İsrail'in Batı Şeria'da tırmandırdığı gerilimi reddetme konusunda Mısır-Türkiye mutabakatı

Sisi ve Erdoğan paralı askerlerin Libya'yı terk etmesi ve Sudan'da siyasi çözümün hâkim olması gerektiğini vurguladı.

Mısır ve Türkiye, Gazze Şeridi'nde ateşkes ihtiyacını vurguluyor. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır ve Türkiye, Gazze Şeridi'nde ateşkes ihtiyacını vurguluyor. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

İsrail'in Batı Şeria'da tırmandırdığı gerilimi reddetme konusunda Mısır-Türkiye mutabakatı

Mısır ve Türkiye, Gazze Şeridi'nde ateşkes ihtiyacını vurguluyor. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır ve Türkiye, Gazze Şeridi'nde ateşkes ihtiyacını vurguluyor. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır ve Türkiye, ‘Gazze Şeridi'nde derhal ateşkes sağlanması ve İsrail'in Batı Şeria'daki mevcut tırmanışının reddedilmesi’ gerektiği konusunda mutabık kaldı.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan dün (Çarşamba) Ankara'da yaptıkları görüşmede, ‘Somali'nin tehditlere karşı birliğinin korunması, paralı askerlerin Libya'dan çıkması ve Sudan'da siyasi çözümün önceliği’ konularında mutabık kaldılar. Görüşmede ayrıca Suriye krizi de ele alındı.

asdvbfrty
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi'yi Ankara Esenboğa Havalimanı'nda karşıladı. (DPA)

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın şubat ayında Kahire'ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yaptığı davete icabetle Türkiye'ye ilk ziyaretini gerçekleştiren Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Türkiye'ye gerçekleştirdiği ziyaretten ve Erdoğan ile görüşmekten duyduğu mutluluğu dile getirdi.

Sisi dün resmi Facebook sayfasında yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: “Türkiye Cumhuriyeti'ne ilk ziyaretimden ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmemden büyük memnuniyet duyuyorum. Zira iki kadim ülke, kurucu lider Mustafa Kemal Atatürk tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından bu yana köklü tarihi bağlara ve güçlü siyasi ilişkilere sahiptir. Belki de benim bugünkü ziyaretim ve ondan önce Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Kahire ziyareti, Mısır ve Türkiye arasında, bölgesel ve uluslararası çevrelerdeki önemli rollerine dayalı olarak ve iki kardeş halkın arzu ve isteklerini karşılayacak şekilde yeni bir dostluk ve iş birliği dönemi başlatma yönündeki ortak iradeyi yansıtmaktadır.”

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Ahmed Fehmi tarafından yapılan açıklamaya göre Cumhurbaşkanı Sisi'nin Türkiye'ye gerçekleştirdiği tarihi ziyaret, “Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geçtiğimiz şubat ayında Mısır'a gerçekleştirdiği tarihi ziyaretin üzerine inşa edilen ve iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi sürecinde yeni bir kilometre taşını temsil etmekte, hem ikili hem de bölgesel düzeyde yeni bir dostluk ve ortak iş birliği aşamasını oluşturmaktadır.”

Mısır Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda resmî törenle karşılandı. Erdoğan, Sisi'yi Ankara Esenboğa Havalimanı'nda karşıladı ve beraberindeki heyetle birlikte Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne geçti.

Mısır-Türkiye ilişkileri, Ankara'nın 2013 sonundan bu yana Mısır'da yasaklı olan Müslüman Kardeşler’e (İhvan-ı Müslimin) verdiği destek nedeniyle on yıl süren kesinti ve gerginliğin ardından normalleşme yönünde artan bir eğilim gösterdi. Normalleşme süreci, Erdoğan ve Sisi'nin Katar'da düzenlenen 2022 Dünya Kupası'nın açılışında el sıkışmalarından bu yana hız kazandı. İki ülke geçen yıl Temmuz ayında diplomatik ilişkilerin büyükelçilik seviyesine yükseltildiğini duyurdu ve yakınlaşma Erdoğan'ın Kahire ziyaretiyle zirveye ulaştı.

