Türkiye neden normalleşmeyle birlikte Suriye'de siyasi çözüm sürecini canlandırmak için harekete geçti?

ABD ve BM ile görüşmeler ve Erdoğan-Esed görüşmesine ilişkin yeni mesajlar

Erdoğan ve Esed'in 2011 öncesi Şam'daki ortak basın toplantısından bir kare (Arşiv)
Erdoğan ve Esed'in 2011 öncesi Şam'daki ortak basın toplantısından bir kare (Arşiv)
TT

Türkiye neden normalleşmeyle birlikte Suriye'de siyasi çözüm sürecini canlandırmak için harekete geçti?

Erdoğan ve Esed'in 2011 öncesi Şam'daki ortak basın toplantısından bir kare (Arşiv)
Erdoğan ve Esed'in 2011 öncesi Şam'daki ortak basın toplantısından bir kare (Arşiv)

Türkiye, Şam ile ilişkilerini normalleştirme çabalarını sürdürürken Suriye krizinin çözümü için siyasi yolu canlandırmak için harekete geçti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 2015 tarihli ve 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüm bulunması ve 2019 yılında kurulan Anayasa Komitesi'nin çalışmalarının yeniden başlatılması amacıyla Suriye muhalefetine bağlı Suriye Müzakere Komisyonu ile görüşmelerin de yapıldığı Ankara'nın ev sahipliğindeki Türkiye-ABD görüşmelerinden günler sonra Türkiye, aynı çerçevede Birleşmiş Milletler (BM) ile de görüşmelerde bulundu.

ntymuı
Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuh Yılmaz ve BM Suriye Temsilcisi Geir O. Pedersen New York'ta bir araya geldi (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan kısa açıklamada Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuh Yılmaz'ın cumartesi gecesi BM Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen ile BMGK’nın 2254 sayılı kararı temelinde Suriye'de siyasi çözüm çabalarına ilişkin görüşmelerde bulunduğu belirtildi. Öte yandan Bakan Yardımcısı Yılmaz, ABD’nin New York şehrinde düzenlenen BM 79. Genel Kurul görüşmelerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a eşlik eden Türk heyette yer alıyor.

YPG ve Petrol

Türkiye-ABD görüşmelerinden bir tur salı ve çarşamba günleri Ankara'da yapıldı. Türk heyetin başında Yılmaz yer aldı. ABD heyetinin başında ise Dışişleri Bakanlığı İdari İşler Müsteşarı ve Siyasi İşler Müsteşar Vekili John Bass vardı.

Hükümete yakınlığıyla bilinen Hürriyet gazetesi, ABD heyetinin Ankara'daki görüşmeleri hakkında bilgi sahibi olan kaynaklara dayanarak, Türk tarafının görüşmeler sırasında 25 maddelik bir talep listesi sunduğunu aktardı. Türkiye'nin bakış açısı ve Washington'dan iki ülke arasındaki çözüm bekleyen konulara ilişkin beklentileri, özellikle de ABD'nin Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) en büyük bileşeni olan ve Ankara'nın PKK'nın bir uzantısı olarak gördüğü çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Halk Koruma Birlikleri’ne (YPG) verdiği destek, Ankara ve ABD dahil Batılı müttefikleri tarafından bir terör örgütü olarak sınıflandırılıyor.

Kaynaklar, talep listesinin Türkiye'nin Suriye ve Irak'ın kuzeyindeki gelişmelere, özellikle de ABD'nin Türkiye'de terör örgütü olarak sınıflandırılan gruplara (YPG ve PKK) verdiği desteğe ilişkin tutumunu netleştirdiğini belirttiler.

