IKBY ve istikrarsız ittifaklar

Tahran ve Bağdat'ı KDP'ye yaklaştırma girişimleri

Gözaltına alınan 3 PKK'lı (AFP)
Gözaltına alınan 3 PKK'lı (AFP)
TT

IKBY ve istikrarsız ittifaklar

Gözaltına alınan 3 PKK'lı (AFP)
Gözaltına alınan 3 PKK'lı (AFP)

Shelly Kittleson

Gözleri bağlı, turuncu tulumlar içinde diz çökmüş ve sırtları halka dönük haldeki üç Kürt adamın görüntüsü, Bağdat'ta DEAŞ üyesi olduğundan şüphelenilen kişilerin yargılandığı davaları hatırlattı. Ancak bu kez mekan Irak'ın başkentindeki İçişleri Bakanlığı’ydı. Olay, bakanlıkta 1 Temmuz düzenlenen bir basın toplantısı, üç Kürt ise ülkede kısa bir süre önce yasaklanan PKK'nın üyeleriydi.

Bağdat’ın Türkiye’nin Kuzey Irak'ta PKK'ya yönelik saldırılarını kınayan açıklamalarına rağmen, 1 Temmuz'daki basın toplantısı, Irak ve Türkiye arasında bir yakınlaşmaya işaret ediyordu.

Bu üç kişi, başlıca iki Kürt siyasi partisinden birinin nüfuz bölgesinde bulunan pazarlarda yangınlar çıkarmak, milyonlarca dolar zarara yol açmak, yüzlerce kişiyi yaralamak ve Erbil'in güvenlik hizmetlerine ve acil durum hazırlıklarına olan güveni sarsmakla suçlanıyor. Ayrıca Kerkük'ten Türkiye'ye uzanan bir boru hattına saldırı da dahil olmak üzere başka saldırılar da planladıkları bildirildi.

Kerkük İl Meclisi adayları konusunda geçtiğimiz ağustos ayında yaşanan siyasi çekişme ve Bağdat'ta yapılan bir toplantı, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) iki ana parti olan Süleymaniye merkezli İran bağlantılı Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile Erbil merkezli Türkiye'ye yakınlığıyla bilinen Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) arasındaki gerilimi tırmandırdı.

Bazı haberlere göre tutuklananlardan ikisi bir zamanlar Bağdat'taki Şii liderliğindeki hükümetle her zaman yakın bağları olan KYB partisinin güvenlik güçleri üyesiydi.

KDP yetkilileri yıllardır PKK’lıların IKBY'deki varlığını kınıyor ve bölgeyi terk etmelerini talep ediyor. Örgütün sınır bölgesindeki pek çok sorunun kaynağı olduğunu yinelediler.

KYB'nin ana rakibi olan KDP uzun zamandır Bağdat ile birçok konuda anlaşmazlık içinde. Ancak bu kez işler tamamen farklı bir hal almış gibi görünüyor. Zira 1 Temmuz'daki basın toplantısında ana hatlarıyla açıklanan suçlarla ilgili olarak IKBY hükümetinin İçişleri Bakanlığı yetkilisi Hemin Mirani, “PKK üyeleri Suriye, Türkiye ve Kandil'den gelerek Kufri, Süleymaniye ve Sangasar'da eğitim aldılar ve bu terör eylemlerini gerçekleştirdiler” açıklamasında bulundu. Burada söz konusu bölgelerin KYB'nin nüfuz bölgeleri olduğu belirtilmeli.

Mirani, şüphelilerden birinin KYB'ye bağlı 70. Peşmerge Komutanlığı’ndan bir personel olduğunu, diğerinin ise Süleymaniye'deki terörle mücadele biriminde görevli bir subay olduğunu iddia etti. Kürt yetkili, her iki şüphelinin de PKK tarafından eğitildiğinin altını çizdi.

Haberlere göre üç PKK’lı Bağdat'ta da saldırılar düzenlemeyi planlıyorlardı. Bu da daha önce KDP'nin kalelerine düzenledikleri diğer saldırılardan büyük bir sapma olacağı anlamına geliyor.

KDP’li yetkililer uzun yıllardır PKK’lıların IKBY’deki varlığını kınıyor ve örgütün sınır bölgesindeki pek çok sorunun kaynağı olduğunu yineleyerek ülkeyi terk etmelerini talep ediyorlar.

