Arakçi'nin bölgedeki ziyaret turu Gazze'yi mi, Lübnan'ı mı yoksa İran'ı mı kurtarmak için?

Bölgenin büyük jeopolitik değişimlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde Arakçi'nin bölgedeki ziyaret turunun amacı ne?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi Kahire'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti, 17 Ekim 2024 (Mısır Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesi)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi Kahire'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti, 17 Ekim 2024 (Mısır Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesi)
TT

Arakçi'nin bölgedeki ziyaret turu Gazze'yi mi, Lübnan'ı mı yoksa İran'ı mı kurtarmak için?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi Kahire'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti, 17 Ekim 2024 (Mısır Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesi)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi Kahire'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti, 17 Ekim 2024 (Mısır Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesi)

Amr Imam

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin Ortadoğu’daki sekiz ülkeyi kapsayan bölgesel turu resmi olarak Gazze Şeridi ve Lübnan'daki gerilimi azaltmayı ve çatışmalara çözüm aramayı amaçlasa da seçtiği ülkeler, özellikle yeni bir bölgesel düzenin ortaya çıkmasına yönelik İran'ın hırsları ve korkuları hakkında çok şey ortaya koyuyor. Bu ülkeler; etki alanları, potansiyel destekçiler ve potansiyel arabulucular olmak üzere üç farklı kategoriye ayrılıyor.

İranlı Bakan’ın bölgesel turu, İran'ın nüfuzu altındaki Arap başkentlerinde, Tahran'ın Batı ile çatışmasında ulusal çıkarlarına ulaşmak amacıyla kontrolünü genişletmek ve gücünü yansıtmak için milislerini ve devlet dışı aktörleri kullandığı nüfuz bölgelerinde destek ve dayanışma mesajı vermek ve hatta bu başkentlerin ‘koruyucusu’ olarak hareket etmeyi amaçlıyor. Arakçi, Beyrut, Şam ve Bağdat'ta hükümet yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde, ülkesinin Lübnan ve Gazze Şeridi’ndeki çatışmaları sona erdirmek için aktif çaba sarf ettiğini göstermeye çalıştı.

zxscdfv
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)

Arakçi’nin söz konusu ülkelerin başkentlerine yaptığı ziyaretin asıl amacı müttefik güçlere, milislere ve devlet dışı aktörlere İran'ın var olduğu ve onları güçlü bir şekilde desteklemeye devam edeceği, onları terk etmeyeceği ve savaşlarında yalnız bırakmayacağı konusunda güvence vermekti.

Arakçi, İran'ın Yemen'de desteklediği Husi milislerinin liderleriyle İran'ın bir diğer nüfuz alanı olan Yemen'i ziyaret edemediği için Umman'ın başkenti Muskat'a yaptığı ziyaret sırasında bir araya geldi.

İranlı Bakan, Tahran'a yakın gruplara, bölgenin bu grupların sonunu getirebilecek büyük jeopolitik değişimlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde güvence verdi. Hamas'ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniyye'nin 31 Temmuz'da Tahran’ın merkezinde suikasta uğraması bu güçlerin çöküşünün başladığının açık bir göstergesiydi. Ancak asıl büyük gösterge, İran destekli Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın Beyrut'ta öldürülmesi ve ardından İsrail'in 17 Ekim'de Hamas'ın yeni Siyasi Büro Başkanı ve aynı zamanda Hamas’ın Gazze'deki en üst düzey saha komutanı olan Yahya es-Sinvar'ın tesadüfen öldüğünü açıklamasıydı.

İran'ın hidra-kafalı canavarlarından birini vuran ya da yok eden her saldırı ile İran giderek zayıflıyor ve bölgedeki gücünün ve etkisinin bir kısmını kaybediyor.

Husi milisleri, 17 Ekim'de ABD Hava Kuvvetleri tarafından B-2 Spirit hayalet bombardıman uçakları kullanılarak gerçekleştirilen yoğun hava saldırılarına maruz kaldı. Saldırılarda Yemen'in çeşitli bölgelerinde bulunan beş silah deposu hedef alındı.

