Gazze'de “ertesi gün”: Teknokrat bir hükümet kurulması ve Filistin ile Arap ülkeleri arasında ortak bir güvenlik gücünün oluşturulması

Arabulucular, savaş sonrası Gazze'nin yönetimini iki kısma ayırıyor; bunlardan birincisi halkın işleriyle ilgilenen ve içişleri bakanlığı dışında hükümetin yapısını içeren bir sivil yönetim, ikincisi ise askeri ya da güvenlik yönetimi

Gazze'de “ertesi gün”: Teknokrat bir hükümet kurulması ve Filistin ile Arap ülkeleri arasında ortak bir güvenlik gücünün oluşturulması
TT

Gazze'de “ertesi gün”: Teknokrat bir hükümet kurulması ve Filistin ile Arap ülkeleri arasında ortak bir güvenlik gücünün oluşturulması

Gazze'de “ertesi gün”: Teknokrat bir hükümet kurulması ve Filistin ile Arap ülkeleri arasında ortak bir güvenlik gücünün oluşturulması

İzzettin Ebu Ayşe

İsrail ve Hamas Hareketi, arabulucularla kapalı kapılar ardında ateşkes ve esir takası anlaşmasını görüşüyor, ancak bu çatışan taraflar, çözüme kavuşturulmamış konular üzerinde neredeyse hiç anlaşmaya varamıyor. Gazze Şeridi'nin savaşın ertesi günü nasıl yönetileceği meselesi ise belki de görüşmelerde sonuçlanmaya yakın olan büyük dosyalardan en önemlisi.

İsrail, Gazze’de yürüttüğü savaşın başlıca hedeflerinden birinin Gazze'deki Hamas yönetimini ortadan kaldırmak olduğunu açıklamıştı. Tel Aviv, Gazze Şeridi'nin kontrolünü tamamen ele geçirmek istemiyor, ancak askeri olarak kontrol edilmesini rol oynamayı tercih ediyor. Bunun yanında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze'nin yeniden Filistin Yönetimi tarafından idare edilmesine karşı çıkıyor. Bu seçenekler İsrail'i savaşın ertesi gününü kaybetmiş gibi gösteriyor.

Gazze'nin yönetimine dair tablo

Arabulucular, çatışan taraflar arasında bir anlaşmaya varılması için gösterdikleri yoğun çabalar çerçevesinde Gazze'nin geleceğine ilişkin pratik çözümler bulmaya çalışırken ABD, Gazze Şeridi'ndeki çatışmaları kalıcı olarak sona erdirecek bir anlaşma yapılmasında ısrar ediyor. Fakat bunun olması için Hamas ve İsrail'in özellikle savaşın ertesi gününe ilişkin ince ayrıntıları görüşmesi gerekiyor.

Son bilgilere göre arabulucular, savaş sonrası Gazze'nin yönetimini iki kısma ayırıyor; bunlardan birincisi halkın işleriyle ilgilenen ve içişleri bakanlığı dışında hükümetin yapısını içeren bir sivil yönetim, ikincisi ise askeri ya da güvenlik yönetimi. Bu ikincisi, kanun ve nizamı uygulamakla görevli polis gücüyle, özetle içişleri bakanlığının güvenlik hizmetleriyle ilgili olacak.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İsrail, arabulucular ve Hamas'la yaptığı görüşmelerde Gazze Şeridi'ndeki güvenlik yönetiminin niteliğine odaklandı. İsrail tarafı, Savunma Bakanı Yoav Gallant tarafından hazırlanan ve Başbakan Netanyahu tarafından onaylanan planın uygulanmasında ısrar ederken Hamas Hareketi ve arabuluculara göre Hamas'ın iktidardan çekilmesi şartıyla sivil yönetim konusu ise tartışmaya açık bırakıldı.

Sivil yönetim: Teknokratların yönetimi

Hamas, sivil yönetim meselesinde ise Gazze'nin kontrolünü tamamen bırakmayı kabul etti. Hamas Hareketi’nin Siyasi Büro Üyesi Musa Ebu Merzuk, Hamas’ın Gazze'nin sivil yönetimine talip olmadığını ve bir süredir Filistin Yönetimi'nden Gazze Şeridi'ndeki rolünü oynamasını ve Filistin halkının haklarından ödün vermemesini istediğini açıkça ifade etti.

