Liderlik ve öncülükten yoksun, çalkantılı bir uluslararası sistem

Devletler stratejik karar vermekten kaçınacak, önemsiz taktiksel hamleleri tercih edecekler ve bu da geçiş süresini uzatacak

Gazze'deki olaylar dünyanın dikkatini çekmeye devam ediyor (AFP)
Gazze'deki olaylar dünyanın dikkatini çekmeye devam ediyor (AFP)
TT

Liderlik ve öncülükten yoksun, çalkantılı bir uluslararası sistem

Gazze'deki olaylar dünyanın dikkatini çekmeye devam ediyor (AFP)
Gazze'deki olaylar dünyanın dikkatini çekmeye devam ediyor (AFP)

Nebil Fehmi

Haftalardır yazılarımda, uluslararası siyasi arenaya hakim olan kayboluş ve kavrayamama halini ele alıyorum ve bununla ilgili fikirleri doğrudan Ortadoğu ile ilgili başkalarının takip etmesi konusunda kararlıydım. Halen de Ortadoğu'nun kavram ve koşullarına değinmek niyetindeyim ama olaylar beni Gazze Şeridi'ne ve üçlü girişime çekti. Bu nedenle bugün uluslararası durumla ilgili ve liderlik ile öncülüğün temsil ettiği belirli ve önemli bir konuya odaklanmaya karar verdim.

Temmuz ayının başında, bilimsel ve entelektüel açıdan öne çıkan Qinghao Üniversitesi'nin “İşbirliği ve Toplu Çalışma” başlığı altında düzenlediği “Uluslararası Barış Konferansı”na katılmak üzere Pekin'i ziyaret ettim. 2024 versiyonu, konferansın 15’incisiydi ve aralarında eski Fransız ve Japon başbakanları de Villepin ve Ho Taiyama'nın da bulunduğu çok sayıda mevcut ve eski karar alıcı ve politikacı katılmıştı. Buna ilaveten, Avustralya ve Hindistan'ın eski dışişleri bakanları ile Mısır'ın eski dışişleri bakanı olarak ben davet edilmiştim. Konferansın açılışını Çin Devlet Başkanı Yardımcısı yaptı ve uluslararası ilişkiler alanından çok sayıda analist ve araştırmacı katılmıştı.

İki oturumda konuşmacı olarak geleceğe yönelik fikir ve görüşlerle katkıda bulunmam istendi. Bu oturumlardan ilki Gazze'deki olaylar ışığında Ortadoğu'daki durum ve ateşkes ile ilgili olası düzenlemeler hakkındaydı. İkinci oturumsa, gelişmekte olan veya geçmişte Bağlantısızlar Hareketi’nden olan Güney ülkelerinin, kutupluluk, tek kutupluluk, çok kutupluluk ve uluslararası ilişkilerin gidişatını istikrara doğru yönlendirebilecek belirleyici kutupların bulunmadığı kutupsuzluk arasında gidip gelen çağdaş uluslararası sistem hakkındaki bakış açısını sunmakla ilgiliydi.

Konuştuğum oturumlardan ve katılımcı olarak takip ettiğim diğer oturumlardan, uluslararası çalkantının güvenle yorum yapma ve teori sunma konusunda yoğun bir coşku yarattığını ve bunu körüklediğini anladım. Genel kaos ve kavrayamama hali bir bakış açısının diğerine tercih edilmesini engellediğinden, tüm olasılıklar ve senaryolar mümkün ve mevcut olduğundan, belirli bir öneriyi üstün kılan net bir kanıt veya gösterge bulunmadığından, her katılımcının hesap verme konusunda endişelenmeden bu konuda yaratıcı olabileceği geniş bir alan bulunduğunu gördüm.

Takip ettiklerime karşı ilk tepkimin bencil ve kişisel olduğunu gizlemiyorum. Uluslararası durumun doğası ve gelecekteki yönelimi hakkındaki belirsizliği ve kafa karışıklığımı paylaşan birçok uzman ve şahsiyetin olması beni mutlu etti. Önemli, zengin ve çok incelikli katkılar ve konuşmalar dinledim, ancak çoğunda geleceğe dair bir yönü diğerine tercih eden belirli bir bakış açısına rastlamadım.

