Filistinliler ve ulusal hareketi yeniden yapılandırma

Genel seçim çağrısıyla ulusal hareketin yeniden yapılandırılması

Beyrut'un güney banliyösünde Filistinli mültecilerin yaşadığı Burc el-Beracne Mülteci Kampı’nda merhum Filistin lideri Yaser Arafat'ın çizildiği bir duvar resmi, 5 Şubat 2024 (AFP)
Beyrut'un güney banliyösünde Filistinli mültecilerin yaşadığı Burc el-Beracne Mülteci Kampı’nda merhum Filistin lideri Yaser Arafat'ın çizildiği bir duvar resmi, 5 Şubat 2024 (AFP)
TT

Filistinliler ve ulusal hareketi yeniden yapılandırma

Beyrut'un güney banliyösünde Filistinli mültecilerin yaşadığı Burc el-Beracne Mülteci Kampı’nda merhum Filistin lideri Yaser Arafat'ın çizildiği bir duvar resmi, 5 Şubat 2024 (AFP)
Beyrut'un güney banliyösünde Filistinli mültecilerin yaşadığı Burc el-Beracne Mülteci Kampı’nda merhum Filistin lideri Yaser Arafat'ın çizildiği bir duvar resmi, 5 Şubat 2024 (AFP)

Esad Ganem

Filistin ulusal hareketi içindeki reform çağrıları, İsrail'in Gazze Şeridi'nde devam eden katliamının arka planında giderek artıyor. Bazıları bu tartışmaları ‘yeni bir keşif’ ve yeni bir başlangıç olarak göstermeye çalışıyor ve Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı'ndaki (UAD) açtığı davada Gazze halkına karşı ‘soykırım’ savaşı olarak bilinen en kötü savaş suçlarından biri karşısında ortak bir ulusal tutumun sergilenemediği Filistin’in feci durumundan bir uyanışa yol açabileceğini düşünüyorlar.

Filistin ulusal hareketinin yeniden yapılanma, Filistin'in içinde bulunduğu durumdan kurtarılması ve benzeri reformlara olan ihtiyacıyla ilgili tartışmalar yeni başlamadı. İngiliz Mandası döneminde ortaya çıkmasıyla başlayan bu tartışmalar, Filistin ulusal hareketinin Nekbe (büyük felaket) sonrası yeniden yapılanma deneyimine kadar ve Oslo sonrası dönemde de devam etti. Belki de bununla en alakalı hareketler, Hacı Muhammed Emin el-Hüseyni'nin erken dönem ulusal harekete liderlik etmesine yönelik muhalefetle ilişkili olanlardı. Bu muhalefet, her ne kadar daha öncesinde öncüleri ve fikirleri olsa da Birinci Dünya Savaşı sonrasında ve İngiliz Mandası'nın başlangıcında şekillenmeye başladı. Müftü'nün liderliğine muhalefet, Naşaşibi ailesi ve Hüseyni ailesi arasındaki ‘aşiret’ anlaşmazlığı ve Naşaşibi ailesinin, rakip Hüseyni ailesine mensup olan Kudüs Müftüsü’nün yerine oğullarından birinin bu görevi üstlenmesini istemesi gibi çeşitli itirazları ve akımları kapsıyordu. Ancak Kudüs Müftüsü Hacı Muhammed Emin el-Hüseyni'nin liderliğine yönelik muhalefet bununla sınırlı değildi. Zira 1932 yılında kurulan İstiklal Partisi'nin temsil ettiği milliyetçi akımların yanı sıra solcu-komünist güçler ve yükselen liberal güçler de bu muhalefete dahil oldu. Filistin toplumu esasen Kudüs Müftüsü ve liderliğini destekleyenler ile Ragıb Naşaşibi ve onun müftü olma hevesini destekleyenler olarak ikiye ayrılmıştı. Bu durum anlaşmazlıkları, entrikaları, silahlı direnişe karşı ihanet suçlamaları, meşru olmayan liderliği ve daha birçok noktayı içeriyordu. Bilindiği üzere işler karşılıklı tasfiyelere dönüştü ve Filistin Devrimi (1936-1939) ile sonuçlandı. Siyasi ve pratik olarak bu anlaşmazlıkların Filistinlilerin ve Filistin ulusal hareketlerinin 1948 yılındaki Nekbe sırasındaki tarihi yenilgisine olan katkısı göz ardı edilemez.