İran'ın hidra-kafalı canavarlarından birini vuran ya da yok eden her saldırı ile İran giderek zayıflıyor ve bölgedeki gücünün ve etkisinin bir kısmını kaybediyor. Belki de İran'ın mollaları (din adamları) yakında sahada yalnız olduklarını anlarlar ya da yaşanan bu hızlı gelişmeler onları şimdiden buna zorluyordur. Kahire'den bir analistin de belirttiği gibi İran, Direniş Ekseni'nin, daha doğrusu bölgedeki kendisine yakın gruplardan ördüğü ağın çökmesinin ya da zayıflamasının etkisini azaltacağını ve bölgede şekillenmekte olan çatışma karşısında kendisini yalnız bırakacağını biliyor. İsrail'in İran’ı vurmaya ve ABD'yi Ortadoğu'daki askeri çatışmalara sürüklemeye kararlı olduğu bir ortamda İran bu savaşta tek başına mücadele etmek zorunda kalacak.

Düşmanımın düşmanı

Arakçi'yi potansiyel olarak destekleyici başka bazı ülkelere ziyarette bulunmaya iten de aynı farkındalık gibi görünüyor. Bunlar, çözülmemiş anlaşmazlıklar ya da İsrail'in Gazze Şeridi’ndeki ve Lübnan'daki acımasız saldırılarının bir sonucu olarak İsrail ile ilişkileri şu anda gergin olan ülkeler.

Tel Aviv, İran'ın ekim ayı başlarında İsrail’in çeşitli bölgelerini hedef alan füze saldırılarına misillemede bulunmaya hazırlanırken Arakçi, aralarında Mısır ve Türkiye'nin de bulunduğu bu ülkelerde İran'ın tutumuna ya da atacağı adımlara destek arayarak bu gerilimlerden faydalanmaya çalışmış olabilir.

“Kahire ve Tel Aviv arasındaki mevcut gerginlikler, aralarındaki barış anlaşmasını zedeleyecek boyutta olmadığı gibi, yakın çevrelerinde ya da genel olarak bölgede aralarındaki yakın güvenlik koordinasyonunu da etkilemiyor.

Arakçi’nin Türkiye ziyaretinin nedenlerinden biri de İstanbul'da düzenlenen 3+3 Güney Kafkasya Bölgesel İşbirliği Platformu toplantısına katılmaktı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşın başlamasını takip eden haftalarda ve aylarda İsrail'in Lübnan ve Gazze'deki saldırılarını sürekli olarak eleştirmiş ve saldırıların durdurulması için güç kullanılması çağrısında bulunmuştu.

xscdvf
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İstanbul'da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile tokalaşırken, 19 Ekim 2024 (Reuters)

Aynı zamanda Mısır ve İsrail arasındaki ilişkiler, İsrail'in Gazze Şeridi-Sina Yarımadası sınırında bulunan ve ülkenin kuzeydoğusundaki Mısır topraklarını ve Gazze ile Sina arasındaki Refah sınır kapısının Filistin tarafını da içine alan bir toprak şeridi olan Philadelphia (Salahaddin) Koridoru'nu işgal etmesi nedeniyle gergin. Mısır ayrıca Gazze Şeridi'ndeki toplu yıkım, kitlesel açlık ve İsrail'in Gazze'ye yönelik devam eden saldırılarının, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin geçtiğimiz yıl çeşitli vesilelerle vurguladığı gibi, Kahire'nin ‘kırmızı çizgisi’ olarak nitelediği Filistin kıyı bölgelerindeki nüfusu Sina Yarımadası’na itmesinden çekiniyor.

Ancak Kahire ve Tel Aviv arasındaki mevcut gerginlikler iki başkent arasındaki mevcut barışa zarar vermediği gibi, yakın çevrelerinde ya da genel olarak bölgede aralarındaki yakın güvenlik koordinasyonunu da etkilemiyor. Mısır, ABD ve Katar'la iş birliği yaparak Hamas Hareketi ve İsrail arasında ateşkes ve esir takası anlaşması yapılması için çabalıyor. Bu çabalar önümüzdeki dönemde, özellikle de Yahya es-Sinvar'ın ölümünden sonra daha da ivme kazanabilir.

İran Dışişleri Bakanı Arakçi’nin uçağı 16 Ekim akşamı Kahire Uluslararası Havaalanı’na indiğinde Mısırlı mevkidaşı Bedir Abdulati tarafından karşılanmadı. Abdulati, ertesi gün İranlı Bakan’a ciddi bir mesaj ileterek bölgenin ‘feci bir çatışmaya’ sürüklenmesini önlemek için acilen harekete geçilmesi gerektiğini vurguladı.

Arakçi, Suudi Arabistan, Umman, Ürdün ve Katar'a yaptığı ziyaretler sırasında, İran’ın çıkarlarına yönelik bir saldırı yapılması durumunda bu ülkelerin hava sahalarının İsrail tarafından kullanılmayacağından emin olmaya çalıştı.

