Ortadoğu’daki savaşın cehennemi denklemleri

Filistinli siviller fayda-maliyet hesaplamalarının dışında kaldı

İsrail'in Yemen'in Hudeyde Limanı’na düzenlediği saldırıdan bir gün sonra petrol depolama tanklarında devam eden yangını fotoğraflayan bir adam, 21 Temmuz 2024 (AFP)
İsrail'in Yemen'in Hudeyde Limanı’na düzenlediği saldırıdan bir gün sonra petrol depolama tanklarında devam eden yangını fotoğraflayan bir adam, 21 Temmuz 2024 (AFP)
TT

Ortadoğu’daki savaşın cehennemi denklemleri

İsrail'in Yemen'in Hudeyde Limanı’na düzenlediği saldırıdan bir gün sonra petrol depolama tanklarında devam eden yangını fotoğraflayan bir adam, 21 Temmuz 2024 (AFP)
İsrail'in Yemen'in Hudeyde Limanı’na düzenlediği saldırıdan bir gün sonra petrol depolama tanklarında devam eden yangını fotoğraflayan bir adam, 21 Temmuz 2024 (AFP)

Elie Kuseyfi

İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaş ne kadar uzun sürerse, çatışmanın bölgesel bir savaşa dönüşme olasılığının da o kadar artacağı netleşti. Aslında savaş giderek yayılıyor. Belki de artık savaşın yayılmasından ziyade, yayılmanın bir gerçeklik haline gelmesi bakımından bunun şekli ve kapsamı hakkında konuşulmalı. Savaşın yayıldığının en son kanıtı, Yemen’deki Husilerin Tel Aviv'e silahlı insansız hava aracı (SİHA) ile düzenlediği saldırı ve İsrail'in buna Hudeyde Limanı’nı bombalayarak verdiği karşılıktı. İsrail ordusu komutanları bunu ‘savaşta bir dönüm noktası oluşturan niteliksel bir gelişme’ olarak değerlendirdi.

İran destekli milis güçlerin aralarındaki koordinasyonu eskisinden daha açık bir şekilde göstermeye ve bunu siyasi olarak ve medyada vurgulamaya başlamaları dikkati çekti. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın Ensarullah Hareketi lideri Abdulmelik el-Husi'nin sözlerini ve başlıklarını yinelediği son konuşmasında açıkça görüldü. Ardından Hizbullah, Husilerin İsrail’e SİHA ile saldırdığı gün, yani cuma günü İsrail'in kuzeyindeki yasadışı yerleşim birimlerini hedef aldığını duyurdu.

Dolayısıyla İsrail ordusunun cumartesi günü Hudeyde Limanı ile eş zamanlı olarak Lübnan'ın güneyinde Hizbullah’a ait silah depolarını bombalaması arasındaki bağlantı göz ardı edilemez. Çünkü bu, İsrail basının dikkati çektiği ‘İran eksenli’ güçlerin aralarındaki koordinasyonu gösterme eğilimine İsrail'in verdiği yanıttı.

Ancak gerçekte bu koordinasyon sadece Husilerin savaşa daha fazla dahil olması ve bunun yüksek maliyetine katlanması anlamına geliyor. Bu durum İran merkezindeki ve Hizbullah çevrelerindeki fayda-maliyet hesaplamalarının bir sonucudur. Bu hesaplar sadece karşılıklı saldırılar bağlamında İsrail hedeflerinin seçimine değil, aynı zamanda İsrail'in bu hedeflere yönelik misillemesinin maliyetinin İran destekli milis imparatorluğunun ana kolu olan Hizbullah'a yönelik misillemenin maliyetinden daha az olması temelinde bu hedefleri bombalayan tarafa da dayanıyor.

Bu durum, Hizbullah'ın İsrail’in derinliklerini hedef alma tehdidinde bulunmasına ve bölgedeki açık cepheler sıralamasında ikinci sırada yer alarak İsrail ordusuyla doğrudan çatışmaya giren taraf olmasına rağmen Tel Aviv’i Hizbullah'ın değil de Husilerin hedef almasının nedenlerini sorgulayarak mevcut savaş sırasında İran eksenindeki iç dinamikleri okumaya itiyor.

