ABD ile Irak arasındaki iki yüzlü ilişki

Sudani hükümeti çaresiz ve güçsüz

ABD ile Irak arasındaki iki yüzlü ilişki
TT

ABD ile Irak arasındaki iki yüzlü ilişki

ABD ile Irak arasındaki iki yüzlü ilişki

Irak ile ABD arasındaki ilişki ‘iki yüzlü bir ilişki’ olarak nitelendirilebilir. Birincisi Bağdat hükümeti ile ABD yönetimi arasındaki resmi ilişkinin yüzü, ikincisi ise ABD’lilerin Ortadoğu'daki siyasi gündemi ve Irak'taki paralel devlet güçlerinin ideolojileri tarafından özellikleri çarpıtılan bir canavarın yüzü.

ABD’liler 2003, yani Saddam Hüseyin rejiminin düşmesi sonrası Irak’ın yöntemiyle ilgili yol haritasına ilişkin net ve açık bir plan yapmamışlardı. Ancak İran, Irak'taki rejim değişikliğinin ulusal güvenlik projesini başlatmak ve Irak'ı kırılgan bir devlet, kararları kontrol edilebilen çok başlı bir siyasi sistem olarak tutarak nüfuzunu genişletmek için kullanılması gereken gerçek bir fırsat olduğunun tamamen farkındaydı. Hiç kimse 2003 sonrası dönemde resmi ve gayri resmi aktörlerin ABD ile ilişkilerin belirsiz ve İran’ın söz konusu projesine uygun hale getirilmesindeki rolünü inkar edemez.

ABD Başkanı Joe Biden'ın ABD'nin Bağdat Büyükelçiliğine aday gösterdiği Tracey Ann Jacobson’ın 15 Haziran'da ABD Senatosu’nda yaptığı konuşma sırasında bazı senaryolar sundu. Bu senaryolar, ABD'nin Irak'la ilgili karar alma sürecine yön veren düşünce tarzına dair net bir tablo çizdi. Jacobson, bu konuşmayı yaparken ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Mike Waltz, X platformunda Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan'ın adının geçtiği bir paylaşımda bulundu. Her ikisi de ABD’nin sorununun Irak’taki siyasi sistemle değil, Washington'ın İran'la anlaşmak ve Irak'taki gündemini uygulamakla suçladığı kişilerle olduğunda hemfikirdi. Bu durum bile Washington'ın Bağdat'la kurmayı düşündüğü ilişkinin çarpıklığını ortaya koyuyor. Zira Washington, resmi çerçevede hükümetle belirli bir davranış biçimiyle ilgilenirken yönetim sistemi ve iktidardaki isimlerin İran'la ilişkisinin karmaşıklığını göz ardı ediyor. Ancak bunun yanında meseleyi, gerek hükümette gerekse siyasi sistemde aktif olan ya da bazı resmi makamlarda bulunan belli-başlı kişilere indirgemek istiyor.

Tracy Ann Jacobson, ABD’nin Bağdat Büyükelçisi olduğunda İran'la nasıl baş edeceğine dair vizyonunu, ülkesi ile Irak arasındaki diplomatik iş birliği beklentilerinden daha fazla önemsiyor.

Irak'ta İran'la mücadele dışında bir görevi olup olmadığına değinmeyen Tracy Ann Jacobson, “İran, Irak’ta kötü niyetli bir aktör ve bölgenin istikrarını bozan bir unsur. Irak'a yönelik başlıca tehdidin İran'a bağlı milisler olduğunun farkındayız” ifadelerini kullandı. İran destekli milislerin Irak'ın istikrarı için büyük bir tehdit oluşturduğunu belirten Jacobson, bu tehdidi ortadan kaldırmak ve İran'ın nüfuzunu sınırlandırmak için mevcut tüm siyasi araçlarla çalışacaklarını ifade etti. İran'ın elektrik enerjisi için tedarik ettiği doğal gazı Irak'a karşı bir silah olarak kullanmasına izin vermeyeceğini vurgulayan Jacobson, ABD’nin Bağdat Büyükelçisi olduğunda İran'la nasıl baş edeceğine dair vizyonunu, ülkesi ile Irak arasındaki diplomatik iş birliği beklentilerinden daha fazla önemsiyor gibi görünüyor.