KYB ise PKK’ya karşı daha uzlaşmacı bir tutum sergilemiş, ancak işlenen suçlarla herhangi bir bağlantısı olduğunu şiddetle reddetmiştir. Geçtiğimiz yıl Al Majalla’ya özel açıklamalarda bulunan bir KYB yetkilisi, KYB'nin Bağdat'taki merkezi hükümetle her zaman yakın bağları olduğunu vurgulamış ve KYB’nin kurucusu ve 2005-2014 yılları arasında Irak’ın cumhurbaşkanlığını yapan Celal Talabani’nin “Operasyon merkezimiz Bağdat’tır” dediğini hatırlatmıştı.

Geçtiğimiz aylarda Bağdat'taki bazı yetkililer Al Majalla’ya yaptıkları açıklamalarda KYB'nin Bağdat’taki merkezi hükümetle KDP'ye kıyasla her zaman daha yakın bir iş birliği içinde olduğunu vurguladılar.

Ancak Ankara ile Bağdat arasındaki ilişkiler yakınlaşmaya devam eder ve KYB, PKK'ya karşı iş birliği yapmayı reddetmeye devam ederse, KDP yakında Bağdat’ta daha iyi karşılanmaya başlayabilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geçtiğimiz nisan ayında Bağdat’a gerçekleştirdiği tarihi ziyaret öncesinde iki ülke arasındaki ilişkilere ‘yapılandırılmış bir çerçeve’ sağlamak amacıyla birkaç yıl boyunca hazırlık yapıldı. Tüm bu hazırlık sürecinin ardından on üç yıllık bir aradan sonra bir Türk Cumhurbaşkanı ilk kez Bağdat’ı ziyaret etti.

Tutuklanan ve itirafçı olan PKK üyelerinin gazetecilere gösterildiği basın toplantısından iki gün sonra KDP lideri Mesud Barzani, Bağdat'a iki günlük bir ziyarette bulundu. Barzani, bu süre zarfında Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani başta olmak üzere bazı yetkililer ve yabancı diplomatlarla çok sayıda görüşme ve toplantı gerçekleştirdi.

Irak ve Türkiye arasında devam eden müzakereleri yakından takip eden bir Türk yetkili, geçtiğimiz mayıs ayında Al Majalla’ya yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın nisan ayında Bağdat'a yaptığı tarihi ziyaretin iki ülke arasındaki ilişkilere ‘yapılandırılmış bir çerçeve’ sağlamak amacıyla birkaç yıl süren hazırlık sürecinden sonra gerçekleştiğini söyledi.

Al Majalla’ya konuşan yetkili, terörle mücadele ve su meselesinin çözüm bekleyen başlıca konular arasında yer aldığını ve her iki konuda da ilerleme kaydedildiğini belirtti.

Türk yetkili, PKK ve KYB'nin sorunlu olduğunu, ancak Bağdat'ın bu endişelerin farkında olduğunu da sözlerine ekledi.

Türk yetkili, sözlerini şöyle sürdürdü:

Irak, 2023 aralığında PKK'yı bir tehdit olarak gördü ve çeşitli müzakerelerin ardından PKK'yı yasaklı örgüt ilan etti. Bunlar, teröre karşı ortak bir zeminde hareket etmek için olumlu adımlardı.

Türkiye, ABD ve Avrupa Birliği (AB) PKK'yı terör örgütü olarak tanımladı. PKK onlarca yıldır Irak'ın dağlık kuzey bölgesini saklanma yeri, üyeleri için eğitim alanı ve ideolojisinin savunucuları için bir sığınak olarak kullandı. Irak tarafından kesinlikle daha fazlasını görmek istediklerini söyleyen Türk yetkili, “Siyasi irade var ve PKK'nın Irak'ın egemenliğine zarar verdiğini kabul ediyorlar. Bu dosya üzerinde bizimle birlikte çalışmaya başladılar” diye ekledi.

Kendisine daha fazla ayrıntı sorulduğunda Türk yetkili, askeri ve taktiksel konulara değinmeyeceğini, ancak eskisinden çok daha yakın bir iş birliği içinde çalışacaklarını söyledi.

Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'ye yakınlığıyla bilinen Iraklı bir yetkili, geçtiğimiz haziran ayı sonlarında Al Majalla’ya yaptığı açıklamada, Bakanlar Kurulu Sekreterliği'nin PKK'nın statüsüne ilişkin 28 Mayıs tarihli belgesinde kullanılan ifadenin yasaklı Baas Partisi için kullanılan ifadeyle aynı olduğunu söyledi.

Türk Silahlı Kuvvetleri, son aylarda Irak'ın kuzeyinde PKK’ya karşı operasyonlarını yoğunlaştırdı. Operasyonların önümüzdeki aylarda da sürdürmesi bekleniyor.

