Suriye-Türkiye yakınlaşmasında İran'ın yokluğu ve Irak'ın yükselişi

Bağdat'ın Rusya'nın desteğiyle durgun suları hareketlendirmeye başlamasının ardından Tahran'ın rolünün akıbetine ilişkin soru işaretleri belirdi

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, 2010 yılında dönemin başbakanı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Şam'da karşılarken (AP)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, 2010 yılında dönemin başbakanı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Şam'da karşılarken (AP)
TT

Suriye-Türkiye yakınlaşmasında İran'ın yokluğu ve Irak'ın yükselişi

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, 2010 yılında dönemin başbakanı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Şam'da karşılarken (AP)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, 2010 yılında dönemin başbakanı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Şam'da karşılarken (AP)

Mustafa Rüstem

Suriye ve Irak basınında yer alan haberlerde Suriye-Türkiye normalleşmesi sürecinin Irak'ın başkenti Bağdat'ta Rusya'nın da katılımıyla yapılması planlanan görüşmeye hazırlık amacıyla her iki tarafın da taleplerini okuma ve inceleme döneminden geçtiği belirtildi. Görüşmenin tarihi henüz belirlenmemiş olsa da sahada açıkça tartışılanların hayata geçirilmesi için yeni bir aşamaya zemin hazırlayacak olması görüşmenin gerçekleşmesi halinde önemini teyit ediyor.

İran'ın rolü

Irak’ın müzakereci olarak Rusya'nın desteğiyle Şam ve Ankara arasındaki durgun suları hareketlendirmek için devreye girmesinin ardından, özellikle de iki tarafı birbirine yakınlaştırmak için önceki ve uzun soluklu müzakere deneyimi çerçevesinde İran’ın gözlemci rolünün akıbetine ve doğasına ilişkin soru işaretleri ortaya çıktı.

Rusya ve Türkiye ile birlikte Suriye'nin kuzeyinde gerginliğin azaltılması ve akabinde ateşkes sağlanması amacıyla gerçekleşen Astana Süreci’nin garantör ülkelerinden biri olan İran, sonuncusu 24 Ocak'ta olmak üzere 21 tur yapılan garantör ülkeler toplantılarına katıldı.

zxcvfbg
Masadaki en çetrefilli konulardan biri Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin geri dönüşü (Independent Arabia)

Suriye krizini sona erdirecek herhangi bir çözümün, görüşmenin ya da müzakerenin İran'ın onayından geçmesi gerektiğini düşünen gözlemciler, aksi takdirde başarısızlığa mahkum olacağına ve Tahran'ın yer almadığı herhangi bir müzakere sürecinin başarılı olması ve Tahran'ın bundan fayda sağlayamaması halinde sonucun kaçınılmaz olarak gelecekte çeşitli engellerle karşılaşacağına inanıyorlar.

Labirentte kaybolmak

Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi (YTSAM) araştırmacılarından Ali el-Esmer, Suriye ve Türkiye arasındaki normalleşme sürecini, tüm tarafları her an bir çıkmaz sokağa götürebilecek karmaşık bir labirent olarak tanımladı. Esmer, Rusya ve Irak'ın arabuluculuğunda gerçekleşen son müzakerelerin, İran'ın olup bitenleri dikkatle izlediği bir dönemde gerçekleştiğini ifade etti.

Tahran'ın Şam'a Türk askerlerinin çekilmesini müzakerelere önkoşul olarak sunması için baskı yaparak süreci engellemeye çalışacağına inandığını söyleyen Esmer, İran'ın Türkiye'nin bu normalleşmedeki amacının çekilmek değil, Suriye'deki varlığını meşrulaştırmak olduğunu çok iyi bildiğine dikkati çekti.

Esmer, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“İran'ın tutumunun aynı olduğunu ve hiç değişmediğini tahmin ediyorum. Zira daha önce İran'ın Türkiye'nin Suriye ile normalleşme sürecinin durmasındaki rolüne şahit olmuştuk. Bugün de İran'ın Şam üzerinde baskı kurduğu ve hükümete kabarık mali borçlarını hatırlattığı aynı senaryonun sahneye koyulduğunu görüyoruz. İran'ın stratejisi Irak, Suriye ve Lübnan'dan geçen ve 'direniş ekseni' olarak bilinen yolla İsrail sınırında aktif bir varlık göstermeye dayanıyor. Bu da İran'ın Suriye'nin jeopolitik konumuyla her şeyden daha fazla ilgilendiği anlamına geliyor.”

