Mısır’ın Somali'deki askerleri: Afrika stratejisi yeniden şekilleniyor

Etiyopya'da savaş tehlikesi artıyor

Etiyopya'nın Somaliland Cumhuriyeti ile Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimini sağlayacak bir anlaşma imzalamasının ardından Somali'de hükümeti desteklemek amacıyla düzenlenen protesto gösterilerinden bir kare (AFP)
Etiyopya'nın Somaliland Cumhuriyeti ile Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimini sağlayacak bir anlaşma imzalamasının ardından Somali'de hükümeti desteklemek amacıyla düzenlenen protesto gösterilerinden bir kare (AFP)
TT

Mısır’ın Somali'deki askerleri: Afrika stratejisi yeniden şekilleniyor

Etiyopya'nın Somaliland Cumhuriyeti ile Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimini sağlayacak bir anlaşma imzalamasının ardından Somali'de hükümeti desteklemek amacıyla düzenlenen protesto gösterilerinden bir kare (AFP)
Etiyopya'nın Somaliland Cumhuriyeti ile Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimini sağlayacak bir anlaşma imzalamasının ardından Somali'de hükümeti desteklemek amacıyla düzenlenen protesto gösterilerinden bir kare (AFP)

Amr İmam

Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı, hem Etiyopya ile Mısır arasında Büyük Etiyopya Rönesans Barajı (Hedasi) nedeniyle uzun zamandır devam eden rekabet ve düşmanlık açısından Addis Ababa için de bir güvenlik tehdidi oluşturuyor hem de Etiyopya hükümetinin prestijine zarar veriyor.

Bu durum özellikle Etiyopya'nın engebeli coğrafyası, yoğun nüfusu, askeri gücü ve başta Eritre olmak üzere komşu ülkelerle olan gerginlik dolu geçmişi nedeniyle bölge için bir korku kaynağı oldu. Nil Havzası'ndaki ülkelerden biri olan Etiyopya aynı zamanda Nil Nehri sularının yüzde 80'inden fazlasının çıktığı ülke olduğundan nehir sularını kontrol edebildiği düşünülüyor. Bu imaj, Etiyopya'nın tamamlanmak üzere olan Londra’nın yüzölçümüne eş değer büyüklükte bir rezervuara sahip milyarlarca dolarlık bir hidroelektrik barajı olan Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nı inşasıyla daha da güçlendi.

Ancak Mısır, bu yılın ocak ayından bu yana Addis Ababa ile çatışma halinde olan Somali'ye askerlerini göndererek bu imajı yıpratmaya çalışıyor. Etiyopya ile Somali arasındaki anlaşmazlık, Addis Ababa'nın ayrılıkçı Somaliland ile yaptığı ve bağımsızlığını tanıması karşılığında Kızıldeniz kıyılarına erişmesine olanak sağlayan bir mutabakat zaptı imzalamasının ardından başladı.

Kahire, en azından resmi düzeyde de olsa Somali'ye asker ve askeri teçhizat göndermesini bir savaş eylemi ya da askerileştirme sinyali olarak göstermese de askerlerinin Afrika Boynuzu'nun kalbine konuşlandırılması, kulislerde tartışılan ve övülen bir dizi stratejik ve güvenlik hedefine ulaşıldığını gösteriyor.

Ana kıtaya dönüş

Mısır'ın Somali'ye özel kuvvetler de dahil olmak üzere 10 bin asker ve askeri teçhizat gönderme kararı, Kahire ve Mogadişu arasında geçtiğimiz ayın ortalarında imzalanan ortak savunma anlaşmasına dayanıyor. Anlaşma, Etiyopya ile Somaliland arasında imzalanan mutabakat zaptına misilleme olarak görülürken Mısır'ın Etiyopya’nın Aden Körfezi yakınlarındaki olası bir varlığına ilişkin endişelerini yansıttı.

Bu yılın ocak ayında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Somali bir Doğu Afrika ülkesi olarak Arap Birliği (AL) üyesi olduğu için Mısır’ın her zaman Somali'yi savunmaya hazır olduğunu belirtti. Ancak Mısır'ın Somali'yi desteklemeyi istemesinin ardında Kahire'nin Afrika'da barış ve güvenliğin sağlanmasında merkezi bir rol oynama arzusu yatıyor. Mısırlı stratejistler kıtadaki güvenliğin ve istikrarın Mısır'ın güvenliğini arttıracağına ve Afrikalılar için müreffeh bir geleceğin kapılarını açacağına inanıyor.

