Hizbullah'ın zayıflaması ve bunun İran rejimi üzerindeki bölgesel yansımaları

Hizbullah'ın zayıflaması ve bunun İran rejimi üzerindeki bölgesel yansımaları
TT

Hizbullah'ın zayıflaması ve bunun İran rejimi üzerindeki bölgesel yansımaları

Hizbullah'ın zayıflaması ve bunun İran rejimi üzerindeki bölgesel yansımaları

İran Ulusal Direniş Konseyi (NCRI) Birleşik Krallık Temsilci Yardımcısı Huseyin Abidini

Son dönemdeki güç kaymalarının dengeler üzerindeki etkisi

Lübnan'da Hizbullah'a vurulan son darbeler ve önde gelen liderlerinden bazılarının öldürülmesi, İran rejiminin bölgesel ve uluslararası ilişkileri üzerinde geniş kapsamlı etkiler meydana getirdi. Hizbullah, 1980'lerde İran İslam Cumhuriyeti'nin desteğiyle kurulduğundan bu yana İran'ın bölgedeki en önemli vekil güçlerinden biri oldu. Hizbullah, Tahran'ın stratejik hedeflerine ulaşmasında önemli bir rol oynadı. Ancak artan baskı ve askeri saldırılarla birlikte İran rejimi, Lübnan ve hatta Suriye'nin çok ötesinde yansımaları olacak yeni zorluklarla karşı karşıya kaldı.

Mollaların bölgesel stratejisinde Hizbullah'ın rolü

İran'da mollaların iktidara gelmesinden bu yana devrim yapmak ve bölgesel nüfuzunu genişletmek, rejimin en önemli dış politika hedeflerinden biri oldu. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), özellikle de onun dış kolu olan Kudüs Gücü, bu politikanın yürütme kolu olarak görev yaptı. İran rejimi tarafından silah, para ve istihbarat ile desteklenen Hizbullah, bu stratejinin ana araçlarından biri oldu. Böylece Hizbullah, Suriye, Irak ve Yemen'de etkin bir rol oynadı. Ancak Hizbullah'ın son dönemde hem askeri hem de siyasi açıdan zayıflaması ve yara alması, bu vekil gücün sınırlarını daha iyi gösterdi. Suriye ve Lübnan'da Hizbullah'ın üst düzey liderlerini hedef alan operasyonlar ve son suikastlar, muhalif güçlerin stratejisindeki bir değişimi yansıtmakla beraber, İran iktidarındaki mollaların askeri ve siyasi kollarından birini zayıflatma girişimini de yansıtıyor. Hizbullah'ın zayıflamasının DMO için de bazı sonuçları olacaktır. Lübnan'da Hizbullah'ın zayıflaması, liderini ve üst düzey komutanlarını kaybetmesi hiç şüphesiz DMO, özellikle de Kudüs Gücü üzerindeki baskıyı artıracaktır. İran’ın bölgedeki nüfuzunun korunması ve genişletilmesindeki kilit rolü göz önüne alındığında, Hizbullah'ın gücü ve etkinliği azaldıkça bu güçler yeni operasyonel zorluklarla karşılaşacaktır. Bölgedeki vekalet savaşlarında rejimin baş gücü olarak bilinen Hizbullah'ın zayıflaması, İran'ın Suriye, Irak ve hatta Yemen'e nüfuz etme kabiliyetinin azalması anlamına gelebilir. Aynı zamanda DMO ve Kudüs Gücü bu darbeyi telafi etmek için bu ülkelerdeki askeri varlığını doğrudan artırmak zorunda kalabilir.

