ABD ile Irak arasındaki iki yüzlü ilişki

Sudani hükümeti çaresiz ve güçsüz

ABD ile Irak arasındaki iki yüzlü ilişki
TT

ABD ile Irak arasındaki iki yüzlü ilişki

ABD ile Irak arasındaki iki yüzlü ilişki

Irak ile ABD arasındaki ilişki ‘iki yüzlü bir ilişki’ olarak nitelendirilebilir. Birincisi Bağdat hükümeti ile ABD yönetimi arasındaki resmi ilişkinin yüzü, ikincisi ise ABD’lilerin Ortadoğu'daki siyasi gündemi ve Irak'taki paralel devlet güçlerinin ideolojileri tarafından özellikleri çarpıtılan bir canavarın yüzü.

ABD’liler 2003, yani Saddam Hüseyin rejiminin düşmesi sonrası Irak’ın yöntemiyle ilgili yol haritasına ilişkin net ve açık bir plan yapmamışlardı. Ancak İran, Irak'taki rejim değişikliğinin ulusal güvenlik projesini başlatmak ve Irak'ı kırılgan bir devlet, kararları kontrol edilebilen çok başlı bir siyasi sistem olarak tutarak nüfuzunu genişletmek için kullanılması gereken gerçek bir fırsat olduğunun tamamen farkındaydı. Hiç kimse 2003 sonrası dönemde resmi ve gayri resmi aktörlerin ABD ile ilişkilerin belirsiz ve İran’ın söz konusu projesine uygun hale getirilmesindeki rolünü inkar edemez.

ABD Başkanı Joe Biden'ın ABD'nin Bağdat Büyükelçiliğine aday gösterdiği Tracey Ann Jacobson’ın 15 Haziran'da ABD Senatosu’nda yaptığı konuşma sırasında bazı senaryolar sundu. Bu senaryolar, ABD'nin Irak'la ilgili karar alma sürecine yön veren düşünce tarzına dair net bir tablo çizdi. Jacobson, bu konuşmayı yaparken ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Mike Waltz, X platformunda Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan'ın adının geçtiği bir paylaşımda bulundu. Her ikisi de ABD’nin sorununun Irak’taki siyasi sistemle değil, Washington'ın İran'la anlaşmak ve Irak'taki gündemini uygulamakla suçladığı kişilerle olduğunda hemfikirdi. Bu durum bile Washington'ın Bağdat'la kurmayı düşündüğü ilişkinin çarpıklığını ortaya koyuyor. Zira Washington, resmi çerçevede hükümetle belirli bir davranış biçimiyle ilgilenirken yönetim sistemi ve iktidardaki isimlerin İran'la ilişkisinin karmaşıklığını göz ardı ediyor. Ancak bunun yanında meseleyi, gerek hükümette gerekse siyasi sistemde aktif olan ya da bazı resmi makamlarda bulunan belli-başlı kişilere indirgemek istiyor.

Tracy Ann Jacobson, ABD’nin Bağdat Büyükelçisi olduğunda İran'la nasıl baş edeceğine dair vizyonunu, ülkesi ile Irak arasındaki diplomatik iş birliği beklentilerinden daha fazla önemsiyor.

Irak'ta İran'la mücadele dışında bir görevi olup olmadığına değinmeyen Tracy Ann Jacobson, “İran, Irak’ta kötü niyetli bir aktör ve bölgenin istikrarını bozan bir unsur. Irak'a yönelik başlıca tehdidin İran'a bağlı milisler olduğunun farkındayız” ifadelerini kullandı. İran destekli milislerin Irak'ın istikrarı için büyük bir tehdit oluşturduğunu belirten Jacobson, bu tehdidi ortadan kaldırmak ve İran'ın nüfuzunu sınırlandırmak için mevcut tüm siyasi araçlarla çalışacaklarını ifade etti. İran'ın elektrik enerjisi için tedarik ettiği doğal gazı Irak'a karşı bir silah olarak kullanmasına izin vermeyeceğini vurgulayan Jacobson, ABD’nin Bağdat Büyükelçisi olduğunda İran'la nasıl baş edeceğine dair vizyonunu, ülkesi ile Irak arasındaki diplomatik iş birliği beklentilerinden daha fazla önemsiyor gibi görünüyor.