Şarku’l Avsat’n The Washington Free Beacon adlı haber sitesinin aktardığı habere göre Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler ve Dış İlişkiler Komiteleri Üyesi Cumhuriyetçi Mike Waltz'un, Irak Yüksek Yargı Konseyi’ni ve Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Zeydan’ı ‘Irak’ta İran'ın kontrolündeki yapılar ve kişiler’ olarak tanımlayan bir yasa tasarısı sunacak.

Waltz, Zeydan’ı ‘İran'ın Irak'ı kukla bir devlete dönüştürme planının merkezinde yer almakla’ suçluyor. Waltz’ın meselesinin özellikle İran ve ABD’nin Irak'taki gündemlerinin çatıştığının tamamen farkında olduğu ve bunun da tüm yönetim sistemini, kararlarını ve tutumlarını etkilediği açık olduğundan Irak siyasi sistemi ve kurumlarından ziyade İran'la olduğu anlaşılıyor.

Vvgvv
ABD tarafından düzenlenen hava saldırısında ölen bir Haşdi Şabi üyesinin cenaze töreni sırasında Bağdat'taki Haşdi Şabi karargahı önünde nöbet tutan bir Haşdi Şabi üyesi, 25 Ocak 2024 (AFP)

Halen görevde olan ABD’nin Bağdat Büyükelçisi Elena Romanowski’nin eylemleri, siyaset sahnesinde hem de sahada (silahlı mücadele) bulunan, İran eksenine karşı sorumlu olan Şii siyasi güçlerin hakim olduğu bir siyasi gerçekliği ele aldığından ABD’lilerin ABD’nin Irak’taki gündemini siyasi güçlerin kararına dayatarak pazarlanandan ya da hükümeti devralmak için belirli şahsiyetleri desteklemelerinden farklı bir şekilde Irak'taki siyasi güçlerin iç kararlarıyla etkileşimini ifade eden gerçekçi bir yaklaşımı yansıtıyordu.

Irak’ta siyasi sürece giren ve halen hem sahada hem de siyaset sahnesinde yer alan güçler, devletin üstün çıkarlarının sloganlar ve ideolojiler üzerindeki önceliği hakkında düşünmeyi gerektiren hakları tanımaktan kaçınıyor.

Romanowski'nin Irak'taki görev süresi boyunca ABD Bağdat Büyükelçiliği, Irak'taki siyasi olayların gelişimiyle ilgili yeni bir strateji ortaya koymadı. Ancak ABD’ye karşı düşmanca tutumlarının dozunu artıran güçlerle siyasi olarak ilgilenerek onları utandırmayı ve İran’ın nüfuzunun hakimiyetinden uzak aktörlerle ilgilenmeyi başardı.

ABD yönetimi, bugüne kadar ülkenin çıkarlarına zarar verdiğine inandığı kurum, kişi ya da rejimlere yaptırım uygulamaktan vazgeçmemiş ve bu yaptırımların ‘ABD’nin düşmanlarının’ nüfuzunu azaltma ya da etkinliğini sınırlama hedefine ulaşabileceğini varsaymıştır. Küba, Venezuela, Sudan, Irak, İran, Lübnan ve Suriye gibi ülkelere uygulanan yaptırımlar iktidardaki rejimleri ya da bu rejimlerin önde gelen isimlerini etkileyemezken yaptırımların uygulandığı ülkelerin ekonomilerini tahrip etmeyi başardı. İktidardaki isimler ya da nüfuzlu kişiler para ve nüfuzun tadını çıkarmaya devam ederken halk yoksulluk ve imkânsızlıklar içinde boğulmaya devam etti, ediyor.