Bu adımı ‘önemli’ bir gelişme olarak nitelendiren Iraklı yetkili, ‘terör örgütü’ olarak adlandırılacak kadar büyük olmadığını da kabul etti.

Irak Yüksek Yargı Konseyi, 1 Ağustos'ta, PKK ile bağlantılı oldukları gerekçesiyle Ezidîlerin Özgürlük ve Demokrasi Partisi (PADE), Demokratik Mücadele Cephesi Partisi ve Özgürlük Hareketi (Tevgera Azadî) adlı üç siyasi partiyi feshetme kararı aldı.

Süleymaniye ‘kaybedilmiş bir dava’

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan akatardığı hbaere göre  Türk yetkili, sözlerini şöyle sürdü:

“Operasyonlarımızla PKK'nın Türkiye'deki etkisini ortadan kaldırmayı başardık. Şimdi daha iyi bir gelecek için bu bölgeleri güvence altına almak Irak'a düşüyor. Irak topraklarında (daha fazla) kan ve servet kaybetmeye niyetimiz yok. Burası onların bölgesi. Görevlerini yapmak zorundalar.”

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) son aylarda Irak’ın kuzeyinde PKK’ya karşı operasyonlarını yoğunlaştırdı. Operasyonların önümüzdeki aylarda da sürdürmesi bekleniyor. Türk yetkili, PKK için bir güç ve etki merkezi olan Kürt nüfuslu Süleymani’ye atıfla, “Süleymaniye ne yazık ki şu an için kaybedilmiş bir dava” ifadelerini kullandı.

Türk yetkili, kendisinden konuya açıklık getirmesi istendiğinde KYB'nin PKK'ya karşı Bağdat ya da Ankara ile iş birliği yapmadığını belirterek “Açık ve net pek çok mesaj gönderdik, ancak Irak IKBY’nin doğusunda yer alan ve İran sınırına çok da uzak olmayan şehirle ilgili olarak sahada bir gelişme kaydedemedik” dedi.

Süleymaniye'nin uyuşturucu kaçakçılığının merkezi haline geldiğinin iddia edildiğini belirten yetkili, “Bu bir bakıma insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Çünkü bu faaliyete karışanlar gençleri zehirliyor” diye konuştu.

Türkiye, geçtiğimiz yıl nisan ayında Süleymaniye Havalimanı'na Türk hava sahası üzerinden yapılan uçuşlara getirilen yasağı, havalimanındaki tesislerin PKK tarafından kullanıldığı gerekçesiyle geçtiğimiz haziran ayında altı ay daha uzattı.

Kürt partileri ve Sincar bataklığı

Türk yetkili, “Irak hükümeti Sincar'a ve aynı şekilde Mahmur'a girmekte de zorlanıyor” diyerek Kuzey Irak'ta PKK'nın var olduğu bilinen yerlerden bahsetti. Bu yerler arasında Sincar, 2014 yılının ağustos ayında binlerce Ezidi erkek, kadın ve çocuğun katledildiği yer olarak biliniyor. Sincar, o tarihten sonra PKK tarafından eğitilen ve PKK ile ilişkili olan Ezidi gruplar da dahil olmak üzere, bölgede güç için yarışan çok sayıda silahlı gruplar nedeniyle de kötü bir şöhrete sahip oldu. Hayatta kalan ve ülke içinde yerinden edilen binlerce Ezidi şu anda IKBY’de KDP'nin kontrolündeki bölgelerdeki yerinden edilenler için kurulan kamplarda yaşıyorlar. Güvenlik ve diğer sorunlar nedeniyle geldikleri bölgelere dönmekte isteksizler.

Erbil merkezli KDP'nin hakimiyetindeki IKBY ile İran arasındaki ilişkiler, KDP ile KYB arasındaki ilişkilerden daha soğuk.

Ezidi aktivist ve Birlikte Varoluş Evi'nin kurucusu olan Sincarlı Mirza Denayi, 10 Temmuz'da Erbil'de Al Majalla’ya yaptığı açıklamada, Bağdat ile Erbil arasındaki tartışmalı bölgelerle ilgili değerlendirmesinde “KYB ve KDP'nin durumu ele alış biçimlerinin tamamen farklı olacağını görüyoruz” dedi.

İki Kürt partisinin Sincar’da ve Ninova bölgesinin tamamında cephe hattının karşı taraflarında yer aldığını belirten Denayi, KYB'nin ‘İran destekli bir koalisyonda’ yer aldığını, KDP'nin ise bir şekilde ‘Türkiye destekli bir koalisyonun’ parçası olduğunu söyledi.