Görüşmeler, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın perşembe günü ABD'nin Suriye'nin üçte birini kontrol eden ayrılıkçı bir örgüt olduğunu söylediği YPG'ye verdiği desteğe ilişkin açıklamalarının ardından gerçekleşti.

dfvbg
Geçtiğimiz hafta Ankara'da gerçekleştirilen Suriye konulu Türkiye-ABD görüşmelerinden bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Ankara'daki görüşmelerin başında John Bass ile bir araya gelen Fidan, söz konusu bölgelerde başta petrol olmak üzere Suriye'ye büyük fayda sağlayacak doğal kaynaklar olduğuna dikkati çekerek “Suriye meselesinde Türkiye’nin istediği tarzda bir çözümün olması halinde diğer sorunları da Suriye’nin daha rahat çözeceğine inanıyorum” ifadelerini kullandı. Türkiye’ye göre Ankara ile Şam arasındaki ilişkilerin normalleşmesinden önce çözülmesi gereken iki önemli konuş var. Bunlardan birincisi mülteciler, ikincisi terörizm.

Hürriyet yazarı Fatih Çekirge, bu açıklamanın ABD'ye bir mesaj niteliği taşıdığı yorumunda bulundu. Çekirge, Fidan’ın özetle “ABD yönetimi olarak PKK/YPG’ye olan desteğini çekersen Suriye’de senin de olacağın bir çözüm için yollar açılır” dediğini yazdı.

ABD heyeti, çarşamba günü Cumhurbaşkanı Güvenlik ve Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç ile görüştü. Görüşmede iki ülke arasındaki ilişkiler, Suriye meselesi, Gazze'deki savaş ve etkileri ile Rusya-Ukrayna savaşından kaynaklanan nükleer tehdide ilişkin artan endişelerin yanı sıra Ortadoğu'daki gelişmeler ele alındı.

zuyıkloş
Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuh Yılmaz ve Suriyeli muhaliflerin müzakere heyetinden bir heyet geçtiğimiz hafta Ankara'da bir araya geldi (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

ABD heyeti Ankara'dayken, Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuh Yılmaz, Suriye muhalefetinin müzakere organı temsilcileriyle bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda Suriye krizine BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüm bulunmasına yönelik çabalar görüşüldü.

Normalleştirme mesajları

Bunun yanında Ankara, Şam ile normalleşme görüşmelerinin devam ettiğini teyit eden mesajlar gönderdi. Dışişleri Bakanı Fidan, çeşitli düzeylerde yapılan görüşmelerin ardından Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed arasında bir görüşmenin gerçekleşmesine hazır ve istekli olduğunu söyledi.

xsdvfb
Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Genel Kurul görüşmelerine katılmak üzere New York'a gitmeden önce İstanbul'da düzenlediği basın toplantısında (Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı)

Ardından Cumartesi günü BM Genel Kurulu için New York'a gitmeden önce açıklamalarda bulunan Erdoğan, Esed ile görüşmeyi isteğini bir kez daha ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi için Beşar Esad ile görüşme irademizi de ortaya koyduk. Biz şimdi karşı taraftan cevap bekliyoruz. Halkı Müslüman iki ülke olarak artık bu birlikteliği, bu beraberliği bir an önce gerçekleştirelim istiyoruz. İki ülke ilişkilerinde yeni bir dönem de böylesi bir görüşme neticesinde inşallah başlar diye inanıyorum.” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Genel Kurul’da yapacağı konuşmada şunları söyleyeceğini belirtti:

“Suriye'deki gerilimin artık sona ermesi gerektiğini, oradaki istikrarsızlığın başta terör örgütleri olmak üzere, tabii İsrail'in bir devlet terörü estirdiğini çok açık net ortaya koyacağız. Bu artık sıradan bir basit terör değil, devlet terörü. Bunu bugüne kadar çok kez tekrar ettik, söyledik ama bazıları hâlâ özellikle Batılı ülkeler bunu anlamamakta ısrar ediyor. Biz de söylemekte ısrar edeceğiz ve bunu özellikle de inşallah Birleşmiş Milletlerdeki konuşmamda ifade edeceğim. Bu gerginliğin sona ermesi, Suriye topraklarının tamamında huzur ve istikrarın sağlanması için Türkiye ve Suriye'nin birlikte atabileceği adımlar, Şam yönetimini muhaliflerin bir süredir Suriye'de çatışmasızlığın sağladığını görüyoruz. Bu durum kalıcı çözüm için etkin bir kapı aralamak adına elverişli bir ortam sağlıyor. Suriye dışında milyonlarca insan vatanlarına dönmek için bekliyor.”



