Pakistan ve Afganistan uçurumun kenarında

ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin üçüncü yıldönümünde İslamabad sahneyi nasıl görüyor?

Bannu'da ordu karargahına düzenlenen intihar saldırısının ardından protestocular barış çağrısında bulundu, 26 Temmuz 2024
Bannu'da ordu karargahına düzenlenen intihar saldırısının ardından protestocular barış çağrısında bulundu, 26 Temmuz 2024
TT

Pakistan ve Afganistan uçurumun kenarında

Bannu'da ordu karargahına düzenlenen intihar saldırısının ardından protestocular barış çağrısında bulundu, 26 Temmuz 2024
Bannu'da ordu karargahına düzenlenen intihar saldırısının ardından protestocular barış çağrısında bulundu, 26 Temmuz 2024

Kaswar Klasra

ABD'nin 2021 yılında Afganistan’dan kaotik bir şekilde çekilmesinin ardından Taliban’ın ülkenin kontrolünü yeniden ele geçirdi. ABD Başkan Joe Biden, Afganistan’da Taliban iktidarının başlamasının üzerinden bir yıldan az bir süre geçmişken, bir zamanlar Usame bin Ladin'in sığınağı olan ülkenin ‘bir daha asla teröristler için güvenli bir sığınak olmayacağı’ konusunda dünyaya güvence verdi. Ancak gerçekler, Biden'ın verdiği güvencenin garanti olmadığını açıkça ortaya koydu.

Kabil'deki Taliban yönetimi, ABD'nin çekilmesinin üçüncü yıldönümünü kutlamaya hazırlanırken Afganistan bağlantılı uluslararası terör tehditlerindeki artış, hükümetleri bir zamanlar 11 Eylül 2001 saldırılarının arkasındaki beyinlere ev sahipliği yapan ülkenin yeniden küresel emelleri olan militan grupların yuvası haline gelmesinden endişeleniyorlar.

Aralarında Pakistan Talibanı'nı (Tehrik-i-Taliban Pakistan/TTP) ve DEAŞ’ın da bulunduğu terörist gruplar Afganistan'da kendilerine sığınak bulmuş durumdalar ve kontrol alanlarını genişletmeye çalışıyorlar.

Batılı yetkililer, TTP ve Taliban'ın Ortadoğulu baş düşmanı olan radikal grubun Afganistan kolu Horasan Vilayeti İslam Devleti’nin (ISKP) dünya barışı için potansiyel tehditler olarak ortaya çıktığını düşünüyorlar. Pakistan ise Afganistan'a yakınlığı nedeniyle ABD'nin çekilmesinden bu yana yeni bir terör dalgasıyla karşı karşıya.

ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinden bu yana Pakistan'da sınır ötesi saldırılar arttı. Pakistan hükümeti, Afganistan ile gerilimin ciddi bir şekilde tırmanması üzerine Pakistan'ın kuzeybatısındaki Bannu eyaletinde bulunan Bannu Komutanlığı’na düzenlenen silahlı saldırıyı protesto amacıyla Afganistan’dan üst düzey bir diplomatı çağırdı. 15 Temmuz'da meydana gelen saldırıda bir teröristin patlayıcı yüklü bir aracı komutanlığın dış duvarına çarpmış ve ardından Pakistan askerleriyle saldırganlar arasında çatışma çıkmıştı. Olayda 8 Pakistan askeri ölürken 10 kişilik saldırgan grubun tamamı da yaralanmıştı.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan ve sert bir dil kullanılan açıklamada, Afganistan merkezli Hafız Gul Bahadur grubunu saldırıyı düzenlemekle suçladı. Bakanlık, Kabil'in TTP ve DEAŞ da dahil olmak üzere Afgan topraklarından faaliyet gösterdiğini iddia eden gruba ve diğer terör örgütlerine karşı derhal ve kararlı bir şekilde harekete geçmesini istedi.