Sisi, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ben başta ticaret, yatırım, turizm, ulaştırma ve tarım olmak üzere tüm alanlarda niteliksel bir sıçrama yapmayı amaçlayan Mısır ve Türkiye arasındaki Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi'nin ilk toplantısına başkanlık etmekten memnuniyet duyduk. Bugün iki ülke arasında iş birliği için yeni bir kurumsal çerçeve oluşturmayı amaçlayan bir dizi mutabakat zaptının imzalanmasına tanık olduk” dedi.

Sisi, Erdoğan ile birlikte düzenlediği basın toplantısında yaptığı konuşmada, “Görüşmelerimizde ikili ticaretin kolaylaştırılması ve Mısır ile Türkiye arasındaki serbest ticaret anlaşmasının kapsamının genişletilmesinin önemi ele alındı. Önümüzdeki yıllarda ticaret hacminin 15 milyar dolara çıkarılmasının yanı sıra, iki ülke arasında ortak yatırımların teşvik edilmesi ve Mısır'daki seçkin yatırım ortamı ışığında Türk iş adamlarına mümkün olan kolaylıkların sağlanması hedeflendi” ifadelerini kullandı.

Sisi sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugün bölgemizin ve dünyanın karşı karşıya olduğu krizler, Mısır ve Türkiye arasındaki yakın koordinasyon ve iş birliğinin önemini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bölgesel krizlerin, özellikle de Gazze'deki Filistinli kardeşlerimizin neredeyse bir yıldır eşi benzeri görülmemiş bir felaketle karşı karşıya olduğu insani trajedinin ele alınmasına katkıda bulunmak üzere, koordinasyon ve birlikte çalışma yollarını görüştük. Bu bağlamda, Mısır ve Türkiye'nin acil ateşkes talebi, İsrail'in Batı Şeria'daki mevcut tırmanışını reddetme ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız devletini uluslararası meşruiyetin ilgili kararlarına uygun olarak kurma özlemlerini gerçekleştirecek bir yol çağrısında bulunma konusundaki tutum birliğinin altını çizmek isterim. Ayrıca krizin başlangıcından bu yana, İsrail'in sürekli engellemelerine rağmen Gazze'ye insani yardım ulaştırılması için sürekli iş birliği içindeyiz.”

Sisi, Libya'daki krizle ilgili olarak ise şunları söyledi: “Libya krizi hakkında görüş alışverişinde bulunduk. Libya'da güvenlik ve siyasi istikrarın sağlanması için kurumlarımız arasında istişarelerde bulunma konusunda mutabık kaldık. Kardeş Libya'nın bölünmüşlük belirtilerini sona erdirmesi, güvenlik ve istikrara kavuşması için eşzamanlı başkanlık ve yasama seçimlerinin yapılması, yasadışı yabancı güçlerin ve paralı askerlerin ülkeden çekilmesi, silahlı milis olgusunun sona erdirilmesi suretiyle bu uzun süreli krizde yeni bir sayfa açılmasının önemini vurguladık.”

Sisi sözlerine şöyle devam etti: “Suriye'deki durumu da ele aldık. Suriye halkını eşi benzeri görülmemiş bir şekilde etkileyen bu krize çözüm bulunması yönündeki arzumuzu vurguladık. Suriye devletinin birliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruyarak ve terörizmi ortadan kaldırarak, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin bu konudaki kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmayı ve Suriye halkının acılarına son vermeyi amaçladığımız için Türkiye ve Suriye'yi birbirine yakınlaştırma çabalarını memnuniyetle karşılıyorum. Ayrıca Sudan'daki krizi ve Mısır'ın çeşitli taraflarla iş birliği içerisinde ateşkesi durdurmak ve siyasi çözümü teşvik etmek için sarf ettiği çabaları ele aldık. Afrika Boynuzu'ndaki, özellikle de Somali'deki durumu enine boyuna görüştük. Somali'nin karşı karşıya olduğu tehditlere karşı birliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma ihtiyacı konusunda mutabık kaldık.”

