Arakçi'nin bölgedeki ziyaret turu Gazze'yi mi, Lübnan'ı mı yoksa İran'ı mı kurtarmak için?

Bölgenin büyük jeopolitik değişimlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde Arakçi'nin bölgedeki ziyaret turunun amacı ne?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi Kahire'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti, 17 Ekim 2024 (Mısır Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesi)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi Kahire'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti, 17 Ekim 2024 (Mısır Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesi)
TT

Arakçi'nin bölgedeki ziyaret turu Gazze'yi mi, Lübnan'ı mı yoksa İran'ı mı kurtarmak için?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi Kahire'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti, 17 Ekim 2024 (Mısır Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesi)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi Kahire'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti, 17 Ekim 2024 (Mısır Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesi)

Amr Imam

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin Ortadoğu’daki sekiz ülkeyi kapsayan bölgesel turu resmi olarak Gazze Şeridi ve Lübnan'daki gerilimi azaltmayı ve çatışmalara çözüm aramayı amaçlasa da seçtiği ülkeler, özellikle yeni bir bölgesel düzenin ortaya çıkmasına yönelik İran'ın hırsları ve korkuları hakkında çok şey ortaya koyuyor. Bu ülkeler; etki alanları, potansiyel destekçiler ve potansiyel arabulucular olmak üzere üç farklı kategoriye ayrılıyor.

İranlı Bakan’ın bölgesel turu, İran'ın nüfuzu altındaki Arap başkentlerinde, Tahran'ın Batı ile çatışmasında ulusal çıkarlarına ulaşmak amacıyla kontrolünü genişletmek ve gücünü yansıtmak için milislerini ve devlet dışı aktörleri kullandığı nüfuz bölgelerinde destek ve dayanışma mesajı vermek ve hatta bu başkentlerin ‘koruyucusu’ olarak hareket etmeyi amaçlıyor. Arakçi, Beyrut, Şam ve Bağdat'ta hükümet yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde, ülkesinin Lübnan ve Gazze Şeridi’ndeki çatışmaları sona erdirmek için aktif çaba sarf ettiğini göstermeye çalıştı.

zxscdfv
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)

Arakçi’nin söz konusu ülkelerin başkentlerine yaptığı ziyaretin asıl amacı müttefik güçlere, milislere ve devlet dışı aktörlere İran'ın var olduğu ve onları güçlü bir şekilde desteklemeye devam edeceği, onları terk etmeyeceği ve savaşlarında yalnız bırakmayacağı konusunda güvence vermekti.

Arakçi, İran'ın Yemen'de desteklediği Husi milislerinin liderleriyle İran'ın bir diğer nüfuz alanı olan Yemen'i ziyaret edemediği için Umman'ın başkenti Muskat'a yaptığı ziyaret sırasında bir araya geldi.

İranlı Bakan, Tahran'a yakın gruplara, bölgenin bu grupların sonunu getirebilecek büyük jeopolitik değişimlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde güvence verdi. Hamas'ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniyye'nin 31 Temmuz'da Tahran’ın merkezinde suikasta uğraması bu güçlerin çöküşünün başladığının açık bir göstergesiydi. Ancak asıl büyük gösterge, İran destekli Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın Beyrut'ta öldürülmesi ve ardından İsrail'in 17 Ekim'de Hamas'ın yeni Siyasi Büro Başkanı ve aynı zamanda Hamas’ın Gazze'deki en üst düzey saha komutanı olan Yahya es-Sinvar'ın tesadüfen öldüğünü açıklamasıydı.

İran'ın hidra-kafalı canavarlarından birini vuran ya da yok eden her saldırı ile İran giderek zayıflıyor ve bölgedeki gücünün ve etkisinin bir kısmını kaybediyor.