Şarku’l Avsat’n The Washington Free Beacon adlı haber sitesinin aktardığı habere göre Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler ve Dış İlişkiler Komiteleri Üyesi Cumhuriyetçi Mike Waltz'un, Irak Yüksek Yargı Konseyi’ni ve Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Zeydan’ı ‘Irak’ta İran'ın kontrolündeki yapılar ve kişiler’ olarak tanımlayan bir yasa tasarısı sunacak.

Waltz, Zeydan’ı ‘İran'ın Irak'ı kukla bir devlete dönüştürme planının merkezinde yer almakla’ suçluyor. Waltz’ın meselesinin özellikle İran ve ABD’nin Irak'taki gündemlerinin çatıştığının tamamen farkında olduğu ve bunun da tüm yönetim sistemini, kararlarını ve tutumlarını etkilediği açık olduğundan Irak siyasi sistemi ve kurumlarından ziyade İran'la olduğu anlaşılıyor.

Vvgvv
ABD tarafından düzenlenen hava saldırısında ölen bir Haşdi Şabi üyesinin cenaze töreni sırasında Bağdat'taki Haşdi Şabi karargahı önünde nöbet tutan bir Haşdi Şabi üyesi, 25 Ocak 2024 (AFP)

Halen görevde olan ABD’nin Bağdat Büyükelçisi Elena Romanowski’nin eylemleri, siyaset sahnesinde hem de sahada (silahlı mücadele) bulunan, İran eksenine karşı sorumlu olan Şii siyasi güçlerin hakim olduğu bir siyasi gerçekliği ele aldığından ABD’lilerin ABD’nin Irak’taki gündemini siyasi güçlerin kararına dayatarak pazarlanandan ya da hükümeti devralmak için belirli şahsiyetleri desteklemelerinden farklı bir şekilde Irak'taki siyasi güçlerin iç kararlarıyla etkileşimini ifade eden gerçekçi bir yaklaşımı yansıtıyordu.

Irak’ta siyasi sürece giren ve halen hem sahada hem de siyaset sahnesinde yer alan güçler, devletin üstün çıkarlarının sloganlar ve ideolojiler üzerindeki önceliği hakkında düşünmeyi gerektiren hakları tanımaktan kaçınıyor.

Romanowski'nin Irak'taki görev süresi boyunca ABD Bağdat Büyükelçiliği, Irak'taki siyasi olayların gelişimiyle ilgili yeni bir strateji ortaya koymadı. Ancak ABD’ye karşı düşmanca tutumlarının dozunu artıran güçlerle siyasi olarak ilgilenerek onları utandırmayı ve İran’ın nüfuzunun hakimiyetinden uzak aktörlerle ilgilenmeyi başardı.

ABD yönetimi, bugüne kadar ülkenin çıkarlarına zarar verdiğine inandığı kurum, kişi ya da rejimlere yaptırım uygulamaktan vazgeçmemiş ve bu yaptırımların ‘ABD’nin düşmanlarının’ nüfuzunu azaltma ya da etkinliğini sınırlama hedefine ulaşabileceğini varsaymıştır. Küba, Venezuela, Sudan, Irak, İran, Lübnan ve Suriye gibi ülkelere uygulanan yaptırımlar iktidardaki rejimleri ya da bu rejimlerin önde gelen isimlerini etkileyemezken yaptırımların uygulandığı ülkelerin ekonomilerini tahrip etmeyi başardı. İktidardaki isimler ya da nüfuzlu kişiler para ve nüfuzun tadını çıkarmaya devam ederken halk yoksulluk ve imkânsızlıklar içinde boğulmaya devam etti, ediyor.