Burada İran ekseninin Husilerin yeteneklerini ve askeri yeterliliklerini abartmaya yönelik propaganda çabalarına da atıfta bulunabiliriz. Bu durum İsrail'i korkutmanın ötesinde Ensarullah'ı cezbediyor gibi görünüyor. Öyle ki Ensarullah Hareketi lideri Abdulmelik el-Husi'nin çatışmaya ne kadar müdahil olduğunu göstermek için ‘İsrail ile doğrudan çatışmaya girmekle’ övünmeye başlaması, Yemen'deki Husilerin hesaplarının yanı sıra İran ekseninin bölgesel hesaplarıyla da ilişkili. Burada, İran ekseninin iç dinamiklerindeki bir tür ‘tabakalaşmaya’ işaret etmek için bir parantez de açılabilir. Zira Husilerin ‘kurban edilmesi’, İran ekseninin cuma günü Tel Aviv'in bombalanmasında olduğu gibi İsrail'e karşı mesajlarını sertleştirmek istediğinde, kurban edilmeye diğerlerinden daha layık olduklarına dair üstü kapalı bir düşünce olduğuna işaret ediyor. Burada bir de Husiler tarafından iddia edildiği gibi İHA’nın gerçekten Yemen'den fırlatılıp fırlatılmadığı sorusu ortaya çıkıyor.

Bu tablo, bölgedeki savaşların geçmişi ve geleceğiyle olan güçlü bağları dışında ve özellikle ABD Başkan Joe Biden'ın kasım ayında yapılması planlanan başkanlık seçimlerinde adaylıktan çekilmesi sonrası Amerikan siyaset sahnesinde yaşanan Filistin ve İsrail dönüşümleri ve bunun savaşın geleceği üzerindeki etkisi dışında da okunamaz. Gazze Şeridi’nde ateşkes için masadaki tek önerinin Demokrat Partili Başkan Biden’a ait olduğu düşünüldüğünde bu durum daha da netleşiyor. Dolayısıyla ABD’deki bu gelişmenin savaşan tarafların, savaşın farklı hızlarda devam etmesi ve başka yerlere sıçraması üzerine kurulu olarak okunması gereken hesaplarının önemli bir parçası haline geldiğine şüphe yok.

Hamas’ın sadece İsrail'e değil Filistinlilere de daha fazla taviz vermesi gerekse bile savaşı durdurmakla ister İsrail ister çatışmaya dahil olan herhangi bir bölgesel güç olsun herkesten daha fazla ilgilenmesi gerekiyor.

Filistin bağlamında, Gazze Şeridi'ndeki en kanlı savaşın dokuzuncu ayında Hamas’ın yanıtlaması gereken önemli bir soru var. Aslında Hamas'ın İsrail'le arasındaki çatışma, Filistin Yönetimi'yle arasındaki ihtilafı ortadan kaldırmadı. Bu durumun şu an Hamas'ı Filistin Yönetimi'nden daha fazla sorguladığına şüphe yok, ancak hem tarihsel hem de ilkesel olarak her iki taraf da farklı derecelerde de olsa bu çatışmadan sorumlu tutulabilir. Şu an Filistin'deki bölünmüşlüğün devam etmesinin sorumlusu Hamas’tan başkası değil. Çünkü Gazze Şeridi'nde İsrail’le savaşan Filistinli grupların başında Hamas geliyor.