İran'ı Suriye'den çekilmeye ikna etmenin çok zor olduğuna inanan Esmer, Tahran’ın Türkiye’nin Suriye'de kaydedeceği herhangi bir ilerlemenin kendi zararına olacağına inandığını ve bu yüzden normalleşmeyi engellemek için mümkün olan her şeyi yapacağını değerlendirdi. Türk gazetelerine göre normalleşme sürecinde olumlu bir gelişme olması halinde İran'ın PKK ve Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) desteğini artırması bekleniyor.

Nüfuz mücadelesi

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme trenini harekete geçirmek için var gücüyle çalışan Moskova, Rusya-Ukrayna savaşı ve ABD'nin Ortadoğu'daki rolünün zayıflaması gibi bölgesel ve uluslararası gelişmelerin ortasında Türkiye'yi kendi tarafına çekmek için zaman kazanmaya çalışıyor. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Kremlin aynı zamanda ABD’nin kasım ayında yapılması planlanan başkanlık seçimi yarışıyla meşgul olmasından faydalanmayı amaçlıyor. Bu da Washington’ın, ABD Senatosu'nda normalleşmeye karşı çıkan sesler dışında, Suriye ve Türkiye arasındaki yakınlaşma konusundaki sessizliğini açıklıyor.

Moskova, 10 Mayıs 2023 tarihinde Suriye, Türkiye ve İran dışişleri bakanlarının katıldığı görüşmelere ev sahipliği yaptı. Bu, 2011 yılında Suriye’de savaşın patlak vermesinden ve 2012 yılında Ankara ile Şam arasındaki ilişkilerin kesilmesinden bu yana üst düzey bir isimle yapılan ilk görüşmeydi. Aynı ülkelerin savunma bakanları da 2022 yılının aralık ayında Moskova'da bir araya geldi. Üst düzey istihbarat yetkilileri de müzakerelere hazırlık amacıyla toplantılar düzenledi.

Ancak bugün yaşananlar çok farklı. Normalleşme süreci İran olmadan ilerliyor ve Tahran'ın rolü, gizlice İran'ın nüfuzunun genişlemesiyle mücadele eden Rusya’nın niyetinin bu olup olmadığı ya da Tahran'ın şu an görüşmelere girmekten uzak mı durduğu ya da buna hazır olup olmadığı ve doğru zamanda dokunuşunu yapıp yapmayacağı gibi soru işaretleri arasında açıkça marjinalleşiyor.

Suriye’nin dış politikası konusunda uzman bir isim olan Muhammed Huveydi, İran'ın tutumunun net olmadığını ve bugüne kadar açıklanmış resmi bir tutumu bulunmadığını, ancak Tahran'ın daha önce taraflar arasında yakınlaşmayı desteklediğini ve 2022 yılında Moskova'da dışişleri bakanları düzeyinde toplantılara katılan ülkelerden biri olduğunu, dolayısıyla taraflar arasındaki yakınlaşmaya destek veren ülkelerden biri olduğunun düşünüldüğünü söyledi.

ascdv
Masadaki en çetrefilli konulardan biri Türkiye'ki Suriyeli mültecilerin geri dönüşü (Independent Arabia)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 12 Temmuz'da Washington'da gerçekleşen NATO Liderler Zirvesi kapsamında düzenlenen basın toplantısında bir soru üzerine Suriye Devlet Başkanı Esed'i Türkiye'de ya da üçüncü bir ülkede görüşmeye davet ettiğini söylediği ve hem İran'ın hem de ABD'nin Ankara ile Şam arasındaki ilişkilerin normalleşmesini desteklemesi gerektiğini vurgulayan açıklaması bunun bir kanıtıdır. Erdoğan’ın Suriye-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesinin desteklenmesine ilişkin vurgusu, özellikle Tahran'ın Şam'ın stratejik bir müttefiki olması nedeniyle, Türkiye açısından İran'ın tutumların yakınlaştırılmasındaki rolünün önemine işaret ediyor.

