İsmail Heniyye suikastı ve İsrail'in İran’a uzayan kolu

Önce kim diğerini ortadan kaldıracak?

İran’ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in Tahran'da İsmail Heniyye ve Filistin İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nahale ile görüşmesinden, 30 Temmuz 2024 (WANA - Reuters)
İran’ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in Tahran'da İsmail Heniyye ve Filistin İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nahale ile görüşmesinden, 30 Temmuz 2024 (WANA - Reuters)
TT

İsmail Heniyye suikastı ve İsrail'in İran’a uzayan kolu

İran’ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in Tahran'da İsmail Heniyye ve Filistin İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nahale ile görüşmesinden, 30 Temmuz 2024 (WANA - Reuters)
İran’ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in Tahran'da İsmail Heniyye ve Filistin İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nahale ile görüşmesinden, 30 Temmuz 2024 (WANA - Reuters)

Ahmed Mahir

Hem bölge ülkelerinin hem de bölge dışı ülkelerin başkentlerindeki tüm o zahmetli çok taraflı görüşmelere ve Gazze'deki savaşı sona erdirmek için İsrail ile Hamas Hareketi arasında bir uzlaşıya varılması amacıyla sarf edilen çabalara rağmen iki taraf da son on aydır tek bir noktaya; önce kimin diğerini siyasi ya da askeri olarak ortadan kaldıracağına odaklanmış durumda.

İsrail, 7 Ekim saldırısının ardından Gazze Şeridi’nde havadan, karadan ve denizden yıkıcı bir savaş başlatırken, Filistinli liderleri hedef alan tartışmalı suikast politikasını da sürdürdü. İsrail birkaç istisna dışında onlarca yıldır sürdürdüğü muğlaklık ve sessiz kalma politikasının tipik bir örneği olarak Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye'nin İran'ın başkenti Tahran'da öldürülmesinin sorumluluğunu henüz üstlenmedi.

Buna karşın Hamas Hareketi, Heniyye'nin İran'ın yeni Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın yemin törenine katıldıktan sonra ‘Tahran’da kaldığı konuta düzenlenen Siyonist saldırı sonucu öldürüldüğünü’ açıkladı.

xcsvdfbg
İran’ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in Tahran'da İsmail Heniyye ve Filistin İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nahale ile görüşmesinden, 30 Temmuz 2024 (WANA - Reuters)

İsmail Heniyye, İran'ın yeni Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın Tahran'daki Şura Meclisi’nde düzenlenen yemin törenine katılmıştı, 30 Temmuz 2024 (Reuters)

İsmail Heniyye'nin öldürülmesi, son on aydır Gazze'de tek bir zafer fotoğrafı arayan ancak bunu elde edemeyen Netanyahu'ya siyasi bir destek sağlayacak gibi görünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Gazze’deki savaşın başlamasından bu yana yaptığı birçok açıklama ve konuşmada, İsrail'in Hamas liderlerine nerede olurlarsa olsunlar suikast düzenleyeceğini vurguladı ve hatta kasım ayında İsrail İstihbarat Teşkilatı Mossad'a bu liderleri takip etme talimatı verdiğini açıkça ifade etti. Şarku'l Avsat'ın Majalla'dan aktardığı analize göre Heniyye'ye düzenlenen suikastın ve Hizbullah'ın üst düzey komutanlarından Fuad Şükür’ün öldürülmesinin ardında çok açık bir mesaj vardı. O da ‘İsrail'in Hamas ve Hizbullah liderlerine hem kendi topraklarında hem de başlıca destekçileri olan İran'ın kalbinde ulaşabildiği’ mesajıydı.

İsrail Diaspora Bakanı Amichai Chikli, X platformundan yaptığı İsrail’in resmi makamlarının Heniyye’nin öldürülmesine dair görüşünü ortaya koyan paylaşımında suikasttan duyduğu memnuniyeti gizlemedi. Chikli, Heniyye'nin suikasttan önce İran Şura Meclisi’nde İranlı milletvekilleri arkasında Farsça olarak ‘İsrail'e ölüm’ sloganları atarken çekilmiş bir videosunu paylaşarak "Ne dilediğine dikkat et" ifadesini kullandı.

Hamas'ın üst düzey yetkililerinden Musa Ebu Merzuk, suikasttan kısa bir süre sonra yaptığı açıklamada, Heniyye’nin İran’da uğradığı suikastı‘cezasız kalmayacak korkakça bir eylem’ olarak niteledi.

