Filistinliler ve ulusal hareketi yeniden yapılandırma

Genel seçim çağrısıyla ulusal hareketin yeniden yapılandırılması

Beyrut'un güney banliyösünde Filistinli mültecilerin yaşadığı Burc el-Beracne Mülteci Kampı’nda merhum Filistin lideri Yaser Arafat'ın çizildiği bir duvar resmi, 5 Şubat 2024 (AFP)
Beyrut'un güney banliyösünde Filistinli mültecilerin yaşadığı Burc el-Beracne Mülteci Kampı’nda merhum Filistin lideri Yaser Arafat'ın çizildiği bir duvar resmi, 5 Şubat 2024 (AFP)
TT

Filistinliler ve ulusal hareketi yeniden yapılandırma

Beyrut'un güney banliyösünde Filistinli mültecilerin yaşadığı Burc el-Beracne Mülteci Kampı’nda merhum Filistin lideri Yaser Arafat'ın çizildiği bir duvar resmi, 5 Şubat 2024 (AFP)
Beyrut'un güney banliyösünde Filistinli mültecilerin yaşadığı Burc el-Beracne Mülteci Kampı’nda merhum Filistin lideri Yaser Arafat'ın çizildiği bir duvar resmi, 5 Şubat 2024 (AFP)

Esad Ganem

Filistin ulusal hareketi içindeki reform çağrıları, İsrail'in Gazze Şeridi'nde devam eden katliamının arka planında giderek artıyor. Bazıları bu tartışmaları ‘yeni bir keşif’ ve yeni bir başlangıç olarak göstermeye çalışıyor ve Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı'ndaki (UAD) açtığı davada Gazze halkına karşı ‘soykırım’ savaşı olarak bilinen en kötü savaş suçlarından biri karşısında ortak bir ulusal tutumun sergilenemediği Filistin’in feci durumundan bir uyanışa yol açabileceğini düşünüyorlar.

Filistin ulusal hareketinin yeniden yapılanma, Filistin'in içinde bulunduğu durumdan kurtarılması ve benzeri reformlara olan ihtiyacıyla ilgili tartışmalar yeni başlamadı. İngiliz Mandası döneminde ortaya çıkmasıyla başlayan bu tartışmalar, Filistin ulusal hareketinin Nekbe (büyük felaket) sonrası yeniden yapılanma deneyimine kadar ve Oslo sonrası dönemde de devam etti. Belki de bununla en alakalı hareketler, Hacı Muhammed Emin el-Hüseyni'nin erken dönem ulusal harekete liderlik etmesine yönelik muhalefetle ilişkili olanlardı. Bu muhalefet, her ne kadar daha öncesinde öncüleri ve fikirleri olsa da Birinci Dünya Savaşı sonrasında ve İngiliz Mandası'nın başlangıcında şekillenmeye başladı. Müftü'nün liderliğine muhalefet, Naşaşibi ailesi ve Hüseyni ailesi arasındaki ‘aşiret’ anlaşmazlığı ve Naşaşibi ailesinin, rakip Hüseyni ailesine mensup olan Kudüs Müftüsü’nün yerine oğullarından birinin bu görevi üstlenmesini istemesi gibi çeşitli itirazları ve akımları kapsıyordu. Ancak Kudüs Müftüsü Hacı Muhammed Emin el-Hüseyni'nin liderliğine yönelik muhalefet bununla sınırlı değildi. Zira 1932 yılında kurulan İstiklal Partisi'nin temsil ettiği milliyetçi akımların yanı sıra solcu-komünist güçler ve yükselen liberal güçler de bu muhalefete dahil oldu. Filistin toplumu esasen Kudüs Müftüsü ve liderliğini destekleyenler ile Ragıb Naşaşibi ve onun müftü olma hevesini destekleyenler olarak ikiye ayrılmıştı. Bu durum anlaşmazlıkları, entrikaları, silahlı direnişe karşı ihanet suçlamaları, meşru olmayan liderliği ve daha birçok noktayı içeriyordu. Bilindiği üzere işler karşılıklı tasfiyelere dönüştü ve Filistin Devrimi (1936-1939) ile sonuçlandı. Siyasi ve pratik olarak bu anlaşmazlıkların Filistinlilerin ve Filistin ulusal hareketlerinin 1948 yılındaki Nekbe sırasındaki tarihi yenilgisine olan katkısı göz ardı edilemez.

