Esed bölgesel gerilimi kişisel kazanca dönüştürdü

Şam’ın İran'dan uzaklaşma stratejisi Arap ülkeleriyle ilişkilerine fayda sağlıyor

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, Riyad'da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) zirvesine katılımı sırasında, 11 Kasım 2023 (Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, Riyad'da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) zirvesine katılımı sırasında, 11 Kasım 2023 (Reuters)
TT

Esed bölgesel gerilimi kişisel kazanca dönüştürdü

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, Riyad'da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) zirvesine katılımı sırasında, 11 Kasım 2023 (Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, Riyad'da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) zirvesine katılımı sırasında, 11 Kasım 2023 (Reuters)

Haid Haid

“Savaşın kazananı olmaz” sözü çoğu zaman doğru çıksa da bazı aktörler felakete yol açan durumları kendi lehlerine çevirmeyi başarabiliyorlar. Gazze'deki çatışmanın tetiklediği bölgesel gerilimi ustalıkla yöneterek kendisine siyasi kazanımlar sağlayan Suriye hükümeti için de bunu söyleyebiliriz. Suriye, İsrail'e karşı ‘Direniş Ekseni’nin’ askeri eylemlerine katılmaktan kaçınarak Arap ülkeleriyle olan bölgesel diplomatik ilişkilerini güçlendirdi.

Bu değişim sadece Şam'ın bu ülkelerin gerilimi azaltma yönündeki tutumlarına katılmasından değil, aynı zamanda İran'dan farklı bir yol izlemesinden de kaynaklanıyor. Benzer şekilde rejim, Hizbullah'ın üst düzey askeri komutanı Fuad Şükür'ün öldürülmesinin ardından İsrail ile Hizbullah arasında yükselen tansiyonu, uluslararası konumunu güçlendirmek için kullanıyor. Lübnan'ı boşaltmaya hazırlanan yabancı diplomatik misyonlarla bağlarını güçlendirmek için kapsamlı bir çatışmanın patlak vermesi olasılığına dair artan korkuları istismar ediyor.

Uzaklaşma stratejisi

Şam uzun zamandır kendisini Direniş Ekseni'nin başlıca sac ayağı olarak görse de İsrail'in geçtiğimiz ekim ayından bu yana bölgedeki Direniş Ekseni gruplarını hedef alan saldırılarında dramatik bir artış olduğunda ve hatta İsrail’in Suriye'yi söz konusu gruplara karşı vekaleten bir savaş alanı olarak kullandığında bile bu grupların askeri eylemlerine aktif olarak katılmaktan kaçındı.

Esed'in bu yaklaşımı, Direniş Ekseni'nin ‘hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için’ ilkesiyle yönetilen ve aynı çatı altındaki grupların bekası bir tehditle karşı karşıya kaldıklarında birbirlerini desteklemek için seferber oldukları ‘meydanların birliği’ stratejisine ters düşüyor.

Esed'in rejimine karşı halk ayaklanması sırasında Direniş Ekseni'ndeki müttefiklerinden sonuna kadar faydalanması, Lübnan, Irak ve İran'dan birçok önemli aktörün rejiminin düşmemesi için onun yanında savaşması, sonra da onlar kendisini desteklerken onları desteklemeyi reddetmesi, buradaki ironiyi daha da ilginç hale getiriyor. Roller tersine döndüğünde ise Esed sadece Hamas'a yönelik saldırılar karşısındaki tutumunda değil, Hizbullah’ın ve İran'ın doğrudan saldırılara maruz kaldığı saldırılarda da ilgisiz kalmaya devam etti.

Bir taşla iki kuş

Esed'in müdahaleci olmayan tutumuna katkıda bulunan birtakım faktörler söz konusu. Suriye, rejimin askeri kapasitesini büyük ölçüde zayıflatan ve on yılı aşkın bir süredir devam eden iç savaş nedeniyle hala parçalanmış durumda. Ülke ekonomisi harap halde ve gerilimin daha fazla tırmanmasının maliyetini karşılamaya hazır değil. Esed, herhangi bir askeri müdahalenin feci sonuçları olacağını açıkça belirtmiş olan İsrail'in olası bir misillemede bulunmasından endişeli. Esed'in rejim karşıtı ayaklanmaları desteklemesi nedeniyle Hamas'a karşı duyduğu hoşnutsuzluk da Hamas’ı savunmadaki isteksizliğinin faktörlerinden biri.

Suriye, rejimin askeri kapasitesini büyük ölçüde zayıflatan ve on yılı aşkın bir süredir devam eden iç savaş nedeniyle hala parçalanmış durumda.