Öte yandan yenilgiye ve ulusal çöküşe yerinden edilme, Yahudi devletinin kurulması ve Filistin'in büyük bir bölümünü kontrol etmesi, Filistin'in geriye kalan topraklarından Batı Şeria ve Kudüs'ü Ürdün ordusu, Gazze Şeridi'ni ise Mısır ordusu tarafından kontrol edilmesi, yani ülkenin yerli halkını temsil eden ulusal bir hareketin gerçek ya da algı olarak egemenliğinin ortadan kalkması eşlik etti.

Bazı Filistinlilerin Gazze Şeridi'nde Hilmi Abdulbaki liderliğinde tüm Filistinlileri kapsayan bir hükümet kurma girişimi, 1950'li yılların ikinci yarısına kadar sürdü, ancak çaresizlikle geri adım attılar. Yaser Arafat, Halil el-Vezir ve Salah Halef liderliğinde mülteci kamplarında ve diasporada yaşayan bir grup Filistinli gencin Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi (El Fetih) kuruldu. El Fetih, kuruluşunun üzerinden on yıl geçmeden özellikle Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdunnasır tarafından Filistinliler adına konuşan ve onların isteklerini temsil eden birleşik bir liderlik oluşturmak amacıyla başlatılan bir girişim olan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) liderliği ile iç anlaşmazlıklar yaşadı ve taraflar birbirlerine karşılıklı suçlamalarda bulundu. Bu durum El Fetih’i ‘dış güçlere bağlı olduğu’ ve ‘Filistin dışı gündemleri’ uygulamak için bir araç olarak kullanmak isteyen ülkelerin çıkarlarını gözettiği suçlamalarına karşı savunmasız bıraktı. 1967 Arap-İsrail Savaşı sırasında Arap ülkelerinin yenilgisi, Arap-Nasırcı akımın gerilemesine, Arap Birliği (AL) ve Cemal Abdunnasır tarafından desteklenen FKÖ liderliğine ciddi bir darbe inmesine neden oldu. Bunu Ahmed Şukayri'nin FKÖ Başkanlığından istifası ve yerine Yahya Hammude liderliğindeki dörtlünün geçmesi izledi. Filistin’in liderliğini El Fetih devraldı ve Arafat'ın liderliğinde durumu etkin bir şekilde kontrol etti. Bu kontrol, Arafat'ın yerine Mahmud Abbas geçinceye kadar sürdü.

Arafat dönemi, Filistinliler arasındaki ciddi anlaşmazlıklar ve reform çağrıları ile noktalanırken, özellikle örgüt içinde, başta Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi (FDHKC) olmak üzere El Fetih karşıtı akımlar arasında çeşitli düzeylerde çatışmalar yaşandı, karşılıklı suçlamalar yapıldı. Ancak asıl anlaşmazlıklar El Fetih içinde, özellikle de Suriye rejiminden ciddi destek alan Ebu Salih ve Ebu Musa liderliğindeki reformist hareketin ortaya çıkması ve bu hareketin Arafat ve Filistin Yönetimi’ni yolsuzluk yapmak ve Filistin ulusal hareketini kurtuluş yolundan saptırmakla suçlayarak itaatsizlik ilan etmeleri ve ayrıldıklarını duyurmalarıydı. Bu duyuru, Filistinli silahlı gruplar arasında, özellikle de 1983 yılında Trablusşam’daki (Lübnan) Filistinlilerin yaşadığı mülteci kamplarında çatışmaların başlamasına yol açtı.