xzascdvb
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan, iki ülke arasında bir dizi anlaşmaya imza attı. (EPA)

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısırlı mevkidaşı Abdulfettah Sisi ile Ankara'da gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Mısır ile doğalgaz ve nükleer enerji sektörlerindeki bağlarını güçlendirmek istediğini söyledi. Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığı habere göre Erdoğan, Sisi ile düzenlediği ortak basın toplantısında, iki ülkenin ticaret, savunma, sağlık, enerji ve çevre dahil olmak üzere çeşitli alanlarda ilişkileri geliştirme arzusunu yinelediklerini belirtti.

Sisi ve Erdoğan dün bir dizi iş birliği anlaşması ve mutabakat zaptının imzalanmasına tanıklık etti. Mısır resmi haber ajansı MENA’ya göre iş birliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları arasında, yeni idari başkentte bir sanayi bölgesi geliştirmek üzere Türkiye'nin Polaris Parks şirketiyle bir mutabakat zaptı imzalanması da vardı.

Mutabakat zaptı Türkiye tarafında Polaris Parks Genel Müdürü Osman Evren Arıkan, Mısır tarafında ise Endüstriyel kalkınmadan sorumlu Başbakan Yardımcısı ve Sanayi ve Ulaştırma Bakanı Kâmil el-Vezir tarafından imzalandı.



İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İsrail’in Güney Lübnan’da bugün düzenlediği hava saldırılarında üç kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı’na göre, sabah saatlerinden itibaren İsrail’e ait insansız hava araçları (İHA) üç ayrı saldırı gerçekleştirdi. Saldırılarda Kefer Rumman-Carmak otoyolunda bir araç ve bir motosiklet, Cermak-Hardali yolu üzerinde başka bir araç hedef alındı.

Ajans, saldırılarda üç kişinin yaşamını hayatını kaybettiğini duyurdu.

Haberde ayrıca, İsrail savaş uçaklarının günün ilk saatlerinde Sur kazasına bağlı Arzun beldesinde iki evi hedef aldığı, saldırılarda evlerin tamamen yıkıldığı belirtildi. Sağlık ekiplerinin enkaz kaldırma ve yaralıları çıkarma çalışmalarını sürdürdüğü ifade edildi.

Öte yandan İsrail ordusu, bugün Güney Lübnan’daki 10 belde ve köyde yaşayanlara yönelik tahliye uyarıları yayımladı. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee Arapça yaptığı açıklamada, söz konusu bölgelerde Hizbullah’a ait noktaların hedef alınacağını belirterek ordunun “güç kullanmak zorunda kaldığını” belirtti. Adraee, gerekçe olarak “ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesini” gösterdi.

İsrail ile Hizbullah arasında, ABD arabuluculuğunda sağlanan kırılgan ateşkese rağmen karşılıklı saldırılar neredeyse her gün devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre son çatışma dalgasında İsrail ile Hizbullah arasındaki can kaybı sayısı 3 bini aşarken, 17 Nisan’da yürürlüğe giren ve ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkes geçtiğimiz günlerde 45 gün daha uzatılmıştı.


HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Osman el-Asbat

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolündeki bölgelerde çok sayıda kız ve erkek çocuk, en temel insan haklarına en ufak bir riayet gösterilmeksizin yaygın ihlallere maruz kalıyor. 18 yaşın altındaki gençlerin zorla silah altına alınma oranları artarken Darfur ve Kordofan'da yüzlerce cinsel şiddet ve kaçırma vakası kaydedildi.

Bu koşullar nedeniyle hayatta kalanlar sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi bir krizle yüzleşiyor; tedavi beklerken yaraları sessizce sarıyor, başlarına gelenlerin acısı ve sırrıyla baş başa yaşıyorlar.