Pakistan’a karşı ‘organize bir komplo’ olarak tanımladığı olayla ilgili derin endişesini dile getiren İslamabad hükümeti, özellikle Belucistan ve Hayber Pahtunhva eyaletlerinde son zamanlarda artan terör saldırılarına dikkati çekti. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 25 Temmuz'daki Bakanlar Kurulu toplantısında Pakistan'ın sınır ötesi saldırılara müsamaha göstermeyeceğini söyledi. Şerif, Kabil hükümetini, Pakistan ile ateşkes anlaşmasının 2022 yılında sona ermesinin ardından saldırılarına yeniden başlayan TTP’ye karşı harekete geçmeye çağırdı.

Afganistan, TTP ve DEAŞ üyeleri için güvenlik bir sığınak olduğu iddialarını sürekli olarak reddetti. Ancak iki ülke arasındaki gerilim Afganistan'da teröristlerin saklandığına dair haberlerle daha da kötüleşti. Teröristlere güvenli liman olan bölgeler, Pakistan ve Afganistan arasında başlıca anlaşmazlık nedeni haline geldi. Taliban hükümetinin Afganistan'daki terörist gruplara karşı harekete geçememesi, İslamabad'ın teröristlerin sığınaklarına askeri operasyonlar düzenlemesine neden oldu, ancak operasyonlar Taliban hükümetini kızdırdı.

Pakistan’a karşı ‘organize bir komplo’ olarak tanımladığı olayla ilgili derin endişesini dile getiren İslamabad hükümeti, son zamanlarda artan terör saldırılarına dikkati çekti.

Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Muhammad Asif, geçtiğimiz ay Pakistan'ın bahsi geçen terör örgütlerinin mevzilerini hedef alan hava saldırıları düzenlediğini doğruladı. Geçtiğimiz mart ayında bu türden sadece bir saldırı gerçekleştirdiğini kabul ederken, Pakistan'ın Afganistan'daki operasyonlarına devam edeceğini belirten Asif, bu eylemlerin meşruiyetine ilişkin endişeleri reddederek ülkesinin meşru müdafaa hakkını savundu.

asdefrgt
Pakistan’ın Bannu eyaletinde bir komutanlık binasına düzenlenen intihar saldırısının ardından yükselen dumanlar, 15 Temmuz 2024 (AFP)

Pakistan Savunma Bakanı, geçtiğimiz ay İslamabad'da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Afganistan'da operasyonlar yürüttüğümüz doğru ve bunu yapmaya devam edeceğiz. Onlara kek ve pasta ikram edecek değiliz. Eğer saldırıya uğrarsak karşılık veririz” ifadelerini kullandı. Asif, ayrıca Pakistan'ın Taliban'ı olası saldırılar konusunda bilgilendirmediğini söyleyerek saldırıların önceden bilindiğine dair iddiaları reddetti.

Pakistan ordusunun, Afganistan topraklarında gerçekleştirdiği operasyonlara sert tepki gösteren Taliban, hava saldırılarını Afganistan'ın egemenliğinin ihlali olarak nitelendirdi ve saldırıların devam etmesi halinde ‘sonuçlarına katlanılacağı’ uyarısında bulundu. Afganistan geçici hükümeti Savunma Bakanı Sözcüsü İnayetullah Harezmi, Asif'in ‘sorumsuzca ve bölgesel istikrarı tehdit edici’ olarak nitelendirdiği açıklamalarını kınadı.

Taliban’ın 2021 yılında ülkenin kontrolünü ele geçirmesinden bu yana Pakistan ve Afganistan arasındaki gerilim arttı ve Pakistan, TTP’nin bir uzantısının Afganistan'da saklandığını iddia ediyor. Pakistanlı yetkililer, basına yaptıkları açıklamalarda, TTP’nin Pakistan'a saldırmak için Afganistan topraklarını kullanmasına izin verilmemesini talep etmelerine rağmen Taliban’ın TTP’ye karşı harekete geçme konusunda isteksiz davrandığını söylediler.

