İsrail'in Lübnan'a kara harekatına dair olası senaryolar

Geriye sadece ‘topyekûn savaş’ tablosunu tamamlayacak olan kara operasyonları kaldı

İsrail'in kuzeyindeki Lübnan sınırında konuşlandırılacak, İsrail ordusuna ait bir piyade savaş aracını taşıyan bir tır yoldan geçerken, 28 Eylül 2024 (AFP)
İsrail'in kuzeyindeki Lübnan sınırında konuşlandırılacak, İsrail ordusuna ait bir piyade savaş aracını taşıyan bir tır yoldan geçerken, 28 Eylül 2024 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'a kara harekatına dair olası senaryolar

İsrail'in kuzeyindeki Lübnan sınırında konuşlandırılacak, İsrail ordusuna ait bir piyade savaş aracını taşıyan bir tır yoldan geçerken, 28 Eylül 2024 (AFP)
İsrail'in kuzeyindeki Lübnan sınırında konuşlandırılacak, İsrail ordusuna ait bir piyade savaş aracını taşıyan bir tır yoldan geçerken, 28 Eylül 2024 (AFP)

Semir Ragıb

İsrail'in kara harekatına ilişkin Lübnan ve Gazze cepheleri arasındaki yaklaşımının, bu iki yer arasındaki askeri farklılıklardan ötürü aynı olmayacağı kesin, fakat operasyonel yaklaşımda ortak faktörler söz konusu. 2006 İsrail-Lübnan Savaşı, bize İsrail'in askeri stratejisi hakkında da fikir veriyor. Gazze Şeridi’ndeki hava saldırıları kara harekatından önce başlamış ve karşı tarafın ağırlık merkezlerine karşı planlanan görevler yerine getirilinceye, savunmalar yumuşatılıncaya, kuvvetler tüketilinceye, destekleyici ortam etkileninceye ve müzakere şartlarına boyun eğmeye ya da yüksek maliyetli kara operasyonlarına girmeye zorlanıncaya kadar karadaki kuvvetleri desteklemeye devam etmiştir.

İsrail ordusunun Gazze’ye yönelik hava ve topçu bombardımanları 7 Ekim'de, askeri operasyonları ise 27 Ekim'de başladı. İsrail, 2006 İsrail-Lübnan Savaşı’nda beş piyade ve zırhlı tugayının düşük muharebe etkinliği ve muharebe hazırlığı sonucu ortaya çıkan zayıflıkların üstesinden gelmek amacıyla özellikle aktif gücün iki katını temsil eden yedek kuvvetlere muharebe deneyimi sağlayan Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaştan faydalandı. Bu savaş aynı zamanda İsrail'in Hamas'la mücadele bahanesiyle silah, mühimmat ve teçhizat edinmesine ve diğer cepheler için hazırlık yapmasına olanak sağladı.

İsrail, 2006 İsrail-Lübnan Savaşı sırasında hava ve topçu bombardımanlarına 14 Temmuz'da başladı. Hizbullah’ın mevzilerini, silah depolarını, silah tedarik yollarını, iletişim merkezlerini, üslerini ve füze fırlatma rampalarını hedef aldı. İsrail ordusu, savaş uçakları ve topçularla yüzlerce Hizbullah hedefini vurdu. Bunlar arasında Hizbullah ofisleri, Güney Lübnan'ı Şam'a bağlayan otoyol ve diğer hedefler de vardı. Ardından 22 Temmuz'da kara harekatı aşamasına geçen İsrail, Lübnan'ın güneyine yaklaşık 2 bin asker gönderdi. Sınırlı bir kara harekatı başlatan İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah'ın kontrolünde olan Marun er-Ra’s ilçesini ele geçirdi. İsrail ordusu, operasyonlardan önce sivillere bu bölgeleri terk etmelerini söyleyen bildiriler attı. Ne var ki aynı senaryo şimdi bir kez daha tekrarlanıyor.

Son zamanlarda birçok kez asıl amacın yerlerinden edilen İsraillileri silah zoruyla kuzeydeki evlerine geri döndürmek olduğunu vurgulayan İsrail'in bugün Lübnan'ın güneyine bir kara operasyonu düzenlemenin eşiğinde olduğu görülüyor. Bu da kuzeyde Hizbullah'la yaşanan çatışmanın giderek topyekun bir savaşa dönüşme ihtimalinin arttığı anlamına geliyor. Çatışmalar, kara harekâtı olmaksızın sözde ‘angajman kurallarına’ göre karşılıklı saldırılardan, hava harekâtına ve İsrail'in Lübnan'ı yoğun bir şekilde bombalamasına, Hasan Nasrallah ile Hizbullah’ın diğer üst düzey liderlerinin öldürülmesine ve Hizbullah'ın Beyrut’un güney banliyölerindeki komuta merkezinin bombalanmasına kadar tırmandı. Gelinen noktanın ‘Üçüncü Lübnan-İsrail Savaşı’ olarak adlandırılması için geriye sadece ‘topyekûn savaş’ tablosunu tamamlayacak olan kara operasyonları kaldı.

“Son zamanlarda birçok kez asıl amacın yerlerinden edilen İsraillileri silah zoruyla kuzeydeki evlerine geri döndürmek olduğunu vurgulayan İsrail'in bugün Lübnan'ın güneyine bir kara operasyonu düzenlemenin eşiğinde olduğu görülüyor.

İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi'nin Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlamasından birkaç ay önce askerlerine yaptığı bir konuşmada söyledikleri askeri düşüncelerini özetler nitelikteydi.

Halevi, söz konusu konuşmasında şunları söylemişti:

“Kara harekatı kabiliyeti, her şeyden önce psikolojik bir değerdir. Düşman, düşmanının postallarını yerde hissedebileceğini bilir. Bu caydırıcılık için çok önemlidir. Savaşta belli bir başarı seviyesi vardır ve bu seviyeye kara harekatı olmadan ulaşılamaz.”

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant ise 27 Eylül Cuma günü kuzey bölgesine yaptığı bir ziyaret sonrası 91. Tümen Komutanı ve diğer üst rütbeli subaylarla birlikte düzenlediği basın toplantısında aynı düşünceyi yineleyerek bölgede hazırlıklı olunması gerektiğini vurguladı.

Gallant, şunları söyledi:

“Sadece geçtiğimiz yıl değil, uzun yıllardır bu fırsatı bekliyorduk. Buradaki pek çok unsurla yarım kalmış bir işimiz var. Nihayetinde hem bu bölgede hem de batı cephelerinde iyi bir şekilde yaşamak istiyoruz. Bu yüzden devam edin, zamanı kullanın. Hem düşman için hem de bizim kuvvetlerimiz için sürprizler olacaktır. Sizi elimizden geldiğince uyaracağız, ama bilinen dinamikler söz konusu.”

Lübnan'da savaş deneyimine sahip olan 98. Tümen, Güney Komutanlığı'na bağlı olarak Gazze Şeridi'nde aylarca süren operasyonların ardından ağustos ayı sonlarında Gazze'nin güneyindeki Han Yunus'tan çekildi ve Hizbullah'la artan gerilim nedeniyle İsrail'in kuzeyinde yeniden konumlandırıldı. Paraşütçülerin ve komandoların Kuzey Komutanlığı'na bağlı 36. Tümen ve 91. Tümen'e katılmaları planlandı. 7. Zırhlı Tugay da 26 Eylül 2024 tarihinde yayınlanan bir fotoğrafa göre İsrail'in kuzeyinde tatbikat gerçekleştirdi. İsrail basını, 27 Eylül Cuma günü ordunun Lübnan'daki gerilimin genişlemesi halinde ve olası bir kara harekatına hazırlık olarak 6. ve 228. Yedek Tugayların yeniden konuşlandırıldığını aktardı. İsrail ordusu bu iki yedek tugayın yanı sıra kuzey bölgesinin güvenliğini sağlama çabalarını desteklemek ve bölge sakinlerinin evlerine güvenli bir şekilde dönmelerini sağlamak için birkaç yedek taburu daha seferber etti. Acil durum depoları açıldı, yedek askerlere lojistik ve savaş ekipmanları dağıtıldı.

Bu tedbirler kuzey cephesinde muharebe seferberliğinin tamamlandığını gösterirken Lübnan'da hava ve deniz operasyonlarının yanı sıra kara harekatını da içeren daha geniş kapsamlı bir çatışmaya işaret etti.

Herzi Halevi: “Kara harekatı kabiliyeti, her şeyden önce psikolojik bir değerdir. Düşman, düşmanının postallarını yerde hissedebileceğini bilir.

İsrail’in askeri stratejisinde hile

Lübnan'daki askeri operasyonların ‘topyekun bir savaşa’ ve ‘kara muharebe operasyonlarına’ ya da İsrail tarafının söylemiyle ‘kara harekatına’ dönüşme olasılığına dair belirsizlik, savaş stratejisinin bir parçası.

Askeri stratejide hile yapmak, kandırmak ve yanlış bilgilendirmek, geçmişte, hatta İsrail ordusunun kurulmasından önce benimsedikleri İsrail askeri doktrininin önemli bir unsuru. Hileyle düşman için duruma dair yanlış bir tablo çizmek, düşmanın sistemi içinde belirsizlik yaratmak ve ‘karar verme’ sürecini bozmak amaçlanıyor.

zxvfbg
İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir Apaçi helikopteri İsrail'in kuzeyinde Lübnan ile sınır bölgesi üzerinde uçarken

Hileyle, ordu düşmanın yanlış adım atmasını ve durumu değerlendirmeye çalışırken değerli olan zamanlarını boşa harcamasını sağlayabilir. Zayıflıklardan yararlanır ya da zayıflıklar yaratır. Düşmanın morali bozup motivasyonunu düşürür ve savaşma ruhunu köreltir. Hile yapmaktaki amaç beklenmedik bir yerde ve zamanda ortaya çıkarak düşmanı şaşırtmaktır. İsrail örneğinde hile, taktiksel, operasyonel, stratejik ve siyasi olmak üzere tüm düzeylerde var.

İsrailli liderler, Hizbullah üyelerine yönelik çağrı cihazı saldırısından sonra artık planlarını gizlemeyi bırakıp hile yapmaktan sahadaki gerçekliği değiştirmeye geçtiler.

Kuzey cephesindeki kara harekâtı bir an meselesi ve bu harekât, ancak siyasi hedefine, yani Hizbullah'ın İsrail tarafının 1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararını uygulama taleplerini kabul etmesiyle ulaşılacak bir siyasi çözümle durdurulabilir.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

 



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.