1967 Arap-İsrail Savaşı sırasında Arap ülkelerinin yenilgisi, Arap-Nasırcı akımın gerilemesine, Arap Birliği ve Cemal Abdunnasır tarafından desteklenen FKÖ liderliğine ciddi bir darbe inmesine neden oldu.

Birinci İntifada (1987-1992), ardından gelen Oslo Anlaşmaları dönemi ve Filistin Yönetimi'nin kuruluşu sırasında temelde Hamas ve İslami Cihad hareketleri tarafından temsil edilen İslamcı hareket büyümüş, Arafat’a, El Fetih’e ve FKÖ’ye içeriden ve dışarıdan meydan okumuş ve İsrail ordusuna karşı İsrail'in derinliklerinde gerçekleştirilen askeri eylemlerle Oslo Anlaşmalarını ve İsrail ile uzlaşmayı reddettiklerini ifade etmişti. Bu durum Arafat ve Filistin Yönetimi’ni Hamas ve İslami Cihad Hareketi liderlerine ve üyelerine karşı tutuklanma kampanyası gibi cezalandırıcı önlemler almaya itti. Öte yandan FKÖ içinde reforma gidilmesi ve örgütüm yeniden inşa edilmesi gerektiğine dair çağrılar yapılmaya başladı. Hamas liderleri de dahil olmak üzere çok sayıda Filistinli aktivist, lider, seçkin isim ve grup, FKÖ'nün kurumlarının yeniden inşası, Filistin genel seçimlerinin yapılması ve FKÖ'nün Filistin Yönetimi'nden ayrılması gibi fikirler de dahil olmak üzere Filistin ulusal hareketinin yeniden inşasına yönelik açık bir taleple bu çağrılara katıldı.

Hamas Hareketi’nin 2006 yılında yapılan seçimlere katılması, Filistin iç hareketinde merkezi bir noktayı temsil ediyordu. Hamas böylece Filistin Yasama Meclisi seçimlerine katılma isteğiyle Filistin Yönetimi’ni ve kurumlarıyla ilişki kurmayı resmen kabul edip seçimlerdeki başarısının ardından Filistin Yönetimi kurumlarının liderliğine fiilen katıldı. Bu katılımın gerekçesi olarak da Filistin'deki durumun düzeltilmesine doğrudan katkıda bulunma arzusunu öne sürdü. Buna FKÖ'da reforma gidilmesi ve Filistin ulusal hareketinin yeniden yapılandırılması için FKÖ'ye girmeye hazır olduğunu ilan etmesi de dahildi. Hamas’ın arzusu ve çabaları, El Fetih ve diğer Filistinli güçlerin muhalefetiyle karşılanırken bu durum 2007 yılındaki bölünmeye etkili bir şekilde neden oldu. El Fetih ve Hamas arasında şiddetli çatışmalar patlak verdi. Hamas Hareketi, Gazze Şeridi'nin, El Fetih ise Ramallah ve Batı Şeria'nın kontrolünü ele geçirdi.

İsrail ve İran'ın başını çektiği Arap ve İslam ülkeleri tarafından da körüklenen açık bölünme, suçlamalar ve rekabetler, Filistinliler arasındaki bölünmeyi daha da derinleştirdi. ‘Filistin ulusal hareketinin çöküşü’ olarak adlandırılan bu durum, Filistinlileri ortak bir ulusal çatı altında yeniden bir araya getirmesi ve köprü kurması zor bir parçalanmışlığa sürükledi. Bu apaçık gerçeğe rağmen Filistin’in ulusal bütünlüğünü yeniden tesis etmek için hem Filistinliler, hem Araplar hem de yabancı taraflar muazzam çabalar sarf etti. Ancak bu çabaların birçoğunda ya Filistin'deki durum ya da sadece Hamas - El Fetih anlaşmazlığını değil, aynı zamanda ulusal hareketin gerçek çöküşünü de yansıtan bir Filistin çatlağı yaratan değişiklikler iyi okunamadı.