Ancak TTP, Pakistan'a karşı terör eylemleri düzenlemeyi sürdürüyor. Pakistan kolluk kuvvetleri ve Pakistan genelinde yaşayan Çinliler TTP tarafından mağdur edilmeye devam ediyor. Geçtiğimiz mart ayında bir intihar bombacısının aracını Pakistan'ın kuzeybatısındaki bir hidroelektrik projesinde çalışan bir grup Çinli mühendisin üzerine sürmesi sonucu beş Çinli mühendis hayatını kaybetti. Pakistan ordusu, saldırının komşu ülke Afganistan'da planlandığını ve bombacının da bir Afgan vatandaşı olduğunu iddia etti.

İslamabad'ın TTP’nin Afganistan'da bu tür saldırılara karıştığına ve saklandığına dair ‘çürütülemez’ kanıtlar sunmasına rağmen Taliban hükümetinin henüz harekete geçmemesi, Pakistan'ı dehşete düşürdü. Pakistan’ın eski Geçici Başbakanı Enver-ul Hak Kakar, gazetecilere yaptığı açıklamada, Pakistanlı yetkililerin topraklarının herhangi bir ülkeye karşı kullanılmasını önlemek için defalarca kez talepte bulunmalarına rağmen, Taliban yönetiminin bu tür saldırıları ‘kolaylaştırdığına’ dair çürütülemez kanıtlar topladıklarını vurguladı. Kakar, Pakistan'da on beş Afgan vatandaşının intihar saldırılarına karıştığını ve Pakistan kolluk kuvvetleriyle çıkan çatışmalarda 64 kişinin öldüğünü de sözlerine ekledi.

Pakistan'ın elinde Afganistan'da teröristlerin saklandığına ve Taliban hükümetinin onlara gizli destek verdiğine dair çok sayıda kanıt olduğunu söyleyen Kakar, İslamabad’ın tüm bu kanıtları Kabil'le defalarca kez paylaştığını, ama hiçbir sonuç alamadığını belirtti.

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından temmuz ayı ortalarında yayınlanan ve Pakistan'ın iddialarını doğrulayan bir rapor, durumu daha da karmaşık hale getirdi. Rapo TTP’nin tahminen 6 bin ila 6 bin 500 üyesiyle Afganistan'daki ‘en büyük terörist grup’ olarak tanımlıyordu. Grubun El Kaide'den destek ve eğitim aldığı belirtilen raporda, bölgede şiddet ve istikrarsızlığın artma potansiyeline ilişkin endişeler dile getirildi. Raporda ayrıca Taliban'dan TTP’ye yapıldığı iddia edilen silah ve mali destek transferlerinin ayrıntıları da yer aldı.

“Pakistanlı yetkililer, Afganistan topraklarının herhangi bir ülkeye karşı terör eylemleri düzenlemek amacıyla kullanılmasına izin verilmemesi için defalarca kez talepte bulunmalarına rağmen, Taliban yönetiminin bu tür saldırıları ‘kolaylaştırdığına’ dair çürütülemez kanıtlar toplandı.

Taliban’ın Afganistan'da ISKP dışında yabancı terörist grup bulunmadığı yönündeki iddialarına rağmen BM Analitik Destek ve Yaptırımları İzleme Ekibi’nin 10 Temmuz 2024 tarihli raporuna göre BM üyesi ülkeler, yirmiden fazla grubun ülkede faaliyet göstermeye devam ettiğini, fiili makamların gözetimi ve İstihbarat Genel Müdürlüğü'nün denetimi altında hareket özgürlüğünün tadını çıkardığını bildirdi.

guk
TTP tarafından dağıtılan ve bazı üyelerinin açıklanmayan bir yerde çekilmiş bir fotoğrafı, 17 Aralık 2014 (AFP)

BM’nin yayınladığı rapor, TTP ile El Kaide arasındaki iş birliğinin artmasının örgütü ‘dış bölgesel bir tehdide’ dönüştürebileceği endişesini dile getirdi. El Kaide tarafından verilen eğitimin, TTP'nin taktiklerini değiştirmesine ve sağlam hedeflere karşı üst düzey saldırılar düzenlemesine yol açtığı belirtilen raporda, TTP’ye silah transferinin yanı sıra DEAŞ’lı mahkumların yasaklı Pakistan uzantısına katılmaları için gerekli onayın alınmasından sonra yerel hapishanelerden salıverildikleri vurgulandı.