Savaşın başlangıcına, yani Hamas'ın geçtiğimiz yıl 7 Ekim'de İsrail’e düzenlediği saldırıya geri dönmek gerekiyor. İsrail'i Gazze Şeridi'ne cehennemi bir savaş başlatmaya iten bu saldırıyı başlatan Hamas'ın hedefleri, gerekçeleri ve hesapları sorusu, özellikle Filistin'deki bölünme ve Hamas'ın savaş sırasındaki siyasi tutumu gerek İsrail'le müzakereler gerekse Filistin Yönetimi'yle ilişkileri açısından bakıldığında, hala çok tartışmalı. Bu da savaşın ‘ertesi günü’ ve Hamas'ın o günkü varlığı sorusunu gündeme getiriyor. Hamas'ın ertesi günde yer alma hedefi sadece İsrail'e karşı değil, aynı zamanda Filistin Yönetimi'ne karşı da bir kazanım olarak yorumlanabilir. Bu ‘Hamasçı’ hedefin insani kayıpları artmaya devam ederken sadece Hamas ya da Filistin Yönetimi'ne karşı değil, tüm Filistinlilere karşı uzun vadeli kazanımlar elde etmeyi amaçlayan İsrail'in süregelen saldırganlığı sonucunda yaklaşık 40 bin Filistinli hayatını kaybetti.

xsdfrgt
Gazze Şeridi'nde hareket eden İsrail askeri araçları, 21 Temmuz 2024 (AFP)

Eğer İsrail gerçekten de Filistinlilerin akan kanından sorumluysa, Hamas'ın da Filistin davasına karşı siyasi ve ahlaki sorumluluğu, onun savaşı durdurmak için siyasi çıkış yolları bulmasını, yani müzakerelerdeki hedefinin kendi bekası değil, siyasi anlamda Filistinlilerin bekası ve hayatlarını kurtarmak olmasını gerektiriyor. Bu, Hamas'ın kendini feshetmesi ve ortadan kaybolması gerek demek değil, ki böyle bir şey söz konusu bile olamaz. Ancak Hamas'ın siyasi ve ahlaki sorumluluğu, 7 Ekim saldırısını başlatma ve Gazzeliler için nasıl sonuçlar doğuracağını doğru tahmin edememe nedenlerinden bahsetmeksizin savaşın ertesi gününde varlığını korumasının maliyetiyle ilişkili. Bu, savaşın sonuna kadar ertelenebilecek bir tartışma olmakla birlikte savaşın Filistinlilerin hayatları açısından muazzam insani maliyeti, üstesinden gelinebilecek geçici bir meseleymiş gibi göz ardı edilemez.

Bu aynı zamanda Hamas'ın müzakereleri engellemekten sorumlu olduğu ve İsrail'in ateşkes konusunda çaresiz olduğu anlamına da gelmiyor. Mesele şu ki Hamas, sadece İsrail'e değil Filistinlilere de daha fazla taviz vermesi gerekse bile savaşı durdurmakla ister İsrail ister çatışmaya dahil olan herhangi bir bölgesel güç olsun herkesten daha fazla ilgilenmesi gerekiyor. Böylece Filistinlilerin davalarını bölgesel ve uluslararası alanda destekleyebilmeleri için Filistinlilerin bölünmüşlüğünün ortadan kaldırılmasının ve Filistin siyasi vizyonunun birleştirilmesinin yolunu açarak Filistinlilere de fayda sağlayacaktır. Filistin'in hedefi, gerçek ve etkili bir uluslararası baskı olmadan tutumunda herhangi bir değişiklik yapmaya istekli görünmeyen İsrail'in saldırganlığı karşısında Filistin halkını korumak ve haklarını elde etmek için uluslararası garantiler sağlamak olması gerektiğinden, bu şu anda çatışmanın merkezi bir noktasıdır. Tabii bu tür garantiler öngörülebilir bir gelecekte halen sağlanabilir olursa. Ancak, bölgesel ve uluslararası mevcut güç dengeleri çerçevesinde zor olsa da Filistinliler için bundan başka bir siyasi ufuk da bulunmuyor.

İran ekseninin İsrail'in yakında yok olacağından bahsetmesi, İsrail'in dünyanın en güçlü ülkesinin desteğiyle hayatta kalmak için en büyük gücü ve şiddeti kullanabileceğini göstermesiyle aynı zamana denk geldi.

