Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi partileri: Türkiye ile Suriye arasındaki herhangi bir uzlaşı Türkiye’nin Suriye’deki varlığını meşrulaştırır

Bir yetkili: Suriye'nin bazı bölgelerinin Türk devletine teslim edilmesinden korkuyoruz

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı kırsalında Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi bayrakları (Şarku’l Avsat)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı kırsalında Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi bayrakları (Şarku’l Avsat)
TT

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi partileri: Türkiye ile Suriye arasındaki herhangi bir uzlaşı Türkiye’nin Suriye’deki varlığını meşrulaştırır

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı kırsalında Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi bayrakları (Şarku’l Avsat)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı kırsalında Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi bayrakları (Şarku’l Avsat)

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi partileri, Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleşmesi konusundaki tutumlarını açıklarken, bunun, Suriye gerçeğini değiştirmeyeceğini söylediler. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ve onun siyasi kanadı Suriye Demokratik Konseyi (SDK) çatısı altında faaliyet gösteren 33 parti ve siyasi yapı tarafından cuma günü yapılan ortak açıklamada, ‘Türkiye ile Suriye arasındaki herhangi bir yakınlaşmanın, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyindeki işgalini meşrulaştıracağı ve Suriye'nin iç işlerine dışarıdan müdahaleye kapıyı aralayacağı’ uyarısında bulunuldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cuma günü yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in eylül ayında Türkiye’ye yapması beklenen olası ziyaretin Türkiye-Suriye yakınlaşmasında yeni bir dönemin önünü açabileceğini söyledi.

Uluslararası toplumu ve Birleşmiş Milletleri (BM) Suriye halkının taleplerini desteklemeye ve Suriye krizinin çözümü için BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararını uygulamaya çağıran Özerk Yönetim partilerinin ortak açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“Türkiye ve Suriye arasında yapılacak herhangi bir uzlaşı, Suriye’deki durumu iyileştirecek yeni bir şey sunmayacak, aksine Türkiye’nin işgalini meşrulaştıracak, krizi daha da derinleştirecek ve halkı ve ülkeyi bu uzlaşma politikasına kurban edecek.”

Şarku’l Avsat’a konuşan Özerk Yönetim’in Yürütme Meclisi Eş Başkan Yardımcısı Hasan Koçer, ‘Türkiye'nin Suriye'deki tüm tarafları kendi amaçları doğrultusunda kullanmak istediğini’ öne sürdü. Koçer, “Türkiye, amaçlarına ulaşmak için Suriye'deki tüm tarafları kullanmak istiyor, bu nedenle Şam hükümeti bu oyunlara gelmemeli” ifadelerini kullandı. Suriye hükümetine ‘Türkiye ile herhangi bir ittifaka girmesi halinde Suriye'yi kaybedeceği’ uyarısında bulunan Koçer, Suriye hükümetinin diyalog ya da herhangi bir anlaşma için kendilerinin de hazır olduğunun bilinmesini istediğini vurguladı.

Suriyeli Kürtler ve Özerk Yönetim’deki yetkililer, Türkiye ile Suriye rejimi arasında yıllar süren düşmanlık ve yabancılaşmanın ardından başlayan yakınlaşma çabalarının, Özerk Yönetim'in varlığını tehdit edeceğinden endişe ediyor. Ankara'nın Şam ile yapılacak herhangi bir uzlaşıdan yararlanarak Suriye'nin kuzeydoğusunda, yönetimin kontrolündeki bölgelere karşı yeni bir askeri operasyon başlatmak istediğini öne süren Koçer, “Türkiye bu anlaşmadan yararlanarak bölgelerimize saldırmak istiyor. Şamdan istediğimiz Suriye'nin büyük bir bölünmeye doğru gittiğini görmesi. Türkiye Şam'ı Suriye'nin toprak bütünlüğünden yana olduğu konusunda kandırmak istiyor ama tam tersini yapıyor. Suriye'nin bazı bölgelerinin Türkiye’ye teslim edilmesinden endişe ediyoruz” şeklinde konuştu.