Husi milisleri, 17 Ekim'de ABD Hava Kuvvetleri tarafından B-2 Spirit hayalet bombardıman uçakları kullanılarak gerçekleştirilen yoğun hava saldırılarına maruz kaldı. Saldırılarda Yemen'in çeşitli bölgelerinde bulunan beş silah deposu hedef alındı.

İran'ın hidra-kafalı canavarlarından birini vuran ya da yok eden her saldırı ile İran giderek zayıflıyor ve bölgedeki gücünün ve etkisinin bir kısmını kaybediyor. Belki de İran'ın mollaları (din adamları) yakında sahada yalnız olduklarını anlarlar ya da yaşanan bu hızlı gelişmeler onları şimdiden buna zorluyordur. Kahire'den bir analistin de belirttiği gibi İran, Direniş Ekseni'nin, daha doğrusu bölgedeki kendisine yakın gruplardan ördüğü ağın çökmesinin ya da zayıflamasının etkisini azaltacağını ve bölgede şekillenmekte olan çatışma karşısında kendisini yalnız bırakacağını biliyor. İsrail'in İran’ı vurmaya ve ABD'yi Ortadoğu'daki askeri çatışmalara sürüklemeye kararlı olduğu bir ortamda İran bu savaşta tek başına mücadele etmek zorunda kalacak.

Düşmanımın düşmanı

Arakçi'yi potansiyel olarak destekleyici başka bazı ülkelere ziyarette bulunmaya iten de aynı farkındalık gibi görünüyor. Bunlar, çözülmemiş anlaşmazlıklar ya da İsrail'in Gazze Şeridi’ndeki ve Lübnan'daki acımasız saldırılarının bir sonucu olarak İsrail ile ilişkileri şu anda gergin olan ülkeler.

Tel Aviv, İran'ın ekim ayı başlarında İsrail’in çeşitli bölgelerini hedef alan füze saldırılarına misillemede bulunmaya hazırlanırken Arakçi, aralarında Mısır ve Türkiye'nin de bulunduğu bu ülkelerde İran'ın tutumuna ya da atacağı adımlara destek arayarak bu gerilimlerden faydalanmaya çalışmış olabilir.

“Kahire ve Tel Aviv arasındaki mevcut gerginlikler, aralarındaki barış anlaşmasını zedeleyecek boyutta olmadığı gibi, yakın çevrelerinde ya da genel olarak bölgede aralarındaki yakın güvenlik koordinasyonunu da etkilemiyor.

Arakçi’nin Türkiye ziyaretinin nedenlerinden biri de İstanbul'da düzenlenen 3+3 Güney Kafkasya Bölgesel İşbirliği Platformu toplantısına katılmaktı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşın başlamasını takip eden haftalarda ve aylarda İsrail'in Lübnan ve Gazze'deki saldırılarını sürekli olarak eleştirmiş ve saldırıların durdurulması için güç kullanılması çağrısında bulunmuştu.

xscdvf
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İstanbul'da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile tokalaşırken, 19 Ekim 2024 (Reuters)

Aynı zamanda Mısır ve İsrail arasındaki ilişkiler, İsrail'in Gazze Şeridi-Sina Yarımadası sınırında bulunan ve ülkenin kuzeydoğusundaki Mısır topraklarını ve Gazze ile Sina arasındaki Refah sınır kapısının Filistin tarafını da içine alan bir toprak şeridi olan Philadelphia (Salahaddin) Koridoru'nu işgal etmesi nedeniyle gergin. Mısır ayrıca Gazze Şeridi'ndeki toplu yıkım, kitlesel açlık ve İsrail'in Gazze'ye yönelik devam eden saldırılarının, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin geçtiğimiz yıl çeşitli vesilelerle vurguladığı gibi, Kahire'nin ‘kırmızı çizgisi’ olarak nitelediği Filistin kıyı bölgelerindeki nüfusu Sina Yarımadası’na itmesinden çekiniyor.