Hamas'ın her halükârda Filistin meselesine yaklaşımında bir değişiklik yapması gerekiyor. İsrail'e verilecek her türlü taviz, savaşın sona ermesine yol açsa bile, Filistin sahasında bir tavizle ya da Filistin gerçeklerinin yeni bir okumasıyla birlikte verilmediği sürece, ertesi gün varlığını koruması için İsrail'le önceki anlaşmalara benzer bir anlaşma yapmayı hedeflediği anlamına gelir. Bu da Hamas'ın gerçek bir Filistin ulusal hareketi olmaya istekli olup olmadığına dair bir sınav olacak. Ancak El Fetih ve Hamas arasında daha önceki tüm uzlaşı deneyimleri, mevcut deneyimin başarısı konusunda fazla iyimser bir hava estirmiyor. Aradaki tek fark, Çin'in bu kez diplomasisi için bir test olduğundan anlaşmanın başarısıyla ilgilenecek olması. Bu aynı zamanda özellikle mevcut İsrail zihniyeti savaştan sonra Gazze'de ne Hamas'ı ne de Filistin Yönetimi’ni istemediğinden bölgedeki savaşın cehennemi denklemlerinden biri olmaya devam ediyor.

dfvgrbthy
Lübnan’ın güneyinden fırlatılan bir roketin İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile bölgesine isabet etmesinin ardından bölgeden yükselen dumanlar, 21 Temmuz 2024 (AFP)

İsrail ise aşırı sağcı partilerin esiri haline gelmiş durumda. Bu yüzden artık hem kendisi hem de bölge için daha tehlikeli. Öyle ki mevcut savaş için öne sürdüğü bekasına yönelik tüm nedenler, siyasi ve sosyal alanındaki aşırılıkçı dürtülerin bir tercümesinden ibaret. Bu da İsrail'in kendisini neden ‘sürekli savaş halinde’ gördüğünü açıklıyor. Ancak özellikle Oslo Anlaşması'ndan sonra uzlaşı ilkesini reddederek kendisini bu gerçekliğin içine iten de kendisiydi. Tel Aviv, Oslo Anlaşması’nı yok sayarak Filistinlilere karşı sadece güç mantığını kullanmaya hazır olduğunu ve uzlaşı mantığının Filistinlilerin haklarını, özellikle de tam egemen bir devleti ezme yolunda sadece bir durak olduğunu gösterdi. İsrail'in bu eğilimi, ilk andan itibaren kendilerini Filistinli taraflara ve siyasi çözümü destekleyen Arap ülkelerine alternatif ve İsrail’in saldırganlığına karşı tek seçenek olarak gösteren İran ve vekillerine büyük bir propaganda alanı ve geniş siyasi kaynaklar sağladı. Ama aynı zamanda, bu siyasi propagandadan yararlanarak, İsrail'in işine yarayan bin bir nedenle, ‘ateş çemberi’ olarak adlandırsalar bile, bölgede ülkelerini ve toplumlarını yok eden yayılmacı bir gündem uyguladılar. Bundan daha cehennemi bir denklem olabilir mi?

Son olarak İran ekseni tarafından İsrail'in yakın zamanda yok olacağına dair söylemlerinin bedeli her şeyden önce Filistinliler tarafından ödeniyor. Çünkü İsrail savaşı en başta onlara karşı yürütüyor. Canları ve mallarıyla bunun sonuçlarına katlananlar da onlar. Bu yüzden yanılsamalara ve aptalca siyasi propagandalara değil, bu çatışmanın gerçeklerinin doğru bir okumasına dayanan bir farkındalığa ihtiyaç duyuyorlar. Özellikle İsrail'in yakında yok olacağından bahsedilmesi, İsrail'in, en azından şimdiye kadar, dünyanın en güçlü ülkesinin desteğiyle var olmaya devam etmek için öngörülemeyen bir süre boyunca en büyük gücü ve şiddeti kullanabileceğini göstermesiyle aynı zamana denk geldiğinden bölgedeki en tehlikeli savaş denklemi de budur.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.