NATO, kuruluşunun Elmas Jübilesini nasıl kutluyor?

NATO içindeki kazara patlamalar fırsata dönüştü

Görsel: Eduardo Ramon
Görsel: Eduardo Ramon
TT

NATO, kuruluşunun Elmas Jübilesini nasıl kutluyor?

Görsel: Eduardo Ramon
Görsel: Eduardo Ramon

Ömer Önhon

NATO üyesi 32 ülkenin devlet ve hükümet başkanları, kuruluşunun 75. yıldönümü çerçevesinde 9-11 Temmuz tarihlerinde Washington'da, 1949 yılındakine benzer distopik bir küresel güvenlik ortamında NATO Liderler Zirvesi gerçekleştiriyor. O yıl, savaş yorgunu Avrupa ülkelerini yutmaya hazır bir Sovyetler Birliği'nin oburluğundan korkan Avrupa’nın on ülkesi, ABD ve Kanada ile müzakere ederek 4 Nisan'da Washington'da Kuzey Atlantik Paktı'nı imzalamıştı.

Dönemin ABD Başkanı Harry Truman, bu transatlantik askeri yapının kurulmasındaki amaçları açıklarken “Bu anlaşmayla, saldırganlığa ve saldırganlık korkusuna karşı bir kalkan oluşturmayı umuyoruz. Bu kalkan, hükümetin ve toplumun asıl işi olan, tüm vatandaşlarımız için daha dolu ve daha mutlu bir yaşam sağlama işine devam etmemize olanak tanıyacak” ifadelerini kullanmıştı.

Kuruluşundan bu yana NATO'nun üye sayısı, yıllar içinde yeni üyelerin de katılımıyla 32’ye ulaştı. Türkiye ve Yunanistan 1952 yılında, Batı Almanya 1955 yılında, İspanya 1982 yılında, Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti 1999 yılında, Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya 2004 yılında, Arnavutluk ve Hırvatistan 2009 yılında, Karadağ 2017 yılında, Kuzey Makedonya 2020 yılında, Finlandiya 2023 yılında ve İsveç 2024 yılında NATO’ya katıldı.

NATO'nun başlıca felsefesi, saldırganları caydırmak ve caydırıcılığın başarısız olması halinde müttefikleri savunmak amacıyla ‘hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için’ sloganıyla kolektif savunma çerçevesinde yer alıyor. NATO'nun kurulmasını sağlayan anlaşmanın özünü oluşturan 5. Maddesi “Taraflar, Kuzey Amerika'da veya Avrupa'da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirilir ve eğer böyle bir saldın olursa BM Yasası'nın 51. Maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunulur” der.

Paktın 5. Maddesi sadece bir kez, 11 Eylül 2001’deki terör saldırıları sırasında, ABD ile dayanışma amacıyla devreye sokuldu.

NATO, Soğuk Savaş'tan sağ çıktı ve galip geldi. Rakipleri Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı ise tarihe karıştı. Üç Baltık cumhuriyeti bağımsızlıklarını yeniden kazandı. Sovyet birlikleri Doğu ve Orta Avrupa'dan çekildi ve Almanya birleşti.

Rusya, NATO'nun eskiden Varşova Paktı’na taraf olan ülkeleri de bünyesine katarak genişlemesini, NATO'nun kendisini kuşatma ve zayıflatma niyetinin bir kanıtı olarak görüyor.

Soğuk Savaş'ın hemen ardından ortaya çıkan en büyük sorular yeni güvenlik ortamının nasıl şekilleneceği ve NATO'nun gerekli ve ilgili kalıp kalmayacağıyla ilgiliydi. Bunun yanında NATO, ‘seni öldürmeyen şey güçlendirir’ sözünün doğruluğunu kanıtlayarak büyük önem taşımaya devam ediyor.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un ‘NATO’nun Beyin Ölümü Gerçekleşti’ açıklaması veya Donald Trump'ın ABD'yi NATO’dan çekme tehditleri gibi ittifak içinden zaman zaman gelen olumsuz sinyaller fırsata dönüştü. NATO kendini gözden geçirme ve yenileme sürecine girdi.

Ancak NATO, tarihi boyunca, her 8 ila 10 yılda bir amaçlarının ve ilkelerinin ana hatlarını belirleyen ‘stratejik konseptlerinin’ periyodik olarak gözden geçirilmesinin de yardımıyla dirençli olduğunu kanıtladı.