ABD’liler 2003 yılından sonra kurulmasına katkıda bulundukları için Irak'taki siyasi sistemle olan ilişkilerine tutunmaya devam ediyor olabilirler. Fakat ABD Hazine Bakanlığı tarafından uygulanan yaptırımların kapsadığı ya da ‘terörist’ olarak tanımlanan kişilerin ve yapıların yer aldığı siyasi gerçeklikle olan ilişkileri, ABD'nin Irak politikasının ne vizyon netliğine ne de inandırıcılığa sahip olduğunu gösteriyor. Hatta Irak'tan ABD’nin yaptırımları kapsamındaki ülkelere dolar kaçakçılığıyla mücadeleyle ilgili konular bile hükümet ve devletin mali kurumları üzerinde baskı yaratıyor. Ancak ABD’liler, ülkenin kaynaklarını ve ekonomisini kontrol eden mafyaları kontrol etmede en zayıf halkanın hükümet ve Merkez Bankası olduğunun farkındalar. Dolayısıyla Irak ve ABD arasındaki ilişkilerin resmi yüzü, Irak'taki siyasi, silah ve ekonomik mafyaların hakimiyetini sansürlüyor.

Irak tarafında, Siyasi sürece giren ve halen hem sahada hem de siyaset sahnesinde yer alan güçler, bu ikileme tutunmaya ve ABD’lilere karşı silahlı direnişi sürdürmeye devam ediyorlar. Söz konusu güçler, siyasete girmiş olmalarına rağmen devletin üstün çıkarlarının sloganlar ve ideolojiler üzerindeki önceliği hakkında düşünmeyi gerektiren hakları tanımaktan kaçınıyor. Halen silahın gücünün devletten ve onun kararından daha üstün olduğu ya da silahla elde ettikleri gücün ABD’lileri kendileriyle uzlaşıya zorladığı yanılsamasına inanıyor gibi görünüyorlar. Sonuç olarak, bu güçlerin yönetim sistemindeki etkinliği ve ABD politikasının bu sistemle ve aktörleriyle, onlarla aynı fikirde olmasa bile etkileşim halinde olması, ABD ve Irak arasındaki ilişkiyi Mary Shelley'nin Frankenstein romanındaki canavarına dönüştürüyor. 

İran’a yakın siyasi güçlerin tutumlarıyla uyumlu olmakla ABD yönetiminin tutumlarıyla ters düşmek arasında sıkışıp kalan Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin hükümeti çaresiz ve güçsüz bir durumda.

En büyük sorun, Tahran ve Washington arasındaki angajman kurallarından uzaklaşacak bir siyasi tutum sergilemek istemeyen siyasi güçlerin, özellikle de Şii güçlerin tutumlarından doğuyor. Dolayısıyla bu güçler bu çemberin dışına çıkamıyor. Çünkü ABD’lilere yönelik tutumları sadece Irak'la ilgili değil, İran-ABD ilişkilerindeki gerilim ya da sükunetle, hatta bölgedeki sıcak gelişmelerle de tamamen örtüşüyor. Irak'taki siyasi partilerin arzularından daha karmaşık olanı ise Tahran'daki karar alıcıların Irak'ın ister itidalli davranarak ister ABD’nin çıkarlarına ve varlığına karşı gerilimi tırmandırarak mesaj vermek için en etkili arena olduğuna inanmaları.

Vvg
Musul yakınlarındaki Mahmur'daki bir askeri üste silahlı bir ABD askeri, 18 Ekim 2016 (Reuters)

Ancak en büyük ikilem, Iraklı siyasetçilerin dost ya da düşman olmak arasında gidip gelen, ‘stratejik müttefik’ nitelendirilmesi henüz netlik kazanmamış olan ABD’lilerle ilişkilerin doğasına dair görüşlerindeki bulanıklık ve dağınıklık olmaya devam ediyor. Bu da dış politikası resmi siyasi kurumlarla sınırlı olmayan, liderlerin, siyasi partilerin ve hatta silahlı partizan grupların eylemleriyle ifade edilen bir ülkedeki tüm çelişkileri bir araya getiriyor gibi görünüyor.

Sudani hükümeti, ülkenin Washington ile ilişkisi ve bu ilişkinin gerçekliği konusundaki net tutumlarını ifade etmekten aciz. İran’a yakın siyasi güçlerin tutumlarıyla uyumlu olmakla ABD yönetiminin tutumlarıyla ters düşmek arasında sıkışıp kalan Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin hükümeti çaresiz ve güçsüz bir durumda. Bundan dolayı siyasi liderleri hedef alan ve onları ABD'nin yaptırım listesine dahil eden bir karar çıktığında sadece açıklamalar yapmak ve nahif gerekçeler sunmakla yetiniyor.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.