İran, Halk Meclisi seçimleri yoluyla Suriye'deki kollarını güçlendiriyor

Gözlemciler: Uyuşturucu ve silah tüccarları ile yandaşlarına 'milletvekili dokunulmazlığı' kazanacak

Deyrizor'a giden ana yol (Şarku’l Avsat)
Deyrizor'a giden ana yol (Şarku’l Avsat)
TT

İran, Halk Meclisi seçimleri yoluyla Suriye'deki kollarını güçlendiriyor

Deyrizor'a giden ana yol (Şarku’l Avsat)
Deyrizor'a giden ana yol (Şarku’l Avsat)

Suriyeli seçmenler, gözlemcilerin ‘sürprizlerin olmadığını’ söylediği Halk Meclisi seçimlerinde kendilerini temsil edecek milletvekillerini seçmek üzere bugün sandık başına gidiyor. Güvenlik, askeri ve kültürel nüfuz açısından Suriye'deki ezici bir varlığa ve nüfuza sahip olan İran, çıkarlarını korumak için yumuşak bir güç görevi gören bazı Suriyeli isimleri desteklemeye devam ediyor. İran, Suriye’de 2011 yılının mart ayında başlayan halk protestolarından bu yana Suriye'deki krizden faydalanarak ülke üzerindeki hegemonyasını pekiştirmek için bilinçli bir süreç yürütüyor.

Ancak İran, pek çok kişinin ciddi ya da şeffaf bulmadığı seçimlerde ve kendi kararı olmayan sahte bir parlamentoda adayları desteklemekten gerçekten fayda sağlıyor mu, yoksa Irak, Lübnan ve Yemen'de yaptığı gibi askeri olarak nüfuza sahip olduğu yerlerde kendisi için yerel bir yüz olacak ‘Suriyeli yüzlere’ mi ihtiyaç duyuyor?

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'nin (SOHR) yakın tarihli bir raporuna göre İran'a yakın isimlerin Suriye Halk Meclisi'ne sokulması, Suriye'de alınan resmi kararları ‘anayasaya uygun olarak’ kontrol etmeyi amaçlıyor. İran, Suriye’ye gerçekte Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve onun yurtdışı kolu Kudüs Gücü komutanları olan sözde ‘danışmanlar’ göndererek nüfuzunu genişletirken Pakistan ve Afganistan’dan gelen Şii milislerle Zeynebiyyun ve Fatımiyyun tugaylar oluşturup Şiiler için kutsal olan türbeleri savunma bahanesiyle çıkarlarını korumak için Suriye'de konuşlandırıyor. Bu yüzden sadece Suriye rejiminin resmi kurumlarına sızmakla yetinmiyor.

SOHR kısa süre önce DMO'ya bağlı ‘Usud el-Ukeydat’ adlı bir grubun lideri olan Haşim el-Mesud es-Satam'ın önde gelen adaylar listesinin başında yer aldığını bildirdi. Mesud es-Satam, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki bölgelerde sahip olduğu nüfuzu, aldığı mali destek ve milis toplama hücrelerini yönetmesiyle tanınıyor. O ve oğlu Bessam es-Satam İran destekli milislerin gruba katılımını organize etmekten ve Siyasi Güvenlik Direktörlüğü'ne bağlı yerel isimlerle koordinasyon sağlamaktan sorumlu. SOHR’a göre Mesud es-Satam, güçlü bir siyasi, sivil ve aşiret varlığına sahip.

xscdfv
Suriye Halk Meclisi (SANA)

Mesud es-Satam’ın yanı sıra, Ulusal Savunma Güçleri (USG) Komutanı Firas el-Ceham da ‘Baas’ın uysallaştırılması’ olarak adlandırılan sürecin başarılı adaylarından biri ve Suriye’nin çeşitli illerindeki Baas Partisi’nin şubeleri tarafından aday gösteriliyor ve destekleniyor. Listeye el-Bakır Tugayı’na bağlı grupların liderleri Fadi el-Afis ve Muhammed el-Beşir'i de ekleyen SOHR’un raporuna göre Ceham, faaliyet gösterdiği illerin sakinleri tarafından bilinen uyuşturucu kaçakçılığı geçmişinin yanı sıra rejimle birlikte onlarca savaş suçu işlemekle suçlanıyor.

Suriye Halk Meclisi

Suriye Anayasası uyarınca, Halk Meclisi genel bütçeyi onaylama, savaş ve barış ilan etme ve yabancı anlaşmaları onaylama yetkisinin yanında hükümet üzerinde gözetim yetkisine sahiptir. Halk Meclisi, hükümetteki bakanlardan birine ya da tamamına güvenoyu verebilir ya da vermeyebilir.

Halk Meclisi ülkenin yasama organıdır. Fakat ülkenin cumhurbaşkanı kanun hükmünde kararnameler çıkararak yetkilerini Halk Meclisi ile paylaşır.

Askeri çöküşlerden yararlanma

Jusoor Araştırmalar Merkezi araştırmacılarından Vael Elvan, “İran, Suriye'deki kaos ve askeri çöküşlerle birlikte rejim lehine doğrudan müdahalesi olmasaydı, bu ülkede nüfuzunu böyle genişletemezdi” değerlendirmesinde bulundu.