Görsel kaldırıldı.
İsrail Başbakanı İzak Rabin ABD Başkanı Bill Clinton ve Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat, Beyaz Saray’ın bahçesinde Oslo Barış Anlaşması'nın imzalanması sonra, 13 Eylül 1993 (AFP)

Filistin ulusal hareketindeki ciddi reform çağrıları ve bunları takip eden anlaşmazlıkların her zaman şu üç sorunun yanıtına odaklanması dikkati çekiyor; birincisi Filistin halkına kim liderlik ediyor? ikincisi, Filistin mücadelesinin hedefleri neler, yani Filistinliler kolektif olarak ne istiyor? üçüncüsü ise bu hedefe nasıl ulaşacağız ve Filistin mücadelesinin stratejileri neler?

Anlaşmazlıkların temelinde genellikle iktidarı tekelleştirme ve muhalifleri ve karşıtları dışlama iddiaları, yol, vizyon ve stratejilerle ilgili görüş ayrılıkları ve uzlaşı, ulusal davaya ve temellerine bağlı olmamak gibi hainliğe ve işbirlikçiliğe varan suçlamalar yer alırken birçok durumda taraflar arasında silahlı çatışmalar yaşandı. Pratikte bu anlaşmazlıklar, Filistin ulusal hareketinin en önemli özellikleri arasında sıralanırken Filistinli taraflar arasındaki çatışmalar her zaman doğrudan ya da dolaylı olarak İsrail veya Suriye ve İran liderliğindeki Arap ve Müslüman ülkelerin rejimleriyle kurulan ortaklıklar çerçevesinde patlak verdi. Tüm bu özellikler bizi ‘eğer İsrail ve onun politikaları ve eylemleri Filistinlilerin yenilgisinde ve kötüleşmesinde başlıca faktörse FKÖ tarafından temsil edilen Filistin ulusal hareketinin performansı da Filistinlilerin yenilgisinin, özgürlük ve adalete ya da en azından durumlarını düzeltmeye ve hem kolektif hem de bireysel olarak güvenliklerini korumaya başlamalarını garanti eden makul bir siyasi çözüme giden yollarının zorlaşmasının en önemli nedenlerinden biridir’ şeklindeki tek bir merkezi sonuca götürüyor.

Filistin ulusal hareketinin çöküşü’ olarak adlandırılan bu durum, Filistinlileri ortak bir ulusal çatı altında yeniden bir araya getirmesi ve köprü kurması zor bir parçalanmışlığa sürükledi.

İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü acımasız savaş, burada uyguladığı etnik temizlik ve Batı Şeria ile Kudüs'te tırmanan gerilim, Filistinlilerin güçsüzlüğünü, aralarındaki koordinasyon eksikliğini, ulusal hareketin çöküşünü, zayıflığını ve İsrail saldırganlığını ve ateşkesi durdurmaya ve belki de Filistin’in yeniden toparlanmasına katkıda bulunmaya yönelik ciddi bir adım atılmasındaki yetersizliğini her zamankinden çok daha açık bir şekilde gösterdi.

Bunun yanında Hamas’ın 7 Ekim'de saldırmasaydı, İsrail'in karşı saldırısının ve Gazze Şeridi'ndeki yıkıcı savaşın gerçekleşmeyeceği ya da en azından böyle bir ivme ve güçle olmayacağı da bir gerçek. Eğer Hamas, örgütlü bir Filistin ulusal hareketi olsaydı, hedefleri ve bu hedeflere ulaşmayı sağlayacak mücadele yolu ve yöntemleri konusunda net kararlar alır ve net bir yol çizerdi. Filistinlilerin kolektif bir ulusal duruşu olsaydı bile İsrail'in yaptığı her şeyi yapacağını düşünmek, Filistinlilerin İsrail'i caydırma konusundaki ortak yeteneklerinin büyük ölçüde küçümsenmesi anlamına gelir. Filistinliler, en azından İsrail'e ve işgale karşı 7 Ekim 2023 tarihindeki Hamas saldırısından daha uygun ve uyarlanabilir yollarla direnebilecekleri stratejik görüşe sahiptiler.

