İsrail ve ikincil zararlar, ABD ve kendine hakim olma

ABD, siyasi pervasızlığı nedeniyle bölgede kalan güvenilirliğini de kaybetti

İsrail'in Gazze Şeridi'nin merkezindeki el-Beric Mülteci Kampına düzenlediği hava saldırısının ardından kurtarılan eşyaları taşıyan çocuklar, 8 Ekim 2024 (AFP)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin merkezindeki el-Beric Mülteci Kampına düzenlediği hava saldırısının ardından kurtarılan eşyaları taşıyan çocuklar, 8 Ekim 2024 (AFP)
TT

İsrail ve ikincil zararlar, ABD ve kendine hakim olma

İsrail'in Gazze Şeridi'nin merkezindeki el-Beric Mülteci Kampına düzenlediği hava saldırısının ardından kurtarılan eşyaları taşıyan çocuklar, 8 Ekim 2024 (AFP)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin merkezindeki el-Beric Mülteci Kampına düzenlediği hava saldırısının ardından kurtarılan eşyaları taşıyan çocuklar, 8 Ekim 2024 (AFP)

Nebil Fehmi

İkincil zararlar ve kendine hakim olma, gerginlik ve çatışma durumlarında, uygulamaları ve kayıpları haklı çıkarmak, zararlara ve tehlikelere son vermek, anlaşmazlıkların daha sonra barışçıl ve diplomatik yollarla çözülmesinin kapısını açmak amacıyla ordu komutanları ve siyasi yetkililer arasında sıklıkla kullanılan iki tabirdir. Ancak Ortadoğu'da yaşananlar, İsrail ve ABD'nin son bir yıldaki eylem ve pozisyonları bu ifadelerin içini tamamen boşalttı. Savaşın tüm kural ve yasalarını çiğnemenin, diplomatik siyasi eylem için mantıksal hazırlığı engellemenin kapısını ardına kadar açtı. Devletlerin egemenlik ve sınırlarına saygı ilkesini tamamen ihlal etti.

İsrail'in, sınırlarının ötesinde ve diğer ülkelerin egemenliklerine saygı göstermeden siyasetçilere suikast düzenleme ve sivilleri, özellikle de Filistinlileri ve Arapları öldürme konusunda parlak ve benzersiz bir geçmişi var. Bu makalenin satırları pek çok vakayı listelemeye ya da çirkinliklerini anlatmaya yetmeyecektir. Tüm bu eylemlerin ortak noktası İsrail'in, hedefin bir terörist olduğunu ve ona yönelik suikastın siviller arasında yol açtığı can kayıplarının ikincil zararlar olduğunu söyleyerek kayıpları gerekçelendirmesidir. 1982'de Lübnan'daki Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında, binlerce Filistinli sivilin öldürülmesi ve geçen yıl ve içinde bulunduğumuz 2024 yılı boyunca Gazze'de 40 binden fazla Filistinlinin öldürülmesi için de aynı gerekçeyi kullandı.

Kendine hakim olma ve itidal çağrısı tabirini en çok kullanan ülkeninse ABD olduğuna inanıyorum.  Her ne kadar abartmamaya ya da komplo teorileri üretmekte acele etmemeye her zaman dikkat etsem de, artık ABD’nin bu ifadeyi kullanmasının amacının işlerin çığırından çıkmasını ve büyük kayıpların yaşanmasını engellemek değil, İsrail'i koruma, Filistinlilere ve aynı zamanda Ortadoğu'nun her arenasındaki komşularına yönelik ihlallerini uygulaması için ona daha fazla zaman ve fırsat kazandırma çağrısı ve mekanizması olduğu kanaatine vardım. Nitekim Şam'daki İran konsolosluğunun bombalanması, başkent Tahran'da İsmail Heniyye'nin öldürülmesi gibi, her İsrail operasyonundan sonra kendine hakim olma ve itidal çağrısı yapmak için İsviçre'nin yanı sıra bölgesel taraflar aracılığıyla İran ile yoğun temaslarda bulunduğunu hatırlayalım.