Şarku’l Avsat Al Majalla’dan aktardığı habere göre Mısır'ın eski Dışişleri Bakan yardımcılarından Muhammed el-Şazeli, Mısır'ın ulusal güvenliğinin bölgenin güvenliğinden ve istikrarından ayrılamayacağını söyledi. Şazeli, “Somali'nin konumu, özellikle de Kahire’nin bu ülkedeki durumun Kızıldeniz'deki uluslararası seyrüsefer güvenliği üzerindeki etkisine ilişkin endişelerinden ötürü Mısır’ın ulusal güvenliği için büyük önem taşıyor” dedi.

Mısır önümüzdeki ekim ayında Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi'nin başkanlığını üstlenecek. Kahire'deki analistlere göre bu rol, özellikle Mısır'ın ulusal güvenliğini etkileyebilecek olası huzursuzluklar bakımından Mısır'ı kıtaya karşı sorumluluk üstlenmeye itiyor.

Bu sorumluluk duygusu, özellikle 1995 yılının haziran ayında Addis Ababa'da merhum Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'e düzenlenen suikast girişiminden sonra Afrika ülkeleriyle ilişkilerin gerilediği 2011 yılındaki halk devrimi öncesindeki politikalarından sıyrılıp radikal bir değişime gidildiğini gösteriyor. Ancak Mısır, kıtaya dönüşüyle birlikte güvenlik ve altyapı gibi üstün olduğu alanlarda destek arayışına da başladı.

Somali'nin konumu, Mısır'ın ulusal güvenliği açısından büyük önem taşıyor.

Mısır'ın kuzeydoğusunda, İsrail ve Gazze Şeridi sınırındaki Sina Yarımadası’nda DEAŞ’la bağlantılı örgütlere karşı on yıl süren mücadele Mısır'a gerilla savaşı konusunda eşsiz bir uzmanlık kazandırdı. Mısır bu uzmanlığını Somali ordusunun 2006 yılından beri Mogadişu'da büyük bir güvenlik sorunu oluşturan El Kaide bağlantılı eş-Şebab örgütünün tehdidine karşı koymasına yardımcı olmak için kullanmak niyetinde gibi görünüyor.

xcs s
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'u Kahire'de ağırladı, 21 Ocak 2024 (AFP)

Kahire, altyapı projelerini hayata geçirme konusundaki uzmanlığıyla yeni adımlar atarken kıta genelinde bu alandaki ihaleleri kazanmaya çalışıyor. Mısırlı şirketler birçok Afrika ülkesinde barajlar, yollar ve köprüler inşa ediyor ve kanallar kazıyor. Bu durum, Çin gibi ülkelerin zorlu rakipleriyle rekabet ederek kıtanın altyapı ve kalkınma projelerinden pay alma hırsını yansıtıyor.

Caydırıcılık ve ilan edilen düşmanın kontrol altında tutulması

Kısa süre önce Somali'ye gönderilen Mısır askerlerinin yaklaşık yarısı, ülkedeki Afrika Birliği (AfB) Barışı Koruma Gücü’nün bir parçası olan binlerce Etiyopyalı askerin yerini alacak. Mısır ayrıca Somaliland ve Etiyopya arasında imzalanan mutabakat zaptının ardından Mogadişu ile ortak savunma anlaşması imzalayan bir diğer ülke olan Türkiye ile iş birliği içinde Somali kıyı şeridinin güvenliğinin sağlanmasında görev alacak.

Etiyopya'nın Kızıldeniz’e erişme arzusundan endişe duyan Mısır, Somali'nin Kızıldeniz kıyısına özel bir ilgi gösteriyor. Mısır, Addis Ababa ile geçmişten beridir devam eden düşmanlıkları nedeniyle Etiyopya'nın bölgedeki varlığını güçlendirme girişimlerine şüpheyle yaklaşıyor.

Analistlere göre Etiyopya'nın Kızıldeniz’e erişme arzusu, özellikle Gazze’deki savaş ve Husilerin Aden Körfezi'nden ya da Yemen kıyılarından geçen gemileri hedef alan saldırıları nedeniyle uluslararası seyrüsefer faaliyetleri açısından hassas geçen bir döneme denk geliyor.

