Gazze’deki savaş ve Ortadoğu'daki bölgesel düzen

İran çatışmanın merkezinde yer alırken ABD en önemli aktör olmaya devam ediyor

Tahran'ın merkezinde İran bayrağı ile renklendirilmiş bir İran haritasından ateşlenen füzeleri gösteren bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 15 Nisan 2024 (AFP)
Tahran'ın merkezinde İran bayrağı ile renklendirilmiş bir İran haritasından ateşlenen füzeleri gösteren bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 15 Nisan 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve Ortadoğu'daki bölgesel düzen

Tahran'ın merkezinde İran bayrağı ile renklendirilmiş bir İran haritasından ateşlenen füzeleri gösteren bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 15 Nisan 2024 (AFP)
Tahran'ın merkezinde İran bayrağı ile renklendirilmiş bir İran haritasından ateşlenen füzeleri gösteren bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 15 Nisan 2024 (AFP)

Paul Salem

Geçtiğimiz on ayda Ortadoğu’daki bölgesel ve uluslararası siyasetin yörüngesinde köklü değişimler yaşandı. Önümüzdeki haftalarda ise çatışmanın öngörülemez sonuçlar doğuracağına şüphe yok.

Ortadoğu’nun 7 Ekim öncesi birkaç belirleyici özelliği vardı ve çatışmaları yönetmenin yanında bölgesel iş birliğini teşvik etmek için kapsamlı bir bölgesel mimariye sahip olmayan dünyadaki birkaç bölgeden biriydi. Bölge aynı zamanda uzun süredir devam eden ve çözüme kavuşturulmamış iki çatışmaya da ev sahipliği yapıyor. Bunlardan biri İsrail-Filistin çatışması, diğeri İran ile bölgedeki bazı ülkeler arasında devam eden çatışma. Ayrıca bölge Yemen, Suriye, Sudan ve Libya'da halen devam etmekte olan dört iç savaşa ve onlarca devlet dışı silahlı aktöre de ev sahipliği yapıyor.

İsrail'in Gazze'de yürüttüğü savaş, Filistinliler için 1948 yılındaki Nekbe (Büyük felaket) kadar ağır bir tarihi yıkım olduğuna hiç şüphe yok. Bu savaş, İsrail’deki aşırı sağcı kanadın güç kullanımını ve işgali genişletme iştahını kabarttı.

Daha olumlu bir bakış açıdan bakıldığında bölge, ilk olarak İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasında imzalanan ‘İbrahim Anlaşmaları’ ve ikinci olarak geçtiğimiz yıl mart ayında Çin'in arabuluculuğunda Suudi Arabistan ile İran arasında imzalanan tarihi anlaşma yoluyla bir tür pasifleşmeye de tanık oldu.

Bölge 7 Ekim arifesinde, önce ABD ile Suudi Arabistan arasında, ardından İsrail ile yapılacak olan, ABD ile Suudi Arabistan arasındaki stratejik ortaklığı uzun vadede güçlendirecek ve İsrail'i Arap dünyasına daha fazla entegre edecek bir anlaşma yapılması olasılığına odaklanmıştı.

Stratejik hesaplamalar

Gazze Şeridi’ndeki yıkım ve çatışmanın Batı Şeria, Lübnan, Yemen, Suriye, Irak ve İran'ı da kapsayacak şekilde genişlemesiyle sonuçlanan 7 Ekim saldırısının üzerinden on ay geçti.

Bu çatışma büyük oyuncuların stratejik hesaplarının yeniden şekillenmesine ve Ortadoğu'daki bölgesel ve uluslararası ilişkilerin yörüngelerinin değişmesine nasıl katkıda bulundu?

dcfvfe
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda bir sokak boyunca uzanan çöp ve moloz yığınlarının arasında akan kanalizasyon suyu içinde yürüyen bir çocuk, 14 Ağustos 2024 (AFP)

