İsrail, ABD’nin gönderdiği THAAD sisteminin yetersiz olmasından endişeli

Geriye kalan savunma sistemleri, İsrail’i çeşitli cephelerden gelen füze ve İHA’lara karşı korumaya devam etmek için yeterli değil

THAAD füze savunma sistemi (Reuters)
THAAD füze savunma sistemi (Reuters)
TT

İsrail, ABD’nin gönderdiği THAAD sisteminin yetersiz olmasından endişeli

THAAD füze savunma sistemi (Reuters)
THAAD füze savunma sistemi (Reuters)

Emel Şehade

ABD'nin balistik füzelere karşı Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunma (THAAD) bataryası ile 100 kadar askeri personelin İsrail’e ulaşmasıyla İsrail'de Hava Kuvvetleri’nin İran'dan ve çeşitli cephelerden gelebilecek herhangi bir balistik füze saldırısına karşı koyabileceğine dair oluşan iyimser havaya rağmen, İsrail'in savunma sistemlerindeki önemli eksikliklere ilişkin bir raporun ortaya çıkması, Tel Aviv'i çeşitli cephelerde ciddi bir meydan okumayla karşı karşıya bıraktı. Öte yandan hükümetin Lübnan'daki çatışmaları yoğunlaştırmak ve İran'a sert ve acı verici bir darbe indirmek için tehditlerini arttırdığı bir dönemde İsrail, İran'ın misillemede bulunma ihtimaline karşı hazırlık yapıyor.

Bazı güvenlik yetkilileri, İsrail'e THAAD sisteminin gönderilmesinden sonra bile İsrail'in tüm bölgelerini kapsayacak miktarda Arrow füzesi olmaması ve diğer sistemlerin yetersiz olmasından dolayı İran'ın Lübnan'dan Hizbullah’ın ve Yemen’den Husilerin de katılacağı balistik füzelerle saldırıya karşılık vermesi senaryosundan endişe ettiğini vurguladılar. Golani Tugayı’nın kullandığı askeri üsse yapılan İHA saldırısının ardından, anti-İHA sistemlerinin yetersizliğine ilişkin endişeler daha da arttı.

İsrail ordusu tarafından Golani Tugayı üssüne düzenlenen saldırıyla ilgili hazırlanan rapora göre Hizbullah iki İHA, roket güdümlü el bombaları ve üç füzeden oluşan kombine bir saldırı gerçekleştirdi. Rapora göre İHA’lar hava savunma sistemlerini manipüle etmeyi başararak radar ekranlarından kaybolurken Lübnan sınırından en az 60 kilometre uzaklıktaki askeri üsse doğru ilerledi. İHA’ları vurmak için savunma sisteminden çok sayıda füze fırlatılsa da başarılı olamadı.

Çok sayıda güvenlik yetkilisi ve hava savunma sistemleri uzmanı THAAD sisteminin tek başına İsrail'in hava sahasını koruyamayacağını vurgularken, geriye kalan savunma sistemleri, İsrail’i çeşitli cephelerden gelen füzelere ve İHA’lara karşı korumaya devam etmek için yeterli değil.

Aksa Tufanı Operasyonu’nun üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçerken İsrail, Gazze Şeridi ve Lübnan cephelerinin yanı sıra İran'dan gelen iki saldırı ile Yemen’deki Husiler ve Irak'taki silahlı gruplar tarafından düzenlenen saldırılara karşı Demir Kubbe,

Davud Sapanı, Lazer Sistemi, Arrow-2 ve Arrow-3 dahil olmak üzere çeşitli savunma sistemlerin yanı sıra Lübnan ile aylarca süren çatışmaların ve İHA’lı saldırılara karşı başarısız olmasının ardından geliştirilen Sky Dew (Füze ve hava araçları tespit ve uyarı sistemi) uyarı sistemini bol bol kullandı.

İsrailli Yedek Tuğgeneral Zvika Haimovich, THAAD sisteminin Arrow sisteminin yanında önemli bir güç unsuru olduğunu ve İran'ın İsrail'e karşı 200'den fazla balistik füzeyle gerçekleştirdiği son saldırının ardından Washington'dan talep edildiğini söyledi. Haimovich’e göre THAAD sistemi, İsrail'in maruz kalabileceği onlarca füzeye karşı kendisini savunmasına yardımcı olacak.