Sudan Ulusal Çocuk Konseyi'ne göre HDK, 3 milyondan fazla çocuğu zorla askere alarak onları tehdit ve baskıyla savaşmaya ya da destek görevi yapmaya mecbur bıraktı.

Konsey Genel Sekreteri Abdulkadir Ebu, Nijer ve Kamerun'da ve Sudan-Çad sınır bölgelerinde kız çocuklarının kaçırılarak satıldığına dair vakaların belgelendiğini açıkladı; bu kız çocuklarının sayısının 350'ye ulaştığını da bildirdi.

Sömürü ve kaos

Çocuk hakları ve koruma uzmanı Macid Mesud, Darfur ve Kordofan illerindeki çocukların yerinden edilme ve okulların kapanması nedeniyle büyük bir boşlukla karşı karşıya kaldığını, bunun yanı sıra ağır ekonomik koşulların zorlu bir yaşam gerçekliği ve yoksulluk ortamı doğurduğunu, bunun ise tüm bir kuşağı eğitim hakkından yoksun bıraktığını söyledi. Mesud, savaşın aynı zamanda bu bölgelerdeki eğitim kurumlarının tahrip edilmesine ve yıkılmasına da katkıda bulunduğunu vurguladı.

HDK'nın yüzlerce çocuğun ailesinin içinde bulunduğu sıkıntıdan yararlanarak onları aşırı yoksulluktan kurtulmanın bir yolu olarak para karşılığı silah altına aldığını belirten Mesud, ayrıca başkalarını zorla askere alarak alevlenen cephelerdeki çatışmalara sürdüğünü ekledi.

xsfvergth
Silahlı hareket kamplarında tüfek taşıyan çocukların fotoğrafları gün yüzüne çıktı (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Bu olgunun yaygınlaşmasına katkıda bulunan nedenler arasında kaos, devletin çöküşü, denetim eksikliği ve ailelerin koruma kapasitesinin zayıflaması bulunduğuna dikkati çeken Mesud, tüm bunların gençleri savaş ve doğrudan sömürünün sarmalında en zayıf halka konumuna düşürdüğünü, onları her gün ve sürekli olarak yaşamlarını, güvenliklerini ve onurlarını tehdit eden etkenlerle kuşattığını vurguladı.

Zorluklar ve krizler

Öte yandan Tuvila bölgesindeki barınma kamplarında gönüllü olarak çalışan Mevahib Babekir, kamplardaki onlarca yerinden edilmiş kadının sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyduğunu, bunun yanı sıra cinsel şiddet travmalarının üstesinden gelmek için bu vakaları ele almaya ehil nitelikli personel tarafından psikolojik destek sağlanması gerektiğini vurguladı. Damgalanmayı ortadan kaldırmak ve cinsel şiddete maruz kalan hayatta kalanları tedavi olmaya teşvik etmek amacıyla toplumsal çalışmaların yoğunlaştırılmasının önemine de dikkati çekti.

Babekir, ‘örf ve geleneklerin kadına ve çocuğa yönelik şiddet davalarında en büyük engeli oluşturduğunu’ ifade etti.

Hizmet sunacak uzman merkezlerin bulunmaması ve bu vakaları ele alacak eğitimli personelin yokluğunun, yerinden edilmiş kişilerin toplu yaşadığı bölgelerdeki cinsel şiddet mağdurlarının karşılaştığı en önemli sorunların başında geldiğini de vurguladı.