Öte yandan yenilgiye ve ulusal çöküşe yerinden edilme, Yahudi devletinin kurulması ve Filistin'in büyük bir bölümünü kontrol etmesi, Filistin'in geriye kalan topraklarından Batı Şeria ve Kudüs'ü Ürdün ordusu, Gazze Şeridi'ni ise Mısır ordusu tarafından kontrol edilmesi, yani ülkenin yerli halkını temsil eden ulusal bir hareketin gerçek ya da algı olarak egemenliğinin ortadan kalkması eşlik etti.

Bazı Filistinlilerin Gazze Şeridi'nde Hilmi Abdulbaki liderliğinde tüm Filistinlileri kapsayan bir hükümet kurma girişimi, 1950'li yılların ikinci yarısına kadar sürdü, ancak çaresizlikle geri adım attılar. Yaser Arafat, Halil el-Vezir ve Salah Halef liderliğinde mülteci kamplarında ve diasporada yaşayan bir grup Filistinli gencin Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi (El Fetih) kuruldu. El Fetih, kuruluşunun üzerinden on yıl geçmeden özellikle Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdunnasır tarafından Filistinliler adına konuşan ve onların isteklerini temsil eden birleşik bir liderlik oluşturmak amacıyla başlatılan bir girişim olan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) liderliği ile iç anlaşmazlıklar yaşadı ve taraflar birbirlerine karşılıklı suçlamalarda bulundu. Bu durum El Fetih’i ‘dış güçlere bağlı olduğu’ ve ‘Filistin dışı gündemleri’ uygulamak için bir araç olarak kullanmak isteyen ülkelerin çıkarlarını gözettiği suçlamalarına karşı savunmasız bıraktı. 1967 Arap-İsrail Savaşı sırasında Arap ülkelerinin yenilgisi, Arap-Nasırcı akımın gerilemesine, Arap Birliği (AL) ve Cemal Abdunnasır tarafından desteklenen FKÖ liderliğine ciddi bir darbe inmesine neden oldu. Bunu Ahmed Şukayri'nin FKÖ Başkanlığından istifası ve yerine Yahya Hammude liderliğindeki dörtlünün geçmesi izledi. Filistin’in liderliğini El Fetih devraldı ve Arafat'ın liderliğinde durumu etkin bir şekilde kontrol etti. Bu kontrol, Arafat'ın yerine Mahmud Abbas geçinceye kadar sürdü.

Arafat dönemi, Filistinliler arasındaki ciddi anlaşmazlıklar ve reform çağrıları ile noktalanırken, özellikle örgüt içinde, başta Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi (FDHKC) olmak üzere El Fetih karşıtı akımlar arasında çeşitli düzeylerde çatışmalar yaşandı, karşılıklı suçlamalar yapıldı. Ancak asıl anlaşmazlıklar El Fetih içinde, özellikle de Suriye rejiminden ciddi destek alan Ebu Salih ve Ebu Musa liderliğindeki reformist hareketin ortaya çıkması ve bu hareketin Arafat ve Filistin Yönetimi’ni yolsuzluk yapmak ve Filistin ulusal hareketini kurtuluş yolundan saptırmakla suçlayarak itaatsizlik ilan etmeleri ve ayrıldıklarını duyurmalarıydı. Bu duyuru, Filistinli silahlı gruplar arasında, özellikle de 1983 yılında Trablusşam’daki (Lübnan) Filistinlilerin yaşadığı mülteci kamplarında çatışmaların başlamasına yol açtı.

1967 Arap-İsrail Savaşı sırasında Arap ülkelerinin yenilgisi, Arap-Nasırcı akımın gerilemesine, Arap Birliği ve Cemal Abdunnasır tarafından desteklenen FKÖ liderliğine ciddi bir darbe inmesine neden oldu.