ABD’nin Guantanamo’daki “Küba kampı” projesi tartışma yarattı

ABD'nin Guantanamo'daki üssü, kurulduğu günden beri işkence ve hak ihlalleriyle tartışmaların merkezinde (Reuters)
ABD'nin Guantanamo'daki üssü, kurulduğu günden beri işkence ve hak ihlalleriyle tartışmaların merkezinde (Reuters)
TT

ABD’nin Guantanamo’daki “Küba kampı” projesi tartışma yarattı

ABD'nin Guantanamo'daki üssü, kurulduğu günden beri işkence ve hak ihlalleriyle tartışmaların merkezinde (Reuters)
ABD'nin Guantanamo'daki üssü, kurulduğu günden beri işkence ve hak ihlalleriyle tartışmaların merkezinde (Reuters)

İnsan hakları örgütleri, ABD'nin Kübalılar için Guantanamo'da "kamp" inşa etme planına tepki gösterdi.

ABD Güney Komutanlığı'nın (SOUTHCOM) başındaki Francis Donovan, 19 Mart'ta Senato'da yaptığı konuşmada, Küba'dan kitlesel bir göç yaşanması durumunda ülkeye girmeye çalışanların Guantanamo'ya yerleştirilebileceğini söylemişti.

Senato Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde düzenlenen oturumda Donovan, Küba'daki Guantanamo Körfezi'nde yer alan ABD askeri üssünde bir "kamp" kurulacağını belirtmişti.

85 insan hakları grubu, Guardian'a gönderdikleri ortak mektupta Donald Trump yönetiminin planlarına tepki gösterdi.

"Guantanamo geçmişe ait bir kalıntı olmalıdır" denen mektupta, Beyaz Saray'dan Küba'da "insani krize yol açan ambargo ve cezai politikaları sonlandırması" istendi.

Ortak mektubu imzalayanlar arasında, 11 Eylül saldırıları ardından Guantanamo'ya gönderilen tutukluları temsil eden Anayasal Haklar Merkezi de var.

Donovan, SOUTHCOM'un "olası kitlesel göç durumunda İç Güvenlik Bakanlığı'yla koordineli hareket edeceğini" de söyledi.

Donald Trump, geçen yıl ocak ayında imzaladığı başkanlık kararnamesiyle İç Güvenlik Bakanlığı ve Pentagon'a "Guantanamo Körfezi Donanma Üssü'ndeki Göçmen Operasyon Merkezi'ni (MOC) tam kapasiteye çıkarmalarını" emretmişti. Bu kapsamda tesisin kapasitesinin 30 binin üzerine çıkarılması talimatı verilmişti.

Trump yönetimi insan hakları ihlalleriyle tartışma yaratan Guantanamo'ya Venezuelalı göçmenleri de göndermişti.

Guantanamo'daki MOC, üssün içindeki terörle ilgili gözaltı merkezinden ayrı tutuluyor. Hem Pentagon hem de İç Güvenlik Bakanlığı'nın yetki alanına giren MOC, denizde yakalanan göçmenlerin gözaltında tutulması için kullanılıyor.

ABD, Venezuela'ya 3 Ocak'ta baskın düzenleyerek ülkenin lideri Nicolas Maduro'yu kaçırmış, ardından Küba'yı da işgalle tehdit etmeye başlamıştı.

Trump'ın ada ülkesine petrol tedarikine tam ambargo uygulamasıyla derinleşen yakıt krizi nedeniyle çöp kamyonlarının çalışamadığı Havana'da sokaklar atıkla dolarken, halkın temel gıda malzemelerine erişimi iyice zorlaştı.

Ortak mektuba imza atan Ekonomi ve Politika Araştırmaları Merkezi'nden Michael Galant, şunları söylüyor:

Trump yönetimi Küba'dan gelebilecek göçten endişeleniyorsa çözüm basit: Ambargo ve yakıt ablukası yoluyla Küba halkını kasıtlı olarak yoksullaştırmayı bırakın.