Soğuk Savaş sonrası dönemin ilk ikisi olan 1991 ve 1999 stratejik konseptleri etnik rekabetler ve bölgesel anlaşmazlıklar, terörizm, siyasi istikrarsızlık ve kitle imha silahlarının yayılması gibi yeni riskleri ve zorlukları tanımlıyordu. Ayrıca eski düşmanlarla ortaklık ve iş birliği yoluyla güvenlik artırılmaya çalışıldı.

NATO Barış İçin Ortaklık Programı, Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi, Akdeniz Diyaloğu ve İstanbul İşbirliği Girişimi gibi iş birliği modelleri geliştirildi. Dünyanın dört bir yanından yaklaşık 40 ortak ülke ile siyasi ve güvenlikle ilgili çeşitli konularda diyalog ve pratik iş birliği gerçekleştirildi.

Kriz yönetimi yeni dönemde kritik bir görev haline geldi. NATO Bosna Hersek, Kosova ve Kuzey Makedonya dahil olmak üzere çeşitli bölgelerde barışı destekleme operasyonları, Irak'ta yardım misyonları, Aden Körfezi ve Hint Okyanusu'nda korsanlıkla mücadele operasyonları ve Afganistan ve Libya'da güvenlik misyonları düzenledi.

Yugoslavya'nın çöküşü ve ardından Orta Avrupa'da başlayan savaş NATO için büyük bir sınavdı. Çünkü doğrudan askeri harekata girişen ve çatışmanın sona erdirilmesinde öncü bir rol oynayan NATO, daha sonra Birleşmiş Milletler’in (BM) yetkisi altında güçlerini konuşlandırarak Dayton Barış Anlaşması'nın uygulanmasına yardımcı oldu.

NATO, 11 Eylül saldırılarının ardından Afganistan'daki koalisyon ülkeleriyle birlikte El Kaide'ye karşı askeri harekata katılıp Afganistan'daki Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü'nün (ISAF) bir parçası olarak orada kalmaya devam etti.

NATO'nun başlıca odak noktası, stratejik konseptte ‘müttefiklerin güvenlik, barış ve istikrarına yönelik en önemli ve acil tehdit’ olarak tanımlanan Rusya olmuştu. Ancak Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra NATO ile Rusya arasındaki ilişkiler her zaman düşmanlık düzeyinde değildi. Başlangıçta iki taraf istikrarlı bir ilişki kurmaya çalışmış, 2002 yılında NATO-Rusya Ortak Konseyi'ni (NRC) kurmuşlardı.

Ancak o tarihten bu yana Rusya, NATO'nun kendisine yönelik niyetlerine her zaman şüpheyle yaklaşıp NATO2nun eski Varşova Paktı üyesi ülkeleri de üyesi yaparak genişlemesini, Rusya'yı kuşatma ve zayıflatma niyetinin bir kanıtı olarak görmüştür.

NATO ise Rusya'nın eski Sovyet cumhuriyetleri ve Varşova Paktı’na taraf ülkelere yönelik politikalarından endişeliydi. Bu yüzden Rusya Federasyonu tarafından Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla ortaya çıkan on dört ülke için ‘yakın çevre’ kavramı kullanılıyor.

Rusya'nın 2014 yılında Kırım'ı ilhak etmesinin ardından NATO ile ilişkileri ciddi şekilde gerildi. Ardından 2022 yılının şubat ayında Ukrayna'yı işgal etmesinin ardından da tamamen koptu. NATO Ukrayna'nın kendini savunmasına yardım ediyor, ancak Rus yetkililer, Rusya ve NATO'nun şu an doğrudan çatışma halinde olduğu açıklamasında bulundular. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg bu desteğin arkasındaki neden hakkında yaptığı açıklamada, ‘bunun bir hayır işi olarak değil, Avrupa'nın güvenliğine yapılan bir yatırım olarak görülmesi gerektiğini’ belirtti.

NATO yetkilileri ittifakın Ukrayna'ya sadece ‘insani ve ölümcül olmayan yardım’ sağladığını, üye ülkelerin bireysel olarak silah ve mühimmat gönderdiğini ve Ukrayna güçlerini eğittiğini söylediler. Bunun Rusya'nın düşüncesini değiştirmek anlamına gelmediğini belirtmek gerekir.