Birinci İntifada (1987-1992), ardından gelen Oslo Anlaşmaları dönemi ve Filistin Yönetimi'nin kuruluşu sırasında temelde Hamas ve İslami Cihad hareketleri tarafından temsil edilen İslamcı hareket büyümüş, Arafat’a, El Fetih’e ve FKÖ’ye içeriden ve dışarıdan meydan okumuş ve İsrail ordusuna karşı İsrail'in derinliklerinde gerçekleştirilen askeri eylemlerle Oslo Anlaşmalarını ve İsrail ile uzlaşmayı reddettiklerini ifade etmişti. Bu durum Arafat ve Filistin Yönetimi’ni Hamas ve İslami Cihad Hareketi liderlerine ve üyelerine karşı tutuklanma kampanyası gibi cezalandırıcı önlemler almaya itti. Öte yandan FKÖ içinde reforma gidilmesi ve örgütüm yeniden inşa edilmesi gerektiğine dair çağrılar yapılmaya başladı. Hamas liderleri de dahil olmak üzere çok sayıda Filistinli aktivist, lider, seçkin isim ve grup, FKÖ'nün kurumlarının yeniden inşası, Filistin genel seçimlerinin yapılması ve FKÖ'nün Filistin Yönetimi'nden ayrılması gibi fikirler de dahil olmak üzere Filistin ulusal hareketinin yeniden inşasına yönelik açık bir taleple bu çağrılara katıldı.

Hamas Hareketi’nin 2006 yılında yapılan seçimlere katılması, Filistin iç hareketinde merkezi bir noktayı temsil ediyordu. Hamas böylece Filistin Yasama Meclisi seçimlerine katılma isteğiyle Filistin Yönetimi’ni ve kurumlarıyla ilişki kurmayı resmen kabul edip seçimlerdeki başarısının ardından Filistin Yönetimi kurumlarının liderliğine fiilen katıldı. Bu katılımın gerekçesi olarak da Filistin'deki durumun düzeltilmesine doğrudan katkıda bulunma arzusunu öne sürdü. Buna FKÖ'da reforma gidilmesi ve Filistin ulusal hareketinin yeniden yapılandırılması için FKÖ'ye girmeye hazır olduğunu ilan etmesi de dahildi. Hamas’ın arzusu ve çabaları, El Fetih ve diğer Filistinli güçlerin muhalefetiyle karşılanırken bu durum 2007 yılındaki bölünmeye etkili bir şekilde neden oldu. El Fetih ve Hamas arasında şiddetli çatışmalar patlak verdi. Hamas Hareketi, Gazze Şeridi'nin, El Fetih ise Ramallah ve Batı Şeria'nın kontrolünü ele geçirdi.

İsrail ve İran'ın başını çektiği Arap ve İslam ülkeleri tarafından da körüklenen açık bölünme, suçlamalar ve rekabetler, Filistinliler arasındaki bölünmeyi daha da derinleştirdi. ‘Filistin ulusal hareketinin çöküşü’ olarak adlandırılan bu durum, Filistinlileri ortak bir ulusal çatı altında yeniden bir araya getirmesi ve köprü kurması zor bir parçalanmışlığa sürükledi. Bu apaçık gerçeğe rağmen Filistin’in ulusal bütünlüğünü yeniden tesis etmek için hem Filistinliler, hem Araplar hem de yabancı taraflar muazzam çabalar sarf etti. Ancak bu çabaların birçoğunda ya Filistin'deki durum ya da sadece Hamas - El Fetih anlaşmazlığını değil, aynı zamanda ulusal hareketin gerçek çöküşünü de yansıtan bir Filistin çatlağı yaratan değişiklikler iyi okunamadı.

Görsel kaldırıldı.
İsrail Başbakanı İzak Rabin ABD Başkanı Bill Clinton ve Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat, Beyaz Saray’ın bahçesinde Oslo Barış Anlaşması'nın imzalanması sonra, 13 Eylül 1993 (AFP)

Filistin ulusal hareketindeki ciddi reform çağrıları ve bunları takip eden anlaşmazlıkların her zaman şu üç sorunun yanıtına odaklanması dikkati çekiyor; birincisi Filistin halkına kim liderlik ediyor? ikincisi, Filistin mücadelesinin hedefleri neler, yani Filistinliler kolektif olarak ne istiyor? üçüncüsü ise bu hedefe nasıl ulaşacağız ve Filistin mücadelesinin stratejileri neler?