Siyasi açıdan Esed rejimi, Arap ülkeleriyle gelişen ilişkilerini güçlendirmek için bu uzaklaşma stratejisinden faydalanıyor. Arap ülkeleri, Gazze’deki savaşın başlamasından bu yana olası bölgesel bir çatışmanın patlak vermesini önlemek için tansiyonu düşürme yaklaşımını benimsedi. Arap devletleri, uzun zamandır Suriye’yi İran’ın nüfuz alanından uzaklaştırmaya çalışırken Şam, dış politikasının Tahran’ınkinden ziyade onlarınkine daha yakın olmasına gayret etti. Bu genel tutumların farkında olan rejim, her ne kadar hayatta kalma güdüsüyle hareket etse de Arap ülkelerinin tutumuyla uyumlu olarak kendi uzaklaşma stratejisini formüle etti.

Suriye Devlet Başkanı Esed, bu çabasının, İsrail’in Hamas’ı yok etmesini engellemeyi amaçlayan İran’ın misilleme stratejisinden uzaklaşmak gibi ek bir öneme sahip olduğunu belirtmek gerekir. Rejimin ölçülü yaklaşımının faydaları sadece Arap Birliği (AL) üyeliğine dönmesinin ardından Arap ülkeleriyle artan diplomatik etkileşimlerinde görülmüyor, aynı zamanda bu yılın başlarından beri Şam'da artan Arap diplomatik varlığından da anlaşılıyor.

Suriye rejiminin uluslararası konumunun güçlendirilmesi

Gazze’deki savaş nasıl Suriye rejimine Arap ülkeleriyle ilişkilerinde fayda sağladıysa, İsrail ile Lübnan'daki Hizbullah Hareketi arasında artan geniş çaplı savaş korkusu da rejime uluslararası ilişkilerini güçlendirme fırsatı sunuyor. İsrail ve Hizbullah arasında 8 Ekim'den bu yana devam eden karşılıklı saldırılar neredeyse günlük bir olay haline gelse de topyekûn savaş riski son günlerde ayyuka çıktı. Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye'nin Tahran'da öldürülmesinin ardından İsrail'in Lübnan'ın güneyinde Hizbullah'ın üst düzey askeri komutanı Fuad Şükür'e suikast düzenlemesiyle gerilim tırmandı. İran ve Hizbullah'ın güçlü bir misillemede bulunacağı beklentisi ve İsrail'in misilleme niyeti, durumun hızla kontrolden çıkabileceği korkusunu körükledi.

zscdvf
Lübnan'ın güneyindeki el-Kefur beldesinde İsrail’in düzenlediği hava saldırısı sonucu isabet alan bir binada meydana gelen hasar, 17 Ağustos 2024

Bu durumun bir sonucu olarak, olası tahliyeleri koordine etmek amacıyla uluslararası misyonlar ile Suriye’nin Beyrut Büyükelçiliği arasındaki temaslar yoğunlaştı. Uzun bir sessizlik döneminin ardından başlayan temasları, sadece bazı Latin Amerika ülkeleri gibi geleneksel olarak dost ülkelerin Lübnan'daki büyükelçilikleri değil, aynı zamanda Norveç, İsviçre ve İtalya gibi Batı ülkelerinin büyükelçilikleriyle yapılan görüşmeler de yoğunlaştırdı. Lübnan'daki Birleşmiş Milletler (BM) misyonlarının da benzer adımlar attığı ve savaş durumunda olası tahliyeler için planlama yaptıkları bildirildi. Kaynaklar, Suriye Beyrut Büyükelçiliği’nin de Şam'dan gelen talimat üzerine iş birliği yapmaya hazır olduğunu ifade etti. Ancak bu gelişmeleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanmadaki hesaplılığı ve becerisiyle tanınan Esed'in karşılığında ne talep ettiği henüz netlik kazanmış değil.

Kazan-kazan durumu

Suriye, devam eden çatışmalar ve rejim güçlerinin kontrolünde olan bölgelerdeki kırılgan güvenlik durumu nedeniyle, ihtiyaç duyulduğunda insanların tahliyesi için genellikle uygun bir yer olarak görülmüyor. Fakat İsrail ve Hizbullah arasında topyekûn bir savaş çıkması durumunda, özellikle de Lübnan içinde hava ve deniz ulaşımına olan yüksek talep nedeniyle tahliyelerin hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekiyorsa, Suriye Lübnan üzerinden olası bir kaçış rotası haline gelebilir. İsrail'in Beyrut Uluslararası Havaalanı’nı ya da deniz limanlarını hedef alması halinde Şam, yedek bir seçenek olabilir. Bu senaryo, özellikle de 2006 yılında İsrail-Hizbullah savaşı sırasında havaalanının bir ay boyunca kapalı kalması nedeniyle göz ardı edilmemeli. Zira bu şartlar altında Şam Uluslararası Havaalanı ya da Amman Uluslararası Havaalanı aracılığıyla Suriye üzerinden tahliyeler bir zorunluluk haline gelecektir.