Bahsettiğim şeyi en çok doğrulayan ve ABD'nin saçma ve inandırıcılığını kaybetmiş tutumunda beni gerçekten şaşırtan husus, ABD’nin, saldırıyı başlatan İsrail tarafına çağrıda bulunmaktan ve baskı yapmaktan ziyade, İsrail'in saldırdığı taraflara itidal çağrısı yapma konusunda daha istekli ve aktif olmasıdır. Öyle ki ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken geçtiğimiz günlerde önceki ziyaretlerinden farklı olarak İsrail'e uğramadan bölgeyi ziyaret etti. Blinken’ın İsrail’in yardım araçlarını hedef almasını kabul ettiği söylendi. Bunu ABD Savunma Bakanı'nın İsrail ziyaretini iptal etmesi veya ertelemesi izledi.

Bütün bunlar, ABD'nin ya İsrail'e ve askeri operasyonlarına tamamen serbestlik tanıdığı ya da İsrail'in uyarılarına aldırış etmeyeceğini düşündüğü anlamına geliyor. Bu ise, İsrail operasyonlarına onun da dahil olduğu anlamına geliyor, çünkü ABD İsrail'i silahlandırmaya, mühimmat temin etmeye, uydularından istihbarat bilgisi sağlamaya son verdiği anda, İsrail'in bu cephelerin hepsini aynı anda açması mümkün değil. Öte yandan kendine hakim olmanın ve itidalin en iyi yolu öncelikle aynı eylemi tekrarlamamaktır. Yani İsrail'in saldırılarını durdurmasını sağlamak, şiddet ve karşı şiddet zincirini temelli kırmak, olayların tekrarlanmaması için çatışmaların çözümüne yönelik ciddi diplomatik çalışmalar yapmaya başlamaktır.

Şu anda gözlemlediğimiz durumun yansımalarının ciddiyeti nedeniyle ikincil zararlar konusunun defalarca göz ardı edildiğini özellikle belirttim. Bu konu ciddi çünkü saldırgandan hesap sorulmaması veya cezalandırılmaması durumunda, sivilleri hedef almak veya sivil kayıpları tamamen göz ardı etmek yinelenen ve üstü kapalı olarak kabul edilebilir bir uygulama haline gelecektir. Daha sonra bu uygulama artan oranlarda tekrarlanacak ve tüm taraflar buna başvuracaktır. Bu ise tüm sivilleri hedef ve sivil alanları da bir savaş ve yıkım alanı haline getirecektir.

Ayrıca yönünü kaybetmesinden ve manevra ile aldatma amacıyla kullanılmasının ardından kendine hakim olma ve itidal çağrısının inandırıcılığını kaybedeceği konusunda da uyarmıştım. Bu, güvenlik ve barışın sağlanması için önemli diplomatik çabaların devam etmesini ve başarılı olmasını sağlamaktaki önemine rağmen, çatışmanın tarafı olmayan birçok bölgesel tarafın ciddi diplomatik çabalarını sınırlamasına, kendisine gerçek siyasi yükler yüklemeden, bazı resmi icraatlar  ile yetinmesine neden olacaktır.

Kendimi her zaman Güvenlik Konseyi'nin 242 ve 338 sayılı kararları uyarınca ve İsrail'in Arap topraklarına yönelik işgaline son verilmesi, bir Filistin devletinin kurulması ve İsrail dahil tüm bölge ülkeleri için güvenlik ve barışın sağlanması temelinde kapsamlı Arap-İsrail barışının destekçileri arasında sayıyorum. Gerekmedikçe askeri eylem yerine siyasi ve diplomatik eylemi tercih ediyorum, militarizasyon ve şiddet tehlikelerini azaltacak bölgesel düzenlemelerin geliştirilmesini destekliyorum.

