Ortak Arap eyleminin geleceği ve mevcut zorluklar

Batı'nın büyük bölümünün, özellikle de ABD'nin bu kanlı süreç ve eğilime her yönden destek verdiği artık bir sır değil.

Bütünleştiren ve sesleri birleştiren geçici bir Filistin hükümetinin kurulması zorunlu hale geldi (AFP)
Bütünleştiren ve sesleri birleştiren geçici bir Filistin hükümetinin kurulması zorunlu hale geldi (AFP)
TT

Ortak Arap eyleminin geleceği ve mevcut zorluklar

Bütünleştiren ve sesleri birleştiren geçici bir Filistin hükümetinin kurulması zorunlu hale geldi (AFP)
Bütünleştiren ve sesleri birleştiren geçici bir Filistin hükümetinin kurulması zorunlu hale geldi (AFP)

Mustafa Feki

Ortak Arap eylemi çokça tekrarladığımız, içeriği kayboluncaya, etkisi yok oluncaya ve Arap saflarının birliğine işaret eden bir rutin haline gelinceye kadar kullanmaktan vazgeçmediğimiz bir tabirdir. Büyük ölçüde artık var olmayan bir içeriği simgelemektedir. Burada ortak Arap eyleminin, Kral Faysal'ın merhum Mısır devlet başkanı Sedat'ı desteklediği ve zaferini kutladığı, İsrail'i destekleyen Batılı ülkelere uygulanan petrol ambargosuna öncülük ettiği, 1973’teki Arap-İsrail savaşında zirveye ulaştığını kabul etmeliyiz.

 

O zaman, Arap ülkeleri arasındaki ilişkiler milli uzlaşının ve Arap anlayışının zirvesine ulaşmıştı. Ancak bundan sonra işler değişti ve Mısır’ın kendi kararıyla Cumhurbaşkanı Sedat'ın Kudüs'e gitmesi, Arap arenasında parçalanma ve bölünmeye yol açtı. Biz bunu söylerken Sedat'ın yaptığının, fayda sağladığı takdirde onun lehine takdir edilecek, başarısız olması halinde ise aleyhine sayılmayacak bir çaba olduğunun bilinciyle söylüyoruz. Çünkü insan çabalar ama başarılı olup olmayacağının garantisi sadece Allah’ın elindedir.

Burada İsrail'in, bölgede uluslararası barış ve güvenliğin önemini tüm tarafların anladığı ciddi ve çetin müzakereler dışında köklerini söküp atmanın veya gidişatını değiştirmenin kolay olmadığı kanser gibi bir ırkçı harekete dayandığının altını çizmeliyiz. Tarihte hiçbir çatışma, taraf tutmayan, hak ve hakikatten sapmayan, adil uluslararası meşruiyet çatısı altında olması şartıyla, müzakere masası dışında çözülmemiştir.

Bu satırları Arap ve milli tarihimizin çok zor ve aslında modern çağın en kompleks aşamalarından biri olan bir aşamanın gölgesinde yazıyorum. Hâlâ kan akıyor, İsrail'in Gazze'deki sivillere yönelik saldırganlığı her geçen gün artıyor, tüm barış girişimleri gözle görülür, hatta sistematik bir şekilde başarısızlığa uğratılıyor.

Resmi Batı'nın büyük bölümünün, özellikle de ABD'nin bu kanlı süreç ve eğilime her yönden destek verdiği artık bir sır değil. Hatta Filistin halkına yönelik bu vahşi saldırıya öncülük eden Netanyahu'nun şu ana kadar İsrail kamuoyunda, özellikle de aşırı dinci sağcılar arasında salt çoğunluğa sahip olduğunu bile söyleyebiliriz. Dolayısıyla Netanyahu'nun İsrail'de tek başına uyumsuz bir nota olduğunu ya da sürünün dışında hareket ettiğini söylemek doğru değil. Aksine, doğru olan, İbrani devleti içinde yer edinen İsrail aşırıcılığının bir ürünü olduğudur.