Güçlükler ve sorunlar

Bu süreçte Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı ajanslar ve yerel sivil toplum kuruluşları, Sudan'da tecavüz ve diğer cinsel şiddet türlerinin savaş silahı olarak geniş çapta kullanılmasının özellikle mağdurların ruh sağlığı üzerindeki tehlikeli sonuçları konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) örgütü geçtiğimiz ay yayımladığı raporda, Ocak 2024 ile Kasım 2025 arasında neredeyse tamamı kadın ve kız çocuklarından oluşan en az 3 bin 396 cinsel şiddet mağdurunun Kuzey ve Güney Darfur'daki MSF destekli sağlık tesislerine başvurduğunu açıkladı. MSF, Sudan'daki çatışmanın ‘ayırt edici bir özelliği’ haline gelen bu suçları kınadı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise mevcut rakamların kesinlikle yalnızca ‘buzdağının görünen kısmını’ olduğu konusunda uyardı. WHO Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet Birimi yetkilisi Avni Emin, güvensizlik ortamı, mağdurlara yönelik ‘ağır damgalanma’ ve bakımlarını üstlenecek eğitimli sağlık personeli eksikliği nedeniyle mağdurların tecavüze uğradıktan sonra destek hizmetlerine erişiminin son derece güç olduğunu belirtti.

Emin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sesini yükseltebilen her bir kadının arkasında muhtemelen sekiz ya da dokuz kadın daha var. Onlar da tecavüze uğradı, ama sessizce acı çekiyorlar.”

Güvensizlik

Darfur Kadınlar Çalışma Grubu’ndan Nimet Ahmedi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, mağdurların çoğunlukla tehlikeli tıbbi komplikasyonlara yol açan vahşi toplu tecavüz suçlarından sonra bakım arayışındaki korkunç koşullarını anlattı.

Ahmedi, üzüntülü bir tonla şunları söyledi:

“Barış döneminde bile Darfur’da bu tür vakaları ele alabilecek yalnızca birkaç doktor vardı; bugün ise hiç yok.”

Bakım merkezlerine gitmek zorunda kalanların ‘hiçbir güvenceden yoksun olduğunu’ vurgulayan Ahmedi, mağdurların ayakta kalan hastanelerde tedavi arayışına girmekte isteksiz davrandığını; zira bu hastanelerin çoğunlukla çatışan tarafların denetiminde olduğunu belirtti.

Ahmedi, HDK üyelerinin Darfur’daki bir hastaneyi basarak sağlık çalışanlarından birine tecavüz edip öldürdüğünü de anlattı.

Ahmedi, bu durumun, uluslararası insani yardım kuruluşlarının güvenlik koşulları ve insani yardım finansmanındaki keskin düşüş nedeniyle bölgeden çekilmesiyle birlikte daha da ağırlaştığına dikkati çekti.


Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
TT

Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)

Arap dünyasının ayrılıkçı Somaliland bölgesiyle İsrail arasındaki iş birliğinin tezahürlerine yönelik reddi, geçtiğimiz aralık ayında tanımanın başlamasından bu yana, bölgenin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açmayı tasarladığına ilişkin açıklamanın reddedilmesine rağmen devam ediyor.

Uzmanlar ve analistlere göre Arap dünyasından gelen bu ret, Somaliland ve İsrail'e yönelik, kınamaların ve diplomatik adımların ötesine geçerek İsrail'in bölgede herhangi bir genişlemesini önlemek amacıyla Mogadişu’ya kapsamlı yardım kararları alınmasına ve bölgenin boykot edilmesi ihtimaline uzanacak bir uyarı mesajı niteliği taşıyor.

İsrail, ayrılıkçı Somaliland bölgesindeki varlığını geçtiğimiz yılın sonlarında bölgeyi tanımasının, nisan ayında büyükelçi atamasının ve bu ay büyükelçilik açılışlarının karşılıklı gerçekleştirileceğinin duyurulmasıyla giderek derinleştirdi.

dvferb
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Davos Forumu'nun oturum aralarında Somaliland Cumhurbaşkanı ile yaptığı bir görüşme sırasında (Herzog'un X hesabı)

Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün, Türkiye, Pakistan, Endonezya, Cibuti, Somali, Filistin, Umman Sultanlığı, Sudan, Yemen, Lübnan ve Moritanya, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açacağını birkaç gün önce ilan etmesini kınadı.