Raporda, Taliban'ın TTP üzerinde finansman yoluyla nasıl baskı kurduğu ayrıntılı olarak anlatıldı. Raporda ayrıca Taliban’ın TTP lideri Müftü Nur Veli Mesud’a aylık olarak 3,5 milyon Afgan lirası (50 bin 500 dolar) verirken aynı zamanda onu bağışçılardan ek gelir kaynakları aramaya yönlendirdiği bildirildi.

Pakistan, bir yandan tansiyon yükselirken artan gerilimi dizginlemek ve sınırları içerisinde faaliyet gösteren terörist grupları hedef almak amacıyla 'İstikrar için Kararlılık' adını verdiği yeni bir askeri operasyon başlattı. Ancak operasyon eleştirilere ve bölgesel güvenlik açısından daha geniş kapsamlı sonuçlarına ilişkin soru işaretlerinin ortaya çıkmasına neden oldu. Bazı analistler operasyonun, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) ile bağlantılı projelerde çalışan vatandaşlarının güvenliği konusunda endişelerini dile getiren Çin’in baskısıyla başlatılmış olabileceğini öne sürdüler.

Geçtiğimiz mart ayında Pakistan'ın kuzeybatısındaki bir hidroelektrik projesinde çalışan beş Çinli mühendis intihar saldırısında hayatını kaybetti. Pakistanlı yetkililer, intihar saldırısının Afganistan'da planlandığını iddia ettiler.

Pakistan, terörist grupların yarattığı tehdide ve Afganistan'la olan karmaşık jeopolitik dinamiklere direnmeye devam ederken, uluslararası toplum da bu durumu yakından izliyor.

Her ikisi de önemli stratejik ve güvenlik çıkarlarına sahip olan iki ülke arasında devam eden anlaşmazlık, terörle mücadele ve bölgede istikrarın korunmasına yönelik daha kapsamlı zorlukları ortaya koyuyor. Gergin diplomatik kanallar ve tırmanan askeri eylemlerle birlikte, daha ciddi bir çatışma potansiyeli ortaya çıkıyor ve Güney Asya’da barış ve güvenlik için ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Bannu saldırısı ve sonrasında yaşananlar Pakistan ve Afganistan arasındaki geçmişten beri süregelen sorunları yeniden gündeme getirdi. Sadece ilgili iki ülke için değil, tüm bölge için potansiyel yansımaları olan bu durum son derece istikrarsız bir şekilde devam ediyor. Uluslararası toplumun arabuluculuk yapma ve bu gerilimleri ele alma konusundaki rolü, gerilimin daha da tırmanmasını önlemenin yanında barışa ve istikrara giden yolu açması açısından da hayati bir önem taşıyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Tayland ekonomisi 30 yıllık durgunluğu aşmaya çalışıyor

Bangkok, gelecek hafta Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'nın yıllık toplantılarına ev sahipliği yapacak (Reuters)
Bangkok, gelecek hafta Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'nın yıllık toplantılarına ev sahipliği yapacak (Reuters)
TT

Tayland ekonomisi 30 yıllık durgunluğu aşmaya çalışıyor

Bangkok, gelecek hafta Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'nın yıllık toplantılarına ev sahipliği yapacak (Reuters)
Bangkok, gelecek hafta Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'nın yıllık toplantılarına ev sahipliği yapacak (Reuters)

Tayland yavaş büyüyen ekonomisini canlandırmak için yatırımları artırmayı hedefliyor.