Şu anda tanık olduklarımız, gerginliklerin ve çatışmaların doğasını tamamen değiştirebilir. Zira İsrail'e, ABD'nin siyasi koruması altında, Ortadoğu'nun bütün bölgelerini ve mevzilerini hedef alma ve buna göre hareket etme yetkisi tanıyor. İşlediği askeri ihlaller, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar için bile hesap vermekten koruyor. Formalite de olsa egemenlik veya teknoloji ile askeri ve sivil hedefleri birbirinden ayırma ilkesini umursamayan İsrail'in saldırılarına karşı verilecek tepki ve yanıtlara karşı askeri caydırıcılık sağlıyor. Bu konuda şahit olduğumuz son hadise, sivillerin de bulunduğu çeşitli alanlarda bazı kişilerin taşıdığı mesajlaşma cihazlarının (çağrı cihazları) patlatılması hadisesiydi.

ABD, olayların seyrini etkilemek için çeşitli araçlara sahip olmasına rağmen, siyasi pervasızlığıyla, bölgede az da olsa geride kalmış olan siyasi güvenilirliğini de kaybetti. Amerikalı gazeteci Thomas Friedman, ülkesinin yetkililerini savunmasına rağmen son makalesinde, ABD Dışişleri Bakanı pozisyonunun, çeşitli uluslararası meselelerde çatışan tarafların çokluğu nedeniyle ihtişamının ötesine geçen yükler taşıdığını kaydetti. Pozisyonun cazibesini oldukça kaybettiği yönünde vardığı sonuca katılıyorum. Ancak bana göre bunun gerçek nedeninin çok taraflılık değil, Amerikan politikalarının ve standartlarının uygulanmasındaki pervasızlık ve çifte standartlık olduğunu not etmeli ve düzeltmeliyim. Bu da ABD’nin etkinliğini kaybetmesine neden oldu

İkincil zararlar ve kendine hakim olma ibarelerinin kullanımına ilişkin ihlallerin yansımaları daha da genişliyor ve birçok başka konuya ve birden fazla tarafa yansıyor. Zira bu, tüm sivilleri yalnızca ikincil zararlar denkleminin bir parçası olmaktan çıkarıp, doğrudan ve kalıcı bir hedef haline getirecek. Aynı zamanda, aktif diplomatik geçmişi, Filistinlilerle yakın ilişkileri veya İsrail ile aralarında barış anlaşmaları olan bölgesel taraflar dahil uluslararası güvenilirliğe sahip diğer taraflardan gelse bile, gerginliğin azaltılması, siyasi ve diplomatik çabaların yeniden canlandırılması yönündeki her türlü samimi çağrıyı da zayıflatacaktır. Tüm bunların sonucunda hepimiz ilişkilerde gerilim aşamasından çıkıp, uluslararası hukuka uygun olarak herkes için güvenlik ve istikrar sağlayacak uzlaşmacı çözümlere ulaşmak için çabalama aşaması yerine, herkesin hedef alındığı, tüm arenaların hedef sayıldığı, uluslararası hukukun ve insancıl hukukun bulunmadığı, orman kanunları ve kaosunun hakim olduğu akut ve çatışmacı bir aşamaya giriyoruz. Bu ise bölgesel ve uluslararası düzeyde yüksek maliyetli ve çok tehlikelidir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Indpedent Arabia’dan çevrilmiştir.



İtalya Savunma Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz stratejik açıdan benzeri görülmemiş bir güç seviyesine ulaştı

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
TT

İtalya Savunma Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz stratejik açıdan benzeri görülmemiş bir güç seviyesine ulaştı

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ile Riyad arasındaki ilişkilerin bugün benzeri görülmemiş bir stratejik güç aşamasında olduğunu belirterek, iki ülkenin tedarik zincirlerinin entegrasyonu, beceri transferi ve yerel kapasite geliştirmeye dayalı gerçek ortaklıklar inşa etmek için çalıştığını söyledi.