İsrail için 7 Ekim saldırısı, 1973 Arap – İsrail Savaşı’ndan (Yom Kippur Savaşı) bu yana stratejik güvenliğine yönelik en büyük tehditti. İsrail, Yom Kippur Savaşı’nın aksine, Gazze’deki savaşın başlamasının üzerinden on ay geçmesine rağmen etkin caydırıcılığını yeniden tesis edemezken savunmasını tam olarak güçlendiremedi. İsrail, her ne kadar Hamas'ı nüfuzunun bir bölümünden mahrum bırakmayı başardıysa da stratejik konumu bakımından İran ve vekillerinin saldırılarına karşı savunmasız kalmaya devam ediyor. İçeride derin bölünmeler yaşayan İsrail, henüz ileriye dönük net bir stratejik yol bulabilmiş değil. Binyamin Netanyahu hükümetinin Gazze'yi süresiz olarak yeniden işgal etme, Batı Şeria'da baskıyı arttırma ve İran ve vekilleriyle açık bir şekilde gerilimi tırmandırma politikası sürdürülemez görünüyor ve İsrail'in güvenliğinin yeniden inşası için net bir vizyon üretmiyor.

İsrail'in Gazze'de yürüttüğü savaş, Filistinliler için 1948 yılındaki Nekbe (Büyük felaket) kadar ağır bir tarihi yıkım olduğuna hiç şüphe yok. Bu savaş, İsrail’deki aşırı sağcı kanadın Batı Şeria'daki Filistinliler için de vahim sonuçlar doğuracak şekilde güç kullanımını ve işgali genişletme iştahını kabarttı. Hamas, İbrahim Anlaşmaları’nın imzalandığı dönemde ötekileştirilen Filistin davasını yeniden ön plana çıkarmayı başarmış olsa da Filistin'de kurtarılacak fazla bir şey kalmadı. Yakın gelecekte iki devletli bir çözüme ulaşma şansı ise pek olası görünmüyor.

Ortadoğu’daki bu çatışmanın ABD için çok ciddi sonuçları oldu. Zira başkanlık seçimleri öncesi ABD ile Suudi Arabistan arasında İsrail'in de dahil olduğu tarihi bir anlaşmayı öngören temel projesi sekteye uğradı.

İran için ise bu çatışma çelişkili yönlerin bir karışımıydı. Bir yandan silahlı müttefiklerinden/vekillerinden biri İsrail'e modern tarihindeki en güçlü darbeyi indirmeyi başarıp on aydır İsrail'e karşı savaşmaya devam ederken başlıca müttefiki Hizbullah da kuzey cephesinde İsrail'e karşı sınırlı bir savaş yürütmeyi başardı. Bu anlamda İran'ın asimetrik savaş modelinin etkili olduğu kanıtlanmış ve İran'ın bölgede ördüğü nüfuz ağının bir sonucu olarak İsrail'i derin bir stratejik ikilem içine sokmuştur.

Çatışmanın merkezinde

Ancak bu çatışma İran'ı daha sonra pişman olabileceği yeni bir stratejik konuma getirmiş de olabilir. Geçtiğimiz nisan ayında İran ve İsrail arasında doğrudan bir gerilimin yaşanması, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin Tahran'da öldürülmesi ve İran'ın İsrail'e beklenen cevabı vermesi, İran'ı doğrudan silahlı çatışmanın merkezine itti.

İran, geçtiğimiz 35 yıl boyunca ve özellikle de 1980'li yılların sonlarındaki İran-Irak savaşının sona ermesinden sonra savunma cephesi olarak vekillerine bel bağladı. İsrail (ve ABD) İran'ın dayattığı ‘oyunun kurallarını’ kabul etti ve buna göre İran'ın vekilleri tarafından gerçekleştirilen eylemler için İran'a değil vekillerine yönelik misillemeler gerçekleştirdi. Ancak bugün, bu kuralların değişebileceği ve İran'ın kendisini bu çatışmada doğrudan hedef haline getirebileceği görülüyor.

Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin İran ve İsrail ile ‘iki taraflı olarak çatışmayı yatıştırma’ stratejileri oldukça iyi sonuç vermiş görünüyor. Körfez ülkeleri hem geçtiğimiz on ay boyunca hem de gerilimin önümüzdeki haftalarda daha fazla tırmanma olasılığına rağmen çatışmanın dışında kalmayı, güvenliklerini korumayı ve ekonomik ve kalkınma gündemlerini sürdürmeyi başardılar. Aynı şey şimdiye kadar çatışmadan pek fazla etkilenmeyen Türkiye için de söylenebilir.

