Liderlik ve öncülükten yoksun, çalkantılı bir uluslararası sistem

Devletler stratejik karar vermekten kaçınacak, önemsiz taktiksel hamleleri tercih edecekler ve bu da geçiş süresini uzatacak

Gazze'deki olaylar dünyanın dikkatini çekmeye devam ediyor (AFP)
Gazze'deki olaylar dünyanın dikkatini çekmeye devam ediyor (AFP)
TT

Liderlik ve öncülükten yoksun, çalkantılı bir uluslararası sistem

Gazze'deki olaylar dünyanın dikkatini çekmeye devam ediyor (AFP)
Gazze'deki olaylar dünyanın dikkatini çekmeye devam ediyor (AFP)

Nebil Fehmi

Haftalardır yazılarımda, uluslararası siyasi arenaya hakim olan kayboluş ve kavrayamama halini ele alıyorum ve bununla ilgili fikirleri doğrudan Ortadoğu ile ilgili başkalarının takip etmesi konusunda kararlıydım. Halen de Ortadoğu'nun kavram ve koşullarına değinmek niyetindeyim ama olaylar beni Gazze Şeridi'ne ve üçlü girişime çekti. Bu nedenle bugün uluslararası durumla ilgili ve liderlik ile öncülüğün temsil ettiği belirli ve önemli bir konuya odaklanmaya karar verdim.

Temmuz ayının başında, bilimsel ve entelektüel açıdan öne çıkan Qinghao Üniversitesi'nin “İşbirliği ve Toplu Çalışma” başlığı altında düzenlediği “Uluslararası Barış Konferansı”na katılmak üzere Pekin'i ziyaret ettim. 2024 versiyonu, konferansın 15’incisiydi ve aralarında eski Fransız ve Japon başbakanları de Villepin ve Ho Taiyama'nın da bulunduğu çok sayıda mevcut ve eski karar alıcı ve politikacı katılmıştı. Buna ilaveten, Avustralya ve Hindistan'ın eski dışişleri bakanları ile Mısır'ın eski dışişleri bakanı olarak ben davet edilmiştim. Konferansın açılışını Çin Devlet Başkanı Yardımcısı yaptı ve uluslararası ilişkiler alanından çok sayıda analist ve araştırmacı katılmıştı.

İki oturumda konuşmacı olarak geleceğe yönelik fikir ve görüşlerle katkıda bulunmam istendi. Bu oturumlardan ilki Gazze'deki olaylar ışığında Ortadoğu'daki durum ve ateşkes ile ilgili olası düzenlemeler hakkındaydı. İkinci oturumsa, gelişmekte olan veya geçmişte Bağlantısızlar Hareketi’nden olan Güney ülkelerinin, kutupluluk, tek kutupluluk, çok kutupluluk ve uluslararası ilişkilerin gidişatını istikrara doğru yönlendirebilecek belirleyici kutupların bulunmadığı kutupsuzluk arasında gidip gelen çağdaş uluslararası sistem hakkındaki bakış açısını sunmakla ilgiliydi.

Konuştuğum oturumlardan ve katılımcı olarak takip ettiğim diğer oturumlardan, uluslararası çalkantının güvenle yorum yapma ve teori sunma konusunda yoğun bir coşku yarattığını ve bunu körüklediğini anladım. Genel kaos ve kavrayamama hali bir bakış açısının diğerine tercih edilmesini engellediğinden, tüm olasılıklar ve senaryolar mümkün ve mevcut olduğundan, belirli bir öneriyi üstün kılan net bir kanıt veya gösterge bulunmadığından, her katılımcının hesap verme konusunda endişelenmeden bu konuda yaratıcı olabileceği geniş bir alan bulunduğunu gördüm.

Takip ettiklerime karşı ilk tepkimin bencil ve kişisel olduğunu gizlemiyorum. Uluslararası durumun doğası ve gelecekteki yönelimi hakkındaki belirsizliği ve kafa karışıklığımı paylaşan birçok uzman ve şahsiyetin olması beni mutlu etti. Önemli, zengin ve çok incelikli katkılar ve konuşmalar dinledim, ancak çoğunda geleceğe dair bir yönü diğerine tercih eden belirli bir bakış açısına rastlamadım.

Katılımcıların düşünceleriyle, nezaketleriyle, teorileriyle bizlere zevk verdiklerini ve bunları oldukça detaylandırdıklarını söylemek abartı ya da haksızlık olmaz. Bunun nedeni, gelecek olana ilişkin belirli görüş ve beklentilerin bir olasılığı diğerine tercih edecek şekilde sunulması riskinden kaçınmak olabilir. Bu ise, bu seviyedeki bir katılım, yaratıcı fikirleri, siyasi varlıkları ve kişisel “karizmalarıyla” tanınan bazı siyasi figürler için alışılmadık bir durumdu.