Haimovich, şunları söyledi:

“İran'ın 200 balistik füzeyle saldırması senaryoları tehlikeli ve kapsamlı senaryolar. İsrail’in misillemesinin ardından İran ile çatışmanın devam etmeyeceği belirsiz. İsrail semalarının bir kez daha balistik füzelerle dolduğunu görebiliriz.”

ABD’nin süper güç olduğunun altını çizen Haimovich, “Savunma kabiliyetlerinin önemine ciddi bir şekilde baktığınızda, bunun bir sayı oyunu olmadığını görürsünüz. Nihayetinde bu savunma ve saldırının bir kombinasyonudur. Silah ekonomisine gelince, bu politikanın bir sonucudur. ABD'yi yönlendiren ve kararlarını belirleyen faktörün silah ekonomisi olduğunu düşünmüyorum” değerlendirmesinde bulundu.

sdcv
THAAD bataryası, Arrow'un yanında önemli bir savunma unsuru olarak görülüyor (Reuters)

Haimovich, siyasi ve askeri yetkililerin Lübnan'a karşı saldırıları artırma tehditlerinin hız kazanması ve Savunma Bakanı Yoav Gallant'ın Hizbullah'ın artık silahlarının üçte birinden fazlasına sahip olmadığı yönündeki açıklamaları karşısında, Hizbullah'a verilen zarara rağmen halen büyük bir askeri yeteneğe sahip olduğu uyarısında bulundu. Bununla övünmek için henüz çok erken olduğunu vurgulayan Haimovich, “Hizbullah toparlanıyor ve şoktan çıkıyor. Hizbullah komuta merkezi olmayan ve stratejik olarak çok iyi odaklanmış bir örgüt” diye konuştu.

Savaşın başlamasından bu yana çok sayıda sistem kullanan İsrail'in çok hedefli sistemlere sahip olması gerektiğini belirten Haimovich, THAAD, Arrow ve hatta Demir Kubbe'nin bile karşı koyamadığı İHA tehdidiyle ilgili olarak “Aylar önce, İsrail'in çoğu Hizbullah tarafından gerçekleştirilen bin 200'den fazla İHA ile saldırıya uğramasının ardından İHA tehlikesi konusunda uyarıda bulunmuştum. Bu çok cepheli bir meydan okuma ve Hizbullah açısından bu meydan okuma İHA’ları zamanında tespit etme sorunu ile daha da artıyor” yorumunda bulundu.

Haimovich, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Golani Tugayı üssüne düzenlenen saldırıda kullanılan İHA’nın nereden geldiğini tespit etme konusunda bir sorunla karşı karşıyayız. Çünkü hem deniz üzerinden hareket ediyor hem de derinlere nüfuz ediyor. Alçak irtifada uçtuğu için anti-İHA sistemlerinin eksikliği karşısında izleme cihazları göremiyor. Araştırmamız ve üstesinden gelmemiz gereken de bu.”

Arrow sistemlarini desteklemek için

Savunma ve güvenlik uzmanlarına göre İsrail, Arrow-2 ve Arrow-3 sistemlerinin kullanımında, Savunma Bakanlığı'nın bir raporunda da belirtildiği üzere bir ila üç milyon doları aşan çok yüksek maliyetleri nedeniyle büyük bir sorun ve hatta bir ikilemle karşı karşıya.

Bu maliyetin yanı sıra İsrail'in elinde kendisine fırlatılan tüm füzelere karşı koyabilecek yeterli miktarda füze de bulunmuyor. Özel standartlara göre Savunma Sistemi Birimi bir füzenin denize ya da karada açık bir alana düşeceğini öngörüyorsa, Arrow sisteminden füze fırlatılmıyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu durum, birkaç ay önce Tel Aviv'e düşen ve bir kişinin ölümüne, birkaç kişinin de yaralanmasına neden olan füze olayında da olduğu gibi hata yapma riskini de beraberinde getiriyor. Savunma Sistemi Komutanlığı, kontrol odasının füzenin açık bir alana düşmesini beklediğini ve onu vurmaya çalışmadığını iddia etmişti.

İsrail Güvenlik Bakanlığı'nda eski araştırmac Ehud İlam, İsrail ordusunun, İran'ın son saldırısında hava savunma sistemi Arrow’un, ekim ayı başlarında düzenlenen füzeli saldırının ardından Tel Aviv'e başka bir füzenin gönderilmesi olasılığına karşı ayırdığına dair bir his olduğunu belirtti.