Hamas'ın Gazze'nin yönetimini devretmesi, beklenen anlaşmanın başarıya ulaşmasının önünü açması bakımından önem taşıyor. Hamas Hareketi, savaştan sonra hem Gazze Şeridi'ni hem de Batı Şeria'yı teknokratlardan oluşan bir hükümetin yönetmesi önerisinde bulundu.

Hamas ve El Fetih teknokratlardan oluşan bir hükümetin kurulması konusunda anlaştı

Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye'nin Basın Danışmanı Tahir en-Nunu, savaştan sonra Gazze Şeridi'nin yönetiminin Filistinlilerin iç meselesi olduğunu, buna karşın Hamas'ın Gazze'de iktidarı Filistin topraklarını birleştirmekle görevli sivil bir hükümete devretmeye hazır olduğunu söyledi. İsrail ile ateşkes müzakereleri sırasında, savaştan sonra Gazze Şeridi'ni yönetmek üzere, Gazze ve Batı Şeria'yı idare edecek, siyasetçiler yerine teknokratlardan oluşan bağımsız bir hükümet kurulmasını önerdiklerini açıklayan Nunu, “Bu, Filistin topraklarında bir sonraki aşamanın doğası için en iyi çözümdür” diye konuştu.

Filistin Yönetimi de alanında yetkin ve uzman isimlerin yer aldığı teknokratlar hükümeti için kısa bir süre önce kolları sıvamıştı. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, ekonomi danışmanı Muhammed Mustafa'yı teknokrat bir hükümet kurmakla görevlendirmiş, Mustafa da bu görevi yerine getirmişti. Ancak Hamas, Mustafa’nın hükümetinin Gazze'yi yönetme yeterliliğine sahip olmadığını söyleyerek yönetimi bu hükümete devretmeye karşı çıkmıştı.

Fetih Hareketi (El Fetih) Devrim Konseyi Üyesi Muhammed el-Hurani, Filistin’in şu anki stratejisinin vatanın ve halkın birliğini garanti altına alan bir ulusal birliğin sağlanmasına yönelik olması gerektiğini ve bunun da üzerinde uzlaşılan bir hükümetle başarılabileceğini söyledi. Hurani, “Her ne kadar Muhammed Mustafa hükümeti teknokrat bir yapıya sahip olsa da alanında yetkin ve uzman kişilerden oluşan bir hükümetin kurulmasına da karşı değiliz. Filistin davasının kazanımlarını koruyan bir stratejiyi sürdürmek ve elde edilecek hakları doğru ele almak için uzmanlardan oluşan bir hükümeti destekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Hurani, sözlerini şöyle sürdürdü:

Hamas Hareketi, müzakereler sırasında kendisine danışılan ancak taraf olmadığı bir hükümetin kurulmasını zaten kabul etti. Bu formül, Hamas'ın dışlanmadığı ve aynı zamanda uluslararası kabul ve destek bulan bir yapıya ulaşabileceğimiz için uygun.

Arap ülkelerinin gözetiminde güvenlik yönetimi

İsrail Başbakanı Netanyahu, Gazze'deki güvenlik yönetimiyle ilgili Gallant'ın ‘Gazze Şeridi'nin sivil yönetimini devralma ve Arap ülkelerinin gözetiminde ve ABD'nin yardımıyla bir güvenlik idaresiyle çalışma’ planını onayladı. Açıkça “Bu öneriyi kabul ediyorum” diyen Netanyahu, daha fazla detay vermekten kaçındı.

ABD’li arabulucular, kapalı kapılar ardında yapılan müzakerelerde Filistin Yönetimi tarafından desteklenen ve Gazze Şeridi'nde güvenliği üstlenecek 2 bin 500 Filistinlinin görev alacağı bir güvenlik gücü oluşturulması fikrini ortaya attı. Filistin Yönetimi, ABD’lilerin talebi üzerine bir isim listesi hazırladı ve incelemesi için İsrail'e gönderdi. İsrail de daha sonra bu isimleri kabul etti.

Edinilen bilgilere göre Filistin Yönetimi Gazze'de 2007 yılından bu yana aktif olmayan 30 bin kişilik güvenlik gücünden 2 bin 500 kişiyi seçti ve bunları ABD askeri personeliyle birlikte eğitmeyi ve kalifiye hale getirmeyi önerdi.