Ayrıca mevcut çalkantılı aşamanın, çelişkili pozisyonların ve çifte standartların bizi uluslararası parçalanmanın eşiğine getirdiğine dair yaygın kanaatle birlikte, oturumlar sırasındaki diyaloglardan ve hatta bu diyalogları yöneten moderatörlerin performanslarından belirli yanıtlar alma konusunda gerçek bir istek ve büyük bir tutku olduğunu da fark ettim. Zira özellikle büyük ülkeler arasında askeri çatışma olasılığının artması veya kontrolsüz bölgesel çatışmaların çokluğu göz önüne alındığında, pek çok uluslararası konunun entegre ve küresel bir şekilde ele alınması gerektiği, bireysel işlemlerle veya küresel kutuplaşmayla ele alınmaya uygun olmadığı yönündeki kanaatin hakim olduğu ve yaygınlaştığı bir dönemden geçiyoruz.

Ayrıca katılımcılar arasında çalkantı ve kavrayamama aşamasının zaman alacağına ve istikrara kavuşmadan önce yayılacağına dair genel bir kanaat olduğunu da hissettim. Keza çatışma ve savaş, hatta barış ve doğal rekabet durumunda uluslararası ilişkileri düzenlemeye yönelik bir çerçeve olarak dünyanın üzerinde uzlaştığı ilke ve uygulamalar üreteceği de düşünülüyor. Bu da ülkelerin ve toplumların temel stratejik kararlar almaktan kaçınarak önemsiz taktiksel hamleleri tercih etmelerini muhtemel kılıyor. Bu ise yeni uluslararası sistemde çalkantı aşamasından denge ve istikrar durumuna geçiş sürecini uzatıyor.

Konferansta edindiğim üçüncü gözleme gelince, ki bu belki de hepsinden önemlisi ve kavrayamama, çalkantı aşamasının doğal bir gereği olabilir; o da organizatörlerin ve katılımcıların özellikle bölgesel ve uluslararası düzeyde mevcut aşamanın liderliğini üstlenecek ülkeler ve kişilikler hakkındaki ısrarlı sorularıydı. Soru, son on yılda liberal rejimler ile merkezci rejimler arasında veya daha genel anlamda demokratik ve otokratik ülkeler arasında hüküm süren çelişkiyi dikkate almaksızın, reel politika perspektifine dayanıyordu.

Ortadoğu ile ilgili oturumda bana Gazze savaşı sonrası aşama ve Gazze’yi kimin yönetip idare edeceği, Filistin arenasını, Hamas hareketinin mi yoksa Filistin Otoritesi’nin mi, dolayısıyla suikastta uğramadan önce Heniyye yoksa Sinvar ya da Ebu Mazen, Barguti, Dahlan, el-Kadva veya diğerlerinin mi yönettiği soruları defalarca soruldu.

Sorular Filistin arenasının ötesine geçerek Arap dünyasının geneline uzandı. Arap dünyasında liderliğin, köklü geleneklere ve deneyimlere sahip eski, geleneksel Arap ülkeleri olan Mısır, Irak, Suriye ve Suudi Arabistan'a mı yoksa daha yeni, daha genç, dinamik ve son derece hareketli olan BAE ve Katar’a mı ait olduğu da soruldu. Sohbetlerde bölgedeki yeni nesil liderler arasında öne çıkan isimlere bile değinildi.

Liderliğe ilişkin aynı soru, aynı ısrarla, uluslararası sistem ile ilgili oturumda da bana ve diğerlerine yöneltildi. Cevaplarda askeri değer ve güç bir yana bırakılırsa, Güney ülkeleri arasında küresel liderlik konumuna geçmeye uygun ve yeterli olarak gördüğümüz ülkelere odaklanıldı. Hatta Brezilya, Hindistan gibi bazı ülkelerin isimleri öne sürüldü.

Bu ülkelerin bazı temsilcilerinin tepkilerinin çoğu ve benim kişisel yorumlarım, bilhassa güç kullanımından veya güç kullanma tehdidinden vazgeçmeyi talep ettiğimiz onlarca yıldan sonra, 21. yüzyılda liderliğin öncelikle siyasi ve entelektüel liderlik olması ve askeri kaygı ve değere dayanmaması gerektiği gerçeğine odaklanıldı. Nitekim Brezilyalı yetkililer daha önce, ülkelerinin üyeliğinin etkinleştirilmesine yönelik çalışmalar kapsamında Güvenlik Konseyi'ne üye seçilmesi halinde Brezilya’nın Güvenlik Konseyi kararlarını veto etme hakkından feragat edeceğini belirtmişlerdi.

