Ortadoğu’da gerilim tırmanırken Çin kendi çıkarlarına nasıl hizmet ediyor?

Askeri çatışmadan kaçınma ve tüm taraflar arasındaki ilişkileri dengeleme sanatı

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

Ortadoğu’da gerilim tırmanırken Çin kendi çıkarlarına nasıl hizmet ediyor?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Shirley Ze Yu

İran-İsrail çatışmasının test edilmesi, Çin'in Ortadoğu’daki yeni barış yapıcı statüsünü ortaya çıkardı. Çin, ABD'nin İbrahim Anlaşmalarına öncülük etmesinin üzerinden iki yıl geçmeden 2023 yılının mayıs ayında Suudi Arabistan ile İran arasında gizlice bir uzlaşmaya arabuluculuk yaptı. Çin, 7 Ekim saldırısının ardından geçtiğimiz temmuz ayında, ‘Pekin Deklarasyonu’ olarak bilinen tarihi bir uzlaşıya varan 14 Filistinli grubun görüşmelerine ev sahipliği yaptı. Tüm bunlar Çin'in, hayati ekonomik ve güvenlik çıkarları Ortadoğu'nun kaderiyle ayrılmaz bir şekilde iç içe geçmiş olan bir dış güç olarak artan rolüne dikkati çekti.

Çin'in Avrasya kıtasındaki köklü tarihi bağları M.Ö. ikinci yüzyıla kadar uzansa da Ortadoğu'da nispeten yeni bir oyuncu sayılır. Çin, 1990 yılında Suudi Arabistan ve 1992 yılında İsrail ile diplomatik ilişkiler kurarak bölgedeki önemli güçlerle bağlarını güçlendirmişti.

Çin, 1993 yılında başlıca enerji ithalatçısı haline gelen Ortadoğu ile büyüyen ve derinleşen bir ekonomik ilişki kurdu. Çin'in 2023 yılında Körfez ülkeleri ve İran ile ikili ticareti 2019 yılında başlayan koronavirüs (Kovid-19) pandemisi öncesine kıyasla yüzde 48'lik bir artış göstererek 300 milyar doların üzerine çıktı. Son dört yılda küresel ticarette yaşanan sayısız şok dalgaları göz önüne alındığında bu son derece önemli bir büyüme. Yenilenebilir enerji kapasitesindeki muazzam artışa rağmen Çin, petrolünün yüzde 70'inden fazlasını ve doğal gazının yüzde 40'ını -ki bunun beşte biri Suudi Arabistan'dan tedarik ediliyor- ithal ederek, yakın gelecekte de dünyanın en büyük fosil yakıt ithalatçısı olmaya devam edecek.

Çin, petrolünün yüzde 70'inden fazlasını ve doğal gazının yüzde 40'ını -ki bunun beşte biri Suudi Arabistan'dan tedarik ediliyor- ithal ederek, yakın gelecekte de dünyanın en büyük fosil yakıt ithalatçısı olmaya devam edecek.

Ancak Çin'in ekonomik bağları sadece emtia ticaretinden ibaret değil. Çin, son on yılda bölgedeki en büyük altyapı yatırımcısı haline geldi. Ortadoğu’daki limanların, yolların, sanayi sitelerinin, serbest ticaret bölgelerinin ve hatta bazen yeni şehirlerin kurucusu, finansörü ya da yöneticisi oldu ve olmaya devam ediyor. Çin aynı zamanda 5G/5G+ ağları, denizaltı kabloları, gözetleme teknolojileri, bulut hizmetleri, uydu görüntüleri ve ortak uzay keşif programlarına kadar çok boyutlu bir bölgesel dijital altyapı sağlayıcısı. Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030 projesi gibi bölge ülkeleri tarafından açıklanan ulusal kalkınma vizyonlarının boyutuyla uyumlu olarak giderek daha fazla kamu malları ve hizmetleri sağlayan Çin, yenilenebilir enerji alanında bölgedeki en büyük ihracatçı ve doğrudan yabancı yatırımcı konumunda.

