İsrail Lübnan'da haritaları değiştirmeye başlarken İran ‘Hasani yaklaşımına’ geri döndü

Tahran iç ve dış politika arasında kalmış durumda

İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Zevtar beldesine düzenlediği füzeli saldırıda etrafa saçılan kıvılcımlar (AFP)
İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Zevtar beldesine düzenlediği füzeli saldırıda etrafa saçılan kıvılcımlar (AFP)
TT

İsrail Lübnan'da haritaları değiştirmeye başlarken İran ‘Hasani yaklaşımına’ geri döndü

İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Zevtar beldesine düzenlediği füzeli saldırıda etrafa saçılan kıvılcımlar (AFP)
İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Zevtar beldesine düzenlediği füzeli saldırıda etrafa saçılan kıvılcımlar (AFP)

Husam İtani

Hizbullah'a yakın analistler ve yazarlar, Hizbullah destekçilerine İsrail basınını takip etmelerini tavsiye ediyor ve Haaretz, Yediot Ahronot ve Maariv gibi İsrail gazetelerindeki makalelerin ve İsrail televizyonlarındaki siyasi programların, İsrail’de kötüye giden ve tam bir çöküşe ve Hizbullah liderlerinin Mescid-i Aksa'da namaz kılma vaatlerinin yerine getirilmesine gittikçe yaklaşan iç siyasi, ekonomik ve sosyal durum hakkında önemli bilgiler barındırdığını söylüyorlar.

Ancak bahsi geçen analistler ve yazarlar, İsrail toplumunun yakında çökeceğine dair kötümser makaleler ve tahminlerden çok daha fazlasını kaçırmış görünüyorlar. Örneğin, Binyamin Netanyahu hükümetinin, Hizbullah'ın felaketle sonuçlanan Aksa Tufanı Operasyonu'nun ardından Hamas'ı desteklemek için sözde oyalama savaşının ilk günlerinden beri Lübnan için neler hazırladığına dair açık ve net bir şekilde yapılan açıklamaları gözden kaçırdılar. İsrailli yetkililerin, 60 bin kişinin yerinden edildiği kuzeydeki statükoya müsamaha göstermeyeceklerine dair uzun süredir yapılan tehditlerden ve uyarılardan habersizler.

İsraillilerin Hamas gibi kendilerine karşı tehdit olarak gördükleri bir örgütün sınırlarının hiçbir yerinde var olmasına ve Aksa Tufanı’nın ne pahasına olursa olsun tekrarlanmasına izin vermeyeceklerini duyurmalarının üzerinden çok zaman geçmedi. Bu sözler açık bir şekilde, 2018 yılında İsrailliler tarafından keşfedilen ve İsrail içlerine kadar uzanan tünelleri, Hizbullah sözcüleri ve diğer yetkilileri tarafından geniş başlıkları ve hatta detaylarıyla anlatılan ‘Celile'yi Kurtarma Operasyonu’ planında kullanılmak üzere inşa edilen tünelleri, Hizbullah’ın Rıdvan Gücü’nün İsrail'in kuzeyindeki yerleşim birimlerini ele geçirmedeki rolü ve benzerleri hakkında çok şey söylenen Hizbullah'a yönelikti.

‘Dikkat dağıtma savaşının’ ilk günlerinden itibaren İsrail'in kendisine yönelik roket saldırılarına karşılık verme biçiminde köklü bir değişiklik olduğu görüldü. İsrail, çağrı cihazlarının ve telsizlerin patlatılmasından ve son büyük hava saldırılarından önce Lübnan’da siviller dışında 426 Hizbullah üyesi ve 26 Emel Hareketi üyesini öldürdü. Yaklaşık bir yıldır aralıklarla devam eden çatışmalarda ölen Hizbullah üyesi sayısının İsrail ile çatışma tarihinde daha önce görülmemiş bir rakam olduğu açıktı. Çağrı cihazı ve telsiz saldırıları, Rıdvan Gücü komutanlığına yapılan hava saldırısı ve şiddetli bombardımanlarla tablo daha da kötüleşti.

Peki İsrail neyin peşinde?