Ancak Kahire ve Tel Aviv arasındaki mevcut gerginlikler iki başkent arasındaki mevcut barışa zarar vermediği gibi, yakın çevrelerinde ya da genel olarak bölgede aralarındaki yakın güvenlik koordinasyonunu da etkilemiyor. Mısır, ABD ve Katar'la iş birliği yaparak Hamas Hareketi ve İsrail arasında ateşkes ve esir takası anlaşması yapılması için çabalıyor. Bu çabalar önümüzdeki dönemde, özellikle de Yahya es-Sinvar'ın ölümünden sonra daha da ivme kazanabilir.

İran Dışişleri Bakanı Arakçi’nin uçağı 16 Ekim akşamı Kahire Uluslararası Havaalanı’na indiğinde Mısırlı mevkidaşı Bedir Abdulati tarafından karşılanmadı. Abdulati, ertesi gün İranlı Bakan’a ciddi bir mesaj ileterek bölgenin ‘feci bir çatışmaya’ sürüklenmesini önlemek için acilen harekete geçilmesi gerektiğini vurguladı.

Arakçi, Suudi Arabistan, Umman, Ürdün ve Katar'a yaptığı ziyaretler sırasında, İran’ın çıkarlarına yönelik bir saldırı yapılması durumunda bu ülkelerin hava sahalarının İsrail tarafından kullanılmayacağından emin olmaya çalıştı.

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, İran'ın en üst düzey diplomatına geniş çaplı bir bölgesel savaşın patlak vermesinin tüm bölge ülkeleri ve halkları için ciddi yansımaları olacağını söyledi. Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Sisi’nin bu açıklamasından bir gün önce yaptığı açıklamada Lübnan'daki krizi sona erdirmenin bir yolunun da Lübnan ordusunun birliklerini Lübnan'ın güneyinde konuşlandırması olduğunu söyledi.

Abdulati elbette İran'ın Hizbullah'a verdiği desteğin ve Lübnan'ın yanı sıra diğer bölge ülkelerinin iç işlerine müdahalesinin, Lübnan ordusunun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 1701 sayılı kararı uyarınca Lübnan'ın güney kesiminde kontrolü sağlamasını imkânsız hale getirdiğinin farkındaydı.

Arakçi’nin Kahire'de soğuk karşılanmasında Gazze Şeridi’nde ve Lübnan'da devam eden savaşın Mısır'a getirdiği ağır yükün yanı sıra özellikle Husilerin Kızıldeniz'in güney girişinde ve Babu’l-Mendeb Boğazı'nda ticari gemilere saldırarak nakliye hatlarını Süveyş Kanalı'ndan uzaklaştırması etkili oldu. Mısır için önemli bir döviz kaynağı olan Süveyş Kanalı’nın şimdiye kadar aylık gelirlerinde yüzde 60 oranında bir düşüş yaşandı ve bu durum Mısır'ın ekonomik sıkıntılarını daha da arttırdı.

Hayatta kalma mücadelesi

İran'ın göstermek istedikleri ile gizlemeye çalıştıkları arasındaki büyük fark, dışişleri bakanının sekiz ülkeyi kapsayan turu sırasında yaptığı bazı açıklamalarda açıkça görülüyordu. Arakçi, 13 Ekim'de Bağdat'ta ziyareti sırasında yaptığı bir açıklamada, ülkesinin bir savaş haline tamamen hazır olduğunu belirtmiş, ancak daha sonra İran'ın savaş istemediğini, aksine barış istediğini vurgulamıştı. Ancak İranlı Bakan, ülkesinin savaşa hazır olduğunu öylesine söylememişti. Zira İran, köşeye sıkıştırılırsa hayatta kalmak için dişiyle tırnağıyla savaşacak, ısıracak ve tırmalayacaktır.

xascsdv
Bahreyn Kralı Hamad bin İsa el-Halife, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi başkent Manama'da kabul etti, 21 Ekim 2024 (Reuters)

Arakçi’nin potansiyel arabulucular kategorisindeki bölge ülkelerine yaptığı ziyaret, İran'ın göstermek istedikleri ile saklamaya çalıştıkları arasındaki büyük uçurumu gözler önüne serdi. Arakçi, Suudi Arabistan, Umman, Ürdün ve Katar'a yaptığı ziyaretler sırasında, İran’ın çıkarlarına yönelik bir saldırı yapılması durumunda bu ülkelerin hava sahalarının İsrail tarafından kullanılmayacağından emin olmaya çalıştı.