Anlaşmazlıkların temelinde genellikle iktidarı tekelleştirme ve muhalifleri ve karşıtları dışlama iddiaları, yol, vizyon ve stratejilerle ilgili görüş ayrılıkları ve uzlaşı, ulusal davaya ve temellerine bağlı olmamak gibi hainliğe ve işbirlikçiliğe varan suçlamalar yer alırken birçok durumda taraflar arasında silahlı çatışmalar yaşandı. Pratikte bu anlaşmazlıklar, Filistin ulusal hareketinin en önemli özellikleri arasında sıralanırken Filistinli taraflar arasındaki çatışmalar her zaman doğrudan ya da dolaylı olarak İsrail veya Suriye ve İran liderliğindeki Arap ve Müslüman ülkelerin rejimleriyle kurulan ortaklıklar çerçevesinde patlak verdi. Tüm bu özellikler bizi ‘eğer İsrail ve onun politikaları ve eylemleri Filistinlilerin yenilgisinde ve kötüleşmesinde başlıca faktörse FKÖ tarafından temsil edilen Filistin ulusal hareketinin performansı da Filistinlilerin yenilgisinin, özgürlük ve adalete ya da en azından durumlarını düzeltmeye ve hem kolektif hem de bireysel olarak güvenliklerini korumaya başlamalarını garanti eden makul bir siyasi çözüme giden yollarının zorlaşmasının en önemli nedenlerinden biridir’ şeklindeki tek bir merkezi sonuca götürüyor.

Filistin ulusal hareketinin çöküşü’ olarak adlandırılan bu durum, Filistinlileri ortak bir ulusal çatı altında yeniden bir araya getirmesi ve köprü kurması zor bir parçalanmışlığa sürükledi.

İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü acımasız savaş, burada uyguladığı etnik temizlik ve Batı Şeria ile Kudüs'te tırmanan gerilim, Filistinlilerin güçsüzlüğünü, aralarındaki koordinasyon eksikliğini, ulusal hareketin çöküşünü, zayıflığını ve İsrail saldırganlığını ve ateşkesi durdurmaya ve belki de Filistin’in yeniden toparlanmasına katkıda bulunmaya yönelik ciddi bir adım atılmasındaki yetersizliğini her zamankinden çok daha açık bir şekilde gösterdi.

Bunun yanında Hamas’ın 7 Ekim'de saldırmasaydı, İsrail'in karşı saldırısının ve Gazze Şeridi'ndeki yıkıcı savaşın gerçekleşmeyeceği ya da en azından böyle bir ivme ve güçle olmayacağı da bir gerçek. Eğer Hamas, örgütlü bir Filistin ulusal hareketi olsaydı, hedefleri ve bu hedeflere ulaşmayı sağlayacak mücadele yolu ve yöntemleri konusunda net kararlar alır ve net bir yol çizerdi. Filistinlilerin kolektif bir ulusal duruşu olsaydı bile İsrail'in yaptığı her şeyi yapacağını düşünmek, Filistinlilerin İsrail'i caydırma konusundaki ortak yeteneklerinin büyük ölçüde küçümsenmesi anlamına gelir. Filistinliler, en azından İsrail'e ve işgale karşı 7 Ekim 2023 tarihindeki Hamas saldırısından daha uygun ve uyarlanabilir yollarla direnebilecekleri stratejik görüşe sahiptiler.

Görsel kaldırıldı.
Yerinden edilen Filistinliler, 15 Eylül 1948 (AFP)

Öte yandan Gazze’deki savaş ve yarattığı dehşet, Filistinlilere ulusal hareketi yeniden yapılandırmaları ve canlandırılmalarının yanı sıra İsrail'in devam eden saldırganlığına, Gazzelileri korumaya katkıda bulunmayı, İsrail'i caydırmayı ve saldırganlığını durdurmaya zorlamayı, düşmanlıkların sona ermesinin ardından gelecek olan yeniden yapılanma ve siyasi düzenlemelere ciddi bir şekilde katılmayı amaçlayan kolektif bir Filistin ulusal eylemiyle karşı koymaları gerektiğini düşünmek ve bu yolda çalışmak için bir fırsat daha verdi.