Çin'in yumuşak karnı: Körfez'deki deniz seyrüsefer güvenliği

Öte yandan Çin'in güçlü yanlarının ardında zayıflıkları yatıyor. ABD, Amerikan barışının başlangıcından bu yana küresel deniz taşımacılığının güvenlik garantörü oldu. ABD'nin neredeyse otuz yıldır bölgedeki deniz seyrüsefer güvenliğini sağlaması, Çin'in kendi ticari faaliyetlerinin güvenliğini harcama yapmak zorunda kalmadan ticari faaliyetlerini artırarak sürdürmesini sağladı. Husiler, Kızıldeniz'de gemilere saldırdığında, Çin’in ürettikleri de dahil olmak üzere ticari malların Kızıldeniz’den güvenli bir şekilde geçişi için denizde devriye gezen Çin değil, ABD uçak gemisiydi.

Çin’in ABD’ye yönelik en büyük tehdit ve meydan okuma olarak görüldüğü bir dönemde, ABD'nin güvenlik şemsiyesi Çin'in zayıf noktalarından biri haline geliyor. ABD ile Çin arasında Güney Çin Denizi'nde ya da Tayvan Boğazı'nda doğrudan bir çatışma patlak verirse ABD'nin Süveyş Kanalı, Hürmüz Körfezi ya da Babu’l-Mendeb gibi petrol sevkiyatı için stratejik öneme sahip geçiş noktalarını kapatması beklenebilir. Çin, geçtiğimiz on yıl boyunca bölgedeki birçok altyapı projesi aracılığıyla hayati öneme sahip enerji çıkarlarının serbest akışını sağlamak için alternatifler sunmaya çalıştı.

dfvbghtyj
Nüfuslarının çoğunu Arapların ve Müslümanların oluşturduğu ülkelerin dışişleri bakanları Pekin'deki Diaoyutai Devlet Konukevinde bir araya geldi, 20 Kasım 2020 (AFP)

Çin, tam da bu sebepten Babu’l-Mendeb Boğazı yakınlarında Cibuti'de ilk çift amaçlı derin su limanını geliştirme çalışmalarını başlattı. Bununla birlikte petrol ticaretinin yüzde 45'inin yapıldığı Arap Körfezi boyunca, gerektiğinde bu hayati su yolunda güç kullanmak için çok amaçlı limanlardan oluşan bir deniz kalesi kuruyor. Umman'daki Duqm Limanı'na yatırım yapan Çin, sanayi parkları ve serbest ticaret bölgeleri inşa ederken, Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Halife Limanı'nı geliştirme çalışmalarını da sürdürüyor.

Esasen Çin'in Arap Yarımadası’nda deniz seyrüsefer güvenliği için alternatifler aramasının nedeni, diğer dünya güçlerine ve özellikle de komşu ülkelere karşı etkili bir güç gösterisi peşinde olmasından ziyade kendini savunma içgüdüsünden kaynaklanıyor. Stratejik kararları, deniz seyrüsefer güvenliğini Çin'e karşı kullanabilecek olan ABD ile olası bir çatışmaya hazır olmasıyla yakından ilişkili.

Esasen Çin'in Arap Yarımadası’nda deniz seyrüsefer güvenliği için alternatifler aramasının nedeni, diğer dünya güçlerine ve özellikle de komşu ülkelere karşı etkili bir güç gösterisi peşinde olmasından ziyade kendini savunma içgüdüsünden kaynaklanıyor.

Çin ve Ortadoğu'nun yeni güvenlik mimarisi

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, 2022 yılının eylül ayında Çin Devlet Başkanı Şi Cinping tarafından sunulan küresel güvenlik mimari önerisinin alt başlıklarından biri olarak küresel kalkınma ve güvenlik konusunda Çin'in girişimlerini yansıtan Ortadoğu için yeni güvenlik mimarisini açıkladı.