İsrail ordusu savunma sistemlerindeki bu eksiklik karşısında, Lübnan’da ve Gazze’deki savaşta ağır mühimmat kullanımını onaylama yetkisine sahip subayların daha üst rütbelerden olması kararı aldığını duyurdu. Ordu bu adımı, mühimmat stoklarının azaldığı ve bazı ülkelerin İsrail'e silah ihracatına ambargo uyguladığı bir dönemde attı.

Washington'ın İsrail'e THAAD sistemi verilmesini onaylamasının ardından yapılan durum değerlendirmesi oturumunda hazırlanan bir raporda, THAAD sisteminin İsrail'de konuşlandırılması için ABD ile varılan anlaşmanın, ABD'nin kısıtlamalarından olduğu kadar, ordunun İran tarafından fırlatılabilecek yüzlerce füzeyle başa çıkmak için ABD tarafından sağlanacak ek füzelere ve önleyicilere duyduğu ihtiyaçtan kaynaklandığı belirtildi.

Miktar ve sayıların durumun gerçekliği hakkında çok şey söylediğine işaret eden rapora göre ne kadar çok füze fırlatılırsa, o kadar çok bombardıman uçağına, önleyiciye ve radara ihtiyaç duyuluyor.

İsrail Savunma Bakanı Gallant ve Genelkurmay Strateji Dairesi Başkanı Tümgeneral Eliezer Toledano’ya mühimmat ve savunma sistemlerinin yetersizliği konusunda sunulan bir raporda Gallant, bakanlığa geldiğinde ihtiyaç ile ordunun elindeki arasında büyük bir uçurum olduğunu ve savaştan önce bu açığın kapatılması için her şeyin yapılması talimatı verdiğini ancak bu talimatın yerine getirilmediğini belirtti. Rapora göre hala ABD’nin hava mühimmatına ve uçaklarına bağımlı olduklarını vurgulayan Gallant, “Ancak yerel üretimi teşvik etmek ve İsrail yapımı mühimmat ve silahlar üretmemizi sağlayacak her türlü yolu geliştirmek için var gücümüzle çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

İsrail Savunma Bakanlığı’nın ve ordusunun verilerine göre sadece Gazze Şeridi’nden ve Lübnan'dan İsrail'e bir yıl içinde 20 binden fazla roket ve topçu atışı yapıldı. Çoğu Lübnan'dan olmak üzere bin 200'den fazla İHA’lı saldırı düzenlendi. Öte yandan İsrailli askeri-endüstriyel şirketler, savunma sisteminin büyük eksikliğini gidermek için 24 saat çalışıyor.

Eski ABD Savunma Bakanı Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Yardımcısı Dana Stroul, İsrail'in mühimmat sorununun ciddi olduğunu ve İran'ın İsrail tarafından düzenlenecek bir saldırıya misillemede bulunması ve Hizbullah'ın da buna katılması halinde İsrail'in hava savunma sistemlerinin tamamen tükeneceğini söyledi.

İsrail birkaç kat önleyici füze savunma sistemine sahip. En üst katta, saldıran füzeleri atmosferin yüzlerce kilometre dışında vuran Arrow-3 ve bir altında atmosferin sınırına yakın, 100 kilometreden daha uzak mesafedeki füzeleri vuran Arrow-2 yer alıyor.

Bunların altında Davud Sapanı sistemi bulunuyor. Bu sistem atmosferin içinde çok uzak mesafelerden gelen füzelere karşı savunma sağlıyor. En altta ise kısa menzilli füzeleri engelleyen ve bölgeleri koruyan Demir Kubbe var. İsrail basınında yer alan haberlere göre bu sistem Gazze'den İsrail'e atılan roketlerin çoğuna karşı kullanıldığından mühimmatının neredeyse tamamını tüketti.

Son dönemde kaydedilen deneyimler

İsrail Savunma Bakanlığı, Hizbullah’ın İHA’lı saldırılarını engellemek için İsrail merkezli bazı şirketlerin ürettiği çeşitli sistemleri denedi. Bakanlıktan yapılan açıklamada Bakan Gallant'ın da katılımıyla sekiz şirketin çeşitli teklifler sunduğu ve bunlardan bazıları üzerinde denemeler yapıldığı belirtildi. İHA’ları engellemeyi başaran çözümlerin hızlı bir geliştirme aşamasına geçirileceği ve operasyonel olarak test edileceği açıklandı.