Crosetto, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliğinin Ortadoğu’da barış ve istikrarın güçlendirilmesi açısından temel bir unsur haline geldiğini ifade etti. İki ülkenin, bölgesel gerilimin tırmanmasını önlemek amacıyla ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin başarıya ulaşması için birlikte çalıştığını kaydetti.

Crosetto, Riyad’da düzenlenen Dünya Savunma Fuarı’na (WDS 2026) katılımı kapsamında yaptığı değerlendirmede, Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamını ‘son derece cazip’ olarak nitelendirdi. Crosetto, söz konusu etkinliğin, Krallığın teknolojik ve endüstriyel inovasyondaki giderek artan merkezi rolünü yansıttığını ve geleceğe yönelik senaryolar ile yeni teknolojilerin ele alınmasına olanak sağlayan bir platform sunduğunu ifade etti.

Stratejik güç

Crosetto, Suudi Arabistan ile İtalya arasındaki ilişkilerin son derece iyi olduğunu ve ‘benzeri görülmemiş bir stratejik güç aşamasında’ bulunduğunu söyledi. Crosetto, “Liderlerimiz arasındaki siyasi anlayış, savunma alanında askerî ve sanayi boyutlarını kapsayan, somut ve kurumsal iş birliğine dönüşen bir güven çerçevesi oluşturdu. Ülkelerimiz; güvenilir ortaklıklar, verilen sözlere bağlılık, diplomasinin önemi ve uluslararası hukuka saygı gibi temel ilkeleri paylaşıyor. Bu da iş birliğimizi istikrarlı, öngörülebilir ve uzun vadeye yönelik kılıyor” ifadelerini kullandı.

Silahlı kuvvetler arasında diyalog

Crosetto, iki ülkenin silahlı kuvvetleri arasındaki diyaloğun sürdüğünü belirterek, bu kapsamda operasyonel tecrübe, askerî doktrinler, stratejik analizler ve bölgesel senaryo değerlendirmelerinin karşılıklı olarak paylaşıldığını söyledi. Crosetto, söz konusu temasların ‘birlikte çalışabilirliği ve karşılıklı anlayışı artırdığını’ ifade etti.

Crosetto, Kızıldeniz ile Arap Körfezi’nin birbirleriyle yakından bağlantılı iki stratejik bölge olduğunu belirterek, bu bölgelerin güvenliğinin İtalya ve Suudi Arabistan için ortak bir çıkar teşkil ettiğini kaydetti. Bu çerçevede Roma ile Riyad arasındaki iş birliğinin Ortadoğu’da barış ve istikrarın güçlendirilmesi açısından temel öneme sahip olduğunu vurgulayan Crosetto, Lübnan, Gazze Şeridi ve Suriye’de siyasi çözümlerin desteklenmesine özel önem verildiğini, ayrıca ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin başarıya ulaşmasının bölgesel gerilimin önlenmesi açısından kritik olduğunu dile getirdi.

vfgb
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Ocak 2025'te El-Ula’daki kış çadırında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’yi ağırladı. (SPA)

Bu siyasi taahhüdün pratik bir boyutunun da bulunduğunu belirten Crosetto, İtalya’nın tıbbi tahliyeler ve insani yardım sevkiyatları yoluyla Filistinli sivillere sağlık hizmeti sunan en aktif Batılı ülkeler arasında yer aldığını söyledi. Crosetto, bunun askerî imkânların istikrarı destekleyici hedefler doğrultusunda kullanılmasına somut bir örnek teşkil ettiğini ifade etti.

Veliaht Prens – Meloni görüşmesi

Crosetto, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile gerçekleştirdiği görüşmenin, ikili ilişkilere güçlü bir ivme kazandırdığını söyledi. Crosetto, askerî alanda iş birliğinin eğitim, lojistik, askerî doktrin, teknolojik inovasyon, deniz güvenliği ve kritik altyapıların korunması gibi alanlarda güçlendiğini belirterek, siber alan, uzay ve gelişmiş sistemler başta olmak üzere yeni ortaya çıkan alanlara yönelik ilginin de giderek arttığını ifade etti.

