ve Filistinlilerden oluşan ‘Gazze Yönetim Komitesi’ gibi pek çok icra organı kurulmuş olmasına karşın Gazze Uluslararası İstikrar Gücü henüz fiilen hayata geçirilemedi.

fvbfbf
ABD Dışişleri Bakanlığı, Mısır'ın Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katıldığını doğruladı (ABD Dışişleri Bakanlığı)

Geçtiğimiz şubat ayında Washington'da gerçekleştirilen Dünya Barış Kurulu’nun ilk toplantısında Gazze Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı Jasper Jeffers, ‘beş ülkenin Gazze'ye güvenlik gücü gönderme taahhüdünde bulunduğunu’ açıkladı. Jeffers, bu ülkelerin Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk olduğunu belirterek Ürdün ve Mısır'ın ise Filistin polis personelinin eğitimine katkı sağlamayı taahhüt ettiğini aktardı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Mısırlı askerlerin Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılım anına ait fotoğrafların altına yaptığı açıklamada, “Gazze Şeridi’nde komşu bir ülke olarak Mısır'ın bu ortak çabaya katılımı ve liderliği, misyonun başarısı açısından büyük önem taşımaktadır” ifadelerine yer verdi. Kahire ise kendi tarafından Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılımına dair resmi bir açıklama yapmadı.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, birçok vesileyle ‘ateşkesi izlemek ve insani yardım akışını güvence altına almak amacıyla uluslararası istikrar gücünün bir an önce oluşturulması ve konuşlandırılmasının’ önemini vurgulamıştı. Abdulati ayrıca ‘güvenliği sağlama görevini üstlenmek üzere Filistin polis birimlerinin konuşlandırılmasının desteklenmesi ve Başkan Donald Trump'ın Gazze planının ikinci aşamasındaki yükümlülüklerin eksiksiz yerine getirilmesi’ çağrısını da yineledi.

dv
İsrail’in dün sabah Han Yunus’a gerçekleştirdiği bombardımanının yol açtığı hasar (AFP)

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve Yüksek Askeri Strateji Akademisi danışmanı Tuğgeneral Adil el-Umda, ‘Mısır'ın Gazze ateşkes Anlaşması’nda kilit bir ortak olduğunu’ vurguladı. Umda, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada ‘Mısır'ın Gazze'de güvenlik ve istikrarı desteklemeye yönelik her türlü katılımının, şeritte yaşananların Mısır'ın doğrudan ulusal güvenliğiyle doğrudan bağlantılı olmasından kaynaklandığını’ ifade etti.

Gazze Uluslararası İstikrar Gücü'ne katılan taraflar arasındaki çabaların koordinasyonunun, gücü oluşturan Dünya Barış Kurulu tarafından belirlenen çerçeveler dahilinde yürütüldüğünü belirten Umda, gücün karşılaştığı zorlukların bir bölümünün Hamas'ın silahsızlandırılması meselesinden kaynaklandığını kaydetti. Umda, Hamas’ın silahlarından vazgeçmesinin, başta Filistinli sivillere saldırmazlık olmak üzere İsrail tarafından pek çok güvencenin sağlanmasına bağlı olduğu için son derece güç olduğunun altını çizdi.

Mısırlı askeri uzman Tuğgeneral Samir Ferec ise uluslararası gücün önündeki engelleri aşmak için ‘gücün misyonunun barışı koruma mı yoksa barışı zorla tesis etme mi olduğunun belirlenmesinin büyük önem taşıdığını savundu. Ferec, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada "Bu, zorunlu bir adım; zira misyon barışı zorla tesis etmek olursa bu, Filistin direniş unsurlarına karşı askeri müdahale anlamına gelir ki Kahire bunu istemiyor" diye konuştu.

Ferec'e göre Kahire, Gazze ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasındaki yükümlülüklerin tamamlanmasına ivme kazandırmayı hedefliyor. Bu çerçevede Kahire, Ürdün ile birlikte Filistin polisinin Gazze Şeridi’ne konuşlandırılmasına hazırlık amacıyla eğitimlerini denetledi. Bunun yanı sıra Filistinli grupların barış planının uygulanması ve şeridin yeniden imarı için gerekli Filistin ortamını hazırlamak amacıyla toplantılarına ev sahipliği yaptı.

fbfb
Gazze Şeridi, her gün yaşanan şiddet olaylarıyla sarsıyor (AFP)

Öte yandan Hamas, geçtiğimiz cuma günü, Halil el-Hayye başkanlığındaki bir heyetin yeni bir müzakere turu başlatmak amacıyla Kahire'ye gittiğini duyurdu. Hamas tarafından yapılan açıklamada, heyetin ateşkes anlaşmasının uygulanmasını sürdürmek amacıyla Mısırlı yetkililer ve arabulucularla görüşmeler yapacağı belirtildi.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Büyükelçi Reha Ahmed ise ‘Mısır'ın Filistin polisini eğitme rolü ile uluslararası istikrar gücüne katılımı arasında herhangi bir çelişki bulunmadığını belirtti. Bu gücün rolünün, Gazze'de istikrarın desteklenmesinde Filistin polis kuvvetlerini tamamlayıcı nitelik taşıyacağını ifade eden Ahmed, Mısır'ın katkısının Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere güvence vermesine yardımcı olacağını vurguladı.