Lübnan’daki siyasi ve sosyal yansımalar

Hizbullah'ın etkisinin azalması sadece Ortadoğu'daki güç dengelerini etkilemekle kalmayacak, aynı zamanda Lübnan içinde de geniş kapsamlı sonuçlar doğuracaktır. Lübnan'da her zaman en önemli siyasi ve askeri aktörlerden biri olarak rol oynamış olan Hizbullah, zayıfladıkça daha fazla iç muhalefetle karşılaşabilir. Bu zayıflama Hizbullah'ın Lübnan içindeki gücünün azalmasına, siyasi reformlar için baskının artmasına ve grubun etkisinin azalmasına yol açabilir. Sonuç olarak, Hizbullah'ın zayıflaması, Lübnan'daki diğer siyasi gruplara ve hatta halk hareketlerine İran rejiminin ve DMO'nun ülkedeki etkisinin sınırlandırılmasını daha güçlü bir şekilde talep etmeleri için yeni bir alan sağlayabilir. Bu gelişmeler İran'ın Lübnan'daki varlığının azalmasına ve Tahran'ın ülkeyi lojistik ve operasyonel bir üs olarak kullanma kabiliyetinin düşmesine sebep olabilir.

Suriye'deki güç dengesi üzerindeki etki

İran rejimi ve Hizbullah'ın ana etki alanlarından biri olan Suriye, Hizbullah'ın zayıflamasından şüphesiz etkilenecektir. Suriye iç savaşında Beşşar Esed rejiminin desteklenmesinde kilit bir rol oynayan Hizbullah, askeri gücü düştükçe, Suriye'deki savaşlarda eskisi kadar etkili olamayabilir. Bu zayıflık, Esed yanlısı muhalif güçlerin ve hatta Suriye'de bulunan yabancı kuvvetlerin işine yarayabilir. Muhaliflere karşı savaşta Suriye ordusunun başlıca destekçileri olarak bilinen İran ve Hizbullah'ın vekil güçleri, operasyonel ve askeri kapasiteleri azaldıkça bu zayıflıklarla karşı karşıya kalacaktır. Bu mesele nihayetinde Suriye'deki saha denklemlerini ve hatta siyasi müzakereleri değiştirebilir.

Hizbullah ve DMO'nun saldırılarının bölgesel etkisinin genişlemesi

Lübnan'da Hizbullah'a yönelik son saldırılar sadece DMO'ya stratejik bir darbe teşkil etmekle kalmadı, aynı zamanda İran rejiminin bölgesel politikaları açısından da daha geniş sonuçlar doğurdu. DMO, mollaların iktidarının ilk yıllarından bu yana, ülke içinde egemenliğini korumak ve İran'ın bölge ülkelerindeki nüfuzunu sürdürmek için sözde devrim, terörizm ve savaş kışkırtıcılığında rejimin ana kolu olarak görev yaptı. DMO'nun bölgedeki en önemli vekil gücü olan Hizbullah, özellikle son yıllarda bu stratejide kilit bir rol oynadı. Ayrıca İran'ın Ortadoğu'daki nüfuzunu genişletmesinde en önemli faktörlerden biri haline geldi. Hizbullah'ın operasyonel kabiliyetlerinin, liderliğinin ve komuta yapısının azalmasıyla birlikte bu son darbenin etkileri, İran'ın bölgedeki diğer ülkelerle olan ilişkilerine ve nüfuzuna doğrudan yansıyacaktır. Örneğin, rejimin Yemen'deki Husiler ve Iraklı milisler gibi Hizbullah'ın destek ve eğitim ağına büyük ölçüde bel bağlamış vekil güçleri, kısa ve orta vadede lojistik ve istihbarat desteğinde bir azalmayla karşı karşıya kalabilir. Destekteki bu azalma söz konusu grupların operasyonel kabiliyetlerini zayıflatabilir. Özellikle Suriye ve Yemen'de Hizbullah'ın çeşitli operasyonlarda askeri koordinatör ve danışman rolüne güvenen grupların çeşitli operasyonlardaki etkinlikleri zayıflayabilir.