Şahsen bana birkaç kez, gelecekte Güvenlik Konseyi çerçevesi dışında da olsa Abdunnasır, Tito ve Nehru liderliğinde daha önce kurulan Bağlantısızlar Hareketine benzer gruplaşmalar veya liderlikler dahil, liderlik rolü oynayabilecek diğer Güney ülkeleri hakkında da sorular soruldu.

Eski Hindistan dışişleri genel sekreteri tarafından övülen cevabım şuydu; askeri gücün önemini küçümsememek gerekse de genel olarak uluslararası düzeyde ve özel olarak Güney ülkelerinden doğacak liderlik entelektüel ve uygar bir liderliğin temelini oluşturacaktır. Mesajının içeriği ve fikirleri, uluslararası düzeyde halkların istekleriyle uyumlu olacaktır. Bu liderliğin taşıyıcıları, onu başkalarına taşıma, doğduğu bölgenin yanı sıra uluslararası düzeyde tanıtma kapasitesine ve istekliliğine sahip olacaktır. Geçmişte Bağlantısızlar Hareketi ülkelerinin mesajlarının başarılı olmasının, esas olarak, belirli bir bölgesel alana odaklanmadan, genel olarak halkların istek ve arzularıyla tutarlı fikirleri benimsemelerine dayandığını da vurguladım.

Bu değerli ziyaret ve konferanstan, uluslararası çalkantı ve rahatsızlıkların düzeyi konusunda gerçekten endişe duyarak ve şimdi önünde duran tüm engellere rağmen, uluslararası entegrasyonun herkes için en iyi ve en güvenli yol olduğu yönündeki genel fikir birliğinden memnun olarak ayrıldım.

Konferansta gördüğüm büyük sanayileşmiş ülkelerde öncü bir uluslararası liderliğin yokluğuna ilişkin genel uluslararası fikir birliği beni şaşırttı. Buradan uluslararası bütünleşme teorilerine inanan ve ülkelerin gücü ve zenginlikleri farklılık gösterse de bunu destekleyen entelektüel ve uygar liderlikler arayışında, kaygı, kafa karışıklığı ve rahatsızlığın Güney ülkeleri ve liderleriyle araştırma ve etkileşim çemberini genişletmeye yönelik teşvikler olduğu konusunda iyimser bir halde ayrıldım. Çünkü bu, hele ki önümüzdeki dönemde gerçek liderliğin kısa vadede yalnızca sanayileşmiş ülkelerden doğmayacağı açıkça ortaya çıktığı için, Güney ülkelerine uluslararası koşulları etkileme ve onlara yeniden denge ve disiplin kazandırma fırsatı sunuyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
TT

Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)

Rusya’nın Ermenistan Büyükelçisi Sergey Kuperskin, Rusya’nın Ermenistan ile ABD arasındaki ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ projesini yakından takip ettiğini ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu açıkladı.

Bu açıklama, yüzyıllardır Moskova'nın hayati etki alanı ve Rusya'nın zayıf noktası olarak kabul edilen Güney Kafkasya bölgesinde artan Amerikan faaliyetlerine ilişkin Rusya'nın tutumunda bir değişiklik olduğunu gösterdi. Bu bölge, defalarca dalgalanmalara ve Rusya'nın etkisine yönelik tehditlere tanık oldu.

edrft
Ermenistan ve Azerbaycan arasında anlaşmanın imzalanmasının ardından Beyaz Saray'da Donald Trump, İlham Aliyev ve Nikol Paşinyan tokalaşırken, 8 Ağustos 2025 (Reuters)

Azerbaycan'ı güney Ermenistan üzerinden Nahçıvan bölgesine (Ermenistan'ın adlandırmasına göre Nahichevan) bağlayan tartışmalı ‘Zengazur Koridoru’ kara projesine atıfta bulunan Kuperskin, ülkesinin ‘projeyle ilgili gelişmeleri takip ettiğini ve diğer hususların yanı sıra, Ermenistan Cumhuriyeti'ndeki demiryolu sektörünün bakımı ve geliştirilmesinde Rusya ile Ermenistan arasındaki yakın işbirliğini de dikkate alarak, müzakerelere katılmaya ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu’ söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov daha önce bu konuyu belirsiz ifadelerle ele almıştı. Lavrov, “Bu projenin somut pratik detayları henüz şekillenmeye başladı ve projenin başlatılması biraz zaman alacak” dedi.

tvrfv
Soldan sağa: Azerbaycan, Kazakistan, Rusya, Beyaz Rusya, Özbekistan, Tacikistan ve Ermenistan liderleri 10 Ekim'de Duşanbe'deki BDT zirvesinin yapıldığı binaya doğru ilerlerken (EPA)

Rusya Dışişleri Bakanlığı Enformasyon ve Basın Dairesi Başkanı Mariya Zaharova da Rusya'nın, Rusya Demiryollarının benzersiz uzmanlığından yararlanmak da dahil olmak üzere, projeye katılım seçeneklerini araştırmaya hazır olduğunu duyurdu.