Söz konusu güvenlik gücü, eğitildikten ve donatıldıktan sonra İsrail, Hamas'ın Gazze Şeridi'nin sivil kontrolünü yeniden elde edememesi için Arap ülkelerinden oluşan bir askeri güç ile Gazze'de çalışmaya başlayacak. Hamas'ın ABD tarafından yapılan öneriyi kabul ettiğine dair bilgiler gelse de Hamas liderleri arabulucularla yaşananların gizliliğinden dolayı bu konuda basına açıklamada bulunmayı reddettiler.

İsrial Savunma Bakanı Gallant, ateşkes anlaşması konusunda, özellikle de Gazze'de ertesi gün konusunda ilerleme kaydedildiğini açıklasa da Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, ateşkes anlaşmasına varılabilmesi için halen pek çok detayın tamamlanması gerektiğini söyledi. Bu konuların karmaşık olduğunu belirten Sullivan, bunların aynı zamanda Hamas'ın taviz vermesini gerektirdiğini de sözlerine ekledi.



Mısır’ın Taba Sınır Kapısı, savaşın şiddetlenmesiyle birlikte İsraillilerin kaçış noktası haline geldi

Taba Sınır Kapısı, Mısır-İsrail sınırındaki en önemli kara sınır kapılarından biri (Güney Sina Valiliği)
Taba Sınır Kapısı, Mısır-İsrail sınırındaki en önemli kara sınır kapılarından biri (Güney Sina Valiliği)
TT

Mısır’ın Taba Sınır Kapısı, savaşın şiddetlenmesiyle birlikte İsraillilerin kaçış noktası haline geldi

Taba Sınır Kapısı, Mısır-İsrail sınırındaki en önemli kara sınır kapılarından biri (Güney Sina Valiliği)
Taba Sınır Kapısı, Mısır-İsrail sınırındaki en önemli kara sınır kapılarından biri (Güney Sina Valiliği)

Her gün yüzlerce İsrailli, İsrail ile ABD’nin İran’a karşı başlattığı savaş ve İran’ın bir aydan uzun süredir devam eden saldırılarının ardından, Mısır’daki Taba Sınır Kapısı’ndan geçiş yapıyor. Ancak ulaşım ve konaklama ücretlerinin yüksekliğine yönelik şikâyetler bitmiyor.

Konuyla ilgili bilgi sahibi kaynaklar ve Mısırlı turizm uzmanları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamalarda, sınır kapısının İsrailliler için ‘kaçış noktası’ haline geldiğini belirtti. Uzmanlar, İsrailli vatandaşların ücretlerin yüksekliğine dair şikâyetlerini eleştirerek, bunun Mısır’ın egemenlik hakkı olduğunu, ücretlerin hâlâ dünyanın diğer ülkelerinden daha düşük seviyede bulunduğunu ve İsraillilerin, kendi ülkelerinin başlattığı savaşın maliyetini ödemek durumunda olduklarını vurguladı.

Kaçışın ana durağı

İsrail’in TheMarker gazetesinin çarşamba günkü haberinde şu ifadeler yer aldı: “Mısır’daki Taba Havalimanı, güvenlik gerilimleri ve İran’ın son roket saldırıları nedeniyle Ben Gurion Havalimanı’ndaki kısıtlamalar ışığında, acil olarak İsrail’den ayrılmak isteyenler için başlıca yurt dışı seyahat noktası haline geldi. Havalimanı, kısmen kapanan İsrail havalimanlarının yerine büyük bir kaçış noktası ve alternatif yaşam hattı işlevi görüyor.”