İran'ın uluslararası ilişkilerinin zayıflaması

Hizbullah'ın saldırıları İran rejiminin uluslararası ilişkilerini de etkiledi. Rejimin Hizbullah gibi terörist gruplara verdiği destek nedeniyle pek çok ülke İran'a daha fazla yaptırım uygulanması yönünde baskı altında. Hizbullah'ın ve onunla bağlantılı kaçakçılık ağlarının zayıflatılması, İran rejiminin bölgede ve küresel sahnede manevra kabiliyetinin azalmasına yol açabilir. Bu durum, İran'ın vekalet faaliyetlerinden her zaman güvenlik endişesi duymuş olan Batılı ülkeler ve İran'ın bölgesel komşuları için özellikle önemlidir. Nitekim Hizbullah'ın zayıflatılması, İran'ın diplomatik müzakereler ve bölgesel politikalardaki en önemli kozlarından birinin zayıflatılması anlamına geliyor. Öte yandan bu zayıflık, rejimi, nüfuzunu korumak için daha agresif ve şiddet yanlısı yöntemler kullanmaya itebilir ki, bu da bölgedeki gerilimin tırmanmasına ve askeri çatışma ihtimalinin artmasına neden olabilir.

Hizbullah'ın İran için öneminden ve Hasan Nasrallah'ın oynadığı eşsiz rolden bahsederken, İran'ın siyasi analistlerinden Muhammed Sadık Şahbazi'nin Ufuk televizyonuna verdiği röportajdaki ifadelerine değinmek yerinde olacaktır. Şahbazi bu röportajda, Hasan Nasrallah'ın direniş eksenindeki tarihi ve seçkin rolünü ve bu figürün derin etkisini ele aldı.

Muhammed Sadık Şahbazi, İran'daki siyasi ve kültürel aktivistlerden biridir. Sosyal, siyasi ve medya konuları da dahil olmak üzere çeşitli alanlarda faaliyet göstermiş ve İran'daki çeşitli kurumlar ve entelektüel eğilimlerle iş birliği yapmıştır. Şahbazi, İslam Devrimi, direniş ve bölgesel meselelerle ilgili konularda analist ve yazar olarak bilinmektedir. İç siyasi eğilimleri eleştirmek ve direniş ekseniyle (Hizbullah ve Hasan Nasrallah gibi figürler de dahil) ilgili konuları analiz etme noktasında aktif rol oynamaktadır.

Şahbazi İran'daki bazı politikaları eleştiriyor ve bu görüşlerini medya ve sanal alemde açıkça ifade ediyor. Muhammed Sadık Şahbazi söz konusu röportajda, Hasan Nasrallah'ı direniş ekseninin önde gelen ve yeri doldurulamaz bir figürü olarak takdim ediyor. Nasrallah'ın kaybının direniş hareketi için büyük ve yeri doldurulamaz bir trajedi olduğunu belirtiyor. Şahbazi bu kaybı, Kasım Süleymani ve İbrahim Reisi'nin öldürülmesi gibi diğer acı olaylarla karşılaştırıyor ve Nasrallah'ı kaybetmenin acısının ve trajedisinin daha derin ve etkili olduğunu vurguluyor. Ayrıca bu kaybın kendisinin ve diğerlerinin yüreğini yakmaya devam ettiğini ifade ediyor. Şahbazi, Ufuk televizyonunda katıldığı programda, mevcut iç ve bölgesel koşulların hassasiyeti konusunda, 1988, 1996, 98 olayları da dahil olmak üzere İran İslam Cumhuriyeti'nin içinden geçtiği çalkantılı dönemlerin mevcut durum kadar hassas ve önemli olmadığını belirtti. Dayatılan savaşın bile büyük önem taşımadığını söyledi.

x

Şahbazi, geçmişte yaşanan bazı krizlere ve Sadık Vaat Operasyonu da dahil olmak üzere çeşitli operasyonlara atıfta bulunarak, bu operasyon daha önce başlatılmış olsaydı, Nasrallah'ın halen hayatta olabileceğini büyük bir üzüntüyle vurguladı. Direniş ekseninin bölgedeki eylemlerine de değinen Şahbazi, Aksa Tufanı Operasyonu başladığı andan itibaren İran'ın bölgesel denklemlerden çıkarıldığını söyledi.

Şahbazi, İran'ı ve direniş eksenini zayıflatmaya çalışan İbrahim Anlaşmaları ve Yüzyılın Anlaşması gibi bazı uluslararası programların devam ettiğini belirtti. Direnişin arenaya geri dönebildiğini ve bölgesel denklemlerde önemli bir rol oynayabildiğini belirtti.