Ancak Arakçi’nin bu ülkelerde daha önemli bir misyonu vardı. O da en iyi ihtimalle İsrail'in beklenen saldırılarını önlemek ya da en kötü ihtimalle İran'ın bu saldırılardan yara almadan çıkmasını sağlamak için potansiyel arabulucular aramaktı.

İranlı Bakan, bu misyona başlarken bu ülkelerin ağırlığının ve ABD de dâhil olmak üzere bazı bölgesel ve uluslararası aktörlerle yakın ilişkilerinin farkındaydı. Ancak bu misyon, İran'ın Arakçi'nin bölgesel turuna dahil olan ülkelere bunun karşılığında ne sunabileceği konusunda soru işaretlerinin ortaya çıkmasına neden oldu.

Potansiyel arabulucu kategorisindeki ülkelerin sükunetin sağlanmasında ve bölgenin tam ölçekli bir savaşa sürüklenmesinin önlenmesinde çıkarları olduğuna şüphe yok. Ancak asıl soru şu: İran’ı özellikle de bölgesel siyasetteki sicili göz önüne alındığında dipsiz bir uçuruma düşmekten kim kurtarmak isteyecek ve bu çabalar nereye uzanacak?

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump'ın saçına neler oluyor?

Başkanın yeni saç stili, eski James Bond oyuncusu Pierce Brosnan'a benzetilmesine yol açtı (AFP)
Başkanın yeni saç stili, eski James Bond oyuncusu Pierce Brosnan'a benzetilmesine yol açtı (AFP)
TT

Trump'ın saçına neler oluyor?

Başkanın yeni saç stili, eski James Bond oyuncusu Pierce Brosnan'a benzetilmesine yol açtı (AFP)
Başkanın yeni saç stili, eski James Bond oyuncusu Pierce Brosnan'a benzetilmesine yol açtı (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Air Force One'dan inerken çekilen ve imzası haline gelen sarı saçlarından daha koyu renkte görünen saçları, internette spekülasyonlara yol açtı.

Trump, saç modeliyle ilgili, özellikle de 80 yaşındaki başkanın herhangi bir tür peruk kullanıp kullanmadığı konusunda uzun süredir ortaya atılan iddiaları yalanlamak zorunda kalıyor. Yeni fotoğraflar ise söylentileri alevlendirdi.

Gazeteci Aaron Rupar, cumartesi günü X'te "Trump'ın saçına ne olmuş böyle?" diye yazdı.

Trump, cuma günü New Jersey'nin Morristown kentindeki havalimanının pistinde lacivert bir takım elbise ve sarı kravatla (ve görünüşe göre yeni saç stiliyle) gazetecilere el sallarken görüldü. Haftasonunu Bedminster'deki golf kulübünde geçiriyor.

Trump eleştirmeni avukat George Conway, X'te "Anayasanın 25. maddesi kapsamında saçıyla ilgili bir şeyler yapılmalı" diye yazarak, Trump'ın saçlarının bu şekilde görünmesine engel olunması gerektiğini öne sürdü.

csdvthyjugf
Başkan Donald Trump'ın Air Force One'dan inerken çekilen ve imzası haline gelen sarı saçlarından daha koyu bir renkte görünen saçları internette şaşkınlık yarattı (Reuters)

Gazeteci Yashar Ali, Trump'ın havalimanındaki fotoğraflarını yayımladı ve "Bu saç ne??? Fotoğrafları Getty Images'tan kendim almasaydım inanmazdım" ifadelerini kullandı.

cdfvgrthyjuk
Başkan cuma günü Air Force One'dan inerken görüntülendi. Trump'ın saç stili onlarca yıldır ilgi odağı olmayı sürdürüyor (AP)

Trump'ı sık sık eleştiren eski Cumhuriyetçi temsilci Adam Kinzinger, büyük harflerle "Şaka yapıyor olmalısın" diye yazdı.