Katılımcıların düşünceleriyle, nezaketleriyle, teorileriyle bizlere zevk verdiklerini ve bunları oldukça detaylandırdıklarını söylemek abartı ya da haksızlık olmaz. Bunun nedeni, gelecek olana ilişkin belirli görüş ve beklentilerin bir olasılığı diğerine tercih edecek şekilde sunulması riskinden kaçınmak olabilir. Bu ise, bu seviyedeki bir katılım, yaratıcı fikirleri, siyasi varlıkları ve kişisel “karizmalarıyla” tanınan bazı siyasi figürler için alışılmadık bir durumdu.

Ayrıca mevcut çalkantılı aşamanın, çelişkili pozisyonların ve çifte standartların bizi uluslararası parçalanmanın eşiğine getirdiğine dair yaygın kanaatle birlikte, oturumlar sırasındaki diyaloglardan ve hatta bu diyalogları yöneten moderatörlerin performanslarından belirli yanıtlar alma konusunda gerçek bir istek ve büyük bir tutku olduğunu da fark ettim. Zira özellikle büyük ülkeler arasında askeri çatışma olasılığının artması veya kontrolsüz bölgesel çatışmaların çokluğu göz önüne alındığında, pek çok uluslararası konunun entegre ve küresel bir şekilde ele alınması gerektiği, bireysel işlemlerle veya küresel kutuplaşmayla ele alınmaya uygun olmadığı yönündeki kanaatin hakim olduğu ve yaygınlaştığı bir dönemden geçiyoruz.

Ayrıca katılımcılar arasında çalkantı ve kavrayamama aşamasının zaman alacağına ve istikrara kavuşmadan önce yayılacağına dair genel bir kanaat olduğunu da hissettim. Keza çatışma ve savaş, hatta barış ve doğal rekabet durumunda uluslararası ilişkileri düzenlemeye yönelik bir çerçeve olarak dünyanın üzerinde uzlaştığı ilke ve uygulamalar üreteceği de düşünülüyor. Bu da ülkelerin ve toplumların temel stratejik kararlar almaktan kaçınarak önemsiz taktiksel hamleleri tercih etmelerini muhtemel kılıyor. Bu ise yeni uluslararası sistemde çalkantı aşamasından denge ve istikrar durumuna geçiş sürecini uzatıyor.

Konferansta edindiğim üçüncü gözleme gelince, ki bu belki de hepsinden önemlisi ve kavrayamama, çalkantı aşamasının doğal bir gereği olabilir; o da organizatörlerin ve katılımcıların özellikle bölgesel ve uluslararası düzeyde mevcut aşamanın liderliğini üstlenecek ülkeler ve kişilikler hakkındaki ısrarlı sorularıydı. Soru, son on yılda liberal rejimler ile merkezci rejimler arasında veya daha genel anlamda demokratik ve otokratik ülkeler arasında hüküm süren çelişkiyi dikkate almaksızın, reel politika perspektifine dayanıyordu.

Ortadoğu ile ilgili oturumda bana Gazze savaşı sonrası aşama ve Gazze’yi kimin yönetip idare edeceği, Filistin arenasını, Hamas hareketinin mi yoksa Filistin Otoritesi’nin mi, dolayısıyla suikastta uğramadan önce Heniyye yoksa Sinvar ya da Ebu Mazen, Barguti, Dahlan, el-Kadva veya diğerlerinin mi yönettiği soruları defalarca soruldu.

Sorular Filistin arenasının ötesine geçerek Arap dünyasının geneline uzandı. Arap dünyasında liderliğin, köklü geleneklere ve deneyimlere sahip eski, geleneksel Arap ülkeleri olan Mısır, Irak, Suriye ve Suudi Arabistan'a mı yoksa daha yeni, daha genç, dinamik ve son derece hareketli olan BAE ve Katar’a mı ait olduğu da soruldu. Sohbetlerde bölgedeki yeni nesil liderler arasında öne çıkan isimlere bile değinildi.