Böyle bir durumda, tahliyeler gerçekleşse de gerçekleşmese de Suriye rejiminin bundan fayda sağlayacağının anlaşılması önemli. Rejim iş birliği yapmayı kabul ettiğinde, geçmişte kendisine haksızlık etmiş olanlar da dahil olmak üzere başkalarına yardım etme konusunda ahlaki üstünlüğe sahip olduğu iddiasında bulunabilir. Ayrıyeten söz konusu iş birliği, daha önce büyükelçiliğiyle temasa geçmek için hiçbir nedeni olmayan misyonlarla temaslarını otomatik olarak artıracaktır. Bazı diplomatik misyonların da Suriye içinde düzenlemeler yapması gerekebilir. Bu da Şam'a daha fazla ziyarette bulunulmasına yol açabilir.

Bunun da ötesinde Şam’ın olası tahliyelerden faydalanarak bahsi geçen diplomatik misyonlara Suriye'deki faaliyetlerini yeniden başlatmaları ya da bu tür hazırlıkların lojistik gereklilikleri olduğu bahanesiyle faaliyetlerini genişletmeleri için baskı yapmasından korkuluyor. Lübnan'daki mevcut gerginlik barışçıl bir şekilde sona erse bile, birçok misyonun gelecekte benzer senaryoların ortaya çıkması ihtimaline karşı Şam ile iletişim kanallarını açık tutmayı tercih edeceğine şüphe yok.

Böyle bir durumda, tahliyeler gerçekleşse de gerçekleşmese de Suriye rejiminin bundan fayda sağlayacağının anlaşılması önemli. Rejim iş birliği yapmayı kabul ettiğinde, geçmişte kendisine haksızlık etmiş olanlar da dahil olmak üzere başkalarına yardım etme konusunda ahlaki üstünlüğe sahip olduğu iddiasında bulunabilir.

Suriye rejiminin Gazze’deki savaştan elde ettiği kazanımlar ve bunun geniş kapsamlı etkileri göz ardı edilmemeli. Şam’ın bölgesel ve uluslararası konumunu güçlendirmesi ona bazı siyasi avantajlar sağlayabilir, ancak bu kazanımlar Esed'in bugün karşı karşıya olduğu ve rejiminin uzun vadede hayatta kalmasını tehdit eden ekonomik zorlukları hafifletmez. Dahası, Esed'in manevralarının olası yansımalarını yakından takip edilmesi büyük önem taşıyor, zira özellikle tansiyonun yükselmeye devam etmesi halinde Esed'in tüm taraflara oynamayı sürdürmesi pek olası görünmüyor.

.Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinde çevrilmiştir.



DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.


Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
TT

Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)

Suriye yetkilileri, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Süveyda vilayetinde dört sivilin ölümüne ve bir kişinin de ağır yaralanmasına neden olan silahlı saldırıyla ilgili şüpheyle bir İç Güvenlik Kuvvetleri mensubunu gözaltına aldı.

Resmi haber ajansı SANA, Süveyda İç Güvenlik Şefi Hüseyin el-Tahhan'ın şu sözlerini aktardı: "Süveyda kırsalındaki el-Matouna köyünde korkunç bir suç işlendi ve dört vatandaş öldü, bir kişi de ağır yaralandı."

El-Tahhan, “bir mağdurla iş birliği içinde yapılan ilk soruşturmalar, şüphelilerden birinin bölgedeki İç Güvenlik Müdürlüğü personeli olduğunu ortaya koydu” açıklamasını yaptı ve “memur derhal gözaltına alındı ve yasal işlemlerin tamamlanması için soruşturmaya sevk edildi” ifadelerini kullandı.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın kalesi olan Süveyda Valiliği, 13 Temmuz'dan itibaren bir hafta boyunca Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi savaşçılar arasında çatışmalara sahne oldu, hükümet güçlerinin ve ardından Bedevilerin yanında yer alan silahlı aşiret mensuplarının müdahalesiyle kanlı çatışmalar yaşandı.

20 Temmuz'da ateşkes sağlandı, ancak durum gerginliğini korudu ve Süveyda'ya erişim zorlaştı.

Bölge sakinleri, hükümeti eyaleti kuşatma altına almakla suçlarken, on binlerce insan yerinden edildi; Şam ise bu suçlamayı reddediyor. O zamandan beri birkaç yardım konvoyu bölgeye girdi.

Süveyda valiliğindeki iç güvenlik başkanı, "kurbanların ailelerine en içten taziyelerini" ileterek, "vatandaşlara karşı yapılan her türlü ihlalin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve halkın güvenliğini ve emniyetini tehdit eden hiçbir eyleme müsamaha gösterilmeyeceğini" vurguladı.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.