Birçok sosyal medya kullanıcısı Trump'ın saç stilini alaya aldı.

Gazeteci Molly Jong-Fast, "Trump artık esmer!" dedi.

cdvfgbh
Trump cuma günü New Jersey'nin Morristown kentindeki havalimanının pistinde lacivert takım elbisesi, sarı kravatı ve görünüşe göre yeni saç stiliyle gazetecilere el sallarken görüldü.(AFP)

İlerici roman yazarı Anne Lamott, "Bayıldım. Çok genç. Tam Pierce Brosnan gibi" diyerek James Bond oyuncusuna atıfta bulundu.

Roman ve oyun yazarı Paul Rudnick ise "Trump stilistine, 'Seri katil Rex Heuermann gibi görünmek istiyorum' dedi" diye yazdı. Bu da Gilgo Plajı cinayetleri diye bilinen davada 8 kadını öldürdüğünü itiraf eden New Yorklu seri katile atıfta bulunuyordu.

The Independent, yorum almak için Beyaz Saray'la iletişime geçti.

Trump'ın saçı geçen ay başka bir nedenle de dikkat çekmişti. Sarı saçları daha parlak ve daha kalın görünüyordu.

Başkanın geçen ay Las Vegas'taki bir konuşması sırasında sergilediği saç modeli hakkında konuşmak için herkes sosyal medyaya akın etmişti.

Gazeteci Rupar, X'te şunları yazmıştı:

Trump peruk mu takıyor, bu da ne böyle?

Demokrat Parti'nin resmi X hesabı, Trump'ın açıkça daha seyrek saçlı olduğu bir fotoğrafını paylaşmış ve "Bu, Trump'ın 3 aydan daha kısa bir süre önceki saçıydı" diye yazmıştı.

Eski kongre üyesi Kinzinger, "Trump peruk takıyor!!" diye yazmıştı.

Çarşamba günü Beyaz Saray Gül Bahçesi'nde yaptığı konuşmada Trump, "Yıllarca insanların 'Peruk takıyor' demelerine katlanmak zorunda kaldım. Peruk takmıyorum" dedi.

Trump'ın alışılmadık saç stili, onlarca ilgi odağı olmayı sürdürüyor. Siyasete girmeden çok önce sohbet programlarına katılışlarında da tartışma konusu oluyordu.

Independent Türkçe


İran ve yaptırımlar: Yanlış ders

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

İran ve yaptırımlar: Yanlış ders

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Trump yönetiminin başlattığı “ekonomik dışlama” kampanyası, Washington'un düşmanlarından birine uyguladığı en büyük mali yaptırımları temsil ediyor ve İran rejiminin ekonomisinin can damarlarını kesmeyi amaçlıyor. Bu yaptırımlar sadece ABD'nin Tahran ile ilişkilerini yasaklamakla kalmıyor, aynı zamanda onunla iş yapan üçüncü tarafların Amerikan finans sistemine erişimini de engelleme tehdidinde bulunuyor. Bu, Trump'ın daha önce 2019'un sonunda imzaladığı “Sezar Yasası” aracılığıyla Beşşar Esed rejimine karşı kullandığı bir mekanizma.