Program sunucusu, bazılarının Aksa Tufanı Operasyonu’nun yüksek maliyetini sorgulayabileceğini belirtti. Ancak Şahbazi bu operasyonun, İran İslam Devrimi'nden sonra İslam dünyasının İsrail'e karşı verdiği ilk büyük tepki olduğunu vurguladı. Son olarak Şahbazi, direniş ekseninin sahnede kalması halinde düşmanlara karşı daha fazla zafer elde edileceğini kaydetti. Tabii ki bu zaferin nasıl elde edileceği konusunda bir şey söylemedi...



Kordofan’dan başlayan ölüm yolculuğu, Omdurman’da açlıkla son buluyor

Kuzey Kordofan’dan çocuklarıyla birlikte yerinden edilmiş kadınlar (Şarku’l Avsat)
Kuzey Kordofan’dan çocuklarıyla birlikte yerinden edilmiş kadınlar (Şarku’l Avsat)
TT

Kordofan’dan başlayan ölüm yolculuğu, Omdurman’da açlıkla son buluyor

Kuzey Kordofan’dan çocuklarıyla birlikte yerinden edilmiş kadınlar (Şarku’l Avsat)
Kuzey Kordofan’dan çocuklarıyla birlikte yerinden edilmiş kadınlar (Şarku’l Avsat)

Korku, açlık ve susuzlukla geçen uzun bir yolculuğa çıkan çok sayıda Sudanlı aile, çatışmaların yeniden şiddetlendiği Kuzey Kordofan eyaletindeki kent ve kasabalardan Omdurman’a doğru göç ediyor.

Çocuklarını, yakınlarını ve hatta tüm mal varlıklarını kaybeden aileler, evlerini terk ederek dağlar ve vadiler üzerinden uzanan zorlu güzergâhlara yönelmek zorunda kaldı. Bazıları yolları yaya kat ederken, bazıları hayvanların çektiği arabalarla ya da yük kamyonlarıyla ilerledi. Bazıları ise güvenli bölgelere ulaşamadan yollarda mahsur kaldı. Yerel ve yabancı kuruluşların raporlarına göre, Kuzey Kordofan’ın farklı bölgelerinde askeri operasyonların yeniden başlamasının ardından son dönemde yüzlerce aile yerinden edildi. Bazı raporlarda bu ailelerin sayısının 3 bini aştığı belirtilirken, bölgedeki insani koşulların ‘son derece kötü’ olduğu bildirildi.

dnhytn
Omdurman’a gelen yerinden edilmiş kadınlar (Şarku’l Avsat)

Haftalar süren zorlu yolculuğun ardından bu aileler, ‘aç ve bitkin’ halde Omdurman’ın en batısına ulaştı. Yanlarında geride bıraktıkları evlerden kalan son eşyalarını ve anılarını taşıyan ailelerin bazıları ise ağır göç yolculuğu sırasında yakınlarından bazılarını kaybetti. Ancak bölgeye ulaşmak da yaşadıkları sıkıntıları sona erdirmedi. Yerinden edilen aileler gıda ve içme suyu sıkıntısının yanı sıra insani yardımların yetersizliğiyle karşı karşıya. Çocuklar arasında ishal, ateş ve çeşitli enfeksiyon vakaları yayılırken, savaştan kaçış yolculuğu sonu görünmeyen bir çileye dönüşüyor.

Zorlu yolculuk

Sudan Silahlı Kuvvetleri ve müttefik güçleri, Kuzey Kordofan’daki kontrol alanlarını genişletmeye ve eyaletin başkenti el-Ubeyd’in çevresini güvence altına almaya çalışırken, Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) bağlı birlikler kentin batısı ve güneyindeki bölgelerde yoğunlaşıyor. Halime Davülbeyt, “Dokuz kişiden oluşan ailemle birlikte, Kuzey Kordofan eyaletindeki Sudri ilçesine bağlı el-Cemame bölgesinden göç etmek zorunda kaldım. Silah zoruyla evlerimizi terk etmeye mecbur bırakıldık” dedi.