Washington, adadaki Komünist rejime karşı baskıyı artırırken Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz Canel, liderlik görevini bırakmayacağını bildirerek "Biz, özgür ve egemen bir devlete sahibiz" demişti.

Independent Türkçe, Guardian, Truthout, Common Dreams, TeleSUR


Rusya ve Ukrayna, Paskalya ateşkesi öncesinde savaş esirlerini serbest bıraktı

Ukraynalı askerler (EPA)
Ukraynalı askerler (EPA)
TT

Rusya ve Ukrayna, Paskalya ateşkesi öncesinde savaş esirlerini serbest bıraktı

Ukraynalı askerler (EPA)
Ukraynalı askerler (EPA)

Rusya ve Ukrayna, bugün Ortodoks Paskalyası vesilesiyle savaş esirlerinin değişimi ve gece boyunca insansız hava (İHA) aracı saldırılarının ardından geçici bir ateşkese hazırlanıyor.

Rusya Savunma Bakanlığı, iki taraf arasında az sayıdaki iş birliği alanından birinde, Rusya ve Ukrayna'nın karşılıklı olarak 175 savaş esiri değiştirdiğini duyurdu.

Yetkililerin açıklamasına göre, Rusya dün gece ile bu sabah arasında Ukrayna'ya en az 160 insansız hava aracı fırlattı ve ülkenin doğu ve güneyinde dört kişi öldü.

Odessa'nın güney bölgesi, en çok etkilenen yerler arasındaydı; yetkililer iki ölüm ve sivil altyapıda hasar olduğunu bildirdi.

Yetkililere göre, Ukrayna’nın İHA saldırıları, Rusya'nın güneyindeki Krasnodar bölgesinde bir petrol deposunda yangına ve konut binalarında hasara yol açtı.

Rus yetkililere göre, Ukrayna'nın doğusundaki Donetsk bölgesinin Rus işgali altındaki kesimine Ukrayna İHA’ları ile düzenlenen saldırıda iki kişi öldü.

Kremlin, bugün saat 16:00'da başlayıp yarın gün sonuna kadar sürecek, 32 saatlik geçici bir ateşkes ilan etti.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Ukrayna'nın ateşkesi sürdüreceğini ve Rusya'nın herhangi bir ihlaline "aynı şekilde" karşılık vereceğini teyit etti. X platformunda yaptığı paylaşımda şunları belirtti: "Ukrayna ateşkesi sürdürecek ve aynı şekilde karşılık verecektir. Rusya hava, kara veya deniz saldırıları düzenlemezse, biz de karşılık vermeyeceğiz."


Kaynaklar: İran’ın yeni Dini Lideri ağır yaralarla mücadele ediyor

Tahran’da bir İranlı asker, Dini Lider Mücteba Hamaney ile Bender Abbas’ta öldürülen Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri’nin de aralarında bulunduğu askeri liderlerin resmedildiği bir propaganda afişinin önünde duruyor. (EPA)
Tahran’da bir İranlı asker, Dini Lider Mücteba Hamaney ile Bender Abbas’ta öldürülen Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri’nin de aralarında bulunduğu askeri liderlerin resmedildiği bir propaganda afişinin önünde duruyor. (EPA)
TT

Kaynaklar: İran’ın yeni Dini Lideri ağır yaralarla mücadele ediyor

Tahran’da bir İranlı asker, Dini Lider Mücteba Hamaney ile Bender Abbas’ta öldürülen Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri’nin de aralarında bulunduğu askeri liderlerin resmedildiği bir propaganda afişinin önünde duruyor. (EPA)
Tahran’da bir İranlı asker, Dini Lider Mücteba Hamaney ile Bender Abbas’ta öldürülen Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri’nin de aralarında bulunduğu askeri liderlerin resmedildiği bir propaganda afişinin önünde duruyor. (EPA)

Reuters, İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in yakın çevresinden olduğu belirtilen üç kaynağa dayandırdığı haberinde, Hamaney’in savaşın başlarında babasının hayatını kaybettiği hava saldırısında yüz ve bacaklarından ağır yara aldıktan sonra hâlâ iyileşme sürecinde olduğunu bildirdi.