Moskova, geçtiğimiz yıl ağustos ayında Washington'da Ermenistan ve Azerbaycan arasında varılan anlaşmanın bazı ayrıntılarına ilişkin çekincelerini daha önce dile getirmişti. Bakü ve Erivan arasındaki barış çabalarından duydukları memnuniyeti dile getiren Rus yetkililer, ABD'ye bölgede doğrudan varlık gösterme hakkı verilmesine ilişkin ayrıntılara açıkça memnuniyetsizliklerini ifade ettiler.

Azerbaycan ve Ermenistan tarafları, ABD'nin himayesinde düzenlenen ve onlarca yıldır taraflar arasında doğrudan arabuluculuk yapan Moskova'nın davet edilmediği bir toplantıda, barış ve on yıllardır süren çatışmanın sona ermesi için bir ön anlaşma imzaladı. İki ülke arasında barışın tesis edilmesi ve ilişkilerin güçlendirilmesine ilişkin anlaşma, Azerbaycan ile Ermenistan üzerinden Nahçıvan Özerk Bölgesi'ni birbirine bağlayan bir koridorun oluşturulmasına ilişkin bir madde içeriyordu. Bu konu, iki ülke arasında önemli bir anlaşmazlık noktasıydı.

dcfgtyhu
Dağlık Karabağ'daki Azerbaycan kontrol noktası, Ağustos 2023 (AFP)

Erivan, ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ olarak adlandırılan koridorun kurulması için ABD ve üçüncü taraflarla iş birliği yapmayı kabul etti. Bu gelişme, özellikle projeyi uygulamak için Amerikan şirketlerinin davet edilmesi konusundaki tartışmaların artmasıyla, Rusya ve İran’ın bölgedeki çıkarlarına doğrudan bir tehdit oluşturdu ve ABD’nin uzun vadeli ekonomik, ticari ve güvenlik varlığının kurulması anlamına geliyordu. Moskova, Washington'u doğrudan eleştirmekten kaçınırken, bazı yetkililer sadece dolaylı olarak memnuniyetsizliklerini dile getirdiler. İran ise, bu koridorun kendisini Kafkasya'dan izole edeceği ve sınırlarına yabancı bir varlık getireceği endişesiyle, koridorun kurulmasına şiddetle karşı çıktı.

Birkaç gün önce, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ile yaptığı görüşmede, Erivan'ın Washington'a kendi topraklarındaki koridorda bir pay vereceğini doğruladı. ABD Dışişleri Bakanlığı, yüzde 74'ü ABD'ye ait olacak şekilde, bu arazide demiryolu ve karayolu altyapısının inşasından sorumlu olacak bir şirket kurulacağını açıkladı. Dışişleri Bakanlığı'nın çerçeve metninde belirtildiği üzere, projenin ABD'nin yatırımlarına ve ‘kritik ve nadir minerallere’ ABD pazarına erişimine olanak sağlaması bekleniyor. Rubio, toplantı sırasında “Anlaşma, egemenlik ve toprak bütünlüğünden ödün vermeden ekonomik faaliyete ve refaha nasıl açılabileceğimizi gösteren, dünya için bir model olacak” dedi. “Bu, Ermenistan için, ABD için ve ilgili herkes için iyi olacak” diye ekleyen Rubio, Trump yönetiminin artık ‘anlaşmayı uygulamak için’ çalışacağını vurguladı.

sdfrgth
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan (sağda), Erivan'da İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı görüşmede imzalanan anlaşma belgelerini değiş-tokuş ederken (EPA)

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise Azerbaycan'ı Nahçıvan'a bağlayan koridorun güvenliğinin ‘üçüncü bir ülke değil, Ermenistan tarafından’ garanti edileceğini vurguladı.

Rusya'nın projeye ilişkin tutumundaki gelişme ve projeye katılma isteği konusunda görüşmelerin başlamasına, Moskova'nın Avrupa ile daha geniş bir iş birliğine yönelmeden önce Rusya'nın yakın müttefiki olan Ermenistan'a gönderilen mesajlar eşlik etti.