Al Majalla’ya değerlendirmede bulunan bağımsız bir ulusal güvenlik uzmanı olan Tümgeneral Muhammed Abdulvahid, Etiyopya'nın özellikle yıllardır komşularıyla sürtüşmeler yaşaması ve Kızıldeniz'e erişmeyi arzulamasından dolayı bölgedeki hırsları konusunda ciddi endişeler olduğunu söyledi. Abdulvahid, “Bu yüzden Mısır, Etiyopya'nın niyetlerine güvenmiyor” dedi.

Kızıldeniz'deki gerilimin Mısır'a pahalıya mal olduğunu belirten Abdulvahid, “Nakit sıkıntısı çeken Mısır, Husi saldırıları ve uluslararası seyrüsefer rotalarının Süveyş Kanalı'nı atlayıp başka rotaları kullanma kararları nedeniyle ayda yaklaşık 550 milyon dolar kaybediyor” diye konuştu.

Mısır’ın Süveyş Kanalı’nı sadece bir su yolu olmaktan çıkarıp uluslararası bir yatırım merkezine dönüştürmek için uzun vadeli bir planının da olduğunu söyleyen bağımsız ulusal güvenlik uzmanı, “Süveyş Kanalı tarihinde ilk kez çift yönlü trafiğe izin verecek paralel bir kanal kazmak için milyarlarca dolarlık yatırım yapan Mısır, on milyarlarca dolar değerinde yatırım çekmek ve burayı uluslararası bir yakıt ikmal ve hizmet merkezi haline getirmek amacıyla bölgede sanayi bölgeleri ve devasa yakıt depoları inşa ediyor” ifadelerini kullandı.

Bölgedeki huzursuzluk devam ederse tüm bu planların kolayca tehlikeye girebileceğini söyleyen uzmanlar, Etiyopya'nın Kızıldeniz kıyılarına erişiminin işleri daha da kötüleştirebileceğini düşünüyorlar.

Mısır, Somali’deki askeri varlığını savundu

Mısır, askerlerini Etiyopya sınırı yakınlarında konuşlandırarak son on yıldır diplomasiyle ulaşamadığı başarıya ulaşmayı umuyor.

Mısır, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı’nın ana tatlı su kaynağı olan Nil Nehri’nin akışını etkilememesi için 2014 yılından bu yana Etiyopya ile iyi niyetle müzakereleri sürdürmeye çalıştığını savunuyor. Ancak Etiyorya’nın barajın inşası tamamlanana ve rezervuarı dolana kadar zaman kazanmak için müzakereleri istismar ettiğini ve bir oldu-bitti dayattığını vurguluyor.

Bu yüzden bazı uzmanlara göre Kahire, Addis Ababa'nın, on milyarlarca metreküp su depolayan bir barajla nehrin akışını durdurmadan önce iki kez düşünmesini sağlamak için artık başka yollara başvuruyor.

dvdfev
Mogadişu'da eş-Şebab tarafından düzenlenen intihar saldırısında ölen 37 kişinin cenaze töreninde yapılan protestodan bir kare, 3 Ağustos (AFP)

Al Majalla’ya konuşan Kahire Üniversitesi Siyaset Bilimi Uzmanı Prof. Tarık Fehmi, “Mısır, kendisi için son derece önemli bir bölge olan Afrika Boynuzu'ndaki stratejilerini yeniden şekillendiriyor ve bunu yaparak Etiyopya'ya ve Mısır'ın ulusal güvenliğine zarar vermeyi düşünebilecek uluslararası güçlere açık açık caydırıcı mesajlar göndermeyi amaçlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Mısır, askerlerini Etiyopya sınırı yakınlarında konuşlandırarak son on yıldır diplomasiyle ulaşamadığı başarıya ulaşmayı umuyor.

Mısır, Etiyopya'nın Rönesans Barajı rezervuarının beşinci ve son dolumunu tamamlamasından sadece birkaç gün sonra Somali'ye asker ve askeri teçhizat gönderdi. Somali'ye gönderilen askeri gücün yaklaşık yarısı Somali ordusuna eğitim verecek ve muhtemelen burada kalıcı bir askeri varlık oluşturmak için kullanılacak.

Böylece Mısır'ın son yıllarda başta Kenya ve Eritre olmak üzere Etiyopya'nın komşularıyla imzaladığı savunma iş birliği anlaşmalarını destekleyecek. Mısır, Nil Nehri sularının akmasını hiçbir ceza almadan durdurabileceğini düşünmesi halinde Etiyopya'yı kol mesafesinde tutmak için bu anlaşmaları yapmış gibi görünüyor.



Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
TT

Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)

Suriye Savunma Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin El-Tanf askeri üssünün kontrolünü ele geçirdiğini belirtti.