Güneydoğu Asya'nın ikinci büyük ekonomisi olan Tayland, son 5 yılda yıllık ortalama yalnızca yüzde 2,34 büyüdü. Bu oran, pandemi sonrasında daha hızlı toparlanan bölge ekonomilerinin gerisinde kaldı.

Tayland Merkez Bankası ise ülkenin potansiyel büyüme oranını yüzde 2,7 olarak hesaplıyor ve bu seviyeye ulaşmanın en az 4 yıl alabileceğini öngörüyor.

Diğer yandan Maliye Bakanı Ekniti Nitithanprapas yarı iletkenler, veri merkezleri ve elektrikli araçlar gibi sektörlere yabancı yatırım çekerek üç yıl içinde ekonomik büyümeyi yüzde 3'e çıkarmayı amaçladıklarını belirtiyor.

Tayland, 1997'de bahtın değer kaybetmesiyle başlayan Asya'daki mali krizin ardından IMF yardımları ve çeşitli önlemlerle ekonomiyi kontrol altına almaya çalışmıştı.

Bakan, finansal krizin ardından yatırımların gayrisafi yurtiçi hasılaya (GSYİH) oranının yüzde 22-23 seviyesine gerilediğini belirterek, bunu yavaş büyümenin temel nedenlerinden biri olarak gösteriyor.

IMF Başkanı Kristalina Georgieva, bu hafta Singapur'da yaptığı açıklamada, Ortadoğu'daki savaş nedeniyle artan enerji fiyatları, rekor düzeydeki kamu borcu ve yapay zeka yatırımlarından kaynaklanan risklerin küresel ekonomiyi tehdit ettiği uyarısında bulunmuştu.

Bu sorunlar, kamu borcunun GSYİH'ye oranının yüzde 70'lik resmi tavana yaklaştığı Tayland'ı da etkiliyor.

Ayrıca analize göre turist sayısındaki düşüş ve Washington'la henüz tamamlanamamış ticaret anlaşması da ekonomik büyümeyi yavaşlatan engeller arasında.

Küresel jeopolitik gerilimlerin arttığı bir dönemde Ekniti, Tayland'ı uluslararası yatırımcılar için tarafsız ve güvenilir bir merkez olarak konumlandırmaya çalıştıklarını belirtiyor.

Tayland basınındaki analizlerde de ülke ekonomisinin artık eski sektörler yerine yeni pazarlara ve teknolojilere yatırım yaparak büyüme yakalayabileceği ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Reuters, The Nation


İtalya'da muhalefet seçim reformuna öfkeli: Sahtekarlık yapılıyor

Giorgia Meloni 22 Ekim 2022'de göreve başlamıştı (Reuters)
Giorgia Meloni 22 Ekim 2022'de göreve başlamıştı (Reuters)
TT

İtalya'da muhalefet seçim reformuna öfkeli: Sahtekarlık yapılıyor

Giorgia Meloni 22 Ekim 2022'de göreve başlamıştı (Reuters)
Giorgia Meloni 22 Ekim 2022'de göreve başlamıştı (Reuters)

İtalya'da muhalefet, Giorgia Meloni hükümetinin seçim yasası reformunun kabul edilmesine tepkili.

Meloni'nin liderliğindeki sağ koalisyon hükümetinin hazırladığı tasarı, Parlamento'nun alt kanadı Temsilciler Meclisi'ndeki nihai oylama sonucunda yasalaştı. Tasarı 400 sandalyeli Temsilciler Meclisi'nde yapılan gizli oylamada, 164 "ret" oyuna karşılık, 227 "evet" oyuyla kabul edildi.

Oylama sırasında muhalefetteki sol partilerden siyasetçilerin "Dolandırıcılık yasasına hayır" ve "Sahtekarlık yasası" yazılı dövizler açarak reform paketini protesto etmesi dikkat çekti.

Ana muhalefetteki Demokratik Parti (PD) lideri Elly Schlein, oylama öncesinde yaptığı konuşmada, "Meloni, seçimden sadece birkaç ay önce oyunun kurallarını değiştiriyor. Gerçek şu ki kaybetmekten korkuyorsunuz. Sloganınız önce koltuklar" ifadelerini kullandı.