Esed deneyimi ve diğerleri, yaptırımların otoriter rejimleri zayıflatabileceğini ve onları taviz vermeye zorlayabileceğini, ancak nadiren kendi başlarına devirebileceğini gösteriyor. Bu rejimler liderliği, güvenlik aygıtını ve dar çevreleri korurken, maliyeti vatandaşların sırtına yüklerler. Baskıyı haklı çıkarmak için “dış düşmanı” kullanırlar ve yoksulluk, yolsuzluk ve kötü yönetimi yaptırımlara bağlarlar. Yaptırımlar, sertlik yanlılarını güçlendirirken reformcuları zayıflatır. Yönetimin miras bırakılması sürecini hızlandırır ve seçimleri erteler.

Küba'da, ABD ambargosu 1962'de başladı, ekonomiyi zayıflattı ancak rejimi devirmedi. İktidar Fidel Castro'dan kardeşi Raul'e, ardından Miguel Díaz-Canel'e geçti. Venezuela'da, Hugo Chávez ve Nicolás Maduro'nun yetkililerine karşı yaptırımlar 2015'te başladı ve 2017'de genişletildi. Ekonomi daraldı ve milyonlarca insan göç etti, ancak yaptırımlar rejimi devirmedi. Rejimi deviren, bu yılın başındaki ABD operasyonu oldu.

Kuzey Kore'de ise iktidar Kim Il-sung'dan oğlu Kim Jong-il'e geçti. Yaptırımlar, Pyongyang'ın nükleer programını geliştirmesini engellemedi. Rejim, bombayı bir sigorta poliçesi olarak gördü ve ilk nükleer denemesini 2006'da gerçekleştirdi. İktidar, 2011 yılının sonunda torun Kim Jong-un'a geçti.

Arap dünyasında, Güvenlik Konseyi, 1990'da Kuveyt'i işgalinden sonra Irak'a yaptırımlar uyguladı. Bu yaptırımlar, rejimi kitle imha silahı programlarını denetime açmaya ve imha etmeye zorladı, ancak Saddam Hüseyin'i devirmedi. 2003'teki ABD işgali onu devirdi. Muammer Kaddafi, yaptırımlar ve izolasyon ile aynı yılın sonunda kimyasal silah cephaneliğinden vazgeçmek zorunda kaldı, ancak rejimi 2011'deki Libya ayaklanması ve NATO müdahalesine kadar devrilmedi. Sudan'da da yaptırımlar Ömer el-Beşir rejimini devirmedi, ancak 2019'daki protestoların baskısı altında devrilmeden önce davranışlarını değiştirmesine katkıda bulundu. Bunun üzerine yaptırımlar kaldırıldı. 2013'te “iki generalin savaşı”nın patlak vermesinin ardından Washington, her iki tarafı da yeniden yaptırımlarla hedef aldı.

Suriye, İran'a en yakın örneği sunuyor. Washington, 1979'da Suriye'yi terörizmi destekleyen devletler listesine aldı, ancak Hafız Esed 2000'deki ölümüne kadar iktidarda kaldı; ardından oğlu Beşşar Esed, yaptırımların ve izolasyonun gölgesinde 24 yıldan fazla bir süre iktidarda kaldı. 2013'teki kimyasal saldırıdan sonra ABD'nin askeri müdahale tehdidi, Esed'i kimyasal silahlarını imha etmeyi kabul etmeye zorladı. Bu baskı davranışlarını değiştirdi, ancak onu devirmedi.

Onu deviren, 2024'ün sonunda Sezar Yasası'nın sonuçlarının ortasında başlatılan askeri bir saldırı oldu; o sırada Rusya Ukrayna'daki savaşla meşguldü ve İran ile Hizbullah yoğun İsrail baskısı altındaydı. Müttefiklerinin korumasını kaybettiğinde ve güçleri Ahmed eş-Şara liderliğindeki gruplar karşısında dağıldığında, Moskova'ya kaçtı.