“Çin NATO için doğrudan bir askeri tehdit oluşturmasa da güvenlik gelişmeleri küresel olduğu için NATO bölgeye olan ilgisini yenilemiş ve Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore ile ortaklıklar kurmuştur.

NATO üyesi ülkeler, Ukrayna'yı NATO'ya kabul etme konusunda anlaştılar. Ancak Ukrayna'nın üyeliğinin nasıl, ne zaman ve hatta gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine ilişkin ayrıntılar, kamuoyuna yapılan destek açıklamalarına ve Ukrayna için Üyelik Eylem Planı şartının iptali gibi eylemlere rağmen belirsizliğini halen koruyor.

Ukrayna’nın NATO’ya hemen üye olması mevcut koşullar altında 5. Maddeyi devreye sokacak ve NATO'yu savaşa sürükleyecektir. Rusya’nın saldırganlığı ve değişen güvenlik ortamı NATO'yu askeri stratejilerini ve yapılarını yeniden gözden geçirmeye itti. NATO, diğer önlemlerin yanı sıra muharebe gruplarının sayısını ve hazırlık seviyelerini arttırıp yeni güç modelleri geliştirmiştir.

NATO'nun kuzeyde Baltık Denizi'nden güneyde Karadeniz'e kadar uzanan doğu kanadındaki ileri varlığı, müdahale güçlerinin büyüklüğü üç katına çıkarılarak güçlendirildi. Bu çok uluslu güçler teknolojik olarak gelişmiş ve hazır durumdalar. Baltık ülkeleri ve Polonya'ya çok uluslu muharebe grupları konuşlandırılırken Orta ve Doğu Avrupa'daki Müttefik topraklarında ilave muharebe grupları kuruldu.

Konvansiyonel gücünün yanı sıra nükleer bir ittifak olmaya devam eden NATO’daki nükleer silahlar ‘müttefiklerin güvenliğinin nihai ve en yüksek garantisini’ oluşturuyor. Bu da ihtiyaç duyulması halinde kullanılabilir oldukları anlamına geliyor.

Tüm bu konular oldukça tartışmalı. 32 ülkeli bir yapıda ortak kararlar almak oldukça güç. Yapıdaki her ülke eşit söz hakkına sahip ve kararların alınabilmesi için oybirliği gerekiyor. Her ülkenin ulusal politikaları, Ukrayna’daki savaş ve Çin ile ilişkiler gibi hassas konular da dahil olmak üzere çeşitli konularda bazen farklılık gösteriyor ve bu farklılıklar zaman zaman oldukça keskinleşebiliyor.

Türkiye ile Yunanistan ya da Kuzey Makedonya ile Yunanistan arasında olduğu gibi bazı NATO üyeleri arasında uzun süredir devam eden rekabet ve anlaşmazlıklar da işleri zorlaştırıyor. Finlandiya ve İsveç'in siyasi ve askeri açıdan önemli olan üyelik başvuruları Türkiye ve Macaristan tarafından engellendi. Bu sorunların üstesinden gelmek ve iki Baltık ülkesinin üyeliğine izin vermek için aylarca müzakereler yapıldı.

NATO'ya göre tüm bu durumlarda olduğu gibi, üye ülkeler her zaman anlaşmazlıkları uzlaştırmayı ve ilerleyebilmeyi başardı. Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın sorumluluk paylaşımı konusundaki şikâyet ve tehditleri NATO'yu savunma harcamalarını ele almak için yeni yollar aramaya itti. O tarihten bu yana her üye gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) en az yüzde 2'sini savunma harcamalarına ayırmayı kabul etti, ancak bugüne kadar sadece 23 ülke bu taahhüdü yerine getirdi.

Kararın alındığı 2014 yılında sadece üç müttefikin savunma harcamalarında GSYİH'nin yüzde 2'si bariyerini aşabildiğinden bu oldukça önemli bir başarı.

Ukrayna'daki savaş mali kaynaklar üzerinde yeni baskılar yarattı. NATO Genel Sekreteri Stoltenberg başlangıçta Ukrayna'ya beş yıl boyunca yardım etmek için 100 milyar dolarlık bir fon önerdi. Ancak müttefikler arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle geri adım atmak zorunda kaldı. Stoltenberg bunun yerine Kiev'e yardım için yılda en az 43 milyar dolar harcanmasını önerdi. Bu konu Washington’da yapılması planlanan bir sonraki NATO zirvesinde tartışılacak ve karara bağlanacak.