Liderliğe ilişkin aynı soru, aynı ısrarla, uluslararası sistem ile ilgili oturumda da bana ve diğerlerine yöneltildi. Cevaplarda askeri değer ve güç bir yana bırakılırsa, Güney ülkeleri arasında küresel liderlik konumuna geçmeye uygun ve yeterli olarak gördüğümüz ülkelere odaklanıldı. Hatta Brezilya, Hindistan gibi bazı ülkelerin isimleri öne sürüldü.

Bu ülkelerin bazı temsilcilerinin tepkilerinin çoğu ve benim kişisel yorumlarım, bilhassa güç kullanımından veya güç kullanma tehdidinden vazgeçmeyi talep ettiğimiz onlarca yıldan sonra, 21. yüzyılda liderliğin öncelikle siyasi ve entelektüel liderlik olması ve askeri kaygı ve değere dayanmaması gerektiği gerçeğine odaklanıldı. Nitekim Brezilyalı yetkililer daha önce, ülkelerinin üyeliğinin etkinleştirilmesine yönelik çalışmalar kapsamında Güvenlik Konseyi'ne üye seçilmesi halinde Brezilya’nın Güvenlik Konseyi kararlarını veto etme hakkından feragat edeceğini belirtmişlerdi.

Şahsen bana birkaç kez, gelecekte Güvenlik Konseyi çerçevesi dışında da olsa Abdunnasır, Tito ve Nehru liderliğinde daha önce kurulan Bağlantısızlar Hareketine benzer gruplaşmalar veya liderlikler dahil, liderlik rolü oynayabilecek diğer Güney ülkeleri hakkında da sorular soruldu.

Eski Hindistan dışişleri genel sekreteri tarafından övülen cevabım şuydu; askeri gücün önemini küçümsememek gerekse de genel olarak uluslararası düzeyde ve özel olarak Güney ülkelerinden doğacak liderlik entelektüel ve uygar bir liderliğin temelini oluşturacaktır. Mesajının içeriği ve fikirleri, uluslararası düzeyde halkların istekleriyle uyumlu olacaktır. Bu liderliğin taşıyıcıları, onu başkalarına taşıma, doğduğu bölgenin yanı sıra uluslararası düzeyde tanıtma kapasitesine ve istekliliğine sahip olacaktır. Geçmişte Bağlantısızlar Hareketi ülkelerinin mesajlarının başarılı olmasının, esas olarak, belirli bir bölgesel alana odaklanmadan, genel olarak halkların istek ve arzularıyla tutarlı fikirleri benimsemelerine dayandığını da vurguladım.

Bu değerli ziyaret ve konferanstan, uluslararası çalkantı ve rahatsızlıkların düzeyi konusunda gerçekten endişe duyarak ve şimdi önünde duran tüm engellere rağmen, uluslararası entegrasyonun herkes için en iyi ve en güvenli yol olduğu yönündeki genel fikir birliğinden memnun olarak ayrıldım.

Konferansta gördüğüm büyük sanayileşmiş ülkelerde öncü bir uluslararası liderliğin yokluğuna ilişkin genel uluslararası fikir birliği beni şaşırttı. Buradan uluslararası bütünleşme teorilerine inanan ve ülkelerin gücü ve zenginlikleri farklılık gösterse de bunu destekleyen entelektüel ve uygar liderlikler arayışında, kaygı, kafa karışıklığı ve rahatsızlığın Güney ülkeleri ve liderleriyle araştırma ve etkileşim çemberini genişletmeye yönelik teşvikler olduğu konusunda iyimser bir halde ayrıldım. Çünkü bu, hele ki önümüzdeki dönemde gerçek liderliğin kısa vadede yalnızca sanayileşmiş ülkelerden doğmayacağı açıkça ortaya çıktığı için, Güney ülkelerine uluslararası koşulları etkileme ve onlara yeniden denge ve disiplin kazandırma fırsatı sunuyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.


Güney Kore: Eğitim tatbikatı sırasında askeri helikopter kazasında iki kişi hayatını kaybetti

Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
TT

Güney Kore: Eğitim tatbikatı sırasında askeri helikopter kazasında iki kişi hayatını kaybetti

Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)

Güney Kore ordusu, bugün Kuzey Gapyeong eyaletinde rutin bir eğitim görevi sırasında bir AH-1S Cobra askeri helikopterinin düştüğünü ve iki kişilik mürettebatının hayatını kaybettiğini açıkladı.