Al Majalla’da yayınlanan 21 Kasım 2023 tarihli ve ‘FKÖ Rolünü Terk Ediyor’ başlıklı makalemde, Filistin Yönetimi’ne Filistin ulusal hareketini, FKÖ çatısı altında ve önceki mutabakatlar temelinde yeniden inşa ederek Gazzelileri ve tüm Filistinlileri İsrail'in hedef almasına ve ihlallerine karşı savunma sorumluluğunu üstlenmesi çağrısında bulunmuştum. Ayrıca, İsrail saldırganlığını durdurma çabalarında Filistinlilerin sözcüsü olacak ve Filistin'in durumunun sınırlarının çizilmesine, yeniden inşasına ve belki de savaşın sona ermesinin ardından ulusal bağımsızlığın başlatılmasına ciddi katkıda bulunacak, merkezi gruplar tarafından desteklenen teknokratik bir Filistin uzlaşı hükümetinin kurulması gerektiğini vurgulamıştım. O sıra yaptığım bu çağrı, son yıllarda tartışılan çabaların ve fikirlerin bir devamı olsa da Gazze’deki savaş, savaşın etkileri ve dehşeti, özellikle İsrail'in planları ve işlediği suçlar daha önce hiç olmadığı kadar netleştikten sonra Filistin ulusal hareketinin rolünü oynayabilmesi için eleştirme ve düzeltme hakkını saklı tutarak tartışmaları bir kenara bırakıp ciddi bir eylemde bulunulmasını zorunlu kılıyordu.

FKÖ'yü Filistinliler için ‘manevi yuva’ olarak yeniden yapılandırma çağrısı zaten sorunlu bir çağrıdır. Filistinlilerin bu duruma düşmesine katkıda bulunan bir örgütün yeniden yapılanması için nasıl çağrıda bulunulabilir?

Tüm bunlarla başa çıkmanın yolu ya da cevabı sadece Batı Şeria ve Gazze'de değil, tüm Filistin topraklarında genel seçimlere gidilmesinde yatıyor olabilir. Çünkü bunun İsrail'e hizmet eden bir rejimin yeniden inşası anlamına geleceğinden korkuluyor. Ancak tüm Filistinlileri temsil eden bir ulusal hareketin yeniden inşası amacıyla Filistin'in tamamında seçimlerin yapılması gerekebilir. FKÖ'nün simgesel olan ve tüm Filistinlilerin temsilcisi olarak uluslararası alanda tanınan statüsünün korunması ve biçim ve içerik açısından temelden değiştirilmesi için bugünkünden radikal bir şekilde farklı bir biçimde yeniden inşa edilmesi için bir ön adım olacaktır. Bunun için tüm Filistinlilerin ve Filistinli grupların bu konuda ciddi ve üstü kapalı bir anlaşmaya varması gerekiyor. Fakat birbirine rakip Arap ülkelerinin yanı sıra İran, İsrail ve diğerlerine bağlı olan gruplar ve liderler varken bu mümkün mü?

Bu sorunun cevabı sadece Batı Şeria ve Gazze'de değil, tüm Filistin topraklarında genel seçimlere gidilmesinde yatıyor olabilir.

Filistinli seçkinlerin şu an üzerinde çalıştığı ulusal girişim, özellikle İsrail'in Gazze'de yürüttüğü savaş ve işlediği savaş suçlarının sonuçları çerçevesinde Filistin'in yeniden inşası ve etkin bir rol üstlenmesi için genel seçimlerin yapılmasını vurgulayarak Filistin ulusal hareketini yeniden yapılandırmayı amaçlıyor. Şarku’l Avsat’ın Majalla'dan aktadığına göre Gazze’de devam eden savaştan önceki girişimlerle temelde tutarlı olan bu girişim, üç temel gelişme sonrası ortaya çıktı. Bunlardan birincisi, İsrail'in herhangi bir mantıklı çözüme ve Filistinlilerle olası bir uzlaşıya varma konusundaki isteksizliği, ikincisi, Filistin'in iç durumunun kötüleşmesi ve Filistinliler arasındaki bölünmenin yanı sıra mülteci sorununun tırmanması ve üçüncüsü, uluslararası arenada yaşanan gelişmelerin, Filistin davasının uluslararası gündemdeki varlığını yok denecek kadar azaltması. Tüm bunlar Filistin Forumu, Filistin Halk Kongresi, FKÖ Yeniden İnşa Girişimi, Denizaşırı Filistinliler Konferansı, Tek Devlet Girişimi ve diğer girişimlerdeki Filistinli aktivistleri inisiyatifi Filistin ulusal hareketine geri kazandırabilecek yollar ve fikirler üzerinde düşünmeye itti.