fvrgthyj
Yerinden edilmiş kadın Halime Davülbeyt, yerinden edilme yolculuğunun acılarını anlattı. (Şarku’l Avsat)

Yük kamyonlarıyla günler süren yolculuğu, oldukça zorlu ve yorucu geçti. Bazı bölge sakinleri ve komşular ise dağlarda ve ağaçların arasında mahsur kaldı. Sudanlı kadın, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Omdurman’a ulaştığımızda son derece bitkin durumdaydık. İlk günlerde aralarında yağ, şeker ve unun da bulunduğu bazı gıda malzemeleri aldık, ancak bunlar daha sonra kesildi” dedi.

Bir başka yerinden edilmiş kadın ise, “Göç yolculuğu sırasında çocuklarımdan üçü açlık, susuzluk ve yolun zorluğu nedeniyle hastalandı” dedi. “Evlerimizi, mallarımızı ve sahip olduğumuz her şeyi geride bıraktık. Üzerimizdeki kıyafetlerden başka hiçbir şey almadan çıktık” diyen kadın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şu anda koşullarımız son derece zor ve bize hiçbir insani yardım ulaşmıyor.”

“Ölümü kendi gözlerimizle gördük”

Sudan’da Nisan 2023’ten bu yana Sudan ordusu ile HDK arasında devam eden savaş, insani krizi daha da derinleştiriyor. Birleşmiş Milletler (BM) tahminlerine göre savaşta yüz binlerce kişi hayatını kaybederken, yaklaşık 13 milyon kişi yerinden edildi veya mülteci durumuna düştü. El-Cemame kasabasından yerinden edilen Seyyide Hamis, zorlu yolculuğunun ayrıntılarını anlattı. Hamis, “Yolculuğumuz yaklaşık 13 gün sürdü. Bu süre boyunca kimi zaman yürüyerek, kimi zaman da eşeklerin çektiği arabalarla ilerledik… Güvenlik durumunun kötüleşmesi, ihlaller ve sivillerin mallarının yağmalanması nedeniyle evlerimizi terk ettik” ifadelerini kullandı. Yerinden edilen kadın, ailesinin bu günler boyunca karşılaştığı yolculuğun zorluklarını ve ağır koşulları da anlattı.

sgthyjdfv
Memleketinden göç etmek zorunda kalan Abdurrahman Muhammed, eşi ve iki çocuğuyla birlikte (Şarku’l Avsat)

Cebra eş-Şeyh ilçesine bağlı Ebu Hadid kasabasından yerinden edilen Abdurrahman Muhammed ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Güvenlik ve insani durum büyük ölçüde kötüleşti. Aileler, kadınlar ve çocuklar için güvenli bir yer arayışıyla göç etmek zorunda kaldı. Yolculuk sırasında ölümü kendi gözlerimizle gördük. Yaralanan ve yolculuğa devam edemeyen bazı yakınlarımızı kaybettik” dedi.

Yeni gerçeklik

Daha önce Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), yerel makamlara dayandırdığı açıklamasında, Kordofan’daki çatışma cephelerinde Sudan ordusu ile HDK arasında yeniden başlayan çatışmalardan kaçan yüzlerce ailenin Kuzey Kordofan eyaletinin başkenti el-Ubeyd’e sığındığını, bazı ailelerin ise başkent Hartum’a doğru ilerlediğini bildirmişti. Ancak yerinden edilme hareketi el-Ubeyd’le sınırlı kalmadı. Beyaz Nil eyaletindeki Kosti kenti ile başkent Hartum’un batısındaki Omdurman, savaş bölgelerinden kaçan giderek daha fazla sayıda aileyi kabul etmeye devam ediyor. Böylece her iki kent de güvenlik arayışındaki yerinden edilmiş kişiler için yeni sığınma noktalarına dönüşüyor. Örgüt, son aylarda Kuzey Darfur’daki çatışmalar nedeniyle yaklaşık 200 bin kişinin yerinden edildiğini belirtirken, hükümetin bir raporuna göre, Etiyopya sınırındaki eyalette çatışmaların başlamasından bu yana Güney Mavi Nil bölgesinden de yaklaşık aynı sayıda kişinin göç etmek zorunda kaldığını açıkladı.