Peki, İran yaptırımlarla nasıl başa çıkacak? Büyük olasılıkla aynı taktikleri uygulayacaktır. Trump'ın ekonomik yaptırım kampanyasına, 40 yılı aşkın süredir biriktirdiği araçlarla, yani gölge filolar, paravan şirketler, kaçakçılık ağları, vekil güçler, komşu ülkelerle ticaret, takas ve kripto paralar, paralel bir finans sistemi kurma ve Çin ve Rusya ile iş birliğini derinleştirmeyle karşılık verecektir. Ayrıca bölgesel nüfuzunu müzakerelerde kaldıraç olarak ve yaptırımları aşmak için kullanacaktır.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre içeride rejim, yaptırımları bir “ekonomik savaş” olarak gösterecek, enflasyon ve yoksulluktan Washington'u sorumlu tutarken, kendi kötü yönetimini, askeri harcamalarını ve vekil güçlerine desteğini görmezden gelecektir. Hatta daha fazla baskıyı haklı çıkarmak için dış baskıyı bile kullanabilir.

Trump'ın yaptırımlarının tek başına İran rejimini devirmesi olası değil. Ancak bunların askeri saldırılar ve tedarik hatlarını hedef almakla birleşmesi, rejimi daha da zayıflatacak ve seçeneklerini daraltacaktır

Ancak hata, Tahran'ın başkalarının deneyimlerinden çıkarabileceği ders olabilir. Kaddafi alışılmadık programından vazgeçti ve rejimi düşmeden önce 8 yıl daha iktidarda kaldı. Esed 2013'te kimyasal silahlarını imha etmeyi kabul etti, ancak 11 yıl daha iktidarda kaldı. Kuzey Kore nükleer bombasını korudu ve kimse rejimini askeri olarak devirmeye cesaret edemedi.

Ayrıca Kuzey Kore ve Suriye'de babadan oğula, Küba'da ise büyük kardeşten küçük kardeşe iktidar devir teslimi, Tahran'da da tekrarlandı; Mücteba, babası Ali Hamaney'in yerine ülkenin Dini Lideri oldu. NATO Libya'ya müdahale etmeseydi, Seyfül İslam babasının yerine geçebilirdi ve Amerikan müdahalesi olmasaydı Uday veya Kusay hâlâ Saddam'ın saraylarında yaşıyor olabilirdi.

Trump'ın yaptırımlarının tek başına İran'ın ideolojik rejimini devirmesi olası değil. Ancak bunların askeri saldırılar ve tedarik hatlarını hedef almakla birleşmesi, onu daha da zayıflatacak ve seçeneklerini daraltacaktır, hatta müzakere masasına oturmaya bile itebilir. Öte yandan, baskılar onu tam tersi yöne; bölgeye yönelik tehditlerinin ve maceralarının dozunu artırma, ülke içindeki kontrolünü sıkılaştırma ve nükleer bomba edinme ve Kuzey Kore modeline yönelme çabasını hızlandırmaya da itebilir.

Soru sadece yaptırımların rejimi devirip deviremeyecekleri değil, rejimin çöküşten kaçınmak için ne yapacağıdır

İşte “yanlış ders” burada gizli. İran nükleer silahı, sadece dış baskılara karşı caydırıcı bir unsur olarak değil, rejimin hayatta kalmasının nihai garantisi olarak görüyor; dahası rejim değişikliğine karşı bir sigorta poliçesi olarak değerlendiriyor.

“İsrail faktörü” hesapları değiştiriyor. İsrail, 1981'de Irak reaktörünü vurdu, 2007'de Deyrizor yakınlarındaki Suriye nükleer tesisini imha etti ve İran'ın nükleer ve füze programlarına karşı suikastlar, sabotaj operasyonları, siber saldırılar ve askeri saldırılar gerçekleştirdi.

İsrail, İran nükleer programını bir pazarlık kozu olarak değil, 7 Ekim 2023'ten sonra yoğunlaşan varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. Tahran'ın bir bombanın gerçeğe dönüşeceği noktaya ulaşmasına izin vermeyebilir.