Ordu yaptığı açıklamada, helikopterin saat 11:00 civarında, nedeni henüz netleşmeyen bir şekilde düştüğünü belirtti. İki mürettebat yakındaki bir hastaneye kaldırıldı ancak yaralanmaları nedeniyle hayatlarını kaybetti.

Kaza sonrasında, ordu bu modeldeki tüm helikopterlerin uçuşlarını durdurdu ve kaza nedenini araştırmak üzere bir acil müdahale ekibi oluşturdu. Ordu, eğitim görevinin motor çalışır haldeyken acil iniş prosedürlerinin uygulanmasını içerdiğini belirtti.


İran'da reformist harekete yönelik tutuklamalar sürüyor

Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı protestolardan bir kare (AP)
Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı protestolardan bir kare (AP)
TT

İran'da reformist harekete yönelik tutuklamalar sürüyor

Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı protestolardan bir kare (AP)
Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı protestolardan bir kare (AP)

İran’da reform yanlısı medya kuruluşları dün akşam, ülke çapında haftalardır süren yaygın protesto gösterilerinin ardından, reformist hareketin önde gelen isimlerini hedef alan tutuklama kampanyası kapsamında Reform Cephesi Başkanı ve İran Birlik Partisi Genel Sekreteri Azer Mansuri'nin tutuklandığını bildirdi.

Reform Cephesi’ne yakınlığıyla bilinen ‘İmtidad’ adlı haber sitesi, Mansuri'nin Tahran'ın yaklaşık 20 kilometre güneydoğusundaki Karçak ve Ramin semtindeki evine yapılan baskın sırasında Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) istihbarat servisi üyeleri tarafından adli emirle tutuklandığını aktardı.

Bu haberin ardından DMO'ya yakınlığıyla bilinen haber ajansı Fars, güvenlik ve adli kaynaklara dayandırdığı haberinde Mansuri'nin, eski milletvekili, önde gelen reformist figür ve Reform Cephesi Siyasi Komite Başkanı İbrahim Asgerzade ve asli üye eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi hükümetinde Dışişleri Bakan Yardımcısı olan Muhsin Eminzade ile birlikte tutuklandığını doğruladı.

drvgf
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, 2025 yılının ağustos ayında İsrail ile savaşın sona ermesinden birkaç gün sonra cumhurbaşkanlığı görevine geldikten sonra Reform Cephesi üyeleriyle üçüncü kez bir araya geldiğinde (İran Cumhurbaşkanlığı)

Aynı kaynaklara göre tutuklulara yöneltilen suçlamalar arasında ‘ulusal uyumu bozmak, anayasaya aykırı tutumlar sergilemek, düşman propagandasıyla iş birliği yapmak, teslimiyet politikasını teşvik etmek, grupların siyasi yollarını saptırmak ve yıkıcı nitelikte gizli mekanizmalar kurmak’ yer alıyordu.

Konuya hakim bir yetkili, yetkililerin ‘önceki eleştirel tutumlarını hoş görmesine rağmen, güvenlik karşıtı faaliyetlerini sürdürmeleri nedeniyle bu gruba yasaya uygun şekilde müdahale ettiğini’ söyledi.

İran'daki reformist partiler için en geniş koordinasyon çerçevesini oluşturan Reform Cephesi, son seçimlerde Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın en önde gelen destekçilerinden biri oldu.

Yine DMO'ya yakınlığıyla bilinen bir diğer haber ajansı Tesnim, kısa ve belirsiz bir açıklamayla yayınladığı haberde Tahran Savcılığı'nın bazı önde gelen siyasi isimleri ‘Siyonist İsrail rejimini ve ABD'yi desteklemekle’ suçladığını bildirdi. Ocak ayındaki olaylarla ilgili soruşturmalar çerçevesinde ilgili kişilerin isimleri, parti bağlantıları veya tutuklanma koşullarına dair herhangi bir bilgi ise verilmedi.