Bakanlık, “Suriye ve Amerika tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvenli hale getirdi ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı” ifadelerini kullandı. Bakanlık ayrıca şunları ekledi: “Bakanlığın sınır muhafız güçleri önümüzdeki günlerde görevlerini devralmaya ve bölgeye konuşlanmaya başlayacak.”

ABD'nin el-Tanf üssü, Suriye-Irak sınırı ile başkent Şam arasındaki yolu kesmek için Humus'un doğu kırsalında bulunan en önemli ABD üslerinden biridir.

Area 55 olarak bilinen Amerikan üssünün yakınında, Amerikan güçleri tarafından denetlenen ve finanse edilen Komandolar olarak bilinen Özgür Suriye Ordusu'na ait bir tesisin yanı sıra, Humus, Hama ve Şam kırsalından gelen mülteciler için Rukban kampı da bulunmaktadır.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre 8 Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin düşmesinden önce, üs birkaç kez insansız hava araçlarıyla saldırıya uğradı ve Irak'taki gruplar bu saldırıların sorumluluğunu üstlendi.


Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
TT

Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)

Filistin geçici anayasa taslağının ilk metni, Anayasa Hazırlık Komitesi tarafından yayımlanmasının ardından geniş çaplı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı. Bazı yorumcular taslağı olumlu karşılarken, bazıları çeşitli eleştiriler ve değişiklik önerileri dile getirdi.

Anayasa Hazırlık Komitesi, salı akşamı geçici taslağı çevrim içi bir platform üzerinden kamuoyunun erişimine açtı. Böylece vatandaşların metni incelemesi ve nihai şekli verilmeden önce görüş ve önerilerini sunması amaçlanıyor.

Komite, platformun devreye alınmasının, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın geçici anayasanın ilk taslağının yayımlanması ve 60 gün süreyle görüşlerin toplanması yönündeki kararı doğrultusunda gerçekleştiğini bildirdi.

Platformda, 13 bölüm ve 162 maddeden oluşan geçici anayasa taslağının tam metni yayımlandı. Taslak, maddelere giriş niteliğindeki bir önsözle başlıyor.

Mahmud Abbas, geçtiğimiz ağustos ayında ‘otoriteden devlete geçiş’ süreci için geçici bir anayasa hazırlanması amacıyla uzmanlar ve siyasetçilerden oluşan bir komite görevlendirmişti. Taslağın önsözünde, “Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ve davasının adaletine dayanan, devredilemez ve sabit haklarından hareketle, halen işgal altında bulunan bir devlet için bu geçici anayasayı kaleme alıyoruz” ifadesine yer verildi.

Devlet başkanı ve yardımcısıyla ilgili maddeye olan ilgi

Devlet başkanı ve yardımcısına ilişkin maddeler, Filistin kamuoyunda özel bir ilgi uyandırdı ve geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Özellikle mevcut Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in görevde bulunması ve herhangi bir anda devlet başkanlığı görevini üstlenmesinin muhtemel görülmesi, söz konusu maddelerin siyasi önemini artırdı.

xsdvfe
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh (Arşiv – Fetih Hareketi internet sitesi)

Taslağın 74’üncü maddesi, “Devlet Başkanı’nın beş takvim yılı için, genel, gizli ve doğrudan oyla ve geçerli oyların salt çoğunluğuyla seçileceğini” hükme bağlıyor. Bu düzenleme, devlet başkanlığı süresinin 4 yıldan 5 yıla çıkarılması anlamına geliyor.

Madde ayrıca, bir kişinin devlet başkanlığı görevini birbirini izleyen ya da ayrı dönemler halinde en fazla iki tam dönem üstlenebileceğini öngörüyor.

Taslağın 79’uncu maddesi ise Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama, uygun gördüğü görevleri tevdi etme, görevden alma ve istifasını kabul etme yetkisi tanıyor. Bu hüküm, geçen yıl Mahmud Abbas’ın Hüseyin eş-Şeyh’i başkan yardımcısı olarak atamasıyla fiilen uygulanmıştı.