Trump'ın yaptırımları İran'da yeni bir aşama başlattı. Soru sadece rejimi devirip deviremeyecekleri değil, rejimin çöküşten kaçınmak için ne yapacağıdır. Ve “yanlış dersin” tehlikesi de işte burada yatıyor.


Washington-Tahran çatışmasında askeri tırmanışa ekonomik kuşatma eşlik ediyor

Washington-Tahran çatışmasında askeri tırmanışa ekonomik kuşatma eşlik ediyor
TT

Washington-Tahran çatışmasında askeri tırmanışa ekonomik kuşatma eşlik ediyor

Washington-Tahran çatışmasında askeri tırmanışa ekonomik kuşatma eşlik ediyor

Washington ile Tahran arasındaki çatışma, karşılıklı saldırıların yeniden başlamasıyla yeni bir döneme girerken askeri cephedeki tırmanışa ekonomik baskının derinleşmesi eşlik ediyor. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın yeni saldırılara “daha hızlı, daha sert ve daha acı verici bir karşılık” verileceği yönündeki açıklaması, Tahran'ın çatışmanın maliyetini yalnızca askeri hedeflerle sınırlı tutmayabileceğine ilişkin mesajlarının son örneğini oluşturuyor.

İran'ın karşı karşıya olduğu baskı ise savaş alanının çok ötesine uzanıyor. ABD'nin yaptırımları ve İran'ın petrol ihracatına yönelik baskısı, Tahran'ın savaş koşullarında ihtiyaç duyduğu döviz gelirlerini ve ekonomik manevra alanını daraltırken ülke içinde finansal istikrar üzerindeki baskıyı artırıyor.

Kalibaf, döviz kurundaki sert dalgalanmalar, yüksek enflasyon ve işsizliğin yanı sıra piyasaların yönetilmesini de ülkenin başlıca sorunları arasında sıraladı. İran Ekonomi Bakanlığı ise savaşın yol açtığı ekonomik sorunlarla mücadele amacıyla çalışmaların yoğunlaştırıldığını açıkladı.

Böylece Washington ile Tahran arasındaki çatışma, askeri baskı ile ekonomik kuşatmanın birbirini beslediği çift cepheli bir mücadeleye dönüşüyor. ABD'nin petrol gelirlerini hedef alan baskısı Tahran'ın ekonomik dayanıklılığını sınarken İran'ın misilleme tehdidi, Washington'ın bölgedeki askeri ve ekonomik çıkarlarını daha geniş bir çatışmanın parçası haline getirme riskini artırıyor.

Gelişmeler, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının üzerinden altı ay geçmesinin ardından yaşanıyor. Ancak geçen süre çatışmayı sona erdirmek yerine savaşın daha karmaşık ve maliyetli bir dengeye oturduğunu gösteriyor. Diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalması ve ateşkes konusunda varılan ön anlaşmanın çökmesi, iki tarafın askeri baskıyı müzakere masasında avantaj elde etmenin temel aracı olarak görmeye devam ettiğine işaret ediyor.

Bu tablo, savaşın kısa vadede kesin bir sonuca ulaşmasından çok uzayan bir yıpratma savaşına dönüşme ihtimalini güçlendiriyor. Washington ekonomik baskıyı Tahran'ın savaş kapasitesini ve siyasi manevra alanını daraltmak için kullanırken İran da askeri misilleme tehdidini ABD'ye çatışmanın maliyetlerini yükseltme aracı olarak kullanıyor.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde çatışmanın seyri yalnızca cephedeki saldırıların yoğunluğuyla değil, İran ekonomisinin artan yaptırım baskısına ne ölçüde dayanabileceği ve Tahran'ın ekonomik sıkışmışlığını ne kadar süre askeri caydırıcılıkla dengeleyebileceğiyle de belirlenecek.