Huveydi, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“İran’ın nüfuzuna gelince Rusya'nın desteğiyle Suriye ve Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin Suriye-İran ilişkilerini etkilemeyeceğine inanıyorum. Ancak İran’ın Suriye’de Türkiye lehine oynadığı rolü de azaltmayacaktır. Çünkü Suriye ve Türkiye arasında varılacak her türlü mutabakat Suriye'nin müttefiklerinin çıkarlarını da dikkate alacaktır. Bugün bile Türkiye ile ilişkilerin düzeltilmesinde Arapların önemli bir rolü bulunuyor. Eğer bu gerçekleşirse İran'ın nüfuzunda bir azalmaya sebep olmaz. Ne var ki jeopolitik değişimler ve İran'ın Suriye'deki gözle görülür yıpranması nedeniyle bu rol etkisini biraz olsun yitirebilir.”

Huveydi, şöyle devam etti:

İran'ın yeni Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın politikaları henüz net değil, dış politikaları ise kazanımlar elde etmek üzerine kurulu ve bölgedeki nüfuzuyla elde ettiği çıkarların meyvelerini toplamayı hedefliyor. Irak, Rusya ve Arap ülkeleriyle birlikte yakınlaşmada rol oynayabilir.

Türkiye'nin Suriye topraklarının yüzde 10'unu kontrol ettiği ve mülteci kartı da dahil olmak üzere oynayabileceği birçok karta sahip olduğu düşünüldüğünde İran'ın herhangi bir engel çıkaracağını düşünmeyen Huveydi, bunun yanında Türkiye ve İran arasında ekonomik çıkarlar da dahil olmak üzere göz ardı edilemeyecek ortak çıkarların olduğunun altını çizdi.

Suriye arenasının tekelleştirilmesi

Fakat Huveydi'nin görüşünün aksine gözlemciler ekonomik çıkarları en önemli gizli engellerden biri olarak görüyor. İlişkilerin yeniden kurulmasının ardından Türkiye’nin Suriye pazarlarına hakim olması ve İran'ın ulaşım, telekomünikasyon, enerji gibi sektörleri elde etmeye çalışırken Suriye'nin yeniden yapılanma ve inşa ihtiyacının ortasında yeni bir rakibin gelişiyle ülkenin ekonomik arenasındaki rakipsiz konumunu kaybetmesi bekleniyor.

Gözlemciler İran ve ABD’nin tutumlarının henüz netleşmediğini düşünüyorlar. ABD seçimlerle meşgul. Donald Trump'ın Beyaz Saray’a geri dönmesi ve ülkedeki tüm askerlerini geri çekerek mevcut Başkan Joe Biden ve ABD öncülüğündeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nundan (DMUK) eşi ve benzer görülmemiş bir destek alan SDG ve çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Halk Koruma Güçleri'ni (YPG) desteklemeyi bırakma ihtimali söz konusu.

zxcvdfbgt
Suriye savaşının başlamasından bu yana kapalı olan Suriye'nin kuzeyinde yer alan Halep'teki Türk konsolosluğu (Independent Arabia)

SDG, 2014-2019 yılları arasında ABD güçleriyle birlikte DEAŞ’a karşı savaştı. İran'ın tutumu ise anlaşmayı kendi çıkarları lehine ya da özellikle Tahran, Suriye, Irak ve Lübnan'ı tek bir yolla birbirine bağlayan stratejik konumu nedeniyle nüfuzuna zarar vermeyecek şekilde olabilir. Dolayısıyla ABD ve SDG’nin potansiyel tehdidini sona erdirme çabası, taraflar arasındaki yakınlaşmayı düzenlemeye ve hızlandırmaya yardımcı olabilir.