Öte yandan Filistinli liderlere yönelik suikastların ardından sıklıkla yaşandığı üzere, Heniyye'nin öldürüldüğü haberinden birkaç saat sonra İsrail işgal altındaki Batı Şeria'da 50'li yaşlarında İsrailli bir adam bıçaklı saldırıya uğradı.

Geçtiğimiz mayıs ayında özellikle Beyrut ve Tunus'ta Filistinli liderlerin ‘hedef alınarak öldürülmesi’ politikasının mimarı ve İsrail'in en çok madalya alan generali olan eski İsrail Başbakanı Ehud Barak ile yaptığım röportajda bana hiç tereddüt etmeden bu operasyonları bizzat planladığı ve yürüttüğü için ‘hiçbir pişmanlık duymadığını’ söylemişti.

Ehud Barak bu politikayı gerekçelendirirken şu ifadeleri kullandı:

Özellikle devletler arasında ya da bir devlet ile terörizme başvuran ulusal bir hareket arasındaki çatışmalarda zor kararlar alınmalı.

Barak, bunun 1972 yılında Münih’te İsrailli atletleri hedef alan saldırı gibi bir başka trajediyi önleme çabalarının bir parçası olduğunu da sözlerine ekledi.

Eski İsrail Başbakanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siyasi olarak (bunun büyük bir stratejik hata olabileceği şeklindeki) gözleminizde haklısınız, ancak pişman değilim ve asla geriye bakmıyorum. Halkımızı korumaktan ve savunmaktan sorumluyuz. Dolayısıyla asıl düşünülmesi gereken, hedefin ne zaman ortadan kaldırılması gerektiğidir. Zira belli bir noktada bunu yapmazsak daha fazla hasara yol açar.”

İsrail, 7 Ekim saldırısından iki ay sonra Gazze Şeridi ve Beyrut'ta suikast politikasına yeniden başladı. İsrail, 2 Ocak'ta Lübnan’ın başkenti Beyrut’ın güney banliyölerindeki bir binada bulunan Hamas ofisini silahlı insansız hava aracı (SİHA) ile hedef alarak Hamas Siyasi Büro Başkan Yardımcısı ve Hamas’ın Batı Şeria'daki lideri Salih el-Aruri'ye suikast düzenledi. Aruri Hamas, Hizbullah ve İran arasındaki en önemli bağlantılardan biriydi.

zsdf
İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Başbakan Netanyahu Kudüs'teki Knesset oturumu öncesinde, 23 Mayıs 2024 (AFP)

Al Majalla tarafından geçtiğimiz mayıs ayında yayınlanan makalede de belirttiğim gibi İsrail bu operasyonlarla temelde Hamas kadroları arasındaki askeri yetkinlikleri ve çeşitli becerileri tasfiye etmeyi amaçlıyor. Çünkü bu kişilerin öldürülmesi, Hamas’ın yürütme ve idari sistemini hedef alıyor ve uzun yıllara yayılan eğitim ve pratik deneyim olarak yerinin doldurulması zor olan büyük bir boşluk yaratıyor.

Başta Hamas'ın kurucusu Şeyh Ahmed Yasin olmak üzere İsrail tarafından öldürülen askeri ve siyasi liderlerin listesi son derece uzun.

Heniyye'nin öldürülmesi ise son on aydır Gazze'de tek bir zafer fotoğrafı arayan ancak bunu elde edemeyen Netanyahu'ya siyasi bir destek sağlayacak ve aşırı sağın giderek yükseldiği İsrail'in iç siyasetinde lehine işleyecek gibi görünüyor.

Yurtiçinde yolsuzluk yaptığı suçlamalarıyla, yurtdışında ise savaş suçu işlediği suçlamalarıyla ve Tel Aviv'de otokratik ve diktatör yönetimine ve aşırı sağcıların liderliğindeki rejimine karşı düzenlenen kitlesel protestolarla boğuşan Netanyahu, yaklaşan seçimler öncesinde siyasi prestijini yeniden kazanmak ve kısa bir süreliğine de olsa Ben Gurion rolünü yeniden üstlenmek için yorulmak bilmeden çalışıyor. Ancak henüz baş düşmanı olan ve bugün Hamas içinde tüm ipleri elinde tutan Yahya Sinvar'ı ortadan kaldırmayı başarmadı.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.