NATO’nun güvenliğe bakışı geleneksel sorumluluk alanının ötesine doğru genişledikçe, Çin Halk Cumhuriyeti önemli bir endişe kaynağı olarak ortaya çıktı. NATO, Çin'in hırslarının ve iddialı tutumlarının uluslararası kurallara dayalı düzene ve ittifakın güvenliğiyle ilgili alanlara sistemik zorluklar getirdiğini açıklamaktan geri durmadı.

NATO’nun 2023 yılındaki Vilnius Zirvesi’den sonra yayınlanan nihai bildiride, Çin'in siber ve dezenformasyon alanındaki eylemleriyle ve hayati önem taşıyan sanayi sektörlerini ve tedarik zincirlerini kontrol etme girişimleriyle ilgili başka türden endişelerin altını çizildi. Çin ve Rusya arasındaki derinleşen ve Çin'in Rusya'nın savaş çabalarına yardım etmesinin yanında Batı tarafından uygulanan yaptırımlardan kaçınmasına yardımcı olmasını öngören stratejik ortaklık, NATO üyeleri için başlıca bir endişe kaynağı oldu. NATO üyeleri, Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore gibi dünyadaki otoriter ülkeler arasındaki yakınlaşmayı yakından izliyorlar.

Çin NATO için doğrudan bir askeri tehdit oluşturmuyor, ancak güvenlik gelişmeleri küresel çapta olduğundan ve özellikle Hint-Pasifik bölgesinde ve Avrupa-Atlantik güvenliğini doğrudan etkileyebileceğinden NATO Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore ile yeni ortaklıklar kurarak bölgeye yeniden odaklandı.

Bu ülkeler artık Madrid ve Vilnius'taki son zirveler de dahil olmak üzere çeşitli NATO toplantılarına düzenli olarak katılıyor. NATO, özellikle siber savunma ve hibrid tehditlerle mücadele alanlarında bu ülkelerle iş birliğini genişletti.

“Trump'ın yeniden başkan seçilmesi halinde ABD'nin Ukrayna’daki savaşa müdahalesini en aza indirebileceğinden ve Rusya ile uzlaşı arayışına girebileceğinden korkuluyor.

Bu günlerde Washington'da yapılan zirvede üye ülkeler, NATO'nun küresel barış ve güvenliğin korunmasında oynadığı merkezi rolü bir kez daha teyit ederken ittifakın dayanışmasını ve kararlılığını da vurgulayacaklar. Zirve görüşmeleri öncelikle Ukrayna'daki savaşa, özellikle de Ukrayna'ya yapılacak askeri yardıma ve Ukrayna’nın NATO'ya üyeliğine değinecek. Askeri yardım alanında yeni adımlar atılabilecek olsa da Ukrayna'nın üyeliği konusunda önemli bir ilerleme kaydedilmesi beklenmiyor.

Washington’daki zirvede ele alınacak başlıca konular arasında adil finansman ve yük paylaşımı, Çin ile onu daha fazla tecrit etmeden kontrol altında tutacak şekilde ilgilenme, terörizme ve kitle imha silahlarına sahip düşmanlara karşı sürekli teyakkuz halinde olma, enerji güvenliğini sağlama ve çıkarlarını savunmanın yanı sıra hibrit tehditlere karşı alınacak önlemler yer alıyor.

Ayrıca NATO'nun Ortadoğu, Afrika ve Karadeniz'deki angajmanı da ele alınacak. Washington'daki zirve, NATO’nun önümüzdeki ekim ayında resmen göreve başlaması beklenen yeni genel sekreteri, eski Hollanda Başbakanı Mark Rutte için de bir ilk olacak.

Washington'daki zirve, ABD’de önümüzdeki kasım ayında yapılacak başkanlık seçimlerine birkaç ay kala yapılıyor. ABD, NATO içinde öncü ülke olduğundan, yeni seçilecek başkanın politikaları onun açısından her zaman büyük önem taşıyor. Ancak bu durum özellikle adaylardan birinin NATO ve çeşitli uluslararası siyasi meseleler hakkında alışılmadık fikirlere sahip olduğu durumlarda geçerli oluyor.