5 Yıldız Hareketi (M5S) lideri Giuseppe Conte ise Meloni'nin İtalyan halkını "kandırdığını" savunarak şunları söyledi:

Cumhuriyet tarihinin ilk kadın başbakanısınız. Artık bu başarıyı tamamen boşa çıkardınız. Diğer kadınların önünü kesmeyi başardınız zira baş adayların hepsi erkek olabilir. Bunun ne anlama geldiğinin farkında mısınız? Günümüz siyasetinde zaten ezici bir çoğunlukla erkekler hakim. Ülke tarihindeki ilk kadın başbakan diğer kadınların önünü kesiyor. Tebrikler.

Guardian'ın analizinde sağcı İtalya'nın Kardeşleri'nin (FdI) lideri Meloni'nin, reform tasarısını "sağ koalisyon hükümeti için bir sınava dönüştürdüğü" belirtiliyor. Meloni yönetiminin, eylül itibarıyla İtalya'da II. Dünya Savaşı'ndan bu yana en uzun süre görevde kalan hükümet haline geldiğine dikkat çekilerek "Yönetim bir birlik görüntüsü sergiledi ve istikrarı lehine çevirerek kullandı" deniyor.

Diğer yandan emekli General Roberto Vannacci'nin şubatta kurduğu Ulusal Gelecek Partisi (FN) de Meloni'nin ittifakı karşısında giderek güçleniyor. Son kamuoyu yoklamalarına göre FN oyların yaklaşık yüzde 8'ini alabilir. Bu da iktidar koalisyonundaki Lig Partisi ve Forza Italia'yı geride bırakabileceği anlamına geliyor.

Telegraph'ın analizine göre Meloni, seçimde Vannacci'yle ittifak kurmaması halinde yenilebilir zira merkez sol, yüzde 42'ye ulaşması halinde ek sandalyelerden yararlanma imkanı kazanacak.

Yeni yasa kapsamında her iki kanatta da birinci olan ve oyların en az yüzde 42'sini alan parti veya ittifaka, Parlamento'da çalışabilir çoğunluk sağlaması amacıyla Temsilciler Meclisi'nde 70, Senato'da 35 ek sandalye verilecek. Bu orana ulaşılamaz veya Temsilciler Meclisi ve Senato'da farklı sonuçlar çıkarsa sistem tamamen nispi temsile göre işleyecek.

Ayrıca seçmenlerin parti listelerindeki altı adaydan en fazla üçünü tercih etmesine olanak tanınacak. Ancak muhalefete göre liste başındaki adayın yeri zaten güvence altına alındığından aslında vatandaşlara gerçek bir seçenek sunulmuyor. Ayrıca muhalefet, tüm liste başı adaylarının erkek olabileceğine dikkat çekerek bunun toplumsal cinsiyet eşitliğine zarar verdiğini söylüyor.

Meloni ve koalisyon ortakları, tasarının daha istikrarlı yönetimler oluşturulmasını sağlayacağını savunuyor.

Muhalefet ise oy ve sandalye dengesini bozacağı, Parlamento'da temsil ilkesini zayıflatacağı gerekçesiyle değişikliğe karşı çıkıyor.

Independent Türkçe, Ansa, Guardian, Telegraph, La Repubblica


Netanyahu ve Trump’tan Navi Pillay’in Nobel Barış Ödülü’nü kazanmasına tepki

Nobel Barış Ödülü sahibi Navi Pillay (AP)
Nobel Barış Ödülü sahibi Navi Pillay (AP)
TT

Netanyahu ve Trump’tan Navi Pillay’in Nobel Barış Ödülü’nü kazanmasına tepki

Nobel Barış Ödülü sahibi Navi Pillay (AP)
Nobel Barış Ödülü sahibi Navi Pillay (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, cuma günü Nobel Barış Ödülü’nü kazanan Navi Pillay’i sert bir dille hedef alarak Güney Afrikalı hukukçuyu “Yahudileri şeytanlaştırmaya çalışan bir fanatik” olarak nitelendirdi.