İran'ın Suriye'de sivil hükümet ve toplumun çeşitli kesimlerine müdahalesi yıllar önce başladı Bunu güvenlik ve askeri alanlara yönelik kapsamlı müdahaleler izledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Suriyeli araştırmacı Elvan’a göre İran, yürütme ve yargı kurumlarında çok sayıda çalışanı ve nüfuzlu kişiyi bünyesine katmayı başardı. Bu kişiler, sivil toplum örgütleri ve dini kurumlar da dahil olmak üzere birçok alanda mülklerin devredilmesine ve İran’ın çıkarlarının korunmasına katkıda bulundular ve eğitim müfredatına müdahale ettiler.

İran’ın Suriye’deki hegemonyasını sürdürmek ve çıkarlarını garanti altına almak için yasama organı içinde kendisinin doğrudan yönlendirdiği ve finanse ettiği yandaşlar yaratmaya çalıştığını söyleyen Elvan, İran’ın şimdi de seçim yasasının değiştirilmesi ve Halk Meclisi'nin parlamentoya katılmasının ardından nüfuzunu genişletme sürecinde olduğunu belirtti. Elvan’a göre İran'ın ayrıca yerel yönetimlerde hem belediye hem de il yönetimlerinde kendisine bağlı adayları desteklemesi ve finanse etmesi bekleniyor.

Şansı en yüksek olan isimler

Deyrizor ilinin yerlisi ve ‘eş-Şark’ adlı haber sitesinin genel yayın yönetmeni Firas Allavi, bölgedeki İran destekli milislerin liderlerinden olan adayların Halk Meclisi'ne girme olasılığının çok yüksek olduğunu düşünüyor. Allavi’ye göre finansman faktörü ve bölgede nüfuz sahibi İran destekli milislerin verdiği destek bunun başlıca nedenleri arasında yer alıyor.

Milletvekili dokunulmazlığı

Allavi, (özellikle) Deyrizor'un 2018 yılı sonlarında İran'ın kontrolüne geçmesinden bu yana İran'ın nüfuz alanı olduğunu belirtti. Suriye'nin doğusunda Irak sınırına komşu olan ve İran destekli milislerin Suriye'ye giriş yaptığı bu bölge İran’ın projesi için önemli bir stratejik alan. Bu nedenle İran burayı çeşitli siyasi, ekonomik ve sosyal açılardan kontrol etmeye çalışıyor.

asxdf
Deyrizor'da DMO'ya bağlı bir grup milis (Arşiv-SOHR)

Allavi sözlerini şöyle sürdürdü:

“İran kendisi için yerel kollar meydana getirdi. Bunların çoğunu silahlı grupların ve milislerin liderleri ile silah ve uyuşturucu kaçakçıları oluşturuyor.

Allavi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İran'ın Deyrizor ilinin kontrolünü ele geçirmesinden bu yana Halk Meclisi seçimlerinde vekillerini desteklediğini, çünkü böylece ‘daha özgürce hareket etmelerini sağlayan bir varlığa ve dokunulmazlığa sahip olduklarını’ söyledi.

Allavi, İran'ın bölgedeki en önemli adaylarıyla ilgili olarak ise şunları söyledi:

Bu isimler arasında belki de en öne çıkanı ‘Firas el-Iraki’ olarak bilinen Firas el-Ceham'dır. Kendisi Ulusal Savunma Güçleri’nin komutanıdır. Uyuşturucu kaçakçılığı ve başka ihlallerle suçlanan Ceham’ın 2011 öncesine ait bir sabıka kaydı var. Eğitimsiz ve İran'ın bölgedeki silahlı kollarından biri olarak görülüyor.

asdcfrgt
El-Futuvva Spor Kulübü Başkanı Medlul el-Aziz (Sosyal medya)

İran'a yakın isimler listesinde ‘sorunlu bir kişilik’ olarak görülen Medlul el-Aziz de var. Geçtiğimiz yıllarda birçok tarafta yer aldı. DEAŞ ve SDG'de liderlik rolleri oynadı. Daha sonra yeniden rejimin saflarına döndü. Şimdiyse İran'ın mali kollarından biri. Önceki dönemde Halk Meclisi üyesiydi. El-Futuvva Spor Kulübü Başkanı olan Aziz, yolsuzlukla suçlanmasına rağmen milletvekilliği için yeniden aday oldu.

axsdcfergt
İran'a yakınlığıyla bilinen Usud el-Ukeydat lideri Haşim el-Mesud es-Satam (Sosyal medya)

Usud el-Ukeydat lideri Haşim el-Mesud es-Satam, İran'a yakın bir isim ve Suriyeli unsurların İran destekli milislere katılmasında rol oynuyor.

İran'ın adamı ve ekonomik paravanı olan Ferhan el-Mersumi'nin kardeşi Halife Muhammed Hamad el-Mersumi, Deyrizor’dan milletvekili adayı oldu. Firas Allavi’ye göre Halife Muhammed Hamad el-Mersumi, Ferhan el-Mersumi’nin paravan şirketleri çatısı altında aracılar ve emlak şirketleri aracılığıyla özellikle Şam'ın batı kırsalında İran destekli milisler için gayrimenkul ve mülk satın almaya çalışıyor ve kardeşiyle birlikte silah ve sigara kaçakçılığı yapıyor.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.