Elleri Suriye halkının kanına bulaşmamış olan tüm Suriyeli siyasi güçlerin ve partilerin katılımıyla kapsamlı bir ulusal konferans düzenlenmesi gerektiğine işaret edilen ortak açıklamada, Özerk Yönetim’deki partiler ve taraflar, Suriye krizinin diyalog yoluyla çözülmesi için temel yapı taşı olması ve Suriye krizinin barışçıl yollarla çözülmesi için Suriye-Suriye diyalogu yoluna gitmesi amacıyla rejim üzerinde baskı oluşturması için konferansı kendi kontrol alanlarında düzenlemeye hazır olduklarını ifade ettiler. Açıklamaya göre taraflar, Suriye'nin kuzeydoğusundaki tüm siyasi güçleri, çözüm bekleyen meselelerin çözüme kavuşturulması için iç diyaloğa açık olmaya çağırdılar.

Özerk Yönetim’in Yürütme Meclisi Eş Başkan Yardımcısı Koçer, yönetimin Şam hükümeti de dahil olmak üzere tüm taraflarla her türlü diyaloğa hazır olduğunu teyit ederek şunları söyledi:

“Suriye krizinin çözümü için Şam hükümeti de dahil olmak üzere, tüm taraflarla diyaloğa hazırız. Şam, diyalog yoluyla herhangi bir siyasi anlaşmaya ulaşmak isterse biz buna hazırız.”

Özerk Yönetimin herhangi bir taraf için tehdit oluşturmadığını ve herhangi bir tarafla düşmanlık içinde olmadığını belirten Koçer, “Biz Suriye'yi inşa etmeye ve ülkenin toprak bütünlüğünü korumaya çalışıyoruz. Suriye ordusuyla birlikte işgal altındaki Suriye topraklarını kurtarmaya hazır olduğumuzu her zaman söyledik” ifadelerini kullandı.

Yönetimin siyasi kanadı SDK ve ABD öncülüğündeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun (DMUK) desteklediği Suriye Demokratik Güçleri (SDG), 2 Temmuz’da yayınladıkları ortak bir açıklamada, diyalog yoluyla devam eden savaşı sona erdirecek bir yol haritasının çizilmesini sağlayacak kapsamlı bir ulusal konferans düzenlemek üzere Suriyeli tüm taraflarla bir araya gelmeye, diyalog kurmaya ve siyasi çözümleri benimseyen herhangi bir ulusal proje için Suriye halkının vizyonunu uluslararası arenaya taşımaya hazır olduklarını bildirdiler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘Türkiye’ye yakın silahlı gruplar ve siyasi partiler aracılığıyla elde edemediklerini, Suriye'nin yeni bölgelerini işgal ederek ve Türkiye'ye katarak elde etmek için söylemini Suriye rejimiyle diyaloğa kaydırdığını’ öne süren Koçer, “Türkiye’nin politikası, hedeflerine ulaşmak için Suriye rejimiyle anlaşmayı alışkanlık haline getirdi. Şam ile işgalci Türkiye devleti arasında yapılacak herhangi bir anlaşma büyük bir halk direnişiyle karşılaşacaktır. Şam, bölge halklarının boş durmayacağını ve Türkiye ile bize karşı düşmanlık temelinde kurulacak herhangi bir ittifaka direneceğini bilmeli” ifadelerini kullandı.



Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
TT

Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)

ABD dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

Darfur'a yönelik yirmi yılı aşkın süredir yürürlükte olan silah ambargosunun, yeni bir karar alınmadığı takdirde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor.

Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) oylama yapılmasını gerektiriyor. Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos toplantıda yaptığı konuşmada, BMGK’nın, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmanın içine çekme tehdidi oluşturduğu bir ortamda, çatışmayı körükleyen unsurları sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu. Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.


Burhan'dan Sudan'a ambargo önerilerine itibar edilmemesi çağrısı

Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
TT

Burhan'dan Sudan'a ambargo önerilerine itibar edilmemesi çağrısı

Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, dün, Sudan halkına, ‘düşmanlar ve art niyetliler’ olarak nitelendirdiği kesimlerin, ülkeye bir hava ambargosu uygulanması konusunda yaydığı söylentilere aldırış etmemeleri çağrısında bulunarak, ‘isyancıların kirlettiği her karış Sudan toprağı kurtarılana dek Onur Savaşı'nda ilerlemeye devam edeceklerini’ vurguladı.

Egemenlik Konseyi'nin medya ofisinden yapılan açıklamaya göre Orgeneral Burhan, başkent Hartum'da düzenlenen polis kuvvetleri subaylarının 22. dönem mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada, “Sudan'a yaptırımlar uygulanabileceğine dair konuşulanlar bizi etkilemez. Canımız ve kaderimiz Allah'ın elinde” ifadelerini kullandı.