Görsel kaldırıldı.
Yerinden edilen Filistinliler, 15 Eylül 1948 (AFP)

Öte yandan Gazze’deki savaş ve yarattığı dehşet, Filistinlilere ulusal hareketi yeniden yapılandırmaları ve canlandırılmalarının yanı sıra İsrail'in devam eden saldırganlığına, Gazzelileri korumaya katkıda bulunmayı, İsrail'i caydırmayı ve saldırganlığını durdurmaya zorlamayı, düşmanlıkların sona ermesinin ardından gelecek olan yeniden yapılanma ve siyasi düzenlemelere ciddi bir şekilde katılmayı amaçlayan kolektif bir Filistin ulusal eylemiyle karşı koymaları gerektiğini düşünmek ve bu yolda çalışmak için bir fırsat daha verdi.

Al Majalla’da yayınlanan 21 Kasım 2023 tarihli ve ‘FKÖ Rolünü Terk Ediyor’ başlıklı makalemde, Filistin Yönetimi’ne Filistin ulusal hareketini, FKÖ çatısı altında ve önceki mutabakatlar temelinde yeniden inşa ederek Gazzelileri ve tüm Filistinlileri İsrail'in hedef almasına ve ihlallerine karşı savunma sorumluluğunu üstlenmesi çağrısında bulunmuştum. Ayrıca, İsrail saldırganlığını durdurma çabalarında Filistinlilerin sözcüsü olacak ve Filistin'in durumunun sınırlarının çizilmesine, yeniden inşasına ve belki de savaşın sona ermesinin ardından ulusal bağımsızlığın başlatılmasına ciddi katkıda bulunacak, merkezi gruplar tarafından desteklenen teknokratik bir Filistin uzlaşı hükümetinin kurulması gerektiğini vurgulamıştım. O sıra yaptığım bu çağrı, son yıllarda tartışılan çabaların ve fikirlerin bir devamı olsa da Gazze’deki savaş, savaşın etkileri ve dehşeti, özellikle İsrail'in planları ve işlediği suçlar daha önce hiç olmadığı kadar netleştikten sonra Filistin ulusal hareketinin rolünü oynayabilmesi için eleştirme ve düzeltme hakkını saklı tutarak tartışmaları bir kenara bırakıp ciddi bir eylemde bulunulmasını zorunlu kılıyordu.

FKÖ'yü Filistinliler için ‘manevi yuva’ olarak yeniden yapılandırma çağrısı zaten sorunlu bir çağrıdır. Filistinlilerin bu duruma düşmesine katkıda bulunan bir örgütün yeniden yapılanması için nasıl çağrıda bulunulabilir?

Tüm bunlarla başa çıkmanın yolu ya da cevabı sadece Batı Şeria ve Gazze'de değil, tüm Filistin topraklarında genel seçimlere gidilmesinde yatıyor olabilir. Çünkü bunun İsrail'e hizmet eden bir rejimin yeniden inşası anlamına geleceğinden korkuluyor. Ancak tüm Filistinlileri temsil eden bir ulusal hareketin yeniden inşası amacıyla Filistin'in tamamında seçimlerin yapılması gerekebilir. FKÖ'nün simgesel olan ve tüm Filistinlilerin temsilcisi olarak uluslararası alanda tanınan statüsünün korunması ve biçim ve içerik açısından temelden değiştirilmesi için bugünkünden radikal bir şekilde farklı bir biçimde yeniden inşa edilmesi için bir ön adım olacaktır. Bunun için tüm Filistinlilerin ve Filistinli grupların bu konuda ciddi ve üstü kapalı bir anlaşmaya varması gerekiyor. Fakat birbirine rakip Arap ülkelerinin yanı sıra İran, İsrail ve diğerlerine bağlı olan gruplar ve liderler varken bu mümkün mü?

