İran Dini Lideri düşman ABD ile diyaloğun kapısını açıyor

Rejimin liderliğinin pozisyonlarında yeni bir rasyonalizm aşamasının belirtileri açıkça ortaya çıkmaya başladı

İran Dini Lideri (solda) ve Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)
İran Dini Lideri (solda) ve Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)
TT

İran Dini Lideri düşman ABD ile diyaloğun kapısını açıyor

İran Dini Lideri (solda) ve Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)
İran Dini Lideri (solda) ve Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)

Hasan Fahs

Yeni hükümetin çalışmalarına başlamasının ardından İran rejiminin Dini Lideri Ali Hamaney ile kabinesi, yürütme ve siyasi ekibiyle birlikte Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın bir araya geldiği ilk toplantının, bir sonraki aşamanın yol haritasını çizdiği söylenebilir. Dini Lider ayrıca bu ekibin gayretlerinin ve ekonomik, sosyal, politik, bilimsel ve hatta diplomatik düzeydeki eylem planının temelini oluşturması gereken ve 13 madde şeklinde sıraladığı önceliklerini de belirledi.

Dini Liderin konuşmasında ekonomi ve ülke içinde reform yönlerine ve İran'ın yaşadığı krizlerin, özellikle de ekonomik krizlerin çözümüne odaklanılması gerektiğine net bir şekilde odaklanıldı. Ancak Dini Lider'in değindiği ve herhangi bir reform ve kurtarma süreci için temel ve önemli bir anahtar teşkil edebilecek sondan bir önceki nokta, sonuçları ve uluslararası toplumla diyalog ile olan bağlantısı açısından açık ve netti.

Rejimin Dini Lideri, düşmanla diyaloğun, rejimin dış güçlerle mücadele politikasının dayandığı ilke ve prensiplerle çelişmediğini belirtti. Bu pozisyon, netliği ve dolaysızlığı açısından türünün ilk örneği olabilir. Bu tanımlama ile kastedilenin, İran İslam rejiminin ve devriminin düşmanları listesinde İsrail'den sonra ikinci sırada yer alan ABD ile diyaloğun mümkün olduğu imasından uzak olmadığına dair bu kadar açık ve doğrudan ilk pozisyon olabilir. 

Dini Lider hükümete, özellikle diplomatik düzeyde ve dış ilişkilerde çalışmalarının başında açık ve net direktifler verdi. Cumhurbaşkanı ve yeni Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin, yeni hükümetin tüm güçler ve taraflarla diyaloğa açık olduğu ve nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması ve yaptırımların sona erdirilmesi için çalışması konusunda benimsedikleri pozisyonlara atıfta bulundu. Tüm bunlar, bu pozisyonların rejimin benimsediği yüksek politikaların genel çerçevesiyle tutarlı olduğu ve bu sürecin gelişiminin bu politika ve emellerle çelişmediği anlamına geliyor.

Yeni hükümetin ABD ile diyalog imkânı konusunda ciddi adımlar atmasının önünü açan bu yeşil ışık, rejim liderliğinin pozisyonlarında belirtileri açıkça ortaya çıkmaya başlayan yeni bir rasyonalizm aşamasına işaret ediyor. Özellikle de cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında aday Pezeşkiyan'ın sonuçlar açıklanıp cumhurbaşkanı ve rejimin iç ve dış politikalarının uygulanmasından sorumlu yürütme otoritesinin başı ilan edilmeden önce benimsediği sloganlara derin devlet çevrelerinin katı ve karşıt bir tavır almadığı göz önüne alındığında. Dini Lider daha önce eski cumhurbaşkanı İbrahim Reisi liderliğindeki bir önceki hükümete de bu yeşil ışığı yakmıştı fakat hükümet bu fırsatı değerlendiremedi ve bu diyaloğu reddeden ideolojik pozisyonlara ve gruplara boyun eğdi.

Yeni hükümetin veya yürütme otoritesinin yaptırımlar çemberinden çıkmak için diyaloğa öncelik verme konusunda ısrar etme arzusu ile Dini Lider'in bu diyaloğun mümkün olduğuna ilişkin olumlu tutumunu tekrarlaması arasındaki yakınlaşma mutlak değildi. Tam aksine Dini Lider, bu konuya rejimin genel duruşuna uygun olacak kısıtlamalar getirmeye çalıştı. Bu nedenle de şunu vurguladı: “bu hükümet düşmana umut bağlamamalıdır ve düşmanın ne yapacağını görmek için beklemelidir. Elbette bu, hükümetin düşmanla bir aşamada ilişkilerde bulunmasıyla çelişmiyor ama sorun şu ki, ona (düşmana) umut bağlamamalı ve güvenmemeliyiz.”