Çin, bölgesel güvenlik sorunlarının yerel güçler ve yerel yöntemlerle çözülmesi gerektiğinde ısrar ederek, ABD'nin yaklaşımını reddettiğinin sinyalini verdi. Bölgedeki diplomasinin bölgesel barışı güvence altına alabileceğini açıkça ifade eden Dışişleri Bakanı Wang, “Biz Ortadoğu halklarının bölgelerinin efendileri olduğuna inanıyoruz. Ortada bir otorite boşluğu bulunmuyor ve dışarıdan kabadayılık yapılmasına gerek yok” şeklinde konuştu. ABD, geçtiğimiz yirmi yıl boyunca Ortadoğu'da barışı ve güvenliği sağlama yöntemi olarak rejim değişikliklerini zorlayarak, savaşların fitilini ateşleyerek ve dinci radikalleşmeyi körükleyerek bölgede yıkıma neden olurken, Çin'in yeni güvenlik mimarisi, uzun süredir devam eden dış politikaya müdahale etmeme ilkesine dayanıyor.

dfvfd
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al Suud, eski İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve eski Çin Dışişleri Bakanı Chen Gang’ın başkent Pekin'deki görüşmelerinden, 6 Nisan 2023 (Reuters)

Yeni güvenlik mimarisi aynı zamanda kalkınmanın temel bir insani hak olduğunu vurguluyor. Kalkınma, beraberinde güvenliği getirirken, kalkınma olmadan güvenlik de olmaz. Bu da Çin'in liberal demokrasiden ziyade ekonomik kalkınma yoluyla güvenliği teşvik etme çabalarını yansıtıyor.

Bu yeni güvenlik mimarisi, Ortadoğu'da barışı ve iktidarlarının devamlılığını sağlamak isteyen liderlere hitap ediyor. Bölge ve Çin, barış için kalkınma felsefi temeline dayalı ortak bir zeminde buluşuyorlar.

Çin Ortadoğu’da barış için ne yapabilir?

Çin Dışişleri Bakanı, İsrail ve İran arasındaki mevcut çatışmayla birlikte iki devletli çözümün Ortadoğu'da barışın temel direği olduğunu vurguladı. Bir Filistin devletinin yokluğunda bölgesel çatışmalar devam ediyor. İsrail ve Hamas içindeki siyasi dinamikler göz önüne alındığında, her ikisinin de iki devletli bir çözüme yönelmeleri için çok az teşvik olduğu görülebilir. Çin’in onların desteği olmadan böyle bir çözüme ulaşmakta ısrar etmesi gerçekçi bir tutum gibi görünmüyor ve Çin'in Ortadoğu’da barış için arabulucu rolünü etkisiz kılıyor.

İsrail, tam da bu gergin ortamda petrol sahaları, askeri hedefler ve hatta nükleer tesisler gibi İran'ın stratejik konumlarını hedef alabilir. Öte yandan İran, stratejik bir caydırıcı unsur olarak nükleer silah geliştirmeyi hızlandırmak için güçlü bir motivasyona sahip. İsrail halihazırda nükleer bir güç olsa da İran'ın nükleer kapasiteye sahip olma ihtimali İsrail'in askeri planlarını ve bekleyebileceği ABD desteğinin seviyesini yeniden gözden geçirmesine neden olabilir. İran için rejiminin bekası söz konusu olduğunda, nükleer silah geliştirmesine yönelik motivasyonu, nükleer silaha sahip olmama riskinden daha ağır basıyor gibi görünüyor.

sdcvdsv
Çin Başbakanı Li Keqiang ve İsrail Başbakanı Binamin Netanyahu, Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda düzenlenen imza törenine katıldılar, 20 Mart 2017 (AFP)

Öte yandan İran'ın nükleer silah geliştirmesinin engellenmesi konusunda Çin ve ABD'nin çıkarları olağanüstü bir şekilde örtüşüyor. Çin, 2022 yılında İran ile 25 yıllığına milyarlarca dolarlık bir yatırım planı imzaladığında, bu yatırım planının uygulanması için Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) canlanmasını şart koşmuştu. KOEP'in askıya alınmasından bu yana Çin'in İran'daki yatırımları asgari düzeyde kaldı.