Ortadoğu’daki bu çatışmanın ABD için çok ciddi sonuçları oldu. Zira başkanlık seçimleri öncesi ABD ile Suudi Arabistan arasında İsrail'in de dahil olduğu tarihi bir anlaşmayı öngören temel projesi sekteye uğradı. Ayrıca, Netanyahu'nun Gazze ve Gazzelilere karşı yıkıcı savaşını sürdürme ısrarını etkileme konusunda kendisini büyük ölçüde güçsüz bulan ABD'nin güvenilirliğine ve ahlaki duruşuna da zarar verdi.

Farklı ülkelerden diplomatların ve bölgedeki önde gelen liderlerin çabalarının mevcut çatışmanın sona ermesine ve fırsatlarla dolu yeni bir sayfa açılmasına yardımcı olabileceğini umalım.

Ayrıca bu çatışma ABD ordusunu Hizbullah ve İran ile iki cepheli bir savaşa girme riskine sürükledi. Ancak bu, ABD'nin açıkça kaçınmaya çalıştığı bir durum. Dahası İsrail Başbakanı Bİnyamin Netanyahu, ABD Başkanı Joe Biden'dan ziyade kendisinin ABD Kongresini kontrol edebildiğini ve İsrail-Filistin ve İsrail-İran çatışmaları konularında ABD politikasının gidişatını etkili bir şekilde yönlendirebildiğini göstererek ABD’nin güvenilirliğini zayıflattı.

Ancak bu çatışma ABD'nin iyi ya da kötü bölgedeki en önemli küresel aktör olmaya devam ettiği gerçeğini değiştirmezken ABD, İsrail'in başlıca askeri ortağı ve aynı zamanda İran'ın bölgedeki durumu tırmandırma girişimlerine karşı başlıca askeri caydırıcı unsur olmaya da devam ediyor. ABD aynı zamanda Gazze’deki savaşı sona erdirme ve 'iki devletli çözüme' yönelik çabaları ilerletme girişimlerinde en önde gelen küresel diplomatik oyuncu olmayı da sürdürüyor. Buna karşın Çin, Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas'ı bir araya getirme çabalarında faydalı bir rol oynamış olsa da Rusya gibi bu karmaşık ve tehlikeli çatışmada büyük bir rol oynama kapasitesine ve ilgisine sahip değil.

Bölgeye dair iki senaryo

Bölge İran ve İsrail'den gelecek adımları beklerken, ortaya çıkabilecek iki olası senaryo var. Bunlardan ilkinde, nisan ayında olduğu gibi saldırılar ve karşı saldırılar oldukça organize bir şekilde ele alınıyor ve bu da büyük bir tırmanıştan kaçınılmasına katkıda bulunuyor. Bu senaryoda asıl kararı Netanyahu ve İsrail hükümeti alacak. Netanyahu ve İsrail hükümeti, Gazze'de ve ardından Lübnan'da ateşkesi kabul ederek bölgeye savaş sonrası yeniden yapılanmaya ve Gazze'de yeni bir yönetim için fırsat tanıyacak mı, yoksa Netanyahu, siyasi kariyerinin sona ermemesi için çatışmayı sürdürmeye devam mı edecek?

sacdvfeb

İkinci senaryoda ise saldırılar ve karşı saldırılar, tam ölçekli bir tırmanışa dönüşüyor. Bu tırmanış, Lübnan'ın işgali de dâhil olmak üzere topyekûn bir savaşı ve İsrail ile İran arasında (ABD'nin İsrail'in yanında yer alacağı) doğrudan bir çatışmayı da körükleyebilir. İsrail, İran'ın nükleer altyapısını mümkün olduğunca yok etmeye çalışırken, İran da İsrail'e mümkün olduğunca fazla zarar vermeye çalışacaktır. Bu senaryoda risk, Körfez ülkelerine sıçrayabilecek ve dolayısıyla Körfez İşbirliği Konseyi'nin (KİK) küresel enerji piyasalarını ve küresel ekonomiyi etkileyebilecek kararlar alacağı düzeylere kadar yükselebilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İslamabad masası krizlerin kuşatması altında: ABD ile İran arasında kritik uçurum

TT

İslamabad masası krizlerin kuşatması altında: ABD ile İran arasında kritik uçurum

İslamabad masası krizlerin kuşatması altında: ABD ile İran arasında kritik uçurum

İran ile Amerika Birleşik Devletleri, yarın (Cumartesi) İslamabad’da resmen başlaması beklenen müzakerelere doğru ilerlerken, taraflar arasındaki geniş görüş ayrılıkları ve kırılgan ateşkesin çökebileceğine dair artan endişeler dikkat çekiyor.