Öte yandan SDG lideri Mazlum Abdi, Suriye'deki çatışmaları durdurmak ve ülkede siyasi bir çözüme ulaşmak için Şam ve Ankara gibi tüm taraflarla her türlü diyaloğa hazır olduklarını ifade etti. Abdi yaptığı açıklamada, “Suriye krizinin şiddet, savaş ve kavga yoluyla çözülemeyeceğini herkes biliyor, herkes bu gerçeği görmeli. Kriz diyalog olmadan çözülemez ve biz kendi adımıza sadece krizi sona erdirmek için diyaloğa hazırız” ifadelerini kullandı. Ankara'yı en çok endişelendiren konulardan biri Kürt grupların nüfuzunun genişlemesi ve Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit eden ayrılıkçılığa sebep olması.

Öte yandan, Türkiye'nin Şam ile yakınlaşma girişimini kabul etmeyen Suriyeli muhalif grupların kontrolü altındaki bölgelerde halk protestoları devam ediyor. Protesto gösterilerinin kapsamı genişlese de herhangi bir çatışma ya da şiddet olayı yaşanmıyor. İdlib ve Halep'in kuzey kırsalındaki bölgelerde her gün oturma eylemleri düzenleyen protestocular, uzlaşıyı reddederek, egemen kararlarının Türkiye tarafından gasp edilmesini ve Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) ofislerinin kapatılmasını kınayıp SMDK’nın bölgeyi kontrol eden Türk güçlerinin nüfuzuna bağlı olmakla suçluyorlar.

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne (SOHR) göre Fırat Kalkanı bölgesinde yer alan Halep'in kuzey kırsalındaki Azez’de onlarca kişinin katılımıyla normalleşmeye karşı protesto gösterisi düzenlendi. Göstericiler, son dönemde Suriye sahasında izlenen politikaları kınayan pankartlar taşıdı.

Uzlaşmaya giden yoldaki tuzaklar

Suriye’nin dış politikası üzerine uzman olan Huveydi, görüşmelerin sorunsuz geçmesini beklemediğini, çözümü zorlaştıran çetrefilli dosyaların bulunduğunu ve yolun tuzaklarla dolu olduğunu belirtiyor. Dolayısıyla her iki ülkenin ulusal güvenliğinin yanı sıra PKK’nın Suriye’de ve Irak'ta büyüyen nüfuzuyla ilgili koşullar göz önüne alındığında bu yolun zorlu ve yorucu olduğunun altını çizen Huveydi, “Bence tarafların birbirlerine, ekonomik meselenin çözümüne ve Türkiye'nin kara koridorları aracılığıyla Körfez ülkelerine açılmasına ihtiyaçları var” yorumunda bulundu.

Huveydi, şunları söyledi:

Mülteci kartı, iç ekonomik kriz ve herkesi aynı masaya oturtacak iç faktörler de dahil olmak üzere Türkiye'nin Suriye dışında ele alamayacağı dosyalar bulunuyor. Çok uzun bir zamana ve aynı zamanda bölgesel desteğe ihtiyacı var. İran'ın şu an olmasa da bölgede kendi çıkarlarına hizmet edecek bir uzlaşı ve mutabakat formülü oluşmasıyla bu dosyaya katılacağına inanıyorum.

Moskova müzakerelerde arabulucu olarak aktif hareket etmeye devam ediyor. Ancak bu tur, İranlı müzakerecinin aniden istifa etmesi nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanan diğer turlara benzemiyor. Suriye'nin doğu komşusu Irak müzakerelere dahil oldu. Türkiye ile Suriye arasında, Suriye yargısı tarafından aranan ve Türkiye'de bulunan tüm Suriyelilerin, Türk güçlerinin İdlib ve Halep kırsalından çekilmesinden vazgeçilmeksizin teslim edilmesi, sınır kapılarının ve Fırat'ın doğusunun kontrolünün devredilmesine karşın, Türkiye’nin mültecilerin Şam tarafından haklarında soruşturma açılmadan geri dönmeleri, güvenli geri dönüşün garanti edilmesi ve ihtiyaç duyulması halinde Türk ordusunun Suriye topraklarının 30 kilometre derinliğine kadar girmesine izin verilmesi gibi talepleri olduğuna dair bazı bilgiler sızdırıldı.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independenr Arabia’dan çevrilmiştir.