frgthyuı
Kuzey Kordofan’dan Omdurman’a göç eden bir grup yerinden edilmiş insan (Şarku’l Avsat)

Ebu Hadid kasabasından yerinden edilen Muhammed Ali, “Silahlı çatışmalar bizi bölgeyi terk etmeye zorladı. Dağlar ve vadiler üzerinden uzanan yolları kullandık. Hamrat el-Vez bölgesine ulaşmamız yaklaşık iki hafta sürdü” dedi. Muhammed Ali sözlerini şöyle sürdürdü: “Farklı ulaşım araçlarını kullandık. Bazen ağır çevre koşulları, böcekler ve hastalıkların ortasında açıkta uyumak zorunda kaldık. Yolculuk sırasında ailemizin bazı fertlerini kaybettik. Şimdi ise özellikle sineklerin yayılması ve çok sayıda çocuğun hastalanmasına yol açması nedeniyle acilen gıda ve temiz içme suyuna ihtiyacımız var.”

Bu aileler açısından Omdurman’a yönelik yerinden edilme yolculuğu sona ermiş olabilir ancak evlerini, mallarını ve ulaşmayı başaramayan yakınlarını geride bıraktıkları için çileleri bitmedi. Önlerinde, yaşamlarını sürdürmek için gerekli imkânların son derece sınırlı olduğu yeni bir hayat var. Hastalık nedeniyle bitkin düşen çocuklar ve gıda ile su temin etmek için mücadele eden aileler arasında, şiddet sona erene kadar memleketlerine dönme umudu ertelenmiş durumda. Ölümden kaçışla başlayan hayatta kalma yolculuğu ise günlük bir yaşam mücadelesine dönüşüyor.


Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiği gerilimlere rağmen arttı

Hürmüz Boğazı'nda, İran'ın Bender Abbas kıyıları yakınlarında görülen gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nda, İran'ın Bender Abbas kıyıları yakınlarında görülen gemiler (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiği gerilimlere rağmen arttı

Hürmüz Boğazı'nda, İran'ın Bender Abbas kıyıları yakınlarında görülen gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nda, İran'ın Bender Abbas kıyıları yakınlarında görülen gemiler (Reuters)

Hürmüz Boğazı'ndan geçen deniz trafiği, ABD ile İran arasındaki jeopolitik gerilimin sürmesine rağmen hafif artış gösterdi. Piyasalar, İran ile Umman arasında su yolunun geleceğine ilişkin devam eden görüşmeleri de yakından izliyor.

Şarku’l Avsat’ın Kpler şirketinden aktardığı verilere göre  Hürmüz Boğazı'ndan izlenebilen emtia gemilerinin geçiş sayısının çarşamba günü 10'a yükseldiğini gösterdi. Salı günü bu sayı 8 olarak kaydedilmişti. Ancak geçiş sayısı, yaklaşık 15 gemi olan 10 günlük hareketli ortalamanın altında kalmayı sürdürdü.

Umman Körfezi yönünden boğaza iki orta ölçekli yakıt tankeri, bir sıvılaştırılmış petrol gazı tankeri, bir Panamax sınıfı gemi ve üç Handymax sınıfı gemi giriş yaptı.

Ters yönde ise Körfez tarafından boğazdan bir orta ölçekli yakıt tankeri, bir bitüm tankeri ve bir kuru yük gemisi geçti.

Üst düzey bir İranlı kaynak, çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran ile Umman'ın Hürmüz Boğazı'na ilişkin bir anlaşmanın ayrıntıları üzerinde çalışmayı sürdürdüğünü söyledi. Bu açıklama, İran Devrim Muhafızları'nın iki ülkenin su yolunun yönetimi ve gelirlerinin paylaşımına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya vardığını duyurmasının ardından geldi.

Öte yandan, bir diğer önemli deniz geçiş noktası olan Babülmendep Boğazı'ndaki gemi trafiği de ikinci gün üst üste yavaşladı.