Bakan Lavrov, birkaç gün önce Ermenistan Ulusal Meclisi Başkanı Alen Simonyan ile yaptığı görüşmede şunları söyledi:

"Ermenistan'ın, Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyelerinin Rusya'ya stratejik bir yenilgi yaşatmak amacıyla açıkça savaş ilan ettiği bu durumun arkasındaki nedenleri tam olarak anladığını, şüphe ve hatta yalanlar saçan bir anlatının iki ülkemizin kamuoyunu domine etmemesini içtenlikle umuyorum.”

Ülkesinin ‘hiçbir ortağının herhangi bir yönde dış ilişkiler geliştirmesine asla itiraz etmediğini’ vurgulayan Lavrov, ancak Rusya’nın AB’deki muhataplarının, söz konusu ülkeyi sürekli olarak ‘ya bizimle ya da onlarla’ şeklindeki iki seçenek arasında seçim yapmaya zorladığını belirtti.


Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
TT

Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, Netanyahu'nun çarşamba günü Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelerek İran ile müzakereleri görüşeceği bildirildi.

Reuters'ın aktardığı açıklamada, Netanyahu'nun ‘(İran ile) yapılacak herhangi bir müzakerede balistik füzelerin sınırlandırılması ve İran'ın bölgedeki vekillerine verilen desteğin durdurulmasının yer alması gerektiğine inandığı’ belirtildi.

Reuters'a göre çarşamba gün  yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump’ın geçtiğimiz yıl ocak ayında göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ile Trump arasında yapılacak yedinci görüşme olacak. Öt yandan İsrail basınına göre Netanyahu, Trump'a İsrail'in İran'ın nükleer programını tamamen yok etme kararlılığını vurgulayacak.

İran ile ABD arasında geçtiğimiz cuma günü Umman'da nükleer dosyasına ilişkin görüşmeler gerçekleştirdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi. Ancak Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan görüşmelerin ardından, ‘tehditlerin ve baskının kaldırılması herhangi bir diyalogun başlaması için şart’ olduğunu vurgulayan Arakçi, “(Tahran) sadece nükleer meselesini görüşecek... ABD ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğiz” dedi.

Öte yandan her iki taraf da Tahran ile Batı arasında uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmek için diplomasiye yeni bir şans vermeyi kabul ettiklerini belirtti. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington'ın müzakerelerin İran'ın nükleer programı, balistik füze programı ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteğin yanı sıra ‘kendi halkına davranış biçimini’ de kapsaması istediğini söyledi.

İranlı yetkililer, bölgedeki en büyük füze programlarından biri olan İran'ın füze programını tartışmayacaklarını defalarca kez belirtmiş ve Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını istediğini söylemişlerdi.

Diğer taraftan Washington’a göre nükleer bombaya giden potansiyel bir yol olan İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri kırmızı çizgiyi oluşturuyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtı silah amaçlı kullanma niyetinde olmadığını vurguluyor.


Netanyahu, Trump'a İran nükleer projesinin tamamen ortadan kaldırılmasının gerekliliğini vurgulayacak

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
TT

Netanyahu, Trump'a İran nükleer projesinin tamamen ortadan kaldırılmasının gerekliliğini vurgulayacak

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)

İsrail haber sitesi Ynet dün, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun ABD Başkanı Donald Trump'a İsrail'in İran nükleer projesini tamamen ortadan kaldırma kararlılığını teyit edeceğini bildirdi.

İnternet sitesi, iyi bilgilendirilmiş bir kaynağa atıfta bulunarak, "İsrail'in tutumu, İran nükleer programının tamamen ortadan kaldırılması, uranyum zenginleştirmenin durdurulması, zenginleştirme kapasitesinin durdurulması ve zenginleştirilmiş uranyumun İran topraklarından çıkarılması konusunda ısrar etmek olacaktır" dedi.

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre kaynak, "İsrail, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı müfettişlerinin İran'a geri dönmesini ve şüpheli bölgelere sürpriz ziyaretler yapılmasını talep ediyor" ifadelerini kullandı.

Ynet haber sitesi, kaynağın şu sözlerini aktardı: "İran ile yapılacak herhangi bir anlaşma, İsrail'i tehdit edemeyeceklerinden emin olmak için füze menziline 300 kilometrelik bir sınır getirmelidir."

Ofisi dün yaptığı açıklamada, Netanyahu'nun önümüzdeki çarşamba günü Washington'da Trump ile görüşeceğini duyurdu.