Gazze Şeridi’nin merkezinde İsrail ateşiyle bir Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, Gazze şehrinin kuzeybatısındaki Şeyh Rıdvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasarı inceliyor (EPA)
Filistinliler, Gazze şehrinin kuzeybatısındaki Şeyh Rıdvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasarı inceliyor (EPA)
TT

Gazze Şeridi’nin merkezinde İsrail ateşiyle bir Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, Gazze şehrinin kuzeybatısındaki Şeyh Rıdvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasarı inceliyor (EPA)
Filistinliler, Gazze şehrinin kuzeybatısındaki Şeyh Rıdvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasarı inceliyor (EPA)

Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinde bugün bombardıman ve silah sesleri sürerken, DPA’nın haberine göre İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu bir Filistinli hayatını kaybetti.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) haberine göre, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’nin merkezindeki El-Masdar köyü ve köye komşu El-Meğazi Mülteci Kampı’nın çevresindeki yollarda sabah saatlerinden beri ateş açtığı bildirildi.

Şarku'l Avsat'ın  El-Aksa TV'den aktardığına göre yerel kaynaklar, İsrail güçlerinin Gazze kentinin doğusunda konuşlandırdığı iş makinelerinden açılan ateş sonucu yaralanan bir kişinin Şifa Hastanesi’ne getirildiğini bildirdi.

İsrail’e ait insansız savaş uçakları, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Kemal Advan Hastanesi çevresine en az bir hava saldırısı düzenledi. Günün ilk saatlerinde Gazze kentinin doğusundaki bölgeler topçu ateşine tutulurken, İsrail askeri araçlarının da kentin doğusunda ateş açtığı ve Gazze’nin kuzeydoğusundaki Tuffah Mahallesi’nin hedef alındığı bildirildi.

Şeridin güneyindeki yerel sakinler ise İsrail tanklarının Han Yunus kentinin güneyindeki Batn es-Semin bölgesine yoğun ateş açtığını belirtti. Kentin doğusundaki bölgelerin de sabah saatlerinde tekrar ateş altına alındığı aktarıldı.

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta İsrail savaş helikopterlerinden kente doğru ateş açılırken, İsrail’e ait insansız hava araçlarının Han Yunus’un El-Mevasi bölgesi üzerinde alçak irtifada uçtuğu bildirildi.


Sudan’daki savaş, Etiyopya sınırına yaklaşıyor

Etiyopya’nın Benishangul-Gumuz bölgesindeki Assosa’da bulunan Ora Kampı’ndaki Sudanlı mülteciler (AFP)
Etiyopya’nın Benishangul-Gumuz bölgesindeki Assosa’da bulunan Ora Kampı’ndaki Sudanlı mülteciler (AFP)
TT

Sudan’daki savaş, Etiyopya sınırına yaklaşıyor

Etiyopya’nın Benishangul-Gumuz bölgesindeki Assosa’da bulunan Ora Kampı’ndaki Sudanlı mülteciler (AFP)
Etiyopya’nın Benishangul-Gumuz bölgesindeki Assosa’da bulunan Ora Kampı’ndaki Sudanlı mülteciler (AFP)

Sudan’ın Çad ile batı sınırında gerilimin tırmanmasından günler sonra, savaşın yansımaları bu kez Etiyopya ile doğu sınırına daha fazla yaklaştı. Mavi Nil eyaletinde çatışmaların şiddetlenmesinin yanı sıra ordunun, Etiyopya toprakları yönünden geldiğini belirttiği insansız hava araçlarını (İHA) düşürdüğünü açıklaması tansiyonu yükseltti. Bu gelişme, Hızlı Destek Kuvvetleri HDK ve müttefiklerinin sınır eyaletindeki stratejik bölgelerin kontrolünü ele geçirdiklerini duyurdukları bir dönemde yaşandı.

Gelişme, Sudan’ın batısındaki Çad ile doğusundaki Etiyopya’yı dördüncü yılına giren savaşla giderek daha fazla karşı karşıya getiriyor. Sınır bölgeleri yakınındaki askeri operasyonların genişlemesinin, çatışmanın etkilerinin bölgeye yayılması riskini artırmasından endişe ediliyor. Encemine yönetimi, Sudan ordusunu Çad toprakları içinde bir araç konvoyunu hedef alan saldırı düzenlemekle suçlamasının ardından Sudan sınırındaki alarm seviyesini yükseltmişti. Hartum ise bağımsız bir soruşturma yürütülmeden saldırının sorumluluğunun orduya yüklenmesini reddetmişti.