Bu yaklaşımın temelinde, Dini Liderin ABD ile diyaloğun ciddi bir şekilde yeniden başlatılması anlamına gelen hükümetin diyalog sürecini başlatmasının önünü açma yönündeki ciddi niyetinin olduğu görülüyor. Bu temel ve niyet, eski dışişleri bakanı Muhammed Cevad Zarif'in hükümet ekibine dönmesi ve stratejik meselelerden sorumlu cumhurbaşkanı yardımcılığı görevinden istifa etmeden önce kendisine verilen görev ile de ifade buldu. Zarif, eski yardımcısı ve şimdiki Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bu diyaloğa ve müzakerelere liderlik edecek bir ekip oluşturdular.

Bu nedenle, bir sonraki aşamanın gerekliliklerine ilişkin tahminler ve İran müzakere ekibinin uygulamak zorunda kalacağı mekanizmalar, Dini Lider tarafından çizilen ve başlatılması için yeşil ışık yakılan genel çerçeveyle tutarlı olmalıdır. Bu, bir sonraki aşamanın, hızla ama acele etmeden İranlı müzakereci ile Amerikalı müzakereci arasında doğrudan diyaloğa geçebileceği anlamına geliyor ve bu müzakereler ilk aşamada nükleer anlaşma kriziyle ilgili konular ve İran'ın ekonomik yaptırımlar çemberinden çıkarılmasına yönelik mekanizmalarla sınırlı kalabilir.

İran müzakere ekibinin bu aşamada müzakerelerin kapsamını bölgesel dosyaları da kapsayacak şekilde genişletme yetkisi olmayabilir. Özellikle de İran'ın bu müzakere sürecine girme konusundaki tutumunun hâlâ rejimin üst düzey ve askeri liderlerinin Hamas Siyasi Büro başkanı İsmail Heniyye'ye düzenlenen suikasta, bunun sonucunda İran'ın egemenliği ile ulusal güvenliğinin maruz kaldığı ihlale yanıt verme konusundaki kararlı adımıyla bağlantılı göründüğü göz önüne alındığında. Nitekim Dini Lider, hükümet ile görüşmesinde bununla ilgili bulunduğu tek imada, İran'ın güçlerinin boyutlarından biri olarak kabul edilen İran'ın stratejik derinliğine ve bölgesel gücüne odaklandı.

Tahran ile Washington arasında doğrudan diyalog aşamasına geçmek, iki taraf arasında, özellikle de İran tarafında ilişkilerin normalleştirilmesi sürecine gitmek anlamına gelmiyor. Bu da diyaloğun, nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması ve yaptırımların kaldırılmasıyla ilgili tartışmalı konularda çözüme ve bu anlaşmada yapılması beklenen değişikliklerin niteliği konusunda uzlaşıya varmak amaçlarıyla sınırlandırıldığı anlamına geliyor. Kaldı ki, Arakçi de daha önce 2015’teki anlaşmanın olduğu gibi yeniden canlandırılmasının zorluğuna işaret etmişti.

Tahran ile Washington arasındaki ilişkilerin en azından konsolosluk düzeyinde yeniden canlandırılması çağrısında bulunan seslerin varlığına rağmen, bazı konularda düşmanla diyalogdan bahseden Dini Lider'in tutumundan net olarak anlaşılan, bu adımı, iki tarafın bir sonraki aşamada aralarındaki güven duvarını yeniden inşa edebilme becerisiyle doğrudan bağlantılı kılıyor.

Dini Lider ile Cumhurbaşkanı ve hükümet arasındaki görüşmede dikkat çekici olan husus, İran'ın İsrail saldırısına yanıtıyla ilgili herhangi bir konuşmanın geçmemesidir. Her ne kadar Cumhurbaşkanı, Yüksek Milli Güvenlik Kurulu'nun başkanlığını yürütüyorsa da bundan hiç bahsedilmemesi, açıkça Dini Lider'in bu hükümetten beklenen önceliklerin altını çizmeye ve hükümetin veya yürütme otoritesinin yetki alanına girmeyen askeri ve güvenlik meseleleri ile hükümetin yetkisindeki dahili, diplomatik ve ekonomik meseleleri ayırmaya çalıştığı anlamına geliyor. İran’da askeri ve güvenlik meseleleri, Dini Lidere bağlı ve genel komutanı olduğu askeri ve güvenlik teşkilatı ile koordinasyon içinde Dini Liderin münhasır yetkileri kapsamına giriyor.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.