Başbakan Netanyahu, Savunma Bakanı Yoav Gallant ve (genellikle pek ciddiye alınmayan Avichai Adrai de dahil) ordu sözcüleri tarafından yapılan sözlü ve yazılı açıklamalar yan yana konulduğunda, İsrail'in planı büyük bir doğruluk ve netlikle çizilebilir. İsrail, Lübnan topraklarından on ila on beş kilometre içerideki tüm yaşam unsurlarını yok edecek ve sadece sivil halkın değil, Lübnan ordusunun da geri dönüşünü engelleyecek. Dolayısıyla bu bölge Hizbullah üyelerine de yasaklanacak. İsrail sınırından yaklaşık yirmi kilometre uzaklıktaki Litani Nehri'ne kadar uzanan bölgeler sıkı güvenlik kontrolü altına alınacak ve sivillerin hareket etmesinin zor olduğu bir ‘ölüm bölgesi’ haline getirilecek.

İsrail, Lübnan topraklarından on ila on beş kilometre içerideki tüm yaşam unsurlarını yok edecek.

İsrail Gazze'de yaptığını Lübnan'da iki aşamalı olarak tekrarlıyor. Bu aşamalardan birincisi, Güney Lübnan'ın büyük bir bölümünü doğrudan ateşle kontrol altına almak, ikincisi ise durumu 7 Ekim 2023'teki haline getirecek diplomatik bir çözümü kabul etmemek.

ABD Başkanı Joe Biden’ın Özel Temsilcisi Amos Hochstein, bölgeye gerçekleştirdiği son ziyarette Lübnan’ın geçici Başbakanı Necip Mikati ve Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüşerek Hizbullah'ı ateşkes için diplomatik çabalara yanıt vermeye ikna etmelerini istedi. Ancak Hizbullah'ın Gazze'yi desteklemeye devam etme ve Gazze'de ateşkes sağlanmadan İsrail’in kuzeyinde yaşayanların geri dönmelerine izin vermeme konusundaki kararlı duruşuyla karşılaştı. Hochstein, İsrail'de de kuzey sakinlerinin gerekirse zorla geri döneceklerine dair Hizbullah'ınkine benzer bir uzlaşmazlıkla karşılandı. Burada İsrail'in Lübnanlıların ve Filistinlilerin yaşamlarına ve haklarına değer vermediğini ve hiçbir zaman da vermeyeceğini söylemeye bile gerek yok.

rthth
İsrail'in kuzey semalarında uçan bir savaş uçağı, 23 Eylül (Reuters)

Nasıl ki Netanyahu hükümeti 7 Ekim saldırısının tekrarlanmasını önlemek bahanesiyle Hamas'ın ya da Filistin Yönetimi’nin Gazze'de iktidara geri dönmesine karşı çıkıyorsa aynı şekilde Hizbullah'ın hatta Lübnan'daki meşru yönetimin iktidara geri dönmesini de engellemeyi planlıyor. Buna hem Lübnan'da hem de Filistin'de siyasi bir çözümün tartışılmaması eşlik ediyor.

İsrail planının ikinci aşaması çağrı cihazlarının patlatılmasıyla başladı. İsrail, bunun hemen akabinde Hizbullah'ın hareket etme ve karşılık verme yeteneği en yüksek birimini vurmak için ‘kafa kesme operasyonları’ diye adlandırılan operasyonlarla Rıdvan Gücü komutanlarını öldürdü.

Elit birliğin karar merkezini ortadan kaldırılarak Hizbullah'ın taarruz kabiliyetlerinin sekteye uğratılması ve ardından 23 Eylül Pazartesi günü gerçekleştirilen yoğun saldırılar, bir yandan Radvan Gücü’nün misilleme niteliğinde bir kara harekatı başlatmasını, diğer yandan birçoğu araç ve kamyonlar üzerinde taşınan Hizbullah füzelerinin tahkimatlarından çıkarılarak hazır müdahale planlarına göre önceden belirlenmiş ateşleme noktalarına ulaşmasını engellemeyi amaçlıyordu.

Bir başka deyişle İsrail güçleri istihbarat servisleriyle iş birliği yaparak çağrı cihazı ve telsiz patlamaları saldırısından bu yana art arda gerçekleştirilen saldırıların yarattığı şok halinden faydalanarak askeri operasyonlarda üstünlüğü ele geçirdi ve Hizbullah’ı hazırladığı güçle karşılık verme imkanından mahrum bıraktı.