Şarku’l Avsat'a konuşan Ahmed, şunları söyledi:

“Mısır, ateşkes planının ikinci aşamasındaki yükümlülüklerin tamamlanmasında uluslararası gücün rolüne büyük önem atfediyor. Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’nün görevleri arasında sınır kapılarındaki geçişleri denetlemek, insani yardımların Filistinlilere ulaşmasını güvence altına almak, İsrail'in kontrol ettiği bölgelerden çekilmesini gözetlemek ve şeridin erken toparlanma ile yeniden imarı süreçlerini koordine etmek yer alacak.”

Reha Ahmed'e göre Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’nün önündeki en büyük zorluk, İsrail tarafının Gazze’deki uygulamaları ve Tel Aviv'in bu gücün görevini yerine getirmesini ne ölçüde kabul edeceği meselesi olduğunu vurguladı.


İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarının yeniden başlaması Washington-Tahran ateşkesini baltalayabilir

Hürmüz Boğazı’nın haritası görülen bir illüstrasyon (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nın haritası görülen bir illüstrasyon (Reuters)
TT

İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarının yeniden başlaması Washington-Tahran ateşkesini baltalayabilir

Hürmüz Boğazı’nın haritası görülen bir illüstrasyon (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nın haritası görülen bir illüstrasyon (Reuters)

Son günlerde ABD-İran müzakerelerinde ilerleme sinyalleri veren göstergeler belirmiş olsa da İran'ın dün Kuveyt ve Bahreyn'de bazı noktaları hedef almasıyla yeniden başlayan Körfez saldırıları, 8 Nisan'dan bu yana yürürlükte olan ateşkesi baltalama tehlikesi taşıyor.

Müzakereler geçtiğimiz haftalarda, karşılıklı atışmalar ve tehditlerle birlikte aralıklı askeri sürtüşmeler eşliğinde ileri geri salınmayı sürdürdü. Taraflar, savaşa son verecek ve küresel enerji akışları için hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına zemin hazırlayacak bir mutabakata henüz ulaşamadı.

Gerginliğin tırmanmasıyla birlikte İran, ABD'nin İran topraklarında hava saldırısı düzenlediğini açıklamasının hemen ardından dün sabah Bahreyn ve Kuveyt'i hedef aldı.

Üç gün içinde iki ülkeyi vuran ikinci saldırı dalgasında Bahreyn ‘açık bir düşmanlık’ ve ‘her iki devletin egemenliğine karşı yapılmış pervasız bir ihlal’ olarak nitelendirdiği saldırılara ilişkin Tahran'ı ‘bu gerekçesiz saldırılara derhal son vermeye ve barışa yönelmeye’ çağırdı. Kuveyt ise balistik füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) gerçekleştirilen ‘düşmanca’ olarak tanımladığı saldırıları püskürttüğünü açıkladı. Kuveyt Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, ‘bölgenin daha fazla tırmanmadan korunmasına yönelik çabaları hiçe sayan’ İran'ın ‘vahim ve tekrarlanan saldırganlığının ciddi bir gerilim’ yarattığını belirtilerek saldırılar kınandı.

Tansiyon cuma günü yeniden yükseldi ve ABD ordusu, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüseferi tehdit ettiğini öne sürdüğü dört İran İHA’sını düşürdüğünü açıklamasının ardından İran topraklarındaki bazı radar mevzilerini vurduğunu duyurdu.

Öte yandan İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) dün akşam ‘bölgedeki düşman üslerini’ füzeyle hedef aldıklarını açıkladı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran'ın Kuveyt ve Bahreyn istikametinde yedi balistik füze fırlattığını açıkladı. Hava savunma sistemlerinin altı füzeyi düşürdüğünü, yedincisinin ise hedefini ıskaladığını belirten CENTCOM, ‘ABD kuvvetlerinde herhangi bir kayıp bulunmadığını’ vurgularken ‘İran'ın Bahreyn'deki ABD 5. Filosu karargâhına zarar verdiğine ilişkin iddialarının asılsız olduğunu’ bildirdi.

Diplomatik cephede ise Washington ile Tahran arasındaki müzakereye dair son günlerde somut bir ilerleme haberi gelmedi. İki taraf arasında müzakerelere arabuluculuk yapan Pakistan’ın İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi dün Tahran'a gitti. Nakvi’nin burada İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başta olmak üzere İranlı yetkililerle görüşmeler yapması bekleniyor.

vfv
Tahran'da ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı'nın yer aldığı ABD karşıtı bir reklam (Reuters)

Öte yandan İran Dini Lideri’nin askeri danışmanı Muhsin Rızai daha önce yaptığı açıklamada, müzakerelerin çıkmaza girdiğini belirterek İran’nın ABD’nin uyguladığı yaptırımlar kapsamında dondurulan 24 milyar dolarlık varlıklarının serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Rızai, cuma günü CNN'de yayımlanan röportajında “ABD Başkanı Donald Trump İran ile anlaşmak istiyorsa bu 24 milyar dolar bir güven testidir" ifadelerini kullandı  ve ardından "Bu bizim paramız, ABD’nin değil” diye ekledi.