Çin’in İran'dan mütevazı miktarlarda petrol satın alması, Tahran’a Batı ülkelerinin uyguladığı yaptırımlar altında boğulan ekonomisi için bir can simidi oluyor. Çin, İsrail'le gerilimi düşürmek için İran'a ekonomik baskı yapmaya çalışırsa bu çabası etkili olabilir. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD ile nükleer müzakereleri yeniden başlatmaya istekli olduğunu belirtti. Çin’in petrol piyasalarındaki olası bir dalgalanmadan etkilenmeme çabasının arkasında hayati öneme sahip enerji çıkarlarını daha da güvence altına alma hedefi yatıyor.

Dünyaya Soğuk Savaş merceğinden bakan çok sayıda uzman, ABD'nin İsrail'e yaptığı gibi Çin'in de İran'ı kayıtsız şartsız destekleyeceğini düşünebilir. Ancak bu, Çin'in çıkarına olmaz. Çin’in asıl çıkarı, Ortadoğu'da İslam dünyasının birleşmesi ve güçlenmesinde yatıyor. Çin, halihazırda Sünniler ile Şiiler arasındaki ilişkilerin ısınmasında rol oynadı. Bugün ise Çin, barış ve savaş arasındaki kavşakta, Ortadoğu'daki diplomasisi için yeni bir dönüm noktasında olabilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Amerika, İran'la tanker savaşını genişletiyor

Dün hedef alınan İran petrol tankerinden duman yükseliyor (CENTCOM)
Dün hedef alınan İran petrol tankerinden duman yükseliyor (CENTCOM)
TT

Amerika, İran'la tanker savaşını genişletiyor

Dün hedef alınan İran petrol tankerinden duman yükseliyor (CENTCOM)
Dün hedef alınan İran petrol tankerinden duman yükseliyor (CENTCOM)

ABD ordusu, İran Devrim Muhafızları’nın iki ABD savaş gemisine yönelik balistik füze saldırısına misilleme olarak, biri Hark Adası açıklarında olmak üzere üç İran ham petrol tankerini vurdu. Saldırılar, Hürmüz Boğazı’ndaki “tanker savaşının” giderek genişlediğini gösterdi.

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran’ın petrol ihracatındaki ana merkez olan Hark Adası yakınlarında bir tankeri ve Hürmüz Boğazı’nın doğusunda, Cask açıklarında bulunan “Stark 1” tankerini kalıcı olarak devre dışı bıraktığını açıkladı. CENTCOM ayrıca, mürettebatın tahliye edilmesinin ardından Umman Körfezi’nde bulunan “Kailo” tankerini tamamen imha ettiğini bildirdi.

CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper, iki ABD gemisinin hedef alınmasına karşılık üç İran gemisinin hizmet dışı bırakılmasıyla “daha büyük bir ekonomik bedel” ödetileceğini söyledi. Cooper, İran’ın “sınırlı ve savunmasız petrol filosunun” imha edilebileceği mesajını verdi.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise Tahran’ın ABD gemilerine yönelik saldırılarını sürdürmesi halinde Washington’un İran petrol tankerlerini imha edeceğini ve batıracağını söyledi.

İngiltere’nin Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO) kurumu, Basra Körfezi’nin kuzeyi ile Umman Körfezi’nde çok sayıda ticari geminin ateşe maruz kaldığını ve saldırılar nedeniyle gemilerin faaliyetlerinin aksadığını bildirdi. Kurum, olaylarda can kaybı veya çevreye yönelik zarar meydana gelip gelmediğini ise doğrulamadı.

ABD Başkanı Donald Trump, Washington’un “Hürmüz’ü kontrol ettiğini” belirterek boğazın gelecekteki önemini küçümsedi. Trump ayrıca, Washington’un endişe verici gelişmeler tespit etmesi halinde Natanz yakınlarındaki “Kazma Dağı”nı “çok yakında” vurabilecekleri mesajını verdi.