Son dönemde Ramallah'ta Filistin Çağrı Girişimi'ni başlatmak üzere düzenlenen toplantının ardından Filistin Forumu da dahil olmak üzere çeşitli kuruluşlar tarafından düzenlenen çalıştaylarda arka planında yapılan çağrılara odaklanıldı. Şubat ayında düzenlenen bir toplantıda bin 350 Filistinli aktivist tarafından imzalanan bir bildiri yayınlandı. Bildiride İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşını ve bunun feci sonuçlarını dikkate alan bir Filistin hareketinin başlatılması ve FKÖ'nün tüm Filistinlileri temsil edecek şekilde yeniden yapılandırılarak Filistin'deki durumun stratejik olarak yeniden tesis edilmesi çağrısı yapıldı. Açıklamada ayrıca, ortak bir tutum olarak referans olacak, İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşını durdurmaya ve etkili bir ateşkese ulaşmaya katkıda bulunacak bir araç olarak hizmet edecek ardından Gazze'nin yeniden inşası ve İsrail’in işlediği suçların yıkıcı etkilerini hafifletmek için çalışmak üzere Filistinli başlıca güçlerin dahil olduğu birleşik bir Filistin hükümetinin kurulması çağrısında bulunuldu.

Faşist ve ırkçı İsrail'in Gazze'yi yaşanmaz hale getirmekten, Gazze'de ve tarihi Filistin'de mümkün olduğunca çok sayıda Filistinliyi öldürmekten ve yerinden etmekten başka bir şeyi kabul etmediğinin her gün teyit edildiği mevcut dönemde bu ulusal talepten daha önemli bir şey yok. Buna da herhangi bir ciddi katkıda bulunmak için öncelikle Filistinlilerin kendi aralarında düzeni sağlamaları ve yukarıda sorduğumuz soruların cevaplarını bulmaları ya da en azından bulmaya çalışmaları gerekiyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.


Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
TT

Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)

Suriye yetkilileri, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Süveyda vilayetinde dört sivilin ölümüne ve bir kişinin de ağır yaralanmasına neden olan silahlı saldırıyla ilgili şüpheyle bir İç Güvenlik Kuvvetleri mensubunu gözaltına aldı.

Resmi haber ajansı SANA, Süveyda İç Güvenlik Şefi Hüseyin el-Tahhan'ın şu sözlerini aktardı: "Süveyda kırsalındaki el-Matouna köyünde korkunç bir suç işlendi ve dört vatandaş öldü, bir kişi de ağır yaralandı."

El-Tahhan, “bir mağdurla iş birliği içinde yapılan ilk soruşturmalar, şüphelilerden birinin bölgedeki İç Güvenlik Müdürlüğü personeli olduğunu ortaya koydu” açıklamasını yaptı ve “memur derhal gözaltına alındı ve yasal işlemlerin tamamlanması için soruşturmaya sevk edildi” ifadelerini kullandı.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın kalesi olan Süveyda Valiliği, 13 Temmuz'dan itibaren bir hafta boyunca Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi savaşçılar arasında çatışmalara sahne oldu, hükümet güçlerinin ve ardından Bedevilerin yanında yer alan silahlı aşiret mensuplarının müdahalesiyle kanlı çatışmalar yaşandı.

20 Temmuz'da ateşkes sağlandı, ancak durum gerginliğini korudu ve Süveyda'ya erişim zorlaştı.

Bölge sakinleri, hükümeti eyaleti kuşatma altına almakla suçlarken, on binlerce insan yerinden edildi; Şam ise bu suçlamayı reddediyor. O zamandan beri birkaç yardım konvoyu bölgeye girdi.

Süveyda valiliğindeki iç güvenlik başkanı, "kurbanların ailelerine en içten taziyelerini" ileterek, "vatandaşlara karşı yapılan her türlü ihlalin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve halkın güvenliğini ve emniyetini tehdit eden hiçbir eyleme müsamaha gösterilmeyeceğini" vurguladı.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.