Washington, dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

hyju
New York’ta düzenlenen BMGK oturumundan bir kare (BM)

Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığına göre yirmi yılı aşkın bir süredir Darfur'a uygulanan silah ambargosunun, hakkında yeni bir karara varılmaması halinde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor. Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi ise BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) bir oylama yapılmasını gerektiriyor.

Rusya'nın veto hakkı

Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos, toplantı sırasında, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmaya sürükleme tehlikesi yarattığı göz önüne alındığında, BMGK’nın çatışmanın körüklenmesini sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu.

Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.

Orgeneral Burhan, ulusal diyaloğa katılmayan sivil siyasi güçleri eleştirdi

Öte yandan Orgeneral Burhan, ülke içindeki ulusal diyalog çağrısına olumlu yanıt vermeyi reddeden siyasi ve sivil güçleri eleştirerek, “Yurtdışındaki otellerde kalıp Sudan halkına boyun eğdirmek amacıyla uygulanan yaptırımları alkışlayanlara mesajımız şu: ‘Bu halk asla boyun eğmeyecek, asıl hüsrana uğrayan siz olacaksınız’” dedi.

Orgeneral Burhan sözlerine şöyle devam etti:

“Bunlar halkı bir daha asla yönetemeyecekler. Zira halk, Hızlı Destek Kuvvetleri'ni (HDK) ve şu anda Sumud İttifakı olarak bilinen Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri'ni bir daha siyaset sahnesinde görmek istemiyor.”

Eski Başbakan Abdullah Hamduk liderliğindeki Sumud İttifakı’nın da aralarında bulunduğu savaş karşıtı Sudanlı siyasi ve sivil güçler, bu adımın Sudan'ın fiilen bölünmesini kalıcı hale getirdiğini savunarak Burhan'ın diyalog çağrısını reddettiklerini duyurmuştu.


Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
TT

Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)

Libya'da geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekala arasında geçen hafta gerçekleşen görüşme, özellikle ‘ABD girişimi’ ile ilgili siyasi tutumlardaki farklılıklar zemininde, son aylarda aralarındaki ilişkiye gölge düşüren soğukluğun doğasına dair soruları yeniden gündeme taşıdı.

Bazı gözlemciler bu görüşmeyi; ülkedeki yürütme erkinin birleştirilmesinin ve seçimlerin önünü açması beklenen küçük çaplı (4+4) Birleşmiş Milletler (BM) komitesinin sonuçlarını açıklamasının yaklaştığı bir döneme denk gelmesi hasebiyle, Batı bölgesindeki UBH ile DYK arasındaki siyasi ittifakı yeniden düzenlemeye yönelik önleyici bir adım olarak değerlendirdi.

Öte yandan diğer kesimler bu görüşmeyi, elektrik kesintileri ve yakıt sıkıntısı krizinin giderek kötüleşmesi nedeniyle hükümetine yönelik eleştirilerin ve protestoların arttığı bir dönemde, Dibeybe'nin siyasi bir desteğe (arka çıkacak bir güce) sahip olduğunu kanıtlama girişimi olarak yorumladı.

DYK Siyasi Komite Başkanı Muhammed Muazzib, son dönemde Tekala ile Dibeybe'nin ilişkisinde bir ölçüde soğukluk olduğunu dile getirerek, bunu üç nedene bağladı. Bunlardan ilki, DYK’nın Libya Başsavcısı’ndan Libya'nın ilk özel petrol şirketi Arkenu Petrol Şirketi dosyasını soruşturmasını talep etmesi, ikincisi ise ABD girişimi.

Muazzib’in Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalara göre üçüncü faktör ise Tekala’nın iki ay önce Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ve Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile geçiş sürecini sonlandıracak ve önümüzdeki şubat ayı sonlarına kadar cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasına zemin hazırlayacak yeni bir yol haritası üzerinde uzlaşmaya varması.

Birleşmiş Milletler (BM) Uzmanlar Heyeti tarafından hazırlanan bir rapor, Arkenu Petrol Şirketi’ni milyarlarca dolarlık petrol gelirini resmi kanalların dışına kaçırmakla suçlamış ve şirketin, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter ile UBH Başbakanı Dibeybe’nin danışmanı İbrahim Dibeybe'yi birbirine bağlayan bir çıkar ağı üzerinden yönetildiğini ortaya çıkarmıştı.