Bu sorunun cevabı sadece Batı Şeria ve Gazze'de değil, tüm Filistin topraklarında genel seçimlere gidilmesinde yatıyor olabilir.

Filistinli seçkinlerin şu an üzerinde çalıştığı ulusal girişim, özellikle İsrail'in Gazze'de yürüttüğü savaş ve işlediği savaş suçlarının sonuçları çerçevesinde Filistin'in yeniden inşası ve etkin bir rol üstlenmesi için genel seçimlerin yapılmasını vurgulayarak Filistin ulusal hareketini yeniden yapılandırmayı amaçlıyor. Şarku’l Avsat’ın Majalla'dan aktadığına göre Gazze’de devam eden savaştan önceki girişimlerle temelde tutarlı olan bu girişim, üç temel gelişme sonrası ortaya çıktı. Bunlardan birincisi, İsrail'in herhangi bir mantıklı çözüme ve Filistinlilerle olası bir uzlaşıya varma konusundaki isteksizliği, ikincisi, Filistin'in iç durumunun kötüleşmesi ve Filistinliler arasındaki bölünmenin yanı sıra mülteci sorununun tırmanması ve üçüncüsü, uluslararası arenada yaşanan gelişmelerin, Filistin davasının uluslararası gündemdeki varlığını yok denecek kadar azaltması. Tüm bunlar Filistin Forumu, Filistin Halk Kongresi, FKÖ Yeniden İnşa Girişimi, Denizaşırı Filistinliler Konferansı, Tek Devlet Girişimi ve diğer girişimlerdeki Filistinli aktivistleri inisiyatifi Filistin ulusal hareketine geri kazandırabilecek yollar ve fikirler üzerinde düşünmeye itti.

Son dönemde Ramallah'ta Filistin Çağrı Girişimi'ni başlatmak üzere düzenlenen toplantının ardından Filistin Forumu da dahil olmak üzere çeşitli kuruluşlar tarafından düzenlenen çalıştaylarda arka planında yapılan çağrılara odaklanıldı. Şubat ayında düzenlenen bir toplantıda bin 350 Filistinli aktivist tarafından imzalanan bir bildiri yayınlandı. Bildiride İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşını ve bunun feci sonuçlarını dikkate alan bir Filistin hareketinin başlatılması ve FKÖ'nün tüm Filistinlileri temsil edecek şekilde yeniden yapılandırılarak Filistin'deki durumun stratejik olarak yeniden tesis edilmesi çağrısı yapıldı. Açıklamada ayrıca, ortak bir tutum olarak referans olacak, İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşını durdurmaya ve etkili bir ateşkese ulaşmaya katkıda bulunacak bir araç olarak hizmet edecek ardından Gazze'nin yeniden inşası ve İsrail’in işlediği suçların yıkıcı etkilerini hafifletmek için çalışmak üzere Filistinli başlıca güçlerin dahil olduğu birleşik bir Filistin hükümetinin kurulması çağrısında bulunuldu.

Faşist ve ırkçı İsrail'in Gazze'yi yaşanmaz hale getirmekten, Gazze'de ve tarihi Filistin'de mümkün olduğunca çok sayıda Filistinliyi öldürmekten ve yerinden etmekten başka bir şeyi kabul etmediğinin her gün teyit edildiği mevcut dönemde bu ulusal talepten daha önemli bir şey yok. Buna da herhangi bir ciddi katkıda bulunmak için öncelikle Filistinlilerin kendi aralarında düzeni sağlamaları ve yukarıda sorduğumuz soruların cevaplarını bulmaları ya da en azından bulmaya çalışmaları gerekiyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.