Dikkat edilmesi gereken ikinci bir nokta ise İsrail'in Lübnanlı sivillere Hizbullah'ın silah depoladığı evlerden uzak durmaları yönünde yaptığı çağrıların pratikte Hizbullah üyelerinin konuşlandığı tüm bölgelerin boşaltılması çağrısı olması. Hizbullah üyelerinin konuşlandığı tüm bölgelerin boşaltılması çağrısı, siviller arasında herhangi bir evin silah deposu olabileceği ve dolayısıyla İsrail’in hava saldırılarına açık hedef olduğu şüphesi uyandırıyor.

Bu plan ve İsrail bombardımanının ilk dalgası sırasında onlarca köyün acımasızca bombalanması ve yaklaşık 200 sivilin öldürülmesi, güney bölgelerinden Beyrut'un güney banliyölerine ve dağlarına doğru kaçış şeklinde bir panik durumu yaratmayı başardı. Durum, İsrail Ordusu Sözcüsü tarafından yapılan Bekaa Vadisi’nin köylerinin iki saat içinde boşaltılması tehdidiyle daha da kötüleşti.

Yukarı Cubeyl'deki İhmec bölgesinin bombalanması aynı zamanda Lübnanlı Hıristiyanlara, el-Avni Hareketi gibi bazı akımların Hizbullah'a destek vermeye çalışması halinde İsrail'in hedefinden kaçamayacakları mesajı veriyor.

Son günlerde ortaya çıkan bir başka husus da Hizbullah’ın ve onun emniyet ve askeri birimlerinin 8 Ekim 2023 tarihinden bu yana aldığı darbelerden ders çıkaramaması ve alternatifler geliştirememesi. Bu durum Hizbullah’ın imajına ciddi zarar verdi. Hizbullah uzun yıllar boyunca Lübnanlıları – hem Hizbullah destekçilerini hem de diğerlerini- başta güvenlik ve askeri alanlar olmak üzere tüm alanlarda yüksek yetkinliklere sahip olduğuna ikna etmeye çalıştı. Ancak son birkaç gün içinde yaşananlar, bunun tam tersini gösterdi. Hava saldırıları Hizbullah’ın lojistik sistemini darmadağın ederken Hizbullah’ın kendi ekosistemi olarak gördüğü yüz binlerce sivilin durumunun ele alınması için gerekli insani boyutların ihmal ettiği de ortada.

İran ve Hasani ve Hüseyni yaklaşımları

Hizbullah'ın üst düzey komutanlarından Fuad Şükür’ün öldürülmesi ve ertesi gün Hamas'ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye'nin Tahran'ın merkezinde Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) ait bir konutta öldürülmesinden bu yana Lübnanlılar arasında sık sık “İran şimdi ne yapacak? İran ne yapacak? Şam'daki İran konsolosluğunun bombalanmasına verilen tepkinin çok ‘ölçülü’ ve ‘önlenebilir’ olmasının ardından Hizbullah'ı kendi kaderine mi terk edecek?” soruları sorulmaya başladı.

İsrail güçleri istihbarat servisleriyle iş birliği yaparak çağrı cihazı ve telsiz patlamaları saldırısından bu yana art arda gerçekleştirilen saldırıların yarattığı şok halinden faydalanarak askeri operasyonlarda üstünlüğü ele geçirdi.

Bu sorular, İran'ın içinde bulunduğu durumun aşırı basitleştirilmiş şekilde yapılan bir okumasından kaynaklanıyor. Bu okumada, İranlı liderlerin söyledikleri yüzeysel sözler ve attıkları sloganlar, Dini Lider (Rehber) Ali Hamaney'in ve siyasi ve medya cephelerinin değil, gerçek otoriteyi elinde tutan kurumların efendilerinin sözleriyle karıştırılıyor.

zxscdvfg
Lübnanlılar Sayda kentinde kuzeye doğru kaçarken, 23 Eylül 2024 (Reuters)

