Gazze’deki savaş İsrail ile Afrika ülkeleri arasındaki ilişkileri nasıl etkiledi?

Tel Aviv, geçtiğimiz yirmi yıl boyunca zengin kaynaklara sahip Afrika kıtasında yer edinebilmek için kampanya yürüttü.

Başbakan Binyamin Netanyahu, 2016 yılında Afrika kıtasını elli yıl sonra ziyaret eden ilk İsrail başbakanı oldu (AFP)
Başbakan Binyamin Netanyahu, 2016 yılında Afrika kıtasını elli yıl sonra ziyaret eden ilk İsrail başbakanı oldu (AFP)
TT

Gazze’deki savaş İsrail ile Afrika ülkeleri arasındaki ilişkileri nasıl etkiledi?

Başbakan Binyamin Netanyahu, 2016 yılında Afrika kıtasını elli yıl sonra ziyaret eden ilk İsrail başbakanı oldu (AFP)
Başbakan Binyamin Netanyahu, 2016 yılında Afrika kıtasını elli yıl sonra ziyaret eden ilk İsrail başbakanı oldu (AFP)

Sagir el-Hidri

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu 2016 yılında Kenya’yı ziyaret etmiş ve burada “İsrail Afrika'ya, Afrika da İsrail'e dönüyor” demişti. Bu dikkat çekici bir açıklamaydı. Tel Aviv, geçtiğimiz yirmi yıl boyunca zengin kaynaklara sahip Afrika kıtasında bir yer edinebilmek için kampanya yürüttü.

İsrail’in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaşın başlamasından ve beraberinde gelen eleştirilerden bir yıl sonra, özellikle bir Afrika ülkesi olan Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Tel Aviv'e karşı Uluslararası Ceza Mehkemesinde (UCM) dava açmasının ardından, İsrail'in Afrika ülkeleriyle kurduğu ilişkilerin Gazze’deki savaştan zarar görüp görmediği sorusu gündeme geldi.

İsrail'in kuruluşundan bu yana Afrika ülkeleriyle ilişkileri, soğuk ve donuktan yakınlaşma ve ittifaka kadar uzanan geniş bir yelpazede, birtakım çelişkilerin yanı sıra Tel Aviv'in Etiyopya, Kenya, Ruanda, Senegal ve diğerleri gibi ülkelerle kurduğu güvenlik ve ekonomik alanlardaki ortaklıklar gibi çıkarların da etkisiyle gelişmiştir.

Gazze Şeridi'ne yönelik saldırının yansımalarının son örneği, Senegal Başbakanı Ousmane Sonko, Dakar'ın Tel Aviv ile resmi diplomatik ilişkileri olmasına rağmen İsrail'in uluslararası toplumdan tecrit edilmesi çağrısında bulunarak Senegal-İsrail ilişkilerinin akıbeti hakkında spekülasyonlara kapıyı araladı.

İsrail'in karşılaştırmalı üstünlüğü

Hamas Hareketi, 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail’i şoke eden bir gelişmeyle Gazze Şeridi yakınlarındaki İsrail bölgelerine bir saldırı başlatarak yaklaşık bin 200 İsrailliyi öldürdü ve 251 İsrailliyi kaçırarak rehin aldı. Tel Aviv, buna Gazze Şeridi'ne yönelik kapsamlı bir kara, hava ve deniz saldırısı başlatarak karşılık verdi.

Güney Afrika Cumhuriyeti, Gazze Şeridi'nde ‘soykırım’ suçu işlediği gerekçesiyle İsrail'e karşı UCM’de dava açan ilk ülke olurken birçok Afrika ülkesi de müdahil olarak Tel Aviv ile Afrika başkentleri arasındaki ilişkileri bir dönüm noktasına getirdi.

Afrika ve Ortadoğu işleri uzmanı Meysa Nevaf Abdulhalik, geçtiğimiz yıl ekim ayındaki olaylardan sonra İsrail-Afrika ilişkilerinin özellikle de bir Afrika ülkesinin İsrail hakkında uluslararası bir mahkemede davacı olmasından ötürü etkilendiğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Abdulhalik, İsrail'in Afrika'da gerilemesinin dünyada olup bitenlerle ilişkili olduğunu ve bunun İsrail'in dünya ülkeleriyle ilişkilerini etkilediğini söyledi. Abdulhalik, İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşın sonuçları ve orada yaşanan katliamların Tel Aviv'in imajını bozduğunu da ekledi.

İsrail, Afrika’da geçmişten bu yana yeşil enerji, tarım ve yüksek teknoloji gibi sektörlerdeki karşılaştırmalı avantajlarından faydalanmaya çalışıyor. Örneğin İsrail merkezli Energia Global 2017 yılında 15 Afrika ülkesinde yeşil enerji projeleri geliştirmek için önümüzdeki yıllarda 1 milyar dolara kadar yatırım yapma taahhüdünde bulundu.

Abdulhalik, İsrail merkezli Gigawatt Global şirketinin 2021 yılında Burundi'deki ilk güneş enerjisi santralini açarak üretim kapasitesini yüzde 10 artırdığına ve 2023 yılında projenin kapsamını iki katına çıkarmayı planladığını açıkladığına dikkati çekti.

İsrail'in Afrika kıtası ile diplomatik bağlarını güçlendirmeye yönelik ilgisinin, ikili ve toplu turlar ve Afrikalı liderlerle yapılan zirveler yoluyla belirginleştiğini vurgulayan Abdulhalik, “Başbakan Binyamin Netanyahu 2016 yılında, elli yıl sonra Afrika kıtasını ziyaret eden ilk İsrail başbakanı oldu. Kıtanın doğusunda Kenya, Etiyopya ve Uganda'yı ziyaret eden Netanyahu'dan önce Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman 2009 yılında bu üç ülkeyi ziyaret etmişti” ifadelerini kullandı.