Türkiye ile İran arasında

Erbil merkezli KDP'nin hakimiyetindeki IKBY ile İran arasındaki ilişkiler her zaman KDP ile olan ilişkilerden daha soğuk olmuştur.

İran, Erbil'i ve KDP'nin kontrolü ya da etkisi altındaki diğer bölgeleri defalarca bombaladı. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) 15 Ocak'ta IKBY'nin başkenti Erbil’e düzenlediği roketli saldırıda en az dört sivil hayatını kaybetti.

IKBY Başkanı Neçirvan Barzani'nin geçtiğimiz mayıs ayında İran'a yaptığı ziyaret, 2021 ağustosunda dönemin İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin yemin törenine katılmasından bu yana İran’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret oldu. Barzani son ziyareti sırasında İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ve DMO Genel Komutanı Tümgeneral Hüseyin Selami'nin de aralarında bulunduğu bazı üst düzey yetkililerle bir araya geldi.

Barzani, daha sonra yaptığı açıklamada İran'ın zor zamanlarda kendilerine yardım eden önemli bir komşu ülke olduğunu ve IKBY'nin komşu ülkelere herhangi bir tehdit oluşturmamaktaki kararlılığını ifade etti. Tahran'ın, Irak topraklarında ‘Kerbela'da İmam Hüseyin'i anmak için bölgeden geçen hacılara IKBY'nin gösterdiği sıcak karşılamayı’ takdir ettiğini söyleyen IKBY Başkanı, “Bir ülkede bu tür bir trafik yaşandığında ekonomi gelişir, insanlar kendilerini güvende hisseder ve ticaret gelişir. Bu hem İKBY hem de İran’ın çıkarına ve bizim için yeni bir başlangıç” ifadelerini kullandı.

Birçok analist, Neçirvan Barzani’nin ziyaretini, KDP ile İran arasında daha yakın ilişkilerin kurulacağına dair potansiyel bir ilan olarak gördü.

Süleymaniye merkezli KYB ile Bağdat arasında uzun süredir devam eden ittifak, Irak'ın KYB’nin Erbil merkezli rakibi KDP ve kuzey komşusu Türkiye ile potansiyel olarak daha fazla yatırım getirisi karşısında önemli ölçüde zayıflayabilir.

PKK'ya karşı son dönemde atılan adımlar Bağdat'ın KYB ile ilişkilerinde bir değişimin işareti ya da KDP ile birlikte suç ve terörle mücadelede ortak bir çabanın parçası olabilir.

Irak ve Türkiye arasında her iki konuda da artan iş birliğinin, birçok kişi tarafından her iki ülkenin bazı bölgelerinde güvenliğin ve refahın önünde hala bir engel olarak görülen yasaklı örgüt üzerindeki baskıyı arttırabilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz nisan ayında Bağdat'a yaptığı tarihi ziyaret ve bu ziyaret sırasında imzalanan onlarca anlaşma, her iki ülkenin de Irak'ın kuzey sınır bölgesinin sınır ötesi ticaret faaliyetlerinin daha da artması için güvenli hale gelmesini istediğini ortaya koydu.

Öte yandan Türk yetkili, kesin güzergahı ve diğer önemli detayları henüz belirlenmemiş olsa da Irak'ın güneyindeki Basra şehrini ve Büyük Fav Limanı’nı Türkiye sınırına ve oradan da Avrupa'ya bağlamayı amaçlayan bir ulaşım ve kalkınma projesi olan Kalkınma Yolu Projesi’nin Sudani hükümeti için bir başarı olarak görülmesi gerektiğini, çünkü iş birliğini ve istikrarı teşvik ettiğini vurguladı.

Irak Başbakanı Sudani, geçtiğimiz yıl, Kalkınma Yolu Projesi’ni ’ekonomik bir can damarı ve umut verici bir fırsat’ olarak tanımladığı bir açıklamada, projenin Türkiye ve Irak’ı modern sanayi ve en yeni ürünlerin ihracatçısı haline getireceğini söylemişti.

Tüm bu beklentiler çerçevesinde ve KYB'nin PKK ile bağlantılı olarak algılanmaya devam etmesi halinde Süleymaniye merkezli KYB ile Bağdat arasında uzun süredir devam eden ittifak, KYB’nin Erbil merkezli rakibi KDP ve kuzey komşusu Türkiye ile potansiyel olarak daha fazla yatırım getirisi beklentisi karşısında önemli derecede zayıflayabilir.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.