"Kovid aşısı tanıdığım 28 askeri öldürdü" diyen doktora ABD'de kritik görev verildi

Aşı karşıtlığıyla suçlanan Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.'ın atadığı Dr. Long bir yıl içinde soruşturmasını tamamlamayı planlıyor (AP)
Aşı karşıtlığıyla suçlanan Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.'ın atadığı Dr. Long bir yıl içinde soruşturmasını tamamlamayı planlıyor (AP)
TT

"Kovid aşısı tanıdığım 28 askeri öldürdü" diyen doktora ABD'de kritik görev verildi

Aşı karşıtlığıyla suçlanan Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.'ın atadığı Dr. Long bir yıl içinde soruşturmasını tamamlamayı planlıyor (AP)
Aşı karşıtlığıyla suçlanan Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.'ın atadığı Dr. Long bir yıl içinde soruşturmasını tamamlamayı planlıyor (AP)

ABD Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Kovid-19 aşılarına şüpheyle bakmasıyla bilinen Yarbay Theresa Long'u, aşı olan 2 bin 500'ü aşkın Amerikan askerinin öldüğü iddiasını araştırmakla görevlendirdi. 

Aşılar veya virüslere dair uzmanlık eğitimi bulunmayan Dr. Long, federal Aşı Sonrası İstenmeyen Etki Raporlama Sistemi'ne (VAERS) kayıtlı 55 bin yan etki bildirimiyle 2 bin 544 ölümü incelemek üzere görevlendirildiğini 14 Ağustos'ta verdiği yeminli ifadede söyledi. 

Ne kendisinin ne de çocuklarının Kovid aşısı olduğunu ifade eden Long aşılarla otizm arasında bağlantı kuran tartışmalı iddiaları yineledi ve askerlere aşı yapılmasını toplama kamplarındaki mahkumlar üzerinde deneyler gerçekleştiren Nazi doktorların uygulamalarıyla kıyasladı. 

Kovid aşıları nedeniyle hayatını kaybeden 28 askeri şahsen tanıdığını bildiren Long, aşıların yüzde 82'ye varan oranda düşüğe yol açtığını da öne sürdü. 

Long, Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.'ın kıdemli tıbbi danışmanı olarak görev yaptığını ve aynı zamanda Savunma Bakanı Pete Hegseth'e bağlı olduğunu da belirtti.

New York Times (NYT), iddiaları destekleyen kanıtların sınırlı olmasına rağmen bu soruşturmanın yürütüldüğünü bildiriyor. 

Geniş kapsamlı araştırmalar, Kovid aşısının düşük, ölü doğum veya erken doğum riskini artırmadığını ortaya koyuyor.

Pentagon'un Temmuz 2025 ve Mart 2026 tarihli raporlarına göre, Kovid aşılarına bağlı herhangi bir ölüm tespit edilmedi.

ABD askerlerinin yüzde 96'sından fazlası, ordunun koyduğu zorunluluk kaldırılmadan önce Kovid-19 aşısı olmuştu. 

Uzmanlar, herkesin VAERS'e bildirimde bulunabildiğini ve bunların doğrulanmadığını, bu nedenle veri tabanının önyargı ve manipülasyona açık olduğunu vurguluyor.

Independent Türkçe, NYT, Politico


Avrupa karar alma mekanizmasının yetersizliği: “Ren Grubu” kısır döngüyü kırabilir mi?

Avrupa... Kendini Arayan Bir Kıta (Google Maps)
Avrupa... Kendini Arayan Bir Kıta (Google Maps)
TT

Avrupa karar alma mekanizmasının yetersizliği: “Ren Grubu” kısır döngüyü kırabilir mi?

Avrupa... Kendini Arayan Bir Kıta (Google Maps)
Avrupa... Kendini Arayan Bir Kıta (Google Maps)

Antoine el Hac

“Ren Grubu”, bu yıl Avrupa’da ortaya çıkan en iddialı girişimlerden biri olabilir ve kıtayı daha fazla büyüme, inovasyon ve küresel rekabet gücüne doğru taşıma konusunda etkili bir platforma dönüşebilir. Ancak arkasındaki isimler ne kadar güçlü olursa olsun, başarısı her şeyden önce çözmeye çalıştığı sorunun niteliğini ne ölçüde doğru kavradığına bağlı olacak. Avrupa’nın sorunu fikir, araştırma ya da plan eksikliği değil; bu fikirleri uygulanabilir siyasi kararlara dönüştürme konusunda yaşadığı krizdir.