ABD Başkanı Donald Trump, dün yaptığı açıklamada, belirlenen şartlara uyulmamasının “daha büyük ve daha güçlü” bir gerilimin önünü açabileceği uyarısında bulundu. Trump ayrıca, bir anlaşmaya varılana kadar ABD güçlerinin Ortadoğu’daki varlığını sürdüreceğini vurguladı.

Taraflar arasındaki temel anlaşmazlık başlıkları; nükleer zenginleştirme, Hürmüz Boğazı ve Lübnan dosyalarında yoğunlaşıyor. Tahran, uranyum zenginleştirmeyi “kırmızı çizgi” olarak görürken, Washington bu faaliyetlerin tamamen durdurulması ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ortadan kaldırılmasında ısrar ediyor.

İran lideri Mücteba Hamaney, yayımladığı bir açıklamada, İran’ın “haklarından hiçbir şekilde vazgeçmeyeceğini” belirterek, Hürmüz Boğazı’nın yönetiminin “yeni bir aşamaya” gireceğini ifade etti. İran Devrim Muhafızları ise deniz mayınları konusunda uyarıda bulunarak, Larak Adası yakınlarında zorunlu bir deniz güzergâhı uygulaması getirdiğini duyurdu.

Tahran yönetimi, müzakerelerde herhangi bir ilerlemenin sağlanmasını, Lübnan dâhil tüm cephelerde savaşın durdurulması şartına bağladı.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Lübnan’ın ateşkes anlaşmasının “ayrılmaz bir parçası” olduğunu söyledi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ABD’nin İsrail’e “diplomatik süreci baltalama” izni vermesinin Amerikan ekonomisine geri tepeceğini savundu. Arakçi, bu seçeneği “akılsızca” olarak nitelendirirken, Tahran’ın buna “hazır olduğunu” da sözlerine ekledi.


İsrail ve Lübnan arasında önümüzdeki hafta Washington'da görüşmeler yapılması bekleniyor

İsrail'in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter'in İsrail tarafını müzakerelere başkanlık etmesi bekleniyor. (Reuters)
İsrail'in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter'in İsrail tarafını müzakerelere başkanlık etmesi bekleniyor. (Reuters)
TT

İsrail ve Lübnan arasında önümüzdeki hafta Washington'da görüşmeler yapılması bekleniyor

İsrail'in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter'in İsrail tarafını müzakerelere başkanlık etmesi bekleniyor. (Reuters)
İsrail'in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter'in İsrail tarafını müzakerelere başkanlık etmesi bekleniyor. (Reuters)

ABD'li bir yetkilinin dün yaptığı açıklamaya göre, İsrail ile Lübnan arasındaki müzakerelerin önümüzdeki hafta Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı'nda yapılması bekleniyor. Bu açıklama, İsrail'in Lübnan genelinde ölümcül saldırılar düzenlemesinden bir gün sonra geldi. Lübnan, ABD ve İran arasındaki ateşkes anlaşmasının henüz kapsamına girmiyor.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre yetkili, "Dışişleri Bakanlığı'nın önümüzdeki hafta İsrail ve Lübnan arasında devam eden ateşkes görüşmelerini müzakere etmek üzere bir toplantıya ev sahipliği yapacağını teyit edebiliriz" diyerek, diplomatik çabalara aşina bir kaynağın aktardığı bilgiyi doğruladı.

Birçok İsrail medya kuruluşuna göre İsrail'in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter'in İsrail tarafına görüşmelere başkanlık etmesi bekleniyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün Lübnan ile "doğrudan müzakerelere" başlanması talimatını verdiğini açıkladı.

Netanyahu, ofisinden yapılan açıklamaya göre, "Lübnan'ın İsrail ile doğrudan müzakerelere başlanması yönündeki tekrarlanan taleplerinin ardından, dün Lübnan ile mümkün olan en kısa sürede doğrudan müzakerelerin yürütülmesi talimatını verdim" dedi. Açıklamada, "Müzakereler, Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve İsrail ile Lübnan arasında barış ilişkilerinin kurulmasını ele alacak" ifadelerine yer verildi.