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, İran'ın en üst düzey diplomatına geniş çaplı bir bölgesel savaşın patlak vermesinin tüm bölge ülkeleri ve halkları için ciddi yansımaları olacağını söyledi. Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Sisi’nin bu açıklamasından bir gün önce yaptığı açıklamada Lübnan'daki krizi sona erdirmenin bir yolunun da Lübnan ordusunun birliklerini Lübnan'ın güneyinde konuşlandırması olduğunu söyledi.

Abdulati elbette İran'ın Hizbullah'a verdiği desteğin ve Lübnan'ın yanı sıra diğer bölge ülkelerinin iç işlerine müdahalesinin, Lübnan ordusunun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 1701 sayılı kararı uyarınca Lübnan'ın güney kesiminde kontrolü sağlamasını imkânsız hale getirdiğinin farkındaydı.

Arakçi’nin Kahire'de soğuk karşılanmasında Gazze Şeridi’nde ve Lübnan'da devam eden savaşın Mısır'a getirdiği ağır yükün yanı sıra özellikle Husilerin Kızıldeniz'in güney girişinde ve Babu’l-Mendeb Boğazı'nda ticari gemilere saldırarak nakliye hatlarını Süveyş Kanalı'ndan uzaklaştırması etkili oldu. Mısır için önemli bir döviz kaynağı olan Süveyş Kanalı’nın şimdiye kadar aylık gelirlerinde yüzde 60 oranında bir düşüş yaşandı ve bu durum Mısır'ın ekonomik sıkıntılarını daha da arttırdı.

Hayatta kalma mücadelesi

İran'ın göstermek istedikleri ile gizlemeye çalıştıkları arasındaki büyük fark, dışişleri bakanının sekiz ülkeyi kapsayan turu sırasında yaptığı bazı açıklamalarda açıkça görülüyordu. Arakçi, 13 Ekim'de Bağdat'ta ziyareti sırasında yaptığı bir açıklamada, ülkesinin bir savaş haline tamamen hazır olduğunu belirtmiş, ancak daha sonra İran'ın savaş istemediğini, aksine barış istediğini vurgulamıştı. Ancak İranlı Bakan, ülkesinin savaşa hazır olduğunu öylesine söylememişti. Zira İran, köşeye sıkıştırılırsa hayatta kalmak için dişiyle tırnağıyla savaşacak, ısıracak ve tırmalayacaktır.

xascsdv
Bahreyn Kralı Hamad bin İsa el-Halife, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi başkent Manama'da kabul etti, 21 Ekim 2024 (Reuters)

Arakçi’nin potansiyel arabulucular kategorisindeki bölge ülkelerine yaptığı ziyaret, İran'ın göstermek istedikleri ile saklamaya çalıştıkları arasındaki büyük uçurumu gözler önüne serdi. Arakçi, Suudi Arabistan, Umman, Ürdün ve Katar'a yaptığı ziyaretler sırasında, İran’ın çıkarlarına yönelik bir saldırı yapılması durumunda bu ülkelerin hava sahalarının İsrail tarafından kullanılmayacağından emin olmaya çalıştı.

Ancak Arakçi’nin bu ülkelerde daha önemli bir misyonu vardı. O da en iyi ihtimalle İsrail'in beklenen saldırılarını önlemek ya da en kötü ihtimalle İran'ın bu saldırılardan yara almadan çıkmasını sağlamak için potansiyel arabulucular aramaktı.

İranlı Bakan, bu misyona başlarken bu ülkelerin ağırlığının ve ABD de dâhil olmak üzere bazı bölgesel ve uluslararası aktörlerle yakın ilişkilerinin farkındaydı. Ancak bu misyon, İran'ın Arakçi'nin bölgesel turuna dahil olan ülkelere bunun karşılığında ne sunabileceği konusunda soru işaretlerinin ortaya çıkmasına neden oldu.

Potansiyel arabulucu kategorisindeki ülkelerin sükunetin sağlanmasında ve bölgenin tam ölçekli bir savaşa sürüklenmesinin önlenmesinde çıkarları olduğuna şüphe yok. Ancak asıl soru şu: İran’ı özellikle de bölgesel siyasetteki sicili göz önüne alındığında dipsiz bir uçuruma düşmekten kim kurtarmak isteyecek ve bu çabalar nereye uzanacak?

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.