Demokrat Parti'nin adayı Başkan Joe Biden NATO'ya inanıyor ve onu güçlendirmeyi hedefliyor. Rakibi Donald Trump ise NATO ve ABD için farklı bir rol öngörüyor. Avrupalıları kendi güvenlikleri için ABD'ye bel bağlamayı bırakıp kendi sorumluluklarını üstlenmeye çağıran Trump, ABD'nin müdahalesini ve mali katkısını en aza indirip Avrupalıları mümkün olduğunca fazla yükü omuzlamaya zorlamak istiyor.

Trump'ın yeniden başkan seçilmesi halinde ABD'nin Ukrayna’daki savaşa müdahalesini en aza indirebileceğinden ve Rusya ile uzlaşı arayışına girebileceğinden korkuluyor.

Ancak NATO, şartlar ne olursa olsun misyonu gereği, üyeleri arasında ortak bir zemin bulmaya çalışarak çok katmanlı tehditlerle ve zorluklarla yüzleşmeye devam edecektir.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Ukrayna: Rusya'dan elektrik şebekesine büyük saldırı

Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
TT

Ukrayna: Rusya'dan elektrik şebekesine büyük saldırı

Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)

Ukrayna elektrik şebekesi işletmecisi bugün yaptığı açıklamada, Rus güçlerinin Ukrayna'nın enerji altyapısına "geniş çaplı bir saldırı" başlattığını, bunun da ülke genelinde yaygın elektrik kesintilerine yol açtığını duyurdu.

Ukrinergo Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, "Düşmanın verdiği hasar nedeniyle çoğu bölgede acil elektrik kesintileri uygulanmıştır" ifadesini kullandı.

Bu arada, ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşıyla ilgili "çok iyi görüşmelerin" devam ettiğini söyledi ve ayrıntılara girmeden, bu görüşmelerin sonucunda "bir şeyler olabileceğini" ifade etti.


ABD ve Rusya nükleer müzakerelere başlıyor... Çin, Fransa ve Birleşik Krallık’ın da dahil edilmesi yönünde baskı var

(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
TT

ABD ve Rusya nükleer müzakerelere başlıyor... Çin, Fransa ve Birleşik Krallık’ın da dahil edilmesi yönünde baskı var

(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)

ABD ile Rusya, Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nın (New START) süresinin dolmasının ardından görüşmeler yapmaya hazır olduklarını açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump, nükleer silahlanma yarışında tehlikeli bir aşamaya girilmesini önleyecek yeni kısıtlamalar getirilmesi için Çin’in de sürece dahil edilmesi konusunda ısrarcı olurken, Rusya’nın Fransa ve Birleşik Krallık’ın da kapsama alınmasına yönelik çağrıları karşılık bulmadı.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, “ABD açısından kötü müzakere edilmiş ve açıkça ihlal edilen New START Anlaşması’nı uzatmak yerine, nükleer uzmanlarımız gelecekte uzun süre geçerli olacak, yeni, daha iyi ve modern bir anlaşma üzerinde çalışmalı” ifadesini kullandı. Trump, herhangi bir görüşmeden söz etmezken, yeni bir anlaşmanın Çin’i de içermesi gerektiğini vurguladı.

Trump ayrıca, “ABD dünyanın en güçlü ülkesidir” değerlendirmesinde bulunarak, ilk başkanlık döneminde nükleer silahlar da dahil olmak üzere orduyu tamamen yeniden inşa ettiğini belirtti. Donanmanın yeni savaş gemileriyle güçlendirildiğini ve Uzay Kuvvetleri’nin kurulduğunu hatırlatan Trump, “Pakistan ile Hindistan, İran ile İsrail, Rusya ile Ukrayna arasında nükleer savaşların önüne geçtim” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD ile Rusya arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşma olan New START’ın süresi, her iki ülkenin de yeni silah nesilleri geliştirdiği bir dönemde sona erdi. Bu süreçte Çin’in de nükleer başlıkların taşınmasına yönelik yeni yöntemler denediği biliniyor. Ukrayna’daki savaş nedeniyle yeni bir anlaşmaya ilişkin ABD-Rusya görüşmeleri askıya alınırken, 2010 tarihli New START Anlaşması, ABD ve Rusya’nın sahip olabileceği stratejik nükleer başlık sayısını taraf başına bin 550 ile, fırlatma platformu sayısını ise 700 ile sınırlamıştı.