Tesnim’in haberine göre bu ‘terör olayları’, şiddet eylemlerini meşrulaştırmak ve iç güvenliği etkilemek için perde arkasında ve siber uzayda çalışan bir organizasyon ve medya ağı aracılığıyla ‘İsrail’ ve ‘kibirli’ taraflarla pratik ve operasyonel bir bağlantı olduğunu gösterdi.

Ajans, ABD ve İsrail’in tehditlerinin doruk noktasına ulaştığı bir dönemde reformist hareketin önde gelen politikacılarının davranışlarını izlemenin, savcının onları ‘siyasi ve sosyal durumu bozmak ve saha terörizmi olarak nitelendirdiği eylemleri meşrulaştırmak için faaliyetler düzenlemek ve yönetmekle’ suçladıktan sonra dosyalarını açmasına neden olduğunu da ekledi.

Tesnim, prosedürlerin tamamlanmasının ardından, bir siyasi partiye bağlı dört kişiye suçlamada bulunulduğunu, bunlardan bazılarının İsrail ve ABD için çalıştıkları gerekçesiyle tutuklandığını, diğerlerinin ise ulusal uyumu bozmak ve kışkırtmakla suçlandıkları bir davada soruşturma için çağrıldıklarını bildirdi.

dfghyju
Aktivist Azer Mansuri ve Eminzade solda, Asgerzade sağda (Jamaran News)

İran Yargı Erki’nin haber ajansı Mizan, kimliklerini açıklamadığı bazı siyasi isimlerin tutuklandığını ve haklarında dava açıldığını doğruladı.

Mansuri (60), daha önce reformist çizgiden eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin danışmanlığını yapmıştı. Aralık ayı sonlarında İran'da protestolar patlak verdikten sonra, Instagram hesabında “Sesinizi duyurmanın tüm yolları kapandığında, protesto sokaklara taşınır” diye yazmıştı.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye göre Mansuri, ‘baskının, protestocularla başa çıkmanın en kötü yolu’ olduğunu belirtirken, protestolar sırasında binlerce kişinin hayatını kaybetmesine atıfla, “Medyaya ulaşamıyoruz, ancak yaslı ailelere ‘Yalnız değilsiniz’ diyoruz” mesajına “Hiçbir güç, hiçbir gerekçe, hiçbir zaman bu büyük felaketi telafi edemez” diye ekledi.

Mansuri, 2009 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası düzenlenen protestoların ardından tutuklanmış ve ‘kamu düzenini bozmak ve devlete karşı propaganda yapmak’ gibi suçlamalarla üç yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Aynı şekilde 2022'de ‘başkalarına zarar vermek ve çevrimiçi kamuoyunu kışkırtmak amacıyla yalan yaymak’ suçlamasıyla yargılanan Mansuri, bir yıl iki ay hapis cezasına çarptırıldı. Mansuri, 2023 yılının haziran ayından bu yana, daha fazla sosyal özgürlük ve sivil toplumun daha güçlü bir rol oynamasını talep eden reformist partiler ve grupların çatı koalisyonu olan Reform Cephesi'nin başkanlığını yapıyor.

Yargı uyarıları

Bu tutuklamalar, 28 Aralık'ta İran genelinde yaşam koşulları nedeniyle başlayan ve kısa sürede yaygın bir hükümet karşıtı protesto hareketine dönüşen ve 8-9 Ocak'ta zirveye ulaşan protestoların ardından gerçekleşti.

Protestoların barışçıl bir şekilde başladığını, ancak daha sonra cinayet ve vandalizmin de dahil olduğu ‘ayaklanmalara’ dönüştüğünü belirten İranlı yetkililer, ABD ve İsrail'i ‘terör eylemi’ olarak nitelendirdikleri olayların arkasında olmakla suçladı. Ardından gelen baskılar, 1979'dan bu yana rejime yönelik en büyük siyasi meydan okuma olarak kabul edilen protestoları sona erdirdi.