Netanyahu, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Nobel Komitesi ahlaki pusulasını kaybetti. En prestijli ödüllerinden birini, Yahudileri şeytanlaştırmaya katkıda bulunan bir fanatiğe verdi” ifadelerini kullandı.

Pillay, geçen yıl Birleşmiş Milletler’e bağlı olmayan bağımsız uluslararası soruşturma komisyonuna başkanlık etmişti. İşgal altındaki Filistin topraklarına ilişkin çalışmalar yürüten komisyon, İsrail’in Gazze Şeridi’nde “soykırım” işlediği sonucuna varmıştı. AFP’nin haberine göre komisyon, BM adına karar almıyor.

İsrail Dışişleri Bakanlığı da X üzerinden yaptığı açıklamada Pillay’i hedef aldı. Bakanlık, “Yalanlar, nefret ve kan iftiraları için bir ödül olsaydı Navi Pillay yalnızca aday olmakla kalmaz, kazanma ihtimali en yüksek isim olurdu” ifadelerini kullandı. Açıklamada, Pillay’in “siyasi saiklerle İsrail’i durmaksızın şeytanlaştırmasının” bunun en açık kanıtı olduğu öne sürüldü.

Bakanlık, Nobel Komitesi’nin “21’inci yüzyılın en büyük yalanını ödüllendirdiğini” savundu. Açıklamada, “Pillay’e Nobel Barış Ödülü verilmesi adaletin takdir edilmesi değil, ödülün İsrail’e yönelik nefret ve önyargıyı meşrulaştırmak için anormal biçimde bir silaha dönüştürülmesidir” denildi.

Trump: Nobel Barış Ödülü’ne hakaret edildi

ABD Başkanı Donald Trump da Washington’da yaptığı açıklamada, Nobel Barış Ödülü’nün Navi Pillay’e verilmesiyle “aşağılandığını” söyledi.

ABD, Nobel Komitesi’nin eski Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) yargıcı Pillay’e Barış Ödülü’nü vermesinden saatler sonra, cuma günü UCM’ye yaptırım uyguladı. Washington, mahkemenin faaliyetlerini felç etmeyi hedeflediğini bildirdi.

ABD yönetimi, yaptırımları “Amerikan egemenliğini ve vatandaşlarını Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin oluşturduğu tehdide karşı savunma” gerekçesiyle uyguladığını belirtti. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan açıklamada bu gerekçeye yer verildi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, “Ya Uluslararası Ceza Mahkemesi tehditlerine son verir ya da biz mahkemeye son veririz” dedi.

UCM’den yaptırımlara tepki

Uluslararası Ceza Mahkemesi, yaptırımları “hukukun üstünlüğüne yönelik bir saldırı” olarak nitelendirerek kınadı.

Mahkemenin açıklamasında, yaptırımların “hukukun üstünlüğüne ve uluslararası hukuk düzeninin temel dayanaklarına yönelik bir saldırı” olduğu belirtilerek “Hiç kimsenin hukukun üzerinde olmadığı” yönündeki temel ilkeye zarar verdiği vurgulandı. Açıklamada, “Tarih bu anı yargılayacaktır” ifadesi kullanıldı.

Avrupa Birliği de ABD’nin UCM’ye yönelik yaptırımlarını “son derece üzücü” olarak nitelendirdi. Birlik, mahkemenin görevini yerine getirebilmesini sağlamak için gerekli tüm önlemleri almaya hazır olduğunu bildirdi.

Avrupa Komisyonu, “Avrupa Birliği, çalışmalarını etkili biçimde sürdürmesini sağlamak amacıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi ile yakın iş birliği içinde çalışacaktır” açıklamasını yaptı. Komisyon ayrıca yaptırımların yürürlüğe girmesinden önce tanınan altı aylık sürenin “diyalog için bir alan” oluşturmasını umduğunu belirtti.