Ancak Lübnan hükümetinden bir yetkili dün yaptığı açıklamada, Lübnan'ın İsrail ile müzakerelere başlamadan önce ateşkes istediğini belirtirken, Hizbullah'tan bir milletvekili de partinin Lübnan ile İsrail arasında herhangi bir doğrudan müzakereyi reddettiğini ve İsrail'in ülkenin güneyinden çekilmesini talep ettiğini vurguladı.

Yeni saldırılar

Netanyahu daha önce, kuzey İsrail sakinlerinin güvenliği tamamen sağlanana kadar Hizbullah'a karşı saldırıların "gerektiği her yerde" devam edeceğini vurgulamıştı.

İsrail ordusunun dün akşam yaptığı açıklamada, "İsrail ordusu kısa bir süre önce Lübnan'daki Hizbullah füze rampalarını hedef almaya başladı" denildi.

Ateşkesin üzerinden iki gün geçtikten sonra, uluslararası toplum, İsrail'in Lübnan'a yönelik devam eden saldırılarının ateşkesi baltalayacağından endişe ediyor.

Ancak Beyrut'ta, Lübnan yetkililerine göre 300'den fazla kişinin öldüğü ve bin 100'den fazla kişinin yaralandığı çarşamba günü birçok bölgeye eş zamanlı olarak düzenlenen İsrail saldırılarının kurbanlarını arama çalışmaları hala devam ediyor.

Güney Lübnan'da düzenlenen saldırılarda en az 5 kişi öldü; Hizbullah ise savaşçılarının bölgede İsrail güçleriyle doğrudan çatışmaya girdiğini duyurdu.

İsrail ordusu, daha fazla hava saldırısı başlatmadan önce Beyrut'un güney banliyölerindeki bazı mahalle sakinlerini tahliye etmeleri konusunda tekrar uyardı.

Kabul edilemez

ABD Başkanı Donald Trump ise dün NBC News'e yaptığı açıklamada, ateşkesin ardından İran ile bir barış anlaşmasına varılması konusunda "büyük bir iyimserlik" duyduğunu belirterek, İsrail'in Lübnan'daki saldırılarını "azaltma sürecinde" olduğunu söyledi. ABD Başkanı, çarşamba günü kendisiyle yaptığı telefon görüşmesinde Netanyahu'nun, çarşamba günü yaşanan yoğun İsrail saldırılarının ardından Lübnan'daki eylemlerini "azaltmayı" kabul ettiğini belirtti.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Ortadoğu'daki kırılgan ateşkesi güçlendirmek için iş birliği yapmayı umduğu Körfez liderleriyle görüşmek üzere yaptığı tur sırasında, İsrail'in Lübnan'a yönelik devam eden saldırılarını "kabul edilemez" olarak nitelendirdi.

Washington ve Tahran arasında arabuluculuk çabalarına öncülük eden Pakistan, salı gecesi geç saatlerde, 28 Şubat'ta başlayan savaşı sona erdirmesi umulan İslamabad'daki görüşmeler eşliğinde iki haftalık bir ateşkesin sağlandığını duyurdu.

Ülkenin, bugün başlayacak olan İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapması planlanıyor; ABD heyetine Başkan Yardımcısı Jay D. Vance başkanlık edecek.

Ancak görüşmeler başlamadan önce bile, özellikle Pakistan Savunma Bakanı Khavaja Muhammed Asıf'ın X'te İsrail'i "şeytan ve insanlığın başına bela" olarak nitelendirdiği ve "İslamabad'da barış görüşmeleri yapılırken Lübnan'da soykırım işleniyor" diye belirttiği paylaşımından sonra engellerin arttığı görülüyor.

İsrail Başbakanlık Ofisi, paylaşıma "utanç verici" diyerek yanıt verdi ve X platformunda şunları belirtti: "Bunlar, özellikle barış için tarafsız bir arabulucu olduğunu iddia eden bir hükümetten asla hoş görülemeyecek açıklamalardır."

ABD Dışişleri Bakanlığı ise dün, Irak'taki ABD çıkarlarına karşı İran destekli silahlı gruplar tarafından gerçekleştirildiğini söylediği "iğrenç terör saldırılarını" kınamak için Irak büyükelçisini çağırdığını duyurdu.