Denemeler sırasında, anti-İHA sistemi prototipler konuşlandırıldı. Farklı menzillerde ve irtifalarda uçan İHA’ları önleme yetenekleri gösterildi. Açıklamaya göre geliştirilecek sistemler birkaç ay içinde konuşlandırılacak.

Savunma Bakanı Gallant, İHA tehdidinin Lübnan, Yemen ve Irak'a İHA tedarik eden ve bunları kendisi de kullanan ‘İran'dan gelen çok cepheli bir tehdit’ olduğunu söyledi.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’nin 19 Şubat’ta yapılması planlanan ilk toplantısına bir dizi dünya lideri davet edildi.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıya katılmayı kabul ederken, Fransa, İtalya, Norveç, Çekya ve Hırvatistan liderleri daveti reddetti.

Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan dün Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini duyurdu. Dan, ülkesinin Barış Konseyi’nin ilk oturumuna katılıp katılmama konusunda henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Dan, kararın ‘Romanya gibi fiilen konsey üyesi olmayan ancak tüzüğünün gözden geçirilmesi şartıyla katılmak isteyen ülkeler açısından toplantının formatına ilişkin Amerikalı ortaklarla yürütülecek görüşmelere’ bağlı olduğunu belirtti.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini ve katılmayı planladığını duyurdu.

Buna karşılık Çekya Başbakanı Andrej Babis, cumartesi günü Barış Konseyi toplantısına katılmayı düşünmediğini açıkladı. Babis, TV Nova’ya yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği’ne (AB) üye diğer ülkelerle istişare içinde hareket edeceğiz. Bu ülkelerden bazıları konseye katılmayacaklarını ifade etti” dedi.

ABD Başkanı’nın Gazze savaşını sona erdirmeye yönelik planı uyarınca, Gazze Şeridi’nin yönetiminin, Donald Trump’ın başkanlığını yaptığı Barış Konseyi’ne bağlı olarak kurulacak Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından geçici olarak üstlenilmesi öngörülüyor.

Ancak konseyin tüzüğünde Gazze’ye açık bir atıf yer almıyor. Metin, konseye daha geniş bir misyon yükleyerek, dünyadaki silahlı çatışmaların çözümüne katkı sunmayı hedef olarak tanımlıyor.

Konseyin önsözünde ise Barış Konseyi’nin, ‘çoğu zaman başarısız olmuş yaklaşımları ve kurumları terk etme cesaretine sahip olması gerektiği’ vurgulanarak, Birleşmiş Milletler’e (BM) örtük bir eleştiri yöneltiliyor.

Bu durum, başta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva olmak üzere bazı liderlerin tepkisini çekti. Macron ve Lula da Silva, geçtiğimiz haftanın başlarında yaptıkları açıklamalarda, ABD Başkanı’nın çağrısına karşılık olarak BM’nin güçlendirilmesi gerektiğini savunmuştu.

Hoşnutsuzluk

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise ülkesinin anayasal engeller nedeniyle Barış Konseyi’ne katılmayacağını yineledi.

Tajani cumartesi günü İtalyan haber ajansı ANSA’ya yaptığı açıklamada, “Anayasal kısıtlamalar nedeniyle Barış Konseyi’ne katılamıyoruz” dedi ve İtalya Anayasası’nın, tek bir liderin yönetiminde bir kuruluşa katılmayı öngörmediğini hatırlattı.

Geçtiğimiz cuma günü Brezilya Devlet Başkanı, 79 yaşındaki ABD Başkanı Donald Trump’ı, ‘yeni bir milletler topluluğunun efendisi’ olmaya çalışmakla suçladı.

Lula da Silva tek taraflılığa karşı çoğulculuğu savundu ve BM tüzüğünün adeta parçalanmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Donald Trump, Barış Konseyi’ni geçtiğimiz ocak ayında Davos’ta düzenlenen forumda ilan etmişti.

Tüzüğe göre, Cumhuriyetçi Başkan Trump her şeye tam hâkim; yalnızca o diğer liderleri davet edebiliyor ve katılımlarını iptal edebiliyor. Sadece ‘üye devletlerin üçte ikisinin veto hakkını kullanması’ durumunda bu yetkisi sınırlanabiliyor.

Diğer liderlerin tepkisini çeken noktalar arasında, metinde Gazze’ye açık bir atıf bulunmaması ve üyelik maliyetlerinin yüksekliği yer alıyor. Konseyde kalıcı bir sandalye almak isteyen ülkelerin 1 milyar dolar ödemesi gerekiyor.


Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.


Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.