Mavi Nil’de ilerleme

Doğu cephesindeki son gelişmede HDK, Abdulaziz el-Hilu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey ile birlikte, orduyla yaşanan şiddetli çatışmaların ardından Mavi Nil eyaletinde, Etiyopya sınırı yakınındaki Sarkam ve Bakuri üslerinin kontrolünü ele geçirdiğini açıkladı.

HDK Sözcüsü el-Fatih Kureşi, Sudan Kuruluş Güçleri (Tesis) ittifakına bağlı güçlerin iki üssün kontrolünü ele geçirdiğini, ordu ve destek güçlerine kayıplar verdirdiğini ve savaş araçları, tanklar, silah ve mühimmat ele geçirdiğini söyledi. HDK, orduya ait Sarkam askeri üssünde unsurlarının konuşlandığını gösterdiğini belirttiği görüntüler de yayımladı. Ancak örgütün anlatımındaki tüm ayrıntıların veya açıklanan kayıpların boyutunun bağımsız olarak doğrulanması mümkün değil.

Buna karşılık yerel kaynaklar, ordunun “Bakuri’ye yönelik saldırıyı püskürttüğünü” bildirdi. Ordunun sahadaki durumu netleştiren ayrıntılı bir açıklama yapmaması nedeniyle bölgenin kontrolünün kimde olduğu konusunda çelişkili bilgiler bulunuyor.

Sarkam ve Bakuri, saldıran güçlerin operasyonlarını kuzeye doğru genişleterek Mavi Nil bölgesinin başkenti ve siyasi, askeri ve idari merkezi ed-Dama­zin yönünde ilerlemesine imkân verebilecek güzergâhlar üzerindeki konumları nedeniyle askeri önem taşıyor.

Gerilim, ordunun bir gün önce ‘düşman stratejik İHA’sı’ olarak nitelendirdiği bir insansız hava aracını düşürdüğünü açıklamasının ardından tırmandı. Ordu, İHA’nın Etiyopya toprakları yönünden geldiğini ve bir haftadan kısa süre içinde düşürdüğü üçüncü İHA olduğunu belirtti. İHA’ların nereden havalandırıldığı veya hangi tarafça yönetildiğine ilişkin bağımsız bir soruşturma bulunmuyor.

Kısa süre önce Etiyopya sınırına yakın Kaysan kentini ele geçirdiğini açıklayan HDK milisleri (AP)
Kısa süre önce Etiyopya sınırına yakın Kaysan kentini ele geçirdiğini açıklayan HDK milisleri (AP)

HDK ile müttefiki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi, ağustos ayının başında Etiyopya sınırındaki stratejik öneme sahip Karmek ve Kaysan bölgelerinin kontrolünü ele geçirmişti. Bu ilerleyiş, geniş çaplı yerinden edilme dalgalarına yol açarken Mavi Nil’i savaşın en hareketli cephelerinden biri haline getirdi.

İHA’lar sivilleri öldürüyor

Mavi Nil’deki çatışmalarla eş zamanlı olarak, Kuzey Kordofan eyaletinin Sodra yerel yönetiminin kuzeyindeki Sero bölgesinde İHA’larla düzenlenen iki saldırıda en az 8 kişi hayatını kaybetti, onlarca sivil yaralandı. Savaş sırasında yaşanan ihlalleri belgeleyen Acil Durum Avukatları oluşumu, bir İHA’nın bölgedeki sivilleri hedef aldığını, ardından yaralılara yardım edilmeye çalışıldığı sırada ikinci bir saldırı düzenlendiğini ve bu saldırıda dört sivil aracın da imha edildiğini bildirdi.