Gazete ayrıca, sınır kapısının Hamursuz Bayramı öncesinde yüzlerce İsrailliye ev sahipliği yaptığını, bunların arasında İngilizce ve Fransızca konuşan çok sayıda Haredi ailenin bulunduğunu belirtti. Bu kişiler, bayramı kutlamak üzere kendi ülkelerine ulaşmaya çalışırken, bazıları sınırı ihlal eden insansız hava araçları (İHA) nedeniyle sirenlerin çalması sonucu Eilat’ta tam bir gece geçirmek zorunda kaldı.

vfd
Mısır’ın Taba kenti, onu önemli bir turizm merkezi haline getiren büyüleyici doğasıyla öne çıkıyor. (Güney Sina Valiliği)

Mısır eski Turizm Bakanı danışmanı Samih Saad, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Taba Sınır Kapısı’nın İsrailliler için yurt dışına kaçış kapısı haline geldiğini ve diğer havalimanlarının saldırıya uğrama olasılığı nedeniyle güvenli bir liman sağladığını belirtti. Saad, söz konusu sayıların Mısır turizmi açısından kayda değer bir katkı sağlamadığını, turizm gelirlerinin yüzde 72’sinin Avrupa’dan, yüzde 10’unun ise Arap ülkeleri ve diğer bölgelerden geldiğini vurguladı.

Eski Ticaret Odası Turizm ve Havacılık Bölümü Başkanı ve turizm uzmanı Amari Abdulazim de, “Savaşın temelinde İsrail ve ABD bulunuyor. Söz konusu savaşın sonuçlarından biri ise dünya genelinde benzeri görülmemiş fiyat artışları… Mısır, taraf olmamasına rağmen bu durumdan ciddi şekilde etkileniyor” ifadelerini kullandı.

Yüksek ücretler

İsraillilerin zihnini meşgul eden tek konu kaçış değil; geçiş ücretlerindeki artış da öne çıkıyor. İbranice yayın yapan gazeteler bu duruma dikkat çekti. Taba Sınır Kapısı’nda ücretler kısa bir süre içinde üç kez arttı: Aralık 2025’te 15 dolardan 25 dolara yükseldi, Mart 2026 ortasında 60 dolara çıktı ve 28 Mart 2026’da 120 dolara ulaştı.

TheMarker, ‘Sina’daki geçiş, ulaşım ve geçici konaklama maliyetlerindeki artışa’ dikkat çekerken, Israel Hayom gazetesi 28 Mart’ta yayımladığı haberde, Mısır’ın Taba Sınır Kapısı geçiş ücretini İsrailliler için 120 dolara çıkarmasının, özellikle dört kişilik bir ailenin geçiş maliyetini 480 doları aşacak şekilde artırması nedeniyle geniş çapta öfkeye yol açtığını aktardı.

Samih Saad, ücretlerin 120 dolara yükselmesinin aşırı olmadığını, birçok ülkede daha yüksek rakamların uygulandığını ve Mısır’ın bu egemenlik kararını uygun gördüğü zaman almasının hakkı olduğunu belirtti.

Amari Abdulazim ise Mısır’ın Taba Sınır Kapısı geçiş ücretlerini artırmasının kendi egemenlik hakkı olduğunu ve savaşın yol açtığı zararlardan dolayı bunu yapmasının doğal olduğunu vurguladı.


Husi milisleri, İsrail'e yönelik dördüncü saldırılarının ardından “kademeli bir tırmanış” ile tehdit etti

Husi militanları, liderlerinin çağrısıyla Sana'da düzenlenen bir gösteride (AFP)
Husi militanları, liderlerinin çağrısıyla Sana'da düzenlenen bir gösteride (AFP)
TT

Husi milisleri, İsrail'e yönelik dördüncü saldırılarının ardından “kademeli bir tırmanış” ile tehdit etti

Husi militanları, liderlerinin çağrısıyla Sana'da düzenlenen bir gösteride (AFP)
Husi militanları, liderlerinin çağrısıyla Sana'da düzenlenen bir gösteride (AFP)

Husiler, “kademeli tırmanış” olarak nitelendirdikleri bir süreç başlatma tehdidinde bulundu. Bu açıklama, grubun İsrail’e yönelik dördüncü saldırıyı üstlenmesinin ve yaklaşık bir hafta önce İran’la aynı safta savaşa dahil olmasının ardından geldi.

Yemen'deki meşru güçlerin, ülkeyi grubun elinden kurtarmak için belirleyici savaşın yakın olduğunu iddia eden söylemlerinin giderek sertleştiği bir ortamda, İsrail, İran ve Hizbullah'ın yoğun ateş gücüne kıyasla sınırlı etkisine rağmen, Husi saldırılarına nasıl karşılık verileceği konusunda Washington ile müzakerede bulunduğunu açıkladı.