Biz Araplar olarak birçok karta sahip olmamıza rağmen, ABD'nin İsrail hükümetine mutlak desteğinin, dahası sürekli mühimmat ve fon tedarikinin, her koşulda kendisini savunma konusundaki daimî gayretinin sonuçları nedeniyle ne yazık ki bu kartlar işlevsiz durumdalar. Ayrıca ortak Arap aklı, olup bitenlerle yüzleşmek için gerçek gücünü henüz seferber edemedi. İhtiyacımız olan daha fazla bağırıp çağırma veya kınama ve tenkit ifadeleri değildir. Gerçekten ve samimi bir şekilde ihtiyacımız olan, özellikle Batılı başkentlerdeki çeşitli uluslararası idarelerden duyduğumuz hoşnutsuzluğu resmi olarak göstermektir.

Rakibin aşina olmadığı yeni bir dilde daha yapıcı girişimlerde bulunulması çağrısında bulunmayı da sürdürüyorum. Şimdi bize düşen görev, her düzeyde, siyasi, ekonomik, kültürel, sosyal, gençlik ve spor gibi tüm alanlarda bizimle aynı fikirde olmayanlarla iletişim kanallarını açmaktır. Özgürlüğün değerli ve ona ulaşmanın kutsal bir görev olduğunun, bu görevin bir gecede gerçekleşmeyeceğinin, terk edilemeyeceğinin veya ihmal edilemeyeceğinin de farkına varmalıyız. Bu noktada, bahsedeceğim ve incelenmeyi hak eden bazı fikirlerin uygulanması için içtenlikle çağrıda bulunuyorum. Bunlardan ilki, bu çatışmaya köklü bir çözüm bulmak için uzun vadeli müzakerelere odaklanmaktır. Yani tek amacımız Gazze'deki çatışmayı durdurmak olmamalı. Buna ek olarak, Yahudilerle müzakere etmenin çok zor ama Arapların karşı tarafın aşina olmadığı yeni bir dil ve yöntem kullanarak statükoyu değiştirip, pragmatik çözümlere yönelme yönünde sağlam bir iradeye sahip olduklarını hissetmeleri halinde imkânsız olmadığının bilincinde olarak, çözülmemiş sorunları çözmek için paralel önerilerde bulunulmalı.

80 yıldır kullandığımız dilden herkes bıktı, artık gerçekçi çözümlere ve yapıcı girişimlere dayalı, yenilikçi bir dile başvurmanın zamanı geldi. Bu girişimlerin bazıları karşı tarafa hitap etmese bile, ABD’nin her koşulda İsrail'e desteğin son kalesi olduğu dikkate alındığında, en azından ve özellikle Batı Avrupa ülkelerinde, iki taraf arasında gidip gelen diğer taraflara hitap edebilir.

İkincisi, karargâhı, Arap olmayan başkentlerden birinde ister İstanbul ister Yunanistan'ın başkenti isterse Kıbrıs’ta olsun, bütünleştiren ve sesleri birleştiren geçici bir Filistin hükümetinin kurulması zorunlu hale geldi. Böylece Avrupa Birliği ve Doğu Akdeniz'deki ilgili ülkelerle doğrudan temas halinde olabiliriz. Buna ilave olarak, iki taraf arasında karşılıklı sükûnet ve istikrar için güvencelerin yanı sıra, birlikte yaşama ve arzu edilen Filistin devleti ile ilgili yeni fikirler de sunulmalı. Hâlâ Filistin Kurtuluş Örgütü’nü (FKÖ), İslami Direniş Hareketi'ni (Hamas) ve diğer fraksiyonları içeren tek bir Filistin oluşumunun hayalini kuruyorum. Çağdaş dünya sabitelere bağlı ve barışın ufukta olduğu, pek de uzak görünmediği bazı aşamalarda FKÖ'nün politikalarına yakın birleşik bir sakin Filistin sesine şahit olursa, gerçekçi umut kapılarını açacaktır.