Oluşum, saldırının sorumlusunu belirlemezken ordu veya HDK’den (HDK) de konuya ilişkin açıklama gelmedi. Grup, bağımsız soruşturma yürütülmesi ve sorumluların hesap vermesi çağrısında bulunarak, saldırının düzenlendiği bölgenin sivil bir alan olduğunu ve burada herhangi bir askeri unsur bulunmadığını vurguladı. Savaşta İHA kullanımının son aylarda belirgin şekilde arttığı, saldırıların özellikle Kordofan bölgesinde askeri mevzilerin yanı sıra sivil bölgeleri, enerji ve su tesislerini de hedef aldığı belirtiliyor.

Operasyonların ağırlık merkezinin Çad ile batı sınırından Etiyopya ile güneydoğu sınırına kayması, savaşın coğrafi kapsamının genişlediğini gösterirken, sınır bölgelerinin yalnızca ikmal ve göç güzergâhları olmaktan çıkıp komşu ülkelerle gerilimi artırabilecek çatışma alanlarına dönüşmesi yönündeki endişeleri de artırıyor.


Suriye: Süveyda’da yerel gruplar arasında gece çatışmaları

Suriyeli askerler, mayın temizleme operasyonu sırasında Suriye Savunma Bakanlığı Askeri Mühendislik Birimi’ne ait bir tankın üzerinde, (AFP)
Suriyeli askerler, mayın temizleme operasyonu sırasında Suriye Savunma Bakanlığı Askeri Mühendislik Birimi’ne ait bir tankın üzerinde, (AFP)
TT

Suriye: Süveyda’da yerel gruplar arasında gece çatışmaları

Suriyeli askerler, mayın temizleme operasyonu sırasında Suriye Savunma Bakanlığı Askeri Mühendislik Birimi’ne ait bir tankın üzerinde, (AFP)
Suriyeli askerler, mayın temizleme operasyonu sırasında Suriye Savunma Bakanlığı Askeri Mühendislik Birimi’ne ait bir tankın üzerinde, (AFP)

Suriye’nin Süveyda kentinde dün gece ile bu sabah arasında silahlı çatışmalar yaşandı. Yerel kaynaklar ve basında yer alan bilgilere göre çatışmalar, bir grup kişi arasındaki anlaşmazlığın silahlı çatışmaya dönüşmesi üzerine ortaya çıktı. Şarku'l Avsat'ın DPA'dan aktardığına göre olaylarda ateşli silahların yanı sıra çeşitli silahlar ve mühimmat kullanıldı.

Suriye TV’nin yerel kaynaklara dayandırdığı haberine göre çatışmalar, Hikmet el-Hicri’nin oğlu Selman el-Hicri’ye bağlı “Ulusal Muhafızlar” bünyesindeki sözde “Güvenlik Bürosu” adlı grup ile Süveyda’nın batı kırsalındaki yerel gruplar arasında çıktı. Kentte güçlü bir patlama sesi duyulurken, bunun havada patlayan bir roket mermisinden kaynaklandığı belirtildi.

Kaynaklara göre kent merkezinde silah sesleri bir süre devam etti ve valilik binası yakınlarında RPG mermileri ve el bombalarının neden olduğu patlama sesleri duyuldu.

Öte yandan Süveyda 24 ağı, çatışmalar sırasında Güvenlik Bürosu’nun önde gelen isimlerinden Gays Kantır’ın silahla yaralandığını bildirdi. Çatışmalar nedeniyle bazı evler zarar görürken, sivil halk arasında panik yaşandı.

Süveyda vilayetinde, 20 Temmuz 2025’ten itibaren ateşkes sağlanmasına rağmen, Suriye Genel Güvenlik güçleri ile Dürzi din adamı Hikmet el-Hicri’ye bağlı güçler arasında aralıklı çatışmalar devam ediyor.

Yerel tahminlere göre geçen yıl 13 Temmuz’da yaşanan ve 2 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği kanlı olayların ardından Suriye hükümetine bağlı Genel Güvenlik güçleri ile Hikmet el-Hicri’ye bağlı güçler Süveyda vilayetindeki kontrolü paylaşmaya başladı. Süveyda kentinin ise Şeyh el-Hicri’ye bağlı güçlerin kontrolünde olduğu belirtiliyor.