İran’ın stratejisinin temelinde, 1980-1988 yılları arasında yaşanan İran-Irak savaşındaki deneyimine dayanarak, rejimin hayatta kalması ve ağır sınavlara tutulmaması amaçlanıyor. Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan'ın bu stratejide tampon bölge ve manivela görevi gördüğünü söylemek çok da büyük bir keşif sayılmaz. Çünkü içeride durumunun doğrudan müdahil olduğu yurt dışı askeri maceralara tahammülü olmadığının farkında olan Tahran'ın omuzlarındaki yük çok hafif olmalı. DMO’nun yurt dışı kolu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin ya da nükleer bilimci Muhsin Fahrizade'nin tasfiyesi, Natanz'daki nükleer araştırma merkezlerine yapılan saldırılar ve nükleer arşivlerin çalınması gibi yönetici elit kesimi vuran büyük operasyonların hepsi, ima ettikleri meydan okumanın seviyesine uygun misillemelerle karşılık verilmeden geçiştirildi. Çünkü Tahran'da, başvuracağı herhangi bir şiddet içeren misillemeye İsraillilerin (ve Süleymani suikastı sonrası ABD’nin) rejimin istikrarını bozacak şekilde karşılık vereceğine dair bir inanç vardı. Ne var ki geçtiğimiz günlerde İran Cumhurbaşkanı’nın ve Dışişleri Bakanı'nın ‘ABD’li kardeşlerden’ eğer ‘karşı taraf isterse’ New York'ta nükleer anlaşmayla ilgili müzakerelere başlamaktan ve ‘dünyayı barış içinde yaşanacak bir yer haline getirmekten’ söz ettiklerini duyduk. Şarku’l Avsat’ın Majalla'dan aktardığı analize göre  İran, ABD’nin başkanlık seçimleriyle meşgul olmasından faydalanmak ve İran'ın ülke genelindeki nükleer tesislerine saldırmak isteyen Netanyahu liderliğindeki İsrail hükümetinin sert misillemesine karşı duracak güce sahip değil.

ABD ve İran 2015 yılında nükleer anlaşmaya varmadan önce Hamaney'in ‘Hüseyni yaklaşımına’ karşı ‘Hasani yaklaşımı’ olarak adlandırdığı yaklaşımı öven açıklamaları yoğun şekilde gündeme geldi. Hamaney, söz konusu açıklamalarında Kerbela Savaşı sırasında Hz. Hüseyin’in ölümüyle sonuçlanan trajik çatışmada kendini gösteren ‘Hüseyni yaklaşımın’ aksine, Hz. Hasan’ın kan dökülmesini önlemek ve Müslümanlar arasındaki ihtilafları ortadan kaldırmak için halifeliği Muaviye bin Ebu Sufyan'a bırakmayı kabul ettiğini hatırlattı.

‘İlkelerinden’ geri adım atmadan yıkıcı bir çatışmadan kaçınmak isteyen İran'ın bugünkü durumu Hasani yaklaşımın olumlu yönlerini anımsatıyor. İran'ın Heniyye suikastına misillemede bulunma konusundaki isteksizliği de bundan kaynaklanıyor. Çünkü İran’ın böyle bir misillemesi, Netanyahu'nun istediğinin olmasına, yani İran'ın açıklamaları bağlamında ele alınırsa sonucu zaten bilinen topyekun bir savaşın fitilinin ateşlenmesi demektir.

Ancak bu da “İran Hizbullah'ı tek başına bırakıp İsrail'in pençelerinde kaderine mi terk etti?” sorusunu akla getiriyor. Bu sorunun yanıtı gayet basit, “hayır”. Hizbullah, İran'ın dış başarılarının ‘baş tacı’ ve Gazze'de, Lübnan'da ve hatta Suriye topraklarında olup bitenlere sessiz ve kayıtsız kalan Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in davranışlarının da gösterdiği gibi son zamanlarda sessiz hoşnutsuzluk belirtileri gösteren ‘Direniş Ekseni’ ülkeleri üzerindeki siyasi ve askeri kontrolünü genişletmek için vazgeçilmez bir araç olmaya devam ediyor. İran, bölgedeki stratejisinin önemli bir ayağının çökmemesi için Hizbullah'a desteğini sürdürecektir. Bu da İran’ın diğer domino taşlarının düşmesine yol açabilir. Yine de bu, ‘stratejik sabrı’ ve ‘ihtiyatı’ tercih eden İran’ın saldırgan bir politikaya ve her türlü doğrudan müdahaleye yöneleceği anlamına gelmiyor.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.