Tutuklamalardan önce, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, protestolar sırasında reformlar ve gerçekleri araştırma komitelerinin kurulması çağrısında bulunan yerli şahsiyetleri sert bir şekilde eleştirdi. Ejei, Velayet-i Fakih’in yanında yer almayanların, ‘savaş sırasında Saddam Hüseyin'e sığınan ve bugün suçlu Siyonistlere sığınanlarla’ aynı kaderi paylaşacakları uyarısında bulundu.

Yargı Erki Başkanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir zamanlar devrimde yer alan ve şimdi açıklamalar yapanlar, zavallı ve sefil insanlardır.”

ABD merkezli insan hakları örgütü HRANA’ya göre protestolar sırasında 6 bin 971 kişinin öldürüldüğü belgelendi, bunların çoğu göstericiydi, ayrıca 51 binden fazla kişi gözaltına alındı.

Reformistlere yönelik parlamento tehdidi

Tutuklama kampanyası, Reform Cephesi'nin eski başkanı ve eski Milletvekili Ali Şakuri-rad'ın, güvenlik güçlerini protestolar sırasında ‘kendi saflarında cinayetler uydurmak’ ve ‘camileri yakmakla’ suçladığı açıklamalarıyla tırmanan tartışmalarla eş zamanlı gerçekleşti.

Şakuri-rad ne demişti?

Geçtiğimiz hafta Şakuri-rad’ın bir ses kaydı sızdırıldı. Bu kayıtta, 8-9 Ocak olaylarını ayrıntılı olarak anlatan Şakuri-rad, üyelerinin gerçekleştirdiği cinayetlerin ayaklanmayı bastırmak için yapılan bir proje olduğunu söyledi. Cami, türbe ve Kuran'ların yakılması ile Besic üyeleri ve güvenlik güçlerinin öldürülmesinin baskı için bahane olarak kullanıldığını da ekleyen Şakuri-rad, Mossad ve dış operasyon ekiplerini bu olayların arkasında olmakla suçlayan resmi açıklamayı reddettiğini ifade etti. Diğer açıklamalarında Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın protestocuları ‘sorun çıkaranlar’ olarak nitelendirmesini eleştiren Şakuri-rad, bunun ‘merkezci bir güç olarak rolünü yaktığını’ ve merkezci gücün ‘krizlerde temel sosyal sermayeyi temsil ettiğini’ söyledi.

rgthy
İran'ın Meşhed kentinde hükümet karşıtı protestocular toplanırken duman yükseliyor, 10 Ocak 2026'da (Reuters)

Aynı bağlamda Şakuri-rad, Birlik Partisi'nin kısa bir süre önce düzenlenen konferansına atıfla, konferansın oturumlarından birinde İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in mevcut durumu ele almak için bazı yetkilerini Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’a devretmesi önerisinin gündeme getirildiğini ve bu önerinin parti içinde tartışıldığını, ancak kamuoyuna açıklanmadığını söyledi.

“Geçiş konseyi”

Iran International adlı televizyon kanalı, 20 Ocak'ta Reform Cephesi Merkez Konseyi'nin, Hamaney'in istifasını ve bir ‘geçiş konseyi’ kurulmasını talep eden bir taslak bildiriyi görüşmek üzere acil ve gizli bir toplantı düzenlediğini bildirdi.

Ancak kanalın aktardığına göre güvenlik güçleri müdahale ederek Reform Cephesi liderlerini tehdit etti ve bu da bildirinin yayınlanmasının askıya alınmasına ve herhangi bir kamuoyu çağrısının geri çekilmesine yol açtı.

Habere göre görüşmelerde ‘toplu istifalar’ ve ‘ülkenin dört bir yanında protesto gösterileri düzenlenmesi çağrısı’ önerileri de gündeme geldi, ancak yaygın tutuklamalarla ilgili uyarılar da dahil olmak üzere güvenlik güçlerinin baskısı, bu adımların atılmasını engelledi.

Kanalın aktardığı reformist harekete yakın kaynaklara göre, güvenlik güçlerinin tepkisi, yetkililerin en üst düzeylerdeki siyasi bölünme belirtilerine karşı duyarlılığını ve İran siyasi sahnesinde herhangi bir fikir birliği hali veya kamuoyu eyleminin oluşmasını önleme çabalarını yansıttı.