Crosetto, sanayi alanında ise iki ülkenin geleneksel müşteri-tedarikçi ilişkisi anlayışını aştığını belirterek, tedarik zincirlerinin entegrasyonu, beceri transferi ve yerel kapasitenin güçlendirilmesine dayalı gerçek ortaklıklar kurmayı hedeflediklerini söyledi.

Suudi Arabistan, İtalya’nın enerji güvenliği için önemli bir ortak

Crosetto, İtalyan şirketleri ile Suudi muadilleri arasındaki savunma kapasitesi, teknoloji transferi, havacılık ve gemi inşa projelerindeki iş birliğinin, Suudi Arabistan’ın sanayi, teknoloji ve insan sermayesini güçlendirmeyi hedefleyen Vizyon 2030 planıyla tamamen uyumlu olduğunu vurguladı.

Crosetto, “İtalyan şirketlerinin katkıları yalnızca platform sağlamakla sınırlı değil; aynı zamanda uzmanlık, eğitim ve mühendislik desteğini de kapsıyor. Bu yaklaşım, savunma sektörünün ötesine geçerek altyapı, teknoloji ve turizm alanlarını da kapsıyor. NEOM gibi büyük projeler, ekonomilerimiz arasındaki entegrasyonu gözler önüne seriyor” ifadelerini kullandı.

İş birliğinin enerji ve enerji dönüşümü sektörlerini de içerdiğini belirten Crosetto, Suudi Arabistan’ın İtalya’nın enerji güvenliği açısından kilit bir ortak olduğunu söyledi. Crosetto, hidrojen ve yenilenebilir enerji alanındaki iş birliğinin büyüdüğünü, ayrıca stratejik ve kritik hammaddelere yönelik Suudi yatırımlarının sanayi ve teknoloji alanındaki iş birliğinde önemli gelişmelere yol açabileceğini kaydetti.

Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamı cazip

Crosetto, İtalya ve Suudi Arabistan savunma bakanlıklarının iş birliğiyle Riyad’da düzenlenen Suudi Arabistan-İtalya Yatırım Forumu’nun iki taraf arasındaki iş birliğini güçlendirme açısından çok güçlü bir mesaj verdiğini belirtti. Crosetto, forumun küçük ve orta ölçekli şirketler ile büyük grupları bir araya getirerek somut ve pratik bağlantılar kurulmasını sağladığını söyledi.

Crosetto, Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamının yüksek cazibeye sahip olduğunu vurgulayarak, ülkenin büyük kamu yatırımları, avantajlı vergi sistemi, malzeme ve ekipman teşvikleri ile çifte vergilendirmeyi önleyen anlaşmalarla stratejik bir sanayi ortağı olduğunu ifade etti.

sdbfrb
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Ekim 2024'te Roma'da İtalyan sanayi şirketleriyle yaptığı toplantıda (SPA)

Ticaretin yalnızca savunma sektörüyle sınırlı olmadığını belirten Crosetto, makineler, moda, tasarım ve ilaç sanayi gibi alanlarda da İtalyan ürünlerine yüksek talep olduğunu aktardı. Crosetto, ikili anlaşmaların değeri 10 milyar euroyu aştığını ve bunların Leonardo ile Fincantieri gibi büyük şirketleri kapsadığını kaydetti.

Prens Halid bin Selman’ın ziyareti

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Suudi mevkidaşı Prens Halid bin Selman’ın Roma ziyareti ile iki ülke arasındaki diyaloğun güçlendiğini belirtti. Crosetto, görüşmelerin uzaydan denizciliğe, havacılıktan helikopter projelerine kadar çeşitli sektörleri kapsadığını ve esas olarak askerî iş birliği, eğitim ve ortak stratejik analizlerin paylaşılmasına odaklandığını söyledi.