Kaynaklara göre, İran’ın başkenti Tahran’ın merkezindeki Bastur bölgesinde bulunan komuta kompleksine yönelik saldırıda Hamaney’in yüzünde ciddi deformasyon oluştu ve her iki bacağında ağır yaralanmalar meydana geldi.

İsimlerinin gizli kalmasını isteyen kaynaklar, 56 yaşındaki Mücteba Hamaney’in iyileşme sürecinin devam ettiğini, ancak zihinsel kapasitesini koruduğunu ifade etti.

Kaynaklar ayrıca, Hamaney’in üst düzey yetkililerle sesli konferanslar aracılığıyla toplantılara katıldığını ve ABD ile yürütülen müzakereler dahil olmak üzere kritik karar süreçlerine katkı sunduğunu aktardı.

Bu iddialar, İran’ın son yıllardaki en ciddi krizlerinden biriyle karşı karşıya olduğu ve aynı zamanda İslamabad’da bugün başlaması beklenen barış görüşmeleri öncesinde yönetim kapasitesine ilişkin tartışmaların arttığı bir dönemde geldi.

Reuters, söz konusu bilgileri bağımsız olarak doğrulayamadığını da not düştü.

19 Mart 2026’da Tahran’da, İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in resminin yer aldığı bir afişin yanından geçen insanlar (Reuters)19 Mart 2026’da Tahran’da, İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in resminin yer aldığı bir afişin yanından geçen insanlar (Reuters)

Belirsizlik

Mücteba Hamaney’in nerede olduğu ve sağlık durumuna ilişkin belirsizlik sürerken, ülke yönetimini ne ölçüde yürütebildiğine dair soru işaretleri de devam ediyor. Saldırının ardından kendisine ait hiçbir fotoğraf, video ya da ses kaydının yayımlanmadığı belirtiliyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Mücteba Hamaney, 28 Şubat’ta, savaşın ilk gününde gerçekleştirilen ve eski Dini Lider Ali Hamaney’in hayatını kaybettiği saldırıda ağır yaralandı.

İran makamları, yaralanmaların niteliğine ilişkin resmi bir açıklama yapmazken, devlet televizyonunda görev yapan bir sunucunun onu göreve getirildikten sonra ‘canbaz’ (savaşta ağır yaralanan kişi) olarak tanımladığı aktarıldı.

Söz konusu iddialar, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in 13 Mart’ta yaptığı ve Mücteba Hamaney’in yaralandığını ve muhtemelen yüzünün zarar gördüğünü söylediği açıklamayla da örtüşüyor.

ABD istihbarat kaynaklarına dayandırılan bir değerlendirmede ise Hamaney’in bir bacağını kaybetmiş olabileceği ileri sürüldü.

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve İsrail makamları konuya ilişkin yorum yapmaktan kaçındı.

Ortadoğu Enstitüsü’nden analist Alex Vatanka, durumun ciddiyetinden bağımsız olarak, tecrübesiz bir yeni liderin babasının sahip olduğu mutlak otoriteyi kısa sürede kurmasının zor olduğunu belirtti. Vatanka, Mücteba Hamaney’in zamanla etkisini artırabileceğini ancak bunun yıllar alabileceğini ifade etti.

Kaynaklardan biri ise önümüzdeki bir iki ay içinde Dini Lider’in görüntülerinin kamuoyuna sunulabileceğini, ancak bunun yalnızca sağlık durumu ve güvenlik koşulları uygun olduğunda gerçekleşeceğini aktardı.

Mücteba’nın rolü

İran’ın siyasi sistemi uyarınca, Dini Lider geniş yetkilere sahiptir. Dini Lider, 88 din adamından oluşan bir kurul tarafından seçilirken, doğrudan seçilmiş cumhurbaşkanını denetler ve İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) başta olmak üzere kendisine paralel çalışan kurumları da yönlendirir. Bu yapı, DMO’ya önemli bir siyasi ve askerî nüfuz alanı sağlar.