Bu ülkelerin dışişleri bakanları pazar günü yayımladıkları ortak açıklamada söz konusu adımı en sert ifadelerle kınadıklarını, yasadışı ve reddedilmesi gereken bir girişim olarak nitelendirdiklerini vurguladı. Açıklamada bu adım, uluslararası hukukun ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve işgal altındaki Kudüs şehrinin hukuki ve tarihi statüsüne doğrudan bir saldırı olarak değerlendirildi.

Bakanlar, işgal altındaki Kudüs'te yasadışı bir fiili durum pekiştirmeyi ya da uluslararası hukuk kurallarına aykırı herhangi bir yapı veya düzenlemeye meşruiyet kazandırmayı hedefleyen tek taraflı adımları tamamen reddettiklerini açıkladı.

Aynı zamanda Federal Somali Cumhuriyeti'nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne tam desteklerini ve Somali toprak bütünlüğünü zedeleyen ya da egemenliğini zayıflatan her türlü tek taraflı girişimi kesinlikle reddettiklerini de teyit ettiler.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Yusuf Ahmed eş-Şarkavi, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada ortak bildirinin ayrılıkçı bölgenin Somali'nin egemenliğine ve Filistin davasının haklarına yönelik saldırılarını durdurmak açısından olumlu bir adım olduğunu değerlendirdi. Bu bildirinin aynı zamanda Somaliland ve İsrail'e doğrudan bir mesaj niteliği taşıdığını ve ayrılıkçı bölgenin izlediği yolu tekrarlayabilecek başka taraflara yönelik de uyarıcı bir işlev gördüğünü vurguladı.

Öte yandan El-Farabi Siyasi Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri Muhtar Gabaşi’ye göre Arap ülkeleri bu diplomatik tutumlarını, İsrail’in Kızıldeniz bölgesindeki her türlü varlığı ya da üs oluşturmasını Arap ülkelerinin güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek reddetmek amacıyla sürdürdü.

Somali de geçtiğimiz çarşamba günü bu açıklamayı kınayarak söz konusu adımı yasadışı ve tek taraflı bir girişim olarak nitelendirerek herhangi bir siyasi veya hukuki sonuç doğurmadığını ve uluslararası uzlaşıyla bağdaşmayan siyasi bir kışkırtma teşkil ettiğini vurguladı.

Arap Birliği (AB) de daha önce yaptığı açıklamada Somaliland'ın işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açması gerekçesiyle ‘Doğu Afrika'da gerilim odaklarının derinleşmesi’ konusunda uyarmıştı.

Arap ve Afrika ülkeleri de geçen Nisan ayında İsrail'in Somaliland'a diplomatik temsilci atayacağını açıklamasını en sert ifadelerle kınamıştı.

Bununla birlikte Şarkavi, reddin Mogadişu ile ayrılıkçı bölge arasındaki çatışmayı destekleme boyutuna ulaşmasını beklemediğini belirtti. Bir sonraki aşamanın Somali hükümetine destek verilmesini, kendi toprakları üzerindeki denetiminin güçlendirilmesini ve ayrılıkçı bölgenin boykot edilmesini içeren daha kararlı kararları kapsaması gerektiğini vurguladı. Şarkavi, Doğu Afrika ve Kızıldeniz bölgesinde İsrail'in doğrudan ya da dolaylı herhangi bir varlık oluşturmasını önlemek için Arap ve İslam dünyasının rolünün büyütülmesinin hayati önem taşıdığını, aksi hâlde bölgenin istikrarı açısından ciddi zararlar doğurabileceğini de ifade etti.

Gabaşi ise ‘İsrail'in genişlemesini önlemek adına işin Somali ile ayrılıkçı bölge arasındaki doğrudan çatışmanın desteklenmesine kadar varması hâlinde dahi’ Mogadişu'nun egemenliğini ve Arap devletinin egemenliğini her türlü tehdide karşı korumak amacıyla her düzeyde kapsamlı destek verilmesi ihtimalini dışlamadığını söyledi.