Riyad’da düzenlenen Dünya Savunma Fuarı

Crosetto, Suudi Arabistan’ın üçüncü kez düzenlediği Dünya Savunma Fuarı’nın, Krallığın teknolojik ve endüstriyel inovasyondaki artan merkezi rolünü yansıttığını ve geleceğe yönelik senaryolar, yeni teknolojiler ile iş birliği modellerinin tartışılabileceği bir platform sunduğunu belirtti.

Crosetto, “Yatırım açısından büyük potansiyele sahip bir ülkenin, sürekli büyüyen bir sektörde dünyanın en iyi şirketleriyle doğrudan diyaloğa imkân veren uluslararası bir etkinliğe ev sahipliği yapmasının önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

tryjyuj
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto (İtalya Savunma Bakanlığı)

Crosetto sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu bağlamda, İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliği modelinin, diyalog, karşılıklı güven ve uzun vadeli vizyona dayalı olarak stratejik çıkarların, inovasyonun ve sorumluluğun birlikte nasıl sağlanabileceğine örnek teşkil ettiğine inanıyorum. Bu ilke doğrultusunda, mevcutun ötesine geçen, bölgesel istikrara katkı sağlayan ve hem iki ülkeye hem de uluslararası topluma somut fırsatlar sunan bir ortaklığı güçlendirmek için birlikte çalışmayı sürdüreceğiz.”


Kuveyt, terörist örgütler listesine sekiz Lübnan hastanesini ekledi

Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
TT

Kuveyt, terörist örgütler listesine sekiz Lübnan hastanesini ekledi

Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)

Kuveyt’te terörle mücadele ve kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi ile ilgili Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Yedinci Bölümü Kapsamındaki Kararların Uygulanması Komitesi, sekiz Lübnan hastanesini terör listesine ekledi.

Şarku’l Avsat’ın Kuveyt basınından aktardığına göre, Dışişleri Bakanlığı’na bağlı komite, söz konusu hastaneleri terörle bağlantılı kuruluşlar listesine dahil etti.

Komite, kendi inisiyatifiyle veya yabancı yetkili bir makam ya da yerel bir talep doğrultusunda, makul gerekçelerle terör eylemi gerçekleştirdiği, gerçekleştirmeye çalıştığı veya bu eylemleri kolaylaştırdığı şüphesi olan kişileri veya kurumları listeye alabiliyor.

Listeye eklenen hastaneler şunlar: Nebatiye’deki eş-Şeyh Ragıb Harb el-Camii Hastanesi, Bint Cubeyl’deki Salah Gandur Hastanesi, Baalbek’teki el-Emel Hastanesi, Hadath’taki Saint George Hastanesi, Baalbek’teki Daru’l Hikme Hastanesi, Hermel’deki el-Betul Hastanesi, Khalde’deki eş-Şifa Hastanesi ve Beyrut Havalimanı yolu üzerindeki er-Resulü’l Azam Hastanesi.

Komite, listeye ekleme kararının uygulanmasını, kendi yürütme yönetmeliğinin 21, 22 ve 23. maddelerine uygun olarak istedi.

Madde 21’e göre, herkesin söz konusu kişilere ait tüm mal ve ekonomik kaynakları, doğrudan veya dolaylı olarak, tamamen veya kısmen, gecikmeksizin ve önceden bildirim yapmaksızın dondurması gerekiyor.

Madde 23 ise Kuveyt sınırları içinde veya yurt dışında herhangi bir Kuveyt vatandaşının, listeye alınan kişi veya kuruluşlara para, ekonomik kaynak veya finansal hizmet sağlamasını yasaklıyor. Bu yasak, doğrudan veya dolaylı, kısmen veya tamamen sağlanan hizmetleri ve listeye alınan kişi tarafından kontrol edilen ya da yönlendirilen varlıkları kapsıyor. Ancak dondurulan hesaplara faiz eklenmesi bu yasak kapsamına girmiyor.


İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.