İran’ın ilk Dini Lideri Ruhullah Humeyni, devrimin lideri olarak neredeyse mutlak bir otoriteye sahipti ve döneminin en etkili din adamı kabul ediliyordu. Onun halefi Ali Hamaney ise dini açıdan daha düşük bir otoriteye sahip olmasına rağmen, 1989’da liderliğe getirilmeden önce cumhurbaşkanlığı görevini yürütmüş ve ardından on yıllar boyunca özellikle DMO’nun güçlenmesinden de yararlanarak siyasi etkisini pekiştirmiştir.

grafik

Reuters’a konuşan üst düzey İranlı kaynaklar, Mücteba Hamaney’in babasıyla aynı mutlak yetki düzeyine sahip olmadığını ve savaş sürecinde stratejik kararlarda en baskın aktörün DMO olduğunu ifade etti. Kaynaklara göre DMO, Hamaney’in bu göreve gelmesine katkı sağlayan ana güçlerden biri oldu.

Reuters, İran’ın Birleşmiş Milletler (BM) misyonundan Hamaney’in yaralanmalarının boyutu ve kamuoyu önüne neden çıkmadığına dair sorularına yanıt alamadığını belirtti.

Yetkililer ve süreci yakından takip eden kaynaklar, Mücteba Hamaney’in uzun yıllardır babasının ofisinde en etkili isimlerden biri olduğunu, devletin en üst kademelerinde güç kullanımı konusunda deneyim kazandığını ve DMO içindeki üst düzey isimlerle yakın ilişkiler geliştirdiğini belirtti.

Alex Vatanka ise Mücteba Hamaney’in sert çizgiyi sürdürme ihtimalinin yüksek olduğunu, ancak dünya görüşüne dair belirsizliklerin devam ettiğini ifade etti.

Habere göre Mücteba Hamaney’in kamuoyuna yönelik ilk açıklaması 12 Mart’ta yayımlandı. Bu açıklamada Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması gerektiği ve bölge ülkelerinin ABD üslerini kapatması çağrısı yer aldı.

O tarihten bu yana ofisinden kısa yazılı açıklamalar yayımlanırken, Nevruz dolayısıyla 20 Mart’ta yapılan açıklamada yeni yılı ‘direniş yılı’ olarak tanımladığı aktarıldı.

Bu süreçte İran’ın dış politika, savaş, diplomasi ve iç güvenlik konularına ilişkin pozisyonlarını ise üst düzey diğer yetkililer kamuoyuna aktarmaya devam etti.

Mizahi paylaşımlar... “Mücteba nerede?”

İran içinde Mücteba Hamaney’in ortadan kaybolması ya da kamuoyuna görünmemesi, sosyal medyada ve mesajlaşma uygulamalarındaki gruplarda geniş tartışmalara yol açtı. İnternet erişiminin zaman zaman kesintili olması nedeniyle bu tartışmaların ancak sınırlı ölçüde yayılabildiği, buna rağmen Dini Lider’in sağlık durumu ve ülkeyi kimin yönettiğine dair çok sayıda soru ve teori ortaya atıldığı bildirildi.

Sosyal medyada dolaşan içerikler arasında, boş bir koltuğun bir ışık altında gösterildiği ve “Mücteba Hamaney nerede?” ifadesinin yer aldığı mizahi paylaşımlar da bulunuyor.

Buna karşılık, hükümete destek veren bazı isimler ise liderin gözlerden uzak kalmasının güvenlik açısından zorunlu olduğunu savunuyor. Bu görüşe göre, ABD ve İsrail saldırılarının üst düzey isimleri hedef aldığı bir ortamda, kamuya açık görünürlük ciddi bir risk oluşturuyor.

Besic mensubu bir kişi de benzer bir görüşü dile getirerek, “Neden açıkça ortaya çıksın? Onu bu suçluların hedefi haline getirmek için mi?” ifadelerini kullandı.