Tahran'da Toplanma

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı, ABD ve İsrail'in İran'ı nükleer bomba edinmeye çalışmakla suçlamasının ve Tahran'ın bu suçlamayı reddetmesinin temel nedenlerinden biri olan, ülkesinin uranyum zenginleştirme programına herhangi bir kısıtlama getirilmesini reddetti.

Binlerce İranlı dün, 28 Şubat'ta ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırısının başlangıcında öldürülen eski Yüksek Lider Ayetullah Ali Hamaney'in suikastının 40. gününü andı. Birçoğu, Pakistan'da ABD ile planlanan görüşmeler öncesinde Washington'un "tuzağı"na düşmekten kaçınılması çağrısında bulundu.

Dünya petrolünün beşte birinin yanı sıra büyük miktarlarda doğal gaz ve gübrelerin geçtiği Hürmüz Boğazı, önemli bir tartışma noktası olmaya devam ediyor.

Denizcilik takip sitesi Marine Traffic'ten alınan verilere göre, dün İran'a ait olmayan bir petrol tankeri Hürmüz Boğazı'ndan geçti; bu, Washington ve Tahran arasındaki ateşkes anlaşmasından bu yana gerçekleşen ilk geçiş oldu.

Trump dün, Tahran'ın iki haftalık ateşkesin devamı olarak hayati önem taşıyan su yolunu yeniden açmayı kabul etmesinin ardından, İran'ı Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere gümrük vergisi uygulamaması konusunda uyardı.


Trump, İran savaşına karşı çıkan etkili medya figürlerine saldırdı

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
TT

Trump, İran savaşına karşı çıkan etkili medya figürlerine saldırdı

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, İran'a karşı yürüttüğü savaşı eleştiren birçok önde gelen medya figürüne saldırdı.

Trump, Truth Social platformunda dün şöyle bir paylaşım yaptı: “Tucker Carlson, Megyn Kelly, Candace Owens ve Alex Jones'un (...) terörizmin önde gelen devlet destekçisi İran'ın nükleer silahlara sahip olmasının harika olduğunu düşünmelerinin nedenini biliyorum. Çünkü hepsinin ortak bir noktası var: düşük zekâ. Aptallar.”

Bu dört popüler muhafazakâr isim, İran'daki savaşa açıkça karşı olduklarını ve bunu Donald Trump'ın "Önce Amerika" sloganının ihlali olarak gördüklerini ifade ettiler. Ayrıca, Trump'ı, savaşı başlatmak için İsrail'in baskısına boyun eğmekle de farklı derecelerde suçluyorlar.

Bu pozisyonlar, Cumhuriyetçi taban içindeki giderek büyüyen bir bölünmeyi yansıtıyor. The Economist için yapılan son bir YouGov anketi, 2024 seçimlerinde Trump'a oy verenlerin yüzde 22'sinin İran'la savaşa karşı olduğunu, yüzde 71'inin ise desteklediğini gösterdi.

Trump paylaşımında şunları da belirtti: “Hepsi televizyondan kovuldu, programlarını kaybetti ve artık film setlerine bile davet edilmiyorlar çünkü kimse onları umursamıyor. İstikrarsız ve baş belasılar.”

Tucker Carlson ve Megyn Kelly, eski Fox News sunucuları olup şu anda bağımsız olarak kendi programlarını yapmaktadırlar.

Trump, uzun süredir ABD'nin İsrail'e verdiği desteği eleştiren Carlson'a "bir psikiyatriste görünmesi gerektiğini" söylüyor.

Ayrıca, "çok saygın Fransız First Lady'si (Brigitte Macron)'u erkek olmakla suçlayan, oysa bu doğru olmayan komplo teorisyeni Candice Owens'a da saldırdı."

Trump, Brigitte Macron'un, eşi Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile birlikte ABD mahkemesinde Owens aleyhine açtığı iftira davasında "çok para kazanmasını" umduğunu da ifade etti. Owens, Brigitte Macron'un "erkek olarak doğduğu" iddiasıyla ilgili yanıltıcı bilgileri videolarda yaygın olarak yaymak ve istismar etmekle suçlanıyor.

Trump'ın salı günü İran medeniyetini yok etmekle tehdit ettiği açıklamalarının ardından Owens, ABD başkanını "çılgın bir soykırımcı" olarak nitelendirdi ve görevden alınmasını istedi.

Trump'ın paylaşımına cevap olarak Owens, "bir huzurevine konulmasını" önerdi.