Ancak maddenin ikinci fıkrası tartışmalara yol açtı: “Devlet Başkanlığı makamının ölüm veya istifa nedeniyle boşalması halinde, görevi Meclis Başkanı devralır. Devlet Başkanı’nın ehliyetini kaybetmesi veya anayasal görevlerini yerine getirememesi durumunda ise makamın boşaldığı, Meclis üyelerinin salt çoğunluğunun talebi üzerine Anayasa Mahkemesi kararıyla ilan edilir ve Meclis Başkanı geçici olarak Devlet Başkanı’nın yetkilerini kullanır.”

sadcfgth
Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh, yabancı ve Arap büyükelçilerle bir araya geldi. (Hüseyin eş-Şeyh’in ofisi)

Maddenin üçüncü fıkrası, Yasama Meclisi’nin mevcut olmaması halinde, Meclis Başkanı’nın yerine Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın vekâlet edeceğini hükme bağlıyor.

Dördüncü fıkraya göre ise her durumda yeni devlet başkanının, makamın boşalmasından itibaren en geç 90 gün içinde seçilmesi gerekiyor. Bu durumda başkanlık süresi, seçim sonuçlarının ilan edildiği tarihten itibaren başlıyor.

Taslağın kabul edilmesi halinde, Mahmud Abbas’ın daha önce yayımladığı ve seçimler yapılıncaya kadar başkan yardımcısının geçici olarak devlet başkanlığı görevini üstlenmesini öngören kararnameyi yürürlükten kaldırıp kaldırmayacağı ise netlik kazanmış değil.

Eski büyükelçi Adli Sadık, yeni anayasa taslağının mevcut düzenlemeler çerçevesinde, makamın boşalması durumunda görevin Meclis Başkanı’na veya Anayasa Mahkemesi Başkanı’na geçeceği varsayımıyla, Hüseyin eş-Şeyh’in başkan yardımcılığı sıfatından yararlanmasına imkân tanımadığını savundu.

Ancak konuya yakın kaynaklar, 161’inci maddenin, Filistin Devlet Başkanlığı makamının boşalmasına ilişkin anayasal hükümlerin, ancak Yasama Meclisi seçimlerinin yapılmasının ardından yürürlüğe gireceğini şart koştuğunu belirtti.

Aynı kaynaklar, bunun genel yasama ve başkanlık seçimlerinin yapılmasını gerektirdiğini vurgulayarak, “Her hâlükârda bir sonraki başkan seçimle gelmek zorunda. Eğer şu an bir boşalma olursa, başkan yardımcısı seçimler yapılıncaya kadar devleti yönetir” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynaklar ayrıca, Hüseyin eş-Şeyh’in de devlet başkanının yalnızca sandık yoluyla belirlenmesi gerektiğini savunduğunu ifade etti.

Öte yandan el-Ezher Üniversitesi öğretim üyesi Mervan el-Ağa, taslağın 11’inci maddesini eleştirdi. Söz konusu madde, “Filistin Devleti’nin kurulması, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Filistin halkının meşru ve tek temsilcisi sıfatını ortadan kaldırmaz” hükmünü içeriyor. El-Ağa, anayasa, kurumlar ve hukuki egemenliğe sahip bir devletin kurulmasının, temsil konusundaki ikili yapıyı fiilen sona erdirmesi gerektiğini savundu.

El-Ağa, Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama yetkisi tanıyan 79’uncu maddeye ilişkin önerilen düzenlemeyi de reddetti. El-Ağa, “Seçilmemiş bir kişiye olası başkanlık yetkilerinin devredilmesi, yerleşik demokratik ilkelerle çelişir” değerlendirmesinde bulundu. El-Ağa, esas olanın devlet başkanı ile yardımcısının birlikte ve genel seçim yoluyla belirlenmesi olduğunu vurguladı.

Ek eleştiriler

Geçici anayasa taslağı, Filistin’i ‘Arap ve Müslüman bir devlet; çoğulculuk, ifade özgürlüğü ve hesap verebilirlik esaslarına dayanan cumhuriyetçi bir sistem’ olarak tanımlıyor.

Filistinli hukuk uzmanı Ahmed el-Eşkar ise taslağın ‘gerçekten mükemmel’ olduğunu belirtti. Ancak Facebook üzerinden yaptığı paylaşımda, metinde ‘bazı basit biçimsel ve yapısal notlar ile anayasal düzenleme açısından eksiklikler’ bulunduğunu ifade etti.

vdfvfd
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Merkez Konseyi’nin 32. oturumundan, 23 Nisan 2025, Ramallah (EPA)

Filistin Ulusal Girişim Hareketi yöneticilerinden Gassan Cabir, taslağın 155’inci maddesini sert şekilde eleştirdi. Cabir, söz konusu maddenin ‘halkın iradesi açısından tehlike oluşturduğunu’ savunarak, Devlet Başkanı’na veya Meclis üyelerinin üçte birine anayasanın bir ya da daha fazla maddesinde değişiklik talep etme yetkisi tanıdığını belirtti.