Üçüncüsü, elde kalan Arap kartları, özellikle de en büyük ve en önemli İslam ülkesiyle normalleşme, uluslararası toplumun İsrail'e baskı yapması, Filistinlilerin meşru hakları ve davanın yerleşik ilkeleri çerçevesinde uluslararası meşruiyetin mevcut tezahürlerine boyun eğmesini sağlaması için güçlü bir ayartma oluşturabilir. Buna ek olarak bir yanda Ortadoğu krizi, diğer yanda Arap-İsrail çatışması arasındaki bu karmaşık bağlantı da çözülmeli. Tahran'ın, Gazze'deki askeri operasyonların derhal durdurulması karşılığında halihazırda Heniyye suikastına yanıt hakkını saklı tutacağını duyurmasını isterdim. Ancak farklı bağlamları, Batı Asya ile Arap Maşrık (Levant) bölgeleri sanki ayrı adalarmış gibi birbirinden ayırdık. Oysa müzakere masasına oturma ihtimaline yakın bir noktaya ulaşmak için modern bir yaklaşımla ve farklı bir dille başta Türkiye ve İran olmak üzere komşu ülkelere de görev verilebileceğini düşünüyorum.

Dördüncüsü, Hamas hareketi askeri olarak, lehine ve aleyhine olan rolünü oynadı ve şimdi taraflar arasında ihtiyaç duyulan müzakere diline hizmet etmek için rolünü diğer fraksiyonlar ile koordinasyon halinde kullanmasının zamanı geldi. Zira ne daimî bir çatışma ne de sürekli bir müzakere vardır, tam aksine ikisinin birleşimi çatışmaların çözümünde ve savaşların sona ermesinde belirleyici faktördür. Araplar arasında da roller, İsraillilerin yaptığı gibi, ulusal sabiteler çerçevesinde ve bunlardan taviz verilmeden ılımlılar ile aşırılar arasında paylaştırılabilir. Herkes adil barışın sadece bir gerçeklik değil, bir yöntem olduğunu hatırlamalı. Arap dünyamızda, ihtiyacımız olan nihai çözüme ulaşmamızı veya ona götürecek bir yol bulmamızı sağlayacak şekilde birbiri ile uyumlu olabilecek her alanda parlak beyinlerimiz var.

Beşincisi, Filistinliler ile İsrailliler arasında Oslo tarzından ziyade tamamlanmamış Cenevre Konferansı’na daha yakın yeni köprüler kurmak için Arapların Hindistan ve Çin gibi bazı Asya ülkeleriyle, hatta İspanya ve belki Fransa gibi Avrupa ülkeleriyle olan ilişkilerinden de yararlanabilir.

Darboğazda sıkışıp kalmak yerine, çıkmazdan kurtulmak ve mevcut tüm kartlardan faydalanabilmek istiyoruz. Geriye özellikle tarihsel olarak kabul edilebilir bazı tarafların, ABD'de yoğun bir faaliyet yürütmesi çağrısında bulunmamız kaldı. Bunlara Ürdün diplomasisini, bazı Körfez ülkelerini, ayrıca Kuzey Afrika'daki kardeşlerimizin rolünü örnek verebiliriz. Özellikle Kuzey Afrika’daki kardeşlerimiz onları kültürel olarak Batı Avrupa'ya bağlayan tarihi bağlardan yararlanabilirler. Hiç şüphe yok ki bu sayede, bir gün bizi dışarıda kabul edilebilir Arap ve İslami dayanakların varlığına götürecek bir duruma ulaşacağız. Buna ek olarak, bir yandan İslamofobi diğer yandan Filistinlilerin hakları arasındaki bağın tamamen kopuşu da gerçekleştirilmeli. Filistin davası dini bir mesele değil, her şeyden önce menfur ırkçılıktan ve yol boyunca farklı güçler arasındaki daimî kutuplaşmalardan yoksun olmayan siyasi bir meseledir.

Bunlar, Filistinliler, Araplar ve hatta belki İsrailliler için daha iyi bir gelecek adına daha fazla araştırılması ve sakin, bilinçli bir şekilde olgunlaştırılması gereken dağınık fikirler ve acele ile akla gelmiş düşüncelerdir.



İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.