“Ren Grubu”, Ağustos 2026’da iş dünyası, finans, ekonomi, teknoloji ve medya alanlarından yaklaşık 55 önde gelen ismi bir araya getiren özel girişim olarak kuruldu. Gruba eş başkan olarak Avrupa Merkez Bankası eski Başkanı ve İtalya eski Başbakanı Mario Draghi ile İrlandalı girişimci Patrick Collison liderlik ediyor. İspanyol akademisyen Luis Garicano ise grubun icra direktörlüğünü üstleniyor.

Girişimin temel fikri açık: Geleneksel Avrupa kurumlarından daha hızlı hareket edebilecek üst düzey bir platform oluşturmak ve Avrupa’nın rekabet gücü krizine ilişkin teşhisleri somut politikalara dönüştürmeleri için karar alıcılar üzerinde baskı oluşturmak.

Mario Draghi (Arşiv - Reuters)
Mario Draghi (Arşiv - Reuters)

Ancak asıl soru şu: Özel bir girişim, kamu kurumlarının başaramadığını başarabilir mi?

İç içe geçmiş krizler

Avrupa bugün birbiriyle bağlantılı çok sayıda krizle karşı karşıya. Bunlar arasında özellikle iki kriz daha acil görünüyor: Büyüme ve verimlilik krizi ile güvenlik ve stratejik egemenlik krizi.

Draghi’nin 2024 tarihli raporu, Avrupa ekonomisi ile ABD ve Çin ekonomileri arasındaki farkın giderek açıldığına dikkat çekerek sorunun özüne işaret etmişti.

Aslına bakılırsa Avrupa’nın sorunu artık yalnızca büyümenin yavaşlamasından ibaret değil. Kıta, daha dinamik rakipleri karşısında bütün sanayi sektörlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Aynı zamanda savunma, enerji ve teknoloji alanlarında devasa yatırımlara ihtiyaç duyuyor.

Çin’in ekonomik yükselişi ve artan ticaret fazlası da Avrupa’yı küresel ekonomideki konumunu ve rolünü yeniden düşünmeye zorluyor.

Daha da önemlisi, teknolojik devrim artık ulusal güvenlik denklemine dahil olmuş durumda. ABD ile Çin arasındaki yapay zekâ yarışı yalnızca kimin daha gelişmiş modeller geliştireceğiyle ilgili değil; küresel oyunun kurallarını belirleyebilecek teknolojiye, veriye ve altyapıya kimin sahip olacağıyla da ilgili.

Avrupa, ABD ve Çin tarafından geliştirilen teknolojilerin tüketicisi olmaya devam ederse “dijital egemenlik” söylemi bir stratejiden çok slogandan ibaret kalacak.

Bunlara enerji ve iklim krizi de ekleniyor. Savaşlar ve peş peşe yaşanan jeopolitik gerilimlerin yanı sıra sıcak hava dalgaları ve aşırı iklim olayları, enerji dönüşümünü artık yalnızca çevre politikası olmaktan çıkararak ekonomik ve stratejik bir güvenlik meselesine dönüştürdü.

Bu nedenle Avrupa’nın son derece zor bir denklemi çözmesi gerekiyor: Emisyonları azaltmak, enerji arzını güvence altına almak ve aynı zamanda sanayisinin rekabet gücünü korumak.

Ancak ekonomik, teknolojik ve güvenlik başlıklarını siyasetten ayrı düşünmek mümkün değil.

Yavaş hareket

Avrupa Birliği büyük bir pazara, muazzam bir ticari ağırlığa ve gelişmiş bir sanayi ve bilim altyapısına sahip. Antoine el Hac Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre buna rağmen stratejik krizler söz konusu olduğunda çoğu zaman yavaş hareket ediyor.

Diğer büyük güçler açık jeopolitik hesaplarla hareket ederken Avrupa, karmaşık karar alma mekanizmaları, farklı ulusal çıkarlar ve üye ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle sıkışıp kalıyor.