Husilerin askeri sözcüsü Yahya Seri, dün akşam televizyonda yayınlanan açıklamasında, grubun “işgal altındaki Yafa bölgesinde hayati hedeflere balistik füzelerle askeri operasyon düzenlediğini” duyurdu. Seri, saldırının “İran ve Lübnan Hizbullah’ındaki mücahit kardeşlerle ortaklaşa gerçekleştirildiğini” ve “başarıyla hedeflerine ulaştığını” belirtti.

Sana'da güvenlik aracındaki Husi savaşçıları (AFP)Sana'da güvenlik aracındaki Husi savaşçıları (AFP)

Grup açıklamasında, "Bu önemli ve istisnai savaşta askeri müdahalesinin kademeli olduğunu" belirterek, "bu düzeyde kalmayacağını ve gelişmelere göre, düşmanın gerilimi artırma veya azaltma konusunda belirleyeceği tutuma göre ele alacağını" kaydetti.

Son saldırı, Husilerin bölgesel çatışmaya doğrudan dahil olduklarını ilan etmelerinden beri gerçekleştirdikleri dördüncü eylem oldu. Bu gelişme, İran destekli eksende yer alan Husiler, Lübnan Hizbullahı ve Iraklı silahlı gruplar arasındaki koordinasyonun arttığını gösteriyor.

Savunmanın dikkatini dağıtmak

Husi grubu, geçtiğimiz çarşamba günü İsrail'e yönelik üçüncü saldırının sorumluluğunu üstlenirken, İsrail ordusu hava savunma sistemlerinin Yemen'den fırlatılan bir füzeyi "herhangi bir yaralanma veya hasar olmaksızın" engellediğini ve erken tespit sayesinde tehdidin etkisiz hale getirildiği bildirildi.

Gözlemcilere göre bu tür saldırılar, İsrail hava savunma sistemlerini meşgul etmekten öteye geçmiyor. Zira söz konusu sistemler, İran ve Hizbullah kaynaklı tehditlerin yoğunluğu nedeniyle zaten ciddi baskı altında bulunuyor.

Husilerin lideri Abdülmelik el-Husi, çatışmaya katılım sonrasında yaptığı ilk konuşmada, İran’a verilen siyasi, medya ve propaganda desteğinden “doğrudan operasyonel aşamaya” geçtiklerini açıkladı. Husi, saldırıların “direniş ekseninin ortak operasyonları” kapsamında olduğunu savundu ve mevcut çatışmanın “coğrafi sınırları aşan bir görev” olduğunu iddia etti.

Husi lideri, takipçilerine İran'ın yanında savaşa katılmanın yanı sıra seferber olup mitingler düzenlemeleri çağrısında bulundu (AP)Husi lideri, takipçilerine İran'ın yanında savaşa katılmanın yanı sıra seferber olup mitingler düzenlemeleri çağrısında bulundu (AP)

Karara yönelik eleştirileri de yanıtlayan Husi, tarafsızlığın “bir seçenek olmadığını” ifade etti. Bu açıklamalar, Yemen içinde zaten kırılgan olan ekonomik ve güvenlik koşullarının daha da kötüleşebileceğine dair endişeleri artırdı.

El-Husi, takipçilerini haftalık İran yanlısı gösterilerine devam etmeye ve İran'ın yanında savaşa katılmaya çağırdı. Ayrıca, seferberlik çabalarını yoğunlaştırmalarını ve grubun her yıl daha fazla üye kazanmak ve ideolojik yönlendirme amacıyla kullandığı yaz kamplarına okul öğrencilerini göndermelerini teşvik etti.

Karar anı yaklaşıyor

Öte yandan, Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Tarık Salih, “Husi darbesinden kurtuluş mücadelesinin yaklaştığını” ve tüm ulusal güçlerin “tek bir ekip ve tek bir irade ile” bu mücadeleyi vereceğini söyledi.

Resmi medyada yer alan açıklamalarını, Yemen’in batı kıyısındaki askeri birliklere yaptığı ziyaret sırasında dile getiren Salih, savaşçıların rolünü överek, bu güçlerin “Yemen Cumhuriyeti’nin güvenlik supabı” olduğunu ifade etti. Bu açıklamalar, hükümet güçlerinin inisiyatifi yeniden ele geçirme konusunda artan bir özgüvene işaret ediyor.