Kpler verilerine göre, çarşamba günü Babülmendep'ten toplam 19 emtia gemisi geçti. Bunların 6'sını, aralarında çok büyük bir ham petrol tankerinin de bulunduğu, geçiş noktasından ayrılan tankerler oluşturdu. Bir önceki gün ise toplam 24 geminin geçiş yaptığı kaydedilmişti.

Bazı gemilerin kimlik ve konum bilgilerini ileten vericilerini kapalı tutarak ana deniz geçiş noktalarından geçmiş olabileceği, bu nedenle izlenebilen gemi sayılarının gerçek trafik hacmini tam olarak yansıtmayabileceği belirtildi.


ABD'li general, uyuşturucu kaçakçılarına karşı ortak operasyonları görüşmek üzere Kolombiya'ya gitti

ABD Güney Komutanlığı Komutanı General Francis Donovan, Kolombiya’ya ulaştığı sırada (SOUTHCOM)
ABD Güney Komutanlığı Komutanı General Francis Donovan, Kolombiya’ya ulaştığı sırada (SOUTHCOM)
TT

ABD'li general, uyuşturucu kaçakçılarına karşı ortak operasyonları görüşmek üzere Kolombiya'ya gitti

ABD Güney Komutanlığı Komutanı General Francis Donovan, Kolombiya’ya ulaştığı sırada (SOUTHCOM)
ABD Güney Komutanlığı Komutanı General Francis Donovan, Kolombiya’ya ulaştığı sırada (SOUTHCOM)

ABD Güney Komutanlığı (SOUTHCOM) Komutanı General Francis Donovan, Başkan Donald Trump'ın müttefiki olan sağcı Cumhurbaşkanı Abelardo de la Espriella yönetimiyle uyuşturucu kaçakçılarına karşı ortak operasyonları görüşmek üzere dün Kolombiya'yı ziyaret etti.

7 Ağustos'ta göreve başlayan De la Espriella, Washington'ın da desteğiyle ülkesinde uyuşturucu kaçakçılığına karışan silahlı gruplara karşı kararlı bir operasyon başlatma sözü vermişti.

Kolombiya, dünyanın en büyük kokain üreticisi konumunda.

Trump ile gergin bir ilişkisi olan eski solcu Başkan Gustavo Petro'nun halefi olan De la Espriella’nın seçilmesinin ardından Kolombiya, uyuşturucu kartelleriyle mücadele etmek amacıyla Trump tarafından başlatılan ‘Amerika Kıtası Kalkanı’ ittifakına katıldı.

SOUTHCOM tarafından dün sosyal medya platformu X üzerinden yapılan açıklamada, Komutan General Francis Donovan'ın ‘ülkenin yeni askeri liderleriyle görüşmek, terörle bağlantılı uyuşturucu kaçakçılarıyla mücadelede ortak çabaları ele almak ve ABD ile Kolombiya arasındaki güvenlik ortaklığını güçlendirmek’ üzere Bogota'ya gittiği duyuruldu.

dsfvedb
Kolombiya Cumhurbaşkanı Abelardo de la Esperia (Reuters)

SOUTHCOM, ABD'nin Latin Amerika ve Karayipler'deki askeri operasyonlarını Florida'dan koordine ediyor.

Fransız haber ajansı AFP’nin Kolombiya Savunma Bakanlığı'ndan bir kaynağa dayandırdığı haberine göre hükümet, son derece tehlikeli olarak gördüğü suçluları alıkoymak için açık denizde demirli hapishane gemileri kullanmayı planlıyor.

De la Espriella seçim kampanyası sırasında ayrıca, El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele'nin hapishane modeline benzer ‘mega hapishaneler’ inşa etme taahhüdünde bulunmuştu.

Aynı kaynak, devlet başkanının bir güvenlik konseyi toplantısında hapishane gemileri önerisinin hayata geçirilmesini talep ettiğini belirterek daha fazla ayrıntı vermeksizin Kolombiya Donanması'nın projeyi gerçekleştirme sorumluluğunu üstlendiğini sözlerine ekledi.