Kusurları giderme

ABD Dışişleri Bakanlığı Silahların Kontrolü ve Uluslararası Güvenlik Müsteşarı Thomas G. DiNanno, Cenevre’de düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Silahsızlanma Konferansı’nda yaptığı konuşmada, Başkan Donald Trump’ın yeni bir anlaşmaya yönelik tutumunu destekleyerek New START Anlaşması’nın ‘temel kusurlar’ barındırdığını söyledi. DiNanno, Rusya’nın tekrarlanan ihlalleri, küresel nükleer stokların artması ve New START Anlaşması’nın tasarım ve uygulanmasındaki eksikliklerin, ABD’ye ‘geçmiş bir dönemin değil, günümüz tehditlerinin ele alındığı yeni bir yapının oluşturulması için acil bir gereklilik’ yüklediğini ifade etti. Çin’in nükleer kapasitesine de dikkat çeken DiNanno, “Bugün geldiğimiz noktada Çin’in nükleer cephaneliği tamamen sınırsız, şeffaflıktan yoksun, bildirimsiz ve denetimsiz durumda” dedi. DiNanno, silahların kontrolünde yeni dönemin net bir odakla devam edebileceğini ancak bunun ‘müzakere masasında yalnızca Rusya’nın değil, daha fazla ülkenin yer almasını gerektirdiğini’ vurguladı.

Pentagon... ABD Savunma Bakanlığı (Reuters)Pentagon... ABD Savunma Bakanlığı (Reuters)

DiNanno, Pekin’i gizli nükleer denemeler yapmakla da suçladı. “ABD hükümetinin, Çin’in yüzlerce tonluk patlayıcı güce sahip denemelere yönelik hazırlıklar da dahil olmak üzere nükleer patlama testleri gerçekleştirdiğinden haberdar olduğunu açıklayabilirim” dedi. Çin ordusunun bu denemeleri, nükleer patlamaların üzerini örterek gizlemeye çalıştığını öne süren DiNanno, bunun söz konusu testlerin nükleer denemelerin yasaklanmasına ilişkin yükümlülükleri ihlal ettiğinin bilincinde olunduğunu gösterdiğini ifade etti.

Rusya'nın istekleri

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçen yıldan bu yana Washington’un da aynı yönde adım atması halinde anlaşmada öngörülen sınırlara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu açıklamıştı. Ancak Trump bu Rus talebine yanıt vermedi. Kremlin Dış Politika Danışmanı Yuri Uşakov, perşembe günü yaptığı açıklamada, Putin’in anlaşmanın süresinin dolmasını çarşamba günü Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile gerçekleştirdiği görüşmelerde ele aldığını belirterek, Moskova’nın ‘güvenlik durumunun dikkatli bir analizine dayanarak dengeli ve sorumlu bir şekilde hareket edeceğini’ söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı da yaptığı yazılı açıklamada, ‘mevcut koşullar altında New START Anlaşması taraflarının, anlaşma kapsamındaki temel hükümler de dahil olmak üzere, herhangi bir karşılıklı yükümlülük veya bildirimle bağlı olmadıklarının varsayıldığını ve atacakları bir sonraki adımları tamamen serbestçe belirleyebileceklerini’ bildirdi.

Yeni bir gelişme olarak Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rus ve ABD’li müzakerecilerin son Rusya-Ukrayna görüşmeleri kapsamında silahlanma konusunu da ele aldığını açıkladı. Peskov, “Tarafların sorumlu tutumlar benimsemesi ve bu meseleye ilişkin görüşmelere en kısa sürede başlanmasının gerekliliği konusunda bir anlayış var. Bu konu Abu Dabi’de de gündeme geldi” şeklinde konuştu.

Peskov, anlaşma sınırlarına en az altı ay süreyle uyulmasına yönelik gayriresmi bir mutabakat ihtimaline ilişkin raporun sorulması üzerine, “Bu tür hükümler yalnızca resmi olarak uzatılabilir. Bu alanda gayriresmi bir uzatmayı hayal etmek zor” yanıtını verdi. Peskov, Moskova’nın anlaşmanın perşembe günü sona ermesinden üzüntü duyduğunu ve bunu ‘olumsuz’ değerlendirdiğini de yineledi.