Öte yandan avukatlar, hukukçular ve avukatlık ile yargı bağımsızlığı alanında faaliyet gösteren merkezler, geçici anayasa taslağının yargı erkini düzenleyen altıncı bölümüne (120-139. maddeler) ilişkin farklı düzeylerde olumlu ve eleştirel değerlendirmeler sundu.

Mahmud Abbas’ın iki ay içinde, iletilen görüş ve önerilerin değerlendirilmesine ilişkin ayrıntılı bir rapor alması bekleniyor. Bu rapor doğrultusunda anayasa taslağının nihai metni hazırlanacak ve ardından halkoyuna sunulacak.


BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
TT

BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, çarşamba günü yayımlanan ve DEAŞ militanlarının oluşturduğu tehditleri ele alan raporda, Suriye Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanı’nın geçen yıl beş ayrı suikast girişiminde bulundu.

Şarku’l Avsat’ın BM Terörle Mücadele Ofisi’nin hazırladığı ve Genel Sekreter António Guterres’in imzasıyla yayımlanan raporundan aktardığı bilgilere göre Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, Halep’in kuzeyi ile Dera’nın güneyinde, DEAŞ adına faaliyet yürüttüğü değerlendirilen bir paravan yapı tarafından hedef alındı.

Raporda, el-Şara’ya yönelik girişimlerin yanı sıra Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’ye yönelik suikast planlarının tarih ve ayrıntılarına yer verilmedi.

Suikast girişimlerinin, örgütün yeni Suriye yönetimini zayıflatma niyetinin ve ülkedeki güvenlik boşlukları ile belirsizlik ortamını aktif biçimde istismar ettiğinin göstergesi olduğu kaydedildi.

Raporda, el-Şara’nın DEAŞ tarafından birincil hedef olarak değerlendirildiği belirtilirken, söz konusu paravan yapının örgüte inkâr edilebilirlik imkânı sağladığı ve operasyonel kapasitesini artırdığı ifade edildi.

El-Şara, Aralık 2024’te muhalif güçlerin uzun süreli Devlet Başkanı Beşşar Esed’i devirmesinin ardından, 14 yıl süren iç savaşın sona ermesiyle birlikte Suriye’nin liderliğini üstlenmişti.

Kasım ayında hükümeti, bir dönem Suriye topraklarının geniş bir bölümünü kontrol eden DEAŞ’a karşı oluşturulan uluslararası koalisyona katıldı.

BM terörle mücadele uzmanları, örgütün ülke genelinde faaliyet göstermeyi sürdürdüğünü, özellikle kuzey ve kuzeydoğuda güvenlik güçlerini hedef alan saldırılar düzenlediğini belirtti.

13 Aralık’ta Palmira yakınlarında ABD ve Suriye güçlerine yönelik bir pusu saldırısında iki ABD askeri ile bir Amerikan sivil hayatını kaybetti; üç Amerikalı ve üç Suriyeli güvenlik görevlisi yaralandı. ABD Başkanı Donald Trump, DEAŞ unsurlarını etkisiz hale getirmeyi amaçlayan askeri operasyonlar başlatarak saldırıya karşılık verdi.

BM terörle mücadele uzmanlarına göre DEAŞ’ın Irak ve Suriye genelinde çoğunluğu Suriye’de konuşlu olmak üzere yaklaşık 3 bin unusuru bulunuyor.

ABD ordusu, ocak ayı sonunda, kuzeydoğu Suriye’de tutulan DEAŞ mensuplarını güvenli tesislerde kalmalarını sağlamak amacıyla Irak’a nakletmeye başladı. Irak yönetimi, söz konusu militanları yargılayacağını açıkladı.

Suriye hükümet güçleri ise Kürt güçlerle varılan ateşkes kapsamında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından, binlerce DEAŞ tutuklusunun barındığı geniş bir kampın kontrolünü devraldı.

Çarşamba günü BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan raporda, ateşkes anlaşmasından önce, aralık ayı itibarıyla ülkenin kuzeydoğusundaki Hol ve Roj kamplarında 25 bin 740’tan fazla kişinin bulunduğu, bunların yüzde 60’ından fazlasını çocukların oluşturduğu; diğer gözaltı merkezlerinde ise binlerce kişinin daha tutulduğu belirtildi.