Netanyahu’nun aynı zamanda 2017 yılında Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) zirvesine katılan ilk Afrikalı olmayan lider olduğunun altını çizen Abdulhalik, “Tel Aviv ayrıca Ruanda ve Gana gibi ülkelerde yeni büyükelçilikler açmak için çalıştı ve 2016'da Gine, 2018'de Çad, 2020'de Fas ve 2020'de Sudan gibi Afrika ülkeleriyle ilişkileri geliştirmek için yatırım yaptı” dedi.

Kilometre taşları

İsrail-Afrika ilişkilerinden bahsederken, bu ilişkilerin gidişatındaki önemli dönüm noktalarını göz ardı edilemeyeceğini vurgulayan Abdulhalik, “1978 yılının eylül ayında Tel Aviv ve Kahire arasında imzalanan Camp David Anlaşması bu ilişkilerde bir dönüm noktası oldu” değerlendirmesinde bulundu.

Halklarının karşı çıkmasına rağmen Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki ilişkiler projesinin belirginleştiği 1994 tarihinde imzalanan Oslo Anlaşmaları, bazı Afrika ülkelerini tereddüt çemberini kırmaya ve Tel Aviv ile ilişkiler kurmaya itti.

Binyamin Netanyahu, 2014 yılında dönemin İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman'ın Ruanda, Fildişi Sahili, Gana, Etiyopya ve Kenya'yı kapsayan Afrika ziyaretiyle birlikte İsrail parlamentosu Knesset'te İsrail-Afrika Lobisi'ni kurarak Afrika ülkeleriyle ilişkilere yeni bir ivme kazandırmaya çalıştı.

Lieberman o dönemde yaptığı bir açıklamada, Afrika'nın İsrail dış politikasında önemli bir hedef olduğunu söylemişti. ABD, 2018 yılında Birleşmiş Milletler'de (BM) Hamas'ı kınamayı amaçlayan bir karar tasarısı sunduğunda, sekiz Afrika ülkesi tasarı lehinde oy kullanırken, kıtanın geri kalanı oylamaya ya katılmadı ya da çekimser kaldı.

İsrail lobisi, Afrika'da daha fazla nüfuz kazanma çabalarına rağmen 2017 yılında Togo'da yapılması planlanan ilk Afrika-İsrail zirvesini düzenleyemedi.

Yumuşak güç

İran ve Lübnan’daki Hizbullah Hareketi gibi gruplarla arasında süregelen düşmanlık nedeniyle bölgesel izolasyonunu kırmaya çalışan İsrail, geçmişten bu yana ABD, Rusya, Fransa ve diğerleri gibi birçok dünya gücünün emellerinin nesnesi olan Afrika'ya sızmak için ticaret ve silah ihracatı gibi yumuşak güç kullandı.

İsrail, 1996 yılında güvenlik kaosu ve ekonomik çöküş gibi çeşitli krizlerle boğuşan Sahra altı Afrika ülkeleriyle ilişkileri güçlendirmek amacıyla İsrail-Afrika Ticaret Odası'nı (IACC) kurdu.

İsrail, Afrika'ya silah ve güvenlik ekipmanı ihraç eden önde gelen ülkelerden biri. Bu ürünlerin 2019 yılındaki ihracatı yaklaşık 7,5 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bunun yaklaşık 400 milyon doları Afrika'ya tahsis edildi.

İsrail Afrika'da altyapı ve tarım projeleri de yürütüyor. Tel Aviv 2000 yılında Uganda'da kuraklıktan etkilenen 10 bölgede projeler gerçekleştirdi. İsrail’in 2011-2015 yılları arasında Senegal'e yoksul bölgelere yatırım yapması için yaklaşık 30 milyon euro (yaklaşık 33 milyon dolar) sağlaması, Afrika kıtasındaki çabalarının odak noktasını yansıtıyordu.

Moritanyalı Afrika uzmanı Sultan Alban, tarım, ticaret, güvenlik ve teknolojinin İsrail'in Afrika kıtasıyla bağlarını güçlendirmek için kullandığı başlıca yumuşak silahlar olduğunu söyledi.

İsrail'in son yıllarda Afrika’daki varlığını genişletmeye ve Afrika ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirmeye başladığını belirten Alban, bunun da İsrail’in Afrika Birliği'nde (AfB) gözlemci ülke olarak katılma arzunun artmasını açıkladığını belirtti. İsrail, kıtadaki stratejik hedeflerine yönelik aralıksız çabalarının bir parçası olarak AfB’de gözlemci ülke statüsü için 2017 yılında resmi bir talepte bulunmuştu.

Ancak bu yayılmacı hamle, başta İsrail-Filistin çatışması ve bununla ilgili siyasi meseleler olmak üzere bazı zorluklarla ve engellerle karşı karşıya. Zira Afrika ülkelerinin çoğu İsrail'in Filistin'i işgal etmesine karşı çıkıyor ve hatta İsrail'in müttefiki olan ülkeler bile Gazze Şeridi'nde devam eden savaşa itiraz ediyor.

İsrail’in Afrika kıtasında gerileyen varlığının neredeyse bir yıldır devam eden Gazze savaşı nedeniyle daha da gerilediğini söyleyen Alban, bununla ilgili bir diğer önemli faktörün de Müslüman nüfusun yoğun olduğu Afrika ülkelerinin İsrail ile her türlü iş birliğini reddetmesi ve zaman zaman barışı reddeden gösterilere sahne olması olduğunu vurguladı. Alban, bunun da İsrail'in Afrika kıtasındaki geleceğini en azından mevcut koşullar altında belirsiz kıldığını vurguladı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.