Patrick Collison (Arşiv- Reuters)
Patrick Collison (Arşiv- Reuters)

İşte “Ren Grubu”nun karşı karşıya olduğu paradoks da burada ortaya çıkıyor: Grup siyasi kurumların yavaşlığını aşmak istiyor, ancak sonuçta yine siyasi kurumları etkilemeye çalışıyor.

Avrupa’nın en iyi ekonomistleri, iş insanları ve teknoloji uzmanlarından oluşan bir grup ne yapılması gerektiğini büyük bir doğrulukla ortaya koyabilir. Ancak bu reçetelerin uygulanması siyasi irade gerektiriyor.

Üstelik bu yeni bir sorun değil.

Avrupa yıllardır ekonomik, siyasi ve toplumsal durumunu tanımlamak için “kriz” kelimesini kullanıyor. Borç krizi, göç krizi, enerji krizi, demokrasi krizi, büyüme krizi ve ardından Ukrayna’daki savaşla birlikte güvenlik krizi...

Her yeni krizle birlikte yeni planlar, raporlar ve girişimler ortaya çıktı. Ancak teşhis ile uygulama arasındaki uçurum varlığını korudu.

Göç krizi bile Avrupa’nın kolektif hareket etme kapasitesinin sınırlarını ortaya koyarken, demografik dönüşüm çok daha derin bir soruna işaret etti.

Avrupa yaşlanıyor. Düşük doğurganlık oranları, iş gücünün küçülmesi ve emeklilik ile sosyal refah sistemleri üzerindeki yükün artması riskini beraberinde getiriyor.

Bu da gelecekte ekonomik büyümenin yalnızca teknoloji ve yatırıma değil, Avrupa’nın göçü yönetme, yetenekleri çekme ve demografik açığı kapatma kapasitesine de bağlı olacağı anlamına geliyor.

Gücün sınırları

Jeopolitik açıdan ise Ukrayna’daki savaş, Avrupa Birliği’nin önemini ortaya koyduğu kadar, Avrupa’nın gücünün sınırlarını da gösterdi.

Artık Avrupa’nın yalnızca ekonomik ve düzenleyici bir güç olması yeterli değil. Kıtanın aynı zamanda çıkarlarını koruyabilen, enerji arzını güvence altına alabilen, sınırlarını savunabilen ve ticari ile siyasi ağırlığını stratejik hedeflerine ulaşmak için kullanabilen bir güce dönüşmesi gerekiyor.

“Ren Grubu”nun önemi de burada ortaya çıkıyor.

Girişimin potansiyel değeri yalnızca katılımcılarının isimlerinde değil, Avrupa’nın yıllardır içinde bulunduğu kısır döngüyü kırma kapasitesinde yatıyor: Sorunu teşhis etmek, bir rapor hazırlamak, konferans düzenlemek ve ardından yeniden başlangıç noktasına dönmek.

Grup karar alıcılar üzerinde gerekli baskıyı oluşturabilir ve Avrupa’nın ekonomik ve teknolojik elitlerinin uzmanlığını örgütlü bir siyasi baskıya dönüştürmeyi başarabilirse, gerçek bir itici güç haline gelebilir.

Ancak Avrupa’nın rekabet gücü konusunda bir rapor daha hazırlamakla yetinirse, teoriler ve teşhislerle zaten dolu olan Avrupa kütüphanesine yalnızca yeni bir eser ilave etmiş olur.

Belçika’nın başkenti Brüksel’de Avrupa Birliği merkezi (DPA)
Belçika’nın başkenti Brüksel’de Avrupa Birliği merkezi (DPA)

Bu çerçevede, grubun ilk toplantılarını 20-23 Eylül tarihleri arasında Cenevre’de gerçekleştireceğini de belirtmek gerekiyor. Dolayısıyla gözlemciler, toplantılarda yapılacak müzakereleri ve katılımcıların ortaya koyacağı sonuçları yakından takip edecek.

Sonuçta Avrupa’nın uzman, para, kurum ya da fikir eksikliği yok.

Eksik olan; hızlı karar alma, bu kararların maliyetini üstlenme ve bunları kıtanın tamamında uygulama kapasitesi.

Özünde bu, ekonomik bir sorun değil...

Bu bir siyasi sorun.