Çin’in reddi

Bu arada Çinli diplomat Chen Jian, ülkesinin silahsızlanma müzakerelerine katılması yönündeki ABD taleplerini açıkça reddetti. Çin’in nükleer cephaneliğinin hızlı büyümesine rağmen, ABD ve Rusya’ya kıyasla çok daha küçük olduğunu savunan Jian, konferansta yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Çin’in nükleer kapasitesi hiçbir şekilde ABD ya da Rusya’nın seviyesine yaklaşmamakta. Çin bu aşamada nükleer silahsızlanma müzakerelerine katılmayacak.”

Rusya'nın BM Cenevre Ofisi Daimî Temsilcisi Gennady Gatilov ise yeni nükleer görüşmelerin Fransa ve Birleşik Krallık gibi nükleer silaha sahip diğer ülkeleri de kapsaması gerektiğinde ısrar etti. Gatilov, “Bir nükleer ittifak olduğunu ilan eden NATO’da ABD’nin askeri müttefikleri olan Birleşik Krallık ve Fransa’nın da sürece katılması halinde Rusya bu süreçte yer alacaktır” dedi.

Öte yandan Avrupalı liderler, uzun süredir müttefik ülkelere ABD tarafından sağlanan nükleer şemsiye yerine, Washington’dan bağımsız nükleer güçler oluşturulmasını tartışıyor. Japonya, Güney Kore ve Türkiye de nükleer silaha sahip olmayan ancak bu yönde politika değişikliğini gündemine alan diğer ülkeler arasında yer alıyor.

Ayrıca Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore resmi olarak nükleer silaha sahip ülkeler olarak bilinirken, İsrail’in de geniş bir nükleer cephaneliğe sahip olduğuna yaygın biçimde inanılıyor.


Trump, Hindistan’ın Rus petrolü alımını durdurma sözü vermesinin ardından Hindistan’a uyguladığı ‘cezai’ gümrük vergilerini iptal etti

Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)
Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)
TT

Trump, Hindistan’ın Rus petrolü alımını durdurma sözü vermesinin ardından Hindistan’a uyguladığı ‘cezai’ gümrük vergilerini iptal etti

Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)
Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump dün, Yeni Delhi’nin Rusya’dan petrol almaya devam etmesi nedeniyle daha önce Hindistan menşeli ürünlere uygulanan yüzde 25’lik ek gümrük vergilerini kaldırma kararı aldı. Karar, iki ülke arasında bu hafta varılan ticaret anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle birlikte alındı.

Trump’ın imzaladığı başkanlık kararnamesine göre Hindistan, Rus petrolünü doğrudan ya da dolaylı yollarla ithal etmeyi durdurmayı taahhüt etti.

Kararnamede ayrıca, Yeni Delhi’nin ABD’den enerji ürünleri satın almayı ve ‘önümüzdeki on yıl boyunca savunma iş birliğinin genişletilmesine yönelik ABD ile bir çerçeveye bağlı kalmayı’ kabul ettiği belirtildi.

Yüzde 25 oranındaki ek ABD gümrük vergilerinin, bugün ABD doğu saatiyle sabah 12.01 itibarıyla kaldırılacağı bildirildi.

Karar, Trump’ın birkaç gün önce Hindistan ile bir ticaret anlaşmasına varıldığını açıklamasının ardından geldi. Anlaşma, Hindistan ürünlerine uygulanan gümrük vergilerinin düşürülmesini, buna karşılık Başbakan Narendra Modi’nin Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya’dan petrol alımını durdurma taahhüdünü içeriyor.

Anlaşma kapsamında Washington, Hindistan ürünlerine uygulanan gümrük vergilerini yüzde 25’ten yüzde 18’e indirmeyi kabul etti.

Beyaz Saray tarafından yayımlanan ortak açıklamada, Hindistan’ın önümüzdeki beş yıl içinde ABD’den enerji ürünleri, uçaklar, değerli metaller, teknoloji ürünleri ve kömür olmak üzere toplam 500 milyar dolar tutarında alım yapmayı planladığı ifade edildi.

Söz konusu anlaşma, Trump’ın Rus petrolü alımlarının sona erdirilmesini Ukrayna’daki savaşı finanse eden bir unsur olarak görmesi nedeniyle, Washington ile Yeni Delhi arasında aylardır süren gerilimi de azaltıyor.

Anlaşmayla birlikte Trump ile Modi arasındaki yakın ilişkilerin yeniden canlandığına dikkat çekilirken, ABD Başkanı daha önce Modi’yi ‘en yakın dostlarından biri’ olarak nitelendirmişti.