Salih, bölgesel boyuta dikkat çekerek, “İran’ın Körfez ülkeleri ve Ürdün’e yönelik açık saldırılarının, Tahran’ın projesinin Arap ulusunu hedef alan bir yıkım aracı olduğunu ortaya koyduğunu” savundu. Bu projenin “hiçbir zaman İsrail’e karşı olmadığını, aksine bunun yalnızca bir gerekçe olarak kullanıldığını” vurguladı.

Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi üyesi Tarık Salih (Saba)Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi üyesi Tarık Salih (Saba)

Husilerin iddialarına da doğrudan yanıt veren Salih, grubun “İsrail’e karşı savaştığını iddia ederken ulusal güçlere karşı asılsız suçlamalar yönelttiğini ve Yemenlileri öldürmek için gerekçe ürettiğini” söyledi. Ayrıca Husilere karşı savaşın 2004 yılında, "bölgesel gerilimlerden çok önce" başladığını hatırlattı.

Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi üyesi, Husi kontrolündeki bölgelerde yaşayan yurttaşlarına selamlarını ileterek, askeri ve ulusal boyutlarıyla ve iç safları birleştirme arzusunu yansıtan konuşmasında, onların "yaklaşan ulusal kurtuluş mücadelesinin ayrılmaz ve bütünleyici bir parçası" olduklarını vurguladı.

Salih son olarak, Yemen çatışmasının seyrinde, özellikle Husilerin savaşa geri dönmeyi ve kapsamlı bir siyasi çözüm için barışçıl yolları reddetmeyi seçmeleri durumunda, “devleti ve cumhuriyeti yeniden kurmak için yaklaşan ulusal görevler” için muharebe hazırlığını artırma ve eğitimi yoğunlaştırma ihtiyacının altını çizdi.


Lübnan, Gazze'dekine benzer bir "sarı hat" senaryosuyla karşı karşıya

İsrail'in Lübnan'ın güneyinde düzenlediği hava saldırısının ardından yıkılan bir binanın kalıntıları (Reuters)
İsrail'in Lübnan'ın güneyinde düzenlediği hava saldırısının ardından yıkılan bir binanın kalıntıları (Reuters)
TT

Lübnan, Gazze'dekine benzer bir "sarı hat" senaryosuyla karşı karşıya

İsrail'in Lübnan'ın güneyinde düzenlediği hava saldırısının ardından yıkılan bir binanın kalıntıları (Reuters)
İsrail'in Lübnan'ın güneyinde düzenlediği hava saldırısının ardından yıkılan bir binanın kalıntıları (Reuters)

İsrail, Güney Lübnan'da Gazze Şeridi'ndeki sınır hattına benzer bir “sarı hat” uygulamayı planlıyor. İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyini tamamen işgal etme ve Litani Nehri'ni İsrail'in yeni sınırı haline getirme yönündeki İsrail hükümetinin talebini reddetti. Ordu, Litani Nehri'ni, hükümetin geri çekilme kararını verene kadar geçici olarak “sarı hat” olarak adlandırdığı ve gözetlediği bir “ateş hattı” haline getirmekle yetineceğini belirtti.

İsrail ordusu, Lübnan topraklarına kıyıdan 14 kilometre uzanan Ras el-Beyada'yı işgal ettiğini doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre amaç, bir yandan kuzeye yönelik kara saldırıları için harekat noktası oluşturmak, diğer yandan da yüz binlerce yerinden edilmiş insanın güneydeki evlerine dönüşünü engellemek.

Savaşın başlamasından bir ay sonra, Lübnan'a gelen döviz akışı azaldı; rakamlar, havale miktarının yüzde 5'in üzerinde bir düşüş gösterdiğini ortaya koyarken, bu oranın yüzde 15'e kadar gerileyeceği tahmin ediliyor. Ekonomi Bakanı Amir el-Bassat, “yoğun göçün etkisiyle ekonomik daralma ve gelirlerde düşüş yaşandığını, işsizlik oranlarında ise belirgin bir artış olduğunu” belirtti. Bakan, “göstergelerin kötüleştiğini” açıklayarak, para akışındaki yavaşlamayla paralel olarak daralmanın yüzde 7 ile 10 arasında olduğu tahmininde bulundu.