Libya yıllardır iki paralel hükümet arasında bölünmüş halde. Trablus'taki UBH ile ülkenin doğusunu ve güneyin bazı kısımlarını yöneten LUO Genel Komutanı Halife Hafter'in desteğini arkasına alan ve Temsilciler Meclisi tarafından atanan Usame Hammad liderliğindeki hükümet.

Muazzib'e göre Dibeybe, ülkenin batısındaki kendi nüfuz alanında siyasi ve toplumsal olarak izole edilmiş hissetmek istemiyor ve bilhassa seçim yasaları ile Ulusal Seçim Komisyonu dosyalarını karara bağlamakla görevli 4+4 Komitesi’nin sonuçlarının açıklanması yaklaşırken, DYK gibi seçilmiş bir meclisten siyasi destek almayı umuyor olabilir.

Muazzib sözlerine şöyle devam etti:

“Dibeybe hükümeti ile Doğu Libya cephesinin bu komitenin sonuçlarının uygulanmasında çıkarı bulunuyor. Çünkü seçim sürecine zemin hazırlamak tüm ülke için birleşik bir yürütme otoritesinin kurulmasını gerektiriyor ve elbette taraflar bu otoritedeki koltukları paylaşacaklar. Muazzib ayrıca, mensubu olduğu meclisin (DYK), 4+4 Komitesi’nin çalışmalarıyla herhangi bir bağı olmadığı yönündeki tutumunu sürdürdüğünü belirtti.

Diğer taraftan Sadeq Araştırmalar Merkezi Müdürü Enes el-Gomati, Dibeybe'nin ‘Tekala'dan siyasi destek alma arayışında olduğu’ fikrine karşı çıkarak, Dibeybe'nin bu ziyaretle, kendisi dışında (kendi onayı olmadan) yapılacak herhangi bir düzenlemeyi hala bozabilecek güçte olduğu mesajını vermek istediğine inandığını ifade etti.

Gomati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları ekledi:

“Elektrik ve yakıt krizlerinin tırmanması ve UBH'ye karşı protestoların patlak vermesiyle birlikte, Doğu cephesinde ve belki de ABD arabuluculuğunu yürüten taraflarda, Dibeybe'nin artık gözden çıkarılabilecek (vazgeçilebilecek) kadar zayıfladığı izlenimi oluşmaya başladı."

Öte yandan Libyalı siyasi analist Husameddin el-Abdeli, Dibeybe'nin Tekala ile birlikte görüntü vererek ‘bölgesel ve Batılı müttefiklerine, son protestolar sebebiyle bir izolasyon (yalnızlık) yaşamadığı konusunda güvence vermek’ istediğini düşünüyor.

Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin DYK’nın 4+4 Komitesi’nin ulaştığı sonuçları kabul etmesini garanti altına almak için Tekala ile olan ilişkisine bel bağladığına dair söylentilere değinen Abdeli, komite kararlarının oylamayla alındığını ve içeride bu komiteyle çalışmayı en başından beri reddeden büyük bir grubun bulunduğunu açıkladı.

Abdeli ayrıca, Tekala ile Dibeybe arasındaki ilişkinin güçlenmesinin, son krizlerin ardından hükümetin kaybettiği halk desteğini geri kazanmasına katkı sağlayacağı ihtimalini uzak görerek, “DYK'nın sokakta bir ağırlığı yok" dedi.

Libyalı siyasi analist Muhammed Mahfuz ise Dibeybe ile Tekala arasındaki ilişkinin iddia edildiği gibi gergin olmadığını savundu. Mahfuz, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin aralarında bu mesele yüzünden gerçek bir anlaşmazlık yaşanmasını gerektirecek şekilde ABD Girişimi'ni destekleyen net bir tutum henüz açıklamadığına işaret etti.

Mahfuz sözlerini, Dibeybe'nin Tekala'ya yaptığı ziyaretin özellikle ABD girişimine dair tartışmaların geri planda kalmasıyla birlikte hükümeti için siyasi bir dayanak bulmayı hedeflediğini belirterek tamamlarken  ülkedeki ittifakların ulusal çıkarlara göre değil, iktidar mücadelesi veren tarafların şahsi menfaatlerine göre sürekli değiştiğine dikkati çekti.