ABD’liler 2003 yılından sonra kurulmasına katkıda bulundukları için Irak'taki siyasi sistemle olan ilişkilerine tutunmaya devam ediyor olabilirler. Fakat ABD Hazine Bakanlığı tarafından uygulanan yaptırımların kapsadığı ya da ‘terörist’ olarak tanımlanan kişilerin ve yapıların yer aldığı siyasi gerçeklikle olan ilişkileri, ABD'nin Irak politikasının ne vizyon netliğine ne de inandırıcılığa sahip olduğunu gösteriyor. Hatta Irak'tan ABD’nin yaptırımları kapsamındaki ülkelere dolar kaçakçılığıyla mücadeleyle ilgili konular bile hükümet ve devletin mali kurumları üzerinde baskı yaratıyor. Ancak ABD’liler, ülkenin kaynaklarını ve ekonomisini kontrol eden mafyaları kontrol etmede en zayıf halkanın hükümet ve Merkez Bankası olduğunun farkındalar. Dolayısıyla Irak ve ABD arasındaki ilişkilerin resmi yüzü, Irak'taki siyasi, silah ve ekonomik mafyaların hakimiyetini sansürlüyor.

Irak tarafında, Siyasi sürece giren ve halen hem sahada hem de siyaset sahnesinde yer alan güçler, bu ikileme tutunmaya ve ABD’lilere karşı silahlı direnişi sürdürmeye devam ediyorlar. Söz konusu güçler, siyasete girmiş olmalarına rağmen devletin üstün çıkarlarının sloganlar ve ideolojiler üzerindeki önceliği hakkında düşünmeyi gerektiren hakları tanımaktan kaçınıyor. Halen silahın gücünün devletten ve onun kararından daha üstün olduğu ya da silahla elde ettikleri gücün ABD’lileri kendileriyle uzlaşıya zorladığı yanılsamasına inanıyor gibi görünüyorlar. Sonuç olarak, bu güçlerin yönetim sistemindeki etkinliği ve ABD politikasının bu sistemle ve aktörleriyle, onlarla aynı fikirde olmasa bile etkileşim halinde olması, ABD ve Irak arasındaki ilişkiyi Mary Shelley'nin Frankenstein romanındaki canavarına dönüştürüyor. 

İran’a yakın siyasi güçlerin tutumlarıyla uyumlu olmakla ABD yönetiminin tutumlarıyla ters düşmek arasında sıkışıp kalan Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin hükümeti çaresiz ve güçsüz bir durumda.

En büyük sorun, Tahran ve Washington arasındaki angajman kurallarından uzaklaşacak bir siyasi tutum sergilemek istemeyen siyasi güçlerin, özellikle de Şii güçlerin tutumlarından doğuyor. Dolayısıyla bu güçler bu çemberin dışına çıkamıyor. Çünkü ABD’lilere yönelik tutumları sadece Irak'la ilgili değil, İran-ABD ilişkilerindeki gerilim ya da sükunetle, hatta bölgedeki sıcak gelişmelerle de tamamen örtüşüyor. Irak'taki siyasi partilerin arzularından daha karmaşık olanı ise Tahran'daki karar alıcıların Irak'ın ister itidalli davranarak ister ABD’nin çıkarlarına ve varlığına karşı gerilimi tırmandırarak mesaj vermek için en etkili arena olduğuna inanmaları.

Vvg
Musul yakınlarındaki Mahmur'daki bir askeri üste silahlı bir ABD askeri, 18 Ekim 2016 (Reuters)

Ancak en büyük ikilem, Iraklı siyasetçilerin dost ya da düşman olmak arasında gidip gelen, ‘stratejik müttefik’ nitelendirilmesi henüz netlik kazanmamış olan ABD’lilerle ilişkilerin doğasına dair görüşlerindeki bulanıklık ve dağınıklık olmaya devam ediyor. Bu da dış politikası resmi siyasi kurumlarla sınırlı olmayan, liderlerin, siyasi partilerin ve hatta silahlı partizan grupların eylemleriyle ifade edilen bir ülkedeki tüm çelişkileri bir araya getiriyor gibi görünüyor.

Sudani hükümeti, ülkenin Washington ile ilişkisi ve bu ilişkinin gerçekliği konusundaki net tutumlarını ifade etmekten aciz. İran’a yakın siyasi güçlerin tutumlarıyla uyumlu olmakla ABD yönetiminin tutumlarıyla ters düşmek arasında sıkışıp kalan Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin hükümeti çaresiz ve güçsüz bir durumda. Bundan dolayı siyasi liderleri hedef alan ve onları ABD'nin yaptırım listesine dahil eden bir karar çıktığında sadece açıklamalar